Kendimi yatağa bıraktığımda salak gibi gülüyordum ama neden güldüğümü bilmiyordum. Ortada gülecek bir şey yoktu ama gülmemi durduramıyordum. Kafamı hissetmiyordum sanki. Sahi neden kafamı hissetmiyordum ben ya?
Tavana bakıp aptal gibi gülmeye devam ettim. Başım dönse de yüzümdeki sırıtma silinmiyordu. Gecenin karanlığında, dışarıdan gelen sokak lambası ışığı dışında karanlıkta kalan odanın içinde kendi kıkırdamalarım kulağıma doluyordu.
Ne mi olmuştu? Sanırım biraz geriye sarmam gerekiyordu.
~Birkaç Saat Önce~
"Yalan söylüyor be!" Deniz bağırdığında ileride oturan erkek grubu bize baktı. Yüzümü buruşturup başımı iki yana salladım. Biraz daha bağırırsa bütün ülke anonimin bana yalan söylediğini öğrenecekti.
"Sus be sus." Simge şakaklarını ovuşturarak Deniz'e kinle bakıyordu. Kaşlarını çatmış, gözlerini olabildiğince kısmıştı. Bu sinir olduğunu belli eden bakışıydı ve şu an ona gerçekten de katılıyordum. Ben sinir olmamıştım ama kötü hissetmiştim.
"Beni izleyin bebeklerim." Deniz oturduğu yerden kalktı ve arkasına yapışmış kumları silkeleyip ilerlemeye başladı. Ellerimi kuma koydum ve onu izlemeye başladım. Acaba yine ne yapacak? Bir şey yapacağı kesindi de ne yapacağı belirsizdi.
"Nereye?" Bana doğru döndü ve göz kırpıp ilerlemeye devam etti. Saçını savunmayı da ihmal etmedi tabii ki. Yönünü fark ettiğimde rahat tavrım hemen benden uzaklaşmıştı. İleride oturan erkek grubunun yanına gidiyordu!
"Kalk Simge valla başımıza bela alacak bu." Ben telaşla ayaklanırken Simge Deniz'e söyleniyordu. Çok haklıydı gerçekten. Okuldan olan o çocukların yanına gitmesi hiç ama hiç mantıklı bir fikir değildi. Şimdiden gerim gerim gerilmiştim.
Gözlerimi ilerideki erkek grubuna çevirdiğimde, Deniz’in erkeklerin yanına oturduğunu fark ettim ve oflayarak Simge'yi durdurdum.
"Şimdi hiçbir şey olmamış gibi yanlarına mı oturacağız? Ben utanırım oturamam ya. Hem hiçbirini tanımıyoruz ki" Çekingen ve utangaç biri olduğumu söylemiş miydim? Sanırım söylemedim ama evet öyleydim. Deniz gibi gidip şak diye yanlarına oturacak kadar cesaretli değildim. Kalbim şimdiden hızlı atmaya başlamıştı gerginlikten.
"Akıllı biri Allah'ım. Lütfen sadece bir akıllı. Yürü kız gidiyoruz." Kolumdan tutup beni oraya çekerken yüzüm her saniye kızarıyordu. Neden utanıyorum bilmiyorum ama bünyem utanmaya meyilliyse ben ne yapabilirim ki?
Aramızdaki tahmini on beş, yirmi metrelik mesafeyi yavaş adımlarla attık ve erkek grubunun yanında, ayakta durduk. Gergindim, soğuk terlerin sırtımdan aktığını hissediyordum. Daha önce bazılarının yüzlerini görmüştüm ama hiçbiriyle iletişime geçmemiştim. Put gibi durup yokmuşum gibi davranacaktım.
"Merhaba." Simge soğuk bir sesle konuştuğunda bakışlar bize döndü. Bir anda beş yüzün bana, daha doğrusu bize dönmesi nefes almayı unutmamı sağlamıştı. Deniz göz kırptığında üstüne atlamak istemiştim çünkü ben burada gerginlikten bayılacaktım o ise kahverengi saçlarını düzeltip zafer sırıtışını gösteriyordu bana.
"İşte arkadaşlarım." Deniz mükemmel gülüşünü sergilerken çocuklardan sarışın olanı, ki iki sarışın vardı, birinin üzerine doğru kaydı. Halka genişlerken Simge’yle beraber ayakta dikiliyorduk hala. Bu arada Deniz’in hangi ara bizden bahsettiğini de merak ediyordum doğrusu.
"Oturmayacak mısınız?" Esmer ve Görkem'le sık sık gördüğüm çocuk konuştuğunda gözlerimden alevler çıkıyordu. Kendisini fazla sevmem de. Sanırım gruptan en çok gördüğüm kişi oydu. Yeşil gözleri daha önce hiç kimsede görmediğim bir tondaydı, korkunç bakıyordu ve ondan hiç hazzetmiyordum. Konuşmasına karşılık kaşlarımı çatmamak için kendimi zor tuttum.
Simge beni zorla oturttuğunda kulağıma fısıldadı. "Misafirliğe gelen ama hemen eve gitmek isteyen o çocuklar gibi hissediyorum kendimi. Umarım Deniz Hanım hızlı kalkmamızı sağlar yoksa onu keserim."
"Kankaların en haklısısın," diyerek biraz egosunu yükselttim. Gerçekten çok haklıydı.
"Öncelikle sizi okulda baya gördüm ama isim olarak tanımıyorum. Tanıdık birilerini görünce dayanamadım geldim, tanışırız, arkadaş oluruz diye. Ben Deniz." Deniz şirince gülümserken ben somurtuyordum çünkü hiçbirini sevemedim. İlk saniyeden kin kusuyordum. Görkem'in arkadaşlarından ne beklersin. Hepsi iğrenç yaratıklar. İddiaya bile varım bu konuda. Sonuçta Görkem gibi biriyle arkadaşlarsa kesin kötü insanlardır.
"Ben de Simge,” dedi Simge soğuk sesini bozmadan. Hemen yanında oturan ve Görkem’le hep gördüğüm yeşil gözlü çocuk konuştu.
"Ben Berke. Sizi bir yerlerden gözüm ısırıyor sanki." Gözlerini önce Simge’nin sonra da benim üzerimde gezdirip yavaşça dudaklarını ıslattı ve gecenin karanlığında bile belli olan beyaz dişlerini göstererek sırıttı. “Gerçi görseydim net hatırlardım.”
"Bu yavşak,” diyerek sessizce konuştuğumda yanımda oturan çocuk ve Simge bir anda gülmeye başladı. Yanaklarım yanarken bakışımı denize doğru çevirdim. O bile yanağımdaki ısıyı düşürmüyordu. Neyse ki sadece Simge ve yanımdaki çocuk duymuştu. Diğerleri duysaydı daha utanırdım.
"Ee senin adın yok mu?" Gözümü devirerek Berke'ye döndüm. Görkem'le gördüğüm için yüzü epey tanıdıktı. Neredeyse siyaha kaçan kahverengi saçları, yeşil gözleri… Hep tanıdıktı. Ailemden çok onları görüyorum ne yazık ki. Tatilde bile onları görmek nasıl bir hatamın sonucuydu?
"Bilmem belki vardır, belki yoktur. Belki de adımla bile dalga geçmişsinizdir. Eminim yapmışsınızdır." Bir anda Görkem’e olan hırsımı Berke’den çıkartırken Berke, dümdüz bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu. Şahsen bana bir şey yapmamıştı ama yine de ondan da nefret ediyordum.
Bir sessizlik çökerken Deniz uzaktan bana bir şeyler söylüyordu ama anlamıyorum. Dudak okuma yeteneğim de sıfırdı. Gözümü devirip telefonuma baktım. En son anonimi görüldü atıp bırakmıştım çünkü bir şey diyecek vaktim olmamıştı.
"Senin adın Dila değil miydi ya?" Birinin sesi ile başımı o yöne çevirdim. Sarışın bir çocuktu. Buradan bile göz rengini fark edebiliyordum. Mavi. Fazla görmesem de arada rastlamış olabilirdim, bilemiyorum.
"Evet?" dedim sorarcasına. Bütün dişlerini göstererek güldü. Ben ise hala somurtuyorum çünkü buradan gitmek istiyordum.
"Ben de Ayaz. Bir ara sınavda seni dürtükleyip durmuştum yardım edersin diye, belki hatırlarsın. O sınav bana girdi sonra." Şirince gülümsedi. Hep sahte şirinlikler bunlar.
"Yo hatırlamam," dedim bir çırpıda. Çocuğun yüzü bir anda düştü. Sanırım ortamdaki gerginliği almaya çalışmıştı ama karşısında kinli ben varken bu imkansıza yakındı.
"Neyse o zaman. Arkadaşlarımı tanıştırayım. Sırayla; Bartu, Alkın ve Gökdeniz." Ayaz herkesi sırayla sayarken yanımda, bana gülen çocuğun Gökdeniz olduğunu anladım. Demek sen bana gülersin pislik.
Gözlükleri vardı ama bu onu masum göstermezdi. Ay ne kinci biriydim ben? Yanımda nefes alan birine bile nefretimi gösteriyordum.
"Ne içiyoruz?" diye atıldı Deniz. Yanında oturan çocuk yani Ayaz poşetten bir şeyler çıkartırken somurtmaktan başka bir şey yapmıyordum. Grubunun enerjisini emen kişi gibiydim ama neyse ki beni takan yoktu.
"Gülmeyi bilmez misin sen?" Sesini ilk defa duyduğum biri olduğu için başımı ona doğru çevirdim. Ne Ayaz ne de Berke’ydi, onların sesini az çok tanıyordum. Gökdeniz'in yanında oturan kişiydi. Adı Alkın olmalıydı sanırım. O da sarışındı, kıvırcık saçları alnına düşmüştü ve konuşurken gamzesi dikkatimi çekmişti.
"Biliyorum ama şu an mutlu olmadığım için gülemiyorum."
Hiçbir tepki veremedi. Ayaz -sanırım kurtarıcı olmak için doğmuştu- ona bir içki verdiğinde tekrar sessizliğine büründü ve içkisine çevirdi bakışlarını. Onu daha önce görmüş müydüm hatırlamıyordum ama bu ondan nefret etmeyeceğim anlamına gelmezdi.
Gözümün önünde sallanan içki ile bakışlarımı Alkın’dan çektim ve elim ile içkiyi ittirdim. "Ben içmem sağ ol. Birinin bunu toplaması gerekiyor."
Parmağım ile Deniz'i gösterdiğimde güldü. Simge de ben hayatta içmem dediğinde kısa bir dalga konusu olduk ama kimin umurunda? İçip sarhoş olmaktansa dalga konusu olurum daha iyi. Hem içtikten sonra ne yaparım Allah bilir çünkü daha önce hiç içmemiştim. Her şeyi yapabilme potansiyeli görüyordum kendimde.
Telefonumu çıkarttım ve anonimin sohbetine girdim.
Siz: Eğer buradaysan kurtar be
(Gönderilemedi)
Daha cümlemi bitiremeden telefonum elimden alındı. Alan Gökdeniz'di. Ağzım açık ona bakarken telefonumu yanında oturan Alkın'a uzattı. Pislik, gözlüklü. Bunu neden yapmıştı ki?
"Ne yapıyorsunuz?" Emekleyerek Alkın'a giderken Alkın omuz silkerek telefonu Bartu’ya verdi. Bartu bana göz kırparak sırıttı ve telefonu Deniz'e verdiğinde ağzım açık onlara bakıyordum. Gerçekten telefonum elden ele geçip sonunda Deniz’in kucağına gitmişti.
"Klişe bir sahneye hoş geldin! Telefonunu istiyorsan şişe çevirmece oynayacaksın."
"Senden nefret ediyorum." Gözlerimi kısarak ona bakıyordum. Bana öpücük atsa da sinirden köpürüyordum çünkü bu yaptığı şerefsizlikti. Hem eğer anonim cidden bu gruptansa kim olduğunu bulabilirdim mesaj atarak ama telefonumu elimden almıştı.
Direnin ortasında olduğumu fark edip Alkın ve Gökdeniz'in önünden çekildim ve yerime oturdum. Deniz mutlulukla ellerini çırparken ben ofluyordum. Şişe çevirmeceyi sevmezdim çünkü cesaret dediğimde çok zor şeyler yaptırtıyorlardı. Doğruluk sorusunda da söylemek istemediğim şeyleri söylemek zorunda kalıyordum.
"Cevap vermeyen diksin kafaya. Çok mantıklı." Bartu'ya da sinir olmuştum şimdi. Bir, tanımadığım birileriyle neden şişe çevirmece oynuyordum? İki, neden burada oturuyordum? Üç, neden anonime mesaj atmak istiyordum?
Of, ne bileyim ben? Sus da şişeye bak.
İç sesim bile benden bıkmıştı. Pü yazıklar olsun.
Şişeyi hangi ara çevirmişlerdi bilmiyorum ama bakışlarım şişeye kaydığında gözümü devirmeden edemedim çünkü bana soruyorlardı. Ne şans ama. Şans bende olsaydı burada mı olurdum? Hem de Berke soruyordu.
Gözlerimi şişeden çekip Berke’nin gözlerine diktim. Yine dudaklarını ıslatıp saçını karıştırdı ve dikkatsiz bakışlarını yüzümde gezdirip kısaca sordu. "Hangisi?”
"Ben size güvenip cesaret der miyim? Demem bu yüzden doğruluk." Ne halt isteyecekleri belli olmazdı. Hele ki Görkem’in en yakın arkadaşlarından birine asla cesaret demezdim. En son şişe çevirmece de cesaret dediğimde camdan seni seviyorum diye bağırmak zorunda kalmıştım.
"O zaman bizden neden bu kadar nefret ettiğini söyle."
Ciddi ifadesine bana bakarken kaşlarımı kaldırdım. Güzel bir soru sormuştu ve bu beni şaşırtmıştı ama başka bir tepki vermedim.
"Çünkü iyi olmayan biri ile arkadaşsınız. Bak, benim size arkadaşınızı kötülemem doğru olmaz ama bana az çektirmedi. Güvenim yok kimseye. Her şeyde bir kötülük arıyorum. Mesela şimdi sen bu soruyu sordun ya ben gidince arkamdan güleceksin. Yani öyle hissediyorum çünkü öyle bir enerji veriyorsun, veriyorsunuz.”
Oflayarak içkiyi diktim kafaya. Cevap veren içmiyordu ama bir anlık cesaretle yapmıştım bunu.
"Cevap verdin neden içiyorsun kız?" Bartu'nun sorusuna omuz silktim. "Sanırım bugün kafa dinlemem lazım. Bak, ağzımdan saçma şeyler çıkarsa ve birinden duyarsam sizi keserim. Mesela biri bana yazıyormuş falan yok."
Lan şimdiden mi çenem düştü benim?
Yo bu normal salaklığın.
"Oha." Ayaz'ın tepkisi hepimizin merakla ona bakmasına neden olmuştu. Boğuluyor gibi sesler çıkarıp yanında oturan Berke'nin yüzüne öksürmeye başladı. Berke, Ayaz’ı ittirip yüzünü buruşturdu ve mırıldandı. “Ayaz amına koyayım senin.”
"Kanka, kanka, kanka." Deniz yanımıza ışınlanmışken hızla ona döndüm. Ha bu arada şişe çevirmeceyi ilk sorudan bitirdim sanırım. Helal olsun bana.
"İki altın kural vardır. Biri ya seven belli eder, ki bu doğru ise anonim Ayaz. Diğeri ise sır gibi saklar bu da seninle hiç konuşmayan biri demek. Hadi gerisini sen çözersin."
Bunu sindirmek için biraz daha içtim. Sanırım cidden sindirmem gerekiyordu. Ayaz’a kısaca baktığımda nedensizce onu kafamdaki anonime uyduramamıştım. O zaman onu elemem daha mantıklı olabilirdi ama ummadık taş baş da yarabilirdi. İçkimden bir yudum daha aldım ve gözlerimi dairenin etrafındaki kişilerde gezdirdim. Hiç konuşmadığım kim vardı ki?
Yanımda oturan Gökdeniz’e baktım. Onunla konuşmamıştık ama o bana gülmüştü. Anonim olabilir miydi?
Gökdeniz’in yanındaki Alkın’a baktım. Diğer yanındaki Bartu’yla konuşuyordu. Konuşurken de elindeki bira şişesini sallayıp yüzünü buruşturuyordu. Bartu her ne dediyse kendi dediğine güldü ama Alkın yüzünü buruşturup onu itekledi. Alkın olabilir miydi? Ama onunla konuşmuştuk. Peki ya Bartu?
Bilmiyordum! Hangisi anonimdi ya da anonim cidden bu gruptan mıydı bilmiyordum.
Başımı son olarak Berke’ye çevirdim. Ondan şüphelenmiyordum bile çünkü o ve anonim olmak? Zaten yavşağın tekine benziyordu.
Ama başımı ona çevirdiğimde o da bana baktığı için göz göze gelmiştik. Yüzünde ne bir tebessüm ne de kızgın bir ifade vardı. Bana dümdüz bakıyordu ve ben ona baktığımda elindeki bira şişesini bir anda kafasına dikmişti.
Olabilir miydi? Hadi canım oradan! Berke bırak bana anonim olmayı herhangi birine anonim olmazdı.
Peki ya cidden Görkemlerin dalga işi içinse?
Kafamda kurduğum şeylerin etkisiyle şişenin içindeki son yudumları da hızlıca içtim ve boşalmış şişeyi Simge’yle aramıza yerleştirip az önce Deniz’in cebinden çaldığım telefonumu çıkarttım. Kaşla göz arasından cebinden almıştım.
Eğer bu kişilerden biriyse telefonuna bakardı.
Siz: Anonim
Siz: Neredesin?
Siz: Kurtar bwni
Siz: Ay yanlış old
Siz: Oldu
Siz: Kurtarma.
Mal mal gönderme tuşuna basılı tutarken gözlerimi kırpıştırdım. Gerçekten anonim benimle dalga geçiyor olabilirdi şu an. "Simge," diye seslendim ama hiç iyi hissetmiyordum ben. Hem de hiç iyi hissetmiyordum.
"He." Simge içmemişti umarım.
"Sanırım ben çok kötüyüm." Bu içmekten kaynaklı değildi, tamam o da etki etmiş olabilirdi çünkü bir anda bir şişe içmiştim ama kafamda kurduklarım beni daha kötü etmişti. Elimi tuştan çektiğimde ses attığımı fark ettim ama salak ben telefonumu bulamıyorum. Nerede lan benim telefonum?
"Salak. Ne demek ben kötüyüm? Bir de içmeyecektin ha. İçsen ne olurdu acaba? Sarhoş olmayan birileri var mı?" Simge seslenirken telefonumu arıyordum ama yoktu. Nereye gitti bu? Telefonumu bulup attığım sesi acilen silmem gerekiyordu.
"Biz sizi bırakırız. Hadi Alkın kalk." Ayaz Alkın’ı zorla kaldırırken dudağımı büktüm. Alkın yerinden epey zorla kalktı. Yüzünde değişik bir ifade vardı. Sanırım bu mallarla nasıl uğraşacağım bakışıydı bu.
"Canımı bulmadan gidemem." Ağlamak üzereydim. Sarhoş olsam bile yengeç gibi davranıyordum iyi mi?
"Kimmiş o canın?" Ayaz Deniz'i kaldırırken burnumu çektim. Alkın elini bana uzatsa da sadece dudağımı büktüm. O sıra gözlerimi etrafta gezdiriyordum. Belki de yine biri telefonu almıştı ama hayır, yoktu. Berke’yle yine göz göze geldiğimizde ona dil çıkartma isteğimi güçlükle yutup Ayaz’ın sorusunu cevapladım.
"Kim olacak telefonum! Bizim ilişkimiz ciddiydi." Gülmemeye çalışsa da kendini tutamamıştı Alkın. Ağlamama on saniye ama o hayvan gibi gülüyor. Telefonum, canım telefonum.
"Dila... elini bana uzat hadi." Alkın’ın seslenmesiyle gözlerimi onun mavi gözlerine çevirdim ve elimi uzattığımda bir şey fark ettim. Aa.
Telefonum buradaymış!
Alkın'ın elini boş verip telefonuma gülümsedim sonra da elini tutmadan ayaklandım. Ki ayaklanmam bir dakika sürdü.
Telefonun ekranını açıp bir cevap var mı diye baktım ama yoktu. Tüh, mesaj atarken birisine bildirim geldi mi bakmayı unutmuştum. "Hala cevap yok, yazıklar olsun sana anonim. İnsan bir ne oluyor diye bakar ama yok. İşi gelince yağcılık yaparsın ama." Söylenirken Alkın hala gülüyordu.
Ve... bütün yol güldü. Manyak mıdır nedir? İlk defa mı sarhoş gördü? Tabii benim gibi bir sarhoşu ilk defa görmüş olması normaldi.
~Şimdiki Zaman~
Telefonum titrerken zorlukla tavandan aldım bakışlarımı.
Mesajı okumam üç, algılamam on üç dakikamı almıştı.
Anonim: Sarhoş seni de sevdim. Hatta arkadaşım baya saçmaladığını söyledi. Sanırım orada olmak için her şeyimi verirdim...
Anonim: Seni otele bırakmak için de…
Anonim Alkın ve Ayaz değildi o zaman.
Yattığım yerden bir anda doğruldum. Cidden Berke olabilir miydi?