YEDİ

2257 Kelimeler
YEDİ Sonraki bir hafta Özgür Şahin'i hiç görmedim desem yeriydi. Beni gözünün önünden ayırmamaktaki kastı ise evin içine kilitleyip kayıplara karışmakmış onu anlamıştım. Neredeyse hiç eve uğramamıştı. Geceleri kapıyı usulca açmış benim odada uyanık olduğumu gördüğünde delici bakışları ile rahatsız etmiş. Bir kaç saat evde oyalanarak evi kolaçan etmiş, özellikle mutfakta eksik bir gıda var mı diye kontrol etmesinin ardından hiç bir şey yemediğimi anlayınca evin içerisinde kavga dövüş bir şekilde bana zorla yemek yedirmişti. ilk bir kaç gün yemek yememek için yaptığım inat Özgür Şahin'in üzerimde kaba kuvvet uygulamasına sebep olmuştu. İnadıyla baş edemiyordum kesinlikle. Özellikle yemek yemem konusunda ki ısrarı beni öldürüyor bedenimi kaskatı kesiyordu. Bir hafta boyunca boş boş yatmış Özgür Şahin'in güvenini nasıl kazanacağımı düşünmüştüm. Ama biliyordum ki bu zamanla olacak bir şeydi ve Özgür Şahin'in güvenmek için zaman kavramında bir dakika bir günle eş değer gibi bir şeydi. Bana karşı oldukça yabani davranıyordu. Gözleri hep irdeliyor yüzümü sanki daha önce görmüş gibi bakışları içimi ürpertiyordu. Beni daha önce görmüş olmasının imkanı yoktu ama. Babam yıllarca özene bezene saklamıştı beni Sumur Dünyasındaki herkesten, her şeyden. Yüzüm bu dünyaya yabancıydı. İsmim ise bu dünya da büyük bir yankı uyandıracak kadar tehlikeliydi. Adımın duyulması tüm taşları yerinden oynatacak ve Sumur'daki kaderin baştan yazılmasına sebep olacaktı. Diz kapaklarım artık zonklamıyordu. Ağrı kesici ve iyileştirici kremi bir haftadır özene bezene sürüyordum ve artık sarımsı morluklardan başka bir şey yoktu dizimde. Yemek yemeğe başlamıştım ki bu benim için büyük gelişmeydi. Ancak yine de eskisi gibi yiyemiyordum. Midem çok çabuk tıkanıyordu. Uykularımı düzene sokmaya çalışıyordum ancak imkansızdı. Uyuyamıyordum, uyusam bile kabuslarım uyandırıyordu. Görmekten asla kaçamadığım kabuslarım beni hiç bir zaman rahat bırakmıyordu. Sürekli uykusuz kalıyor ve uykusuzluğun vermiş olduğu etki ile doğal olarak olduğumdan daha da gergin bir ruh halinde evin içerisinde geziniyordum. Babamla ilgili gördüğüm kabuslarım peşimi bırakmıyordu. Uykularım haram olmuş bir şekildeydim bir buçuk aydır. Islak saçlarımı kurulayarak salondaki bordo renkli kanepeye oturdum ve siyah taytımın içine sakladığım bacaklarımı büktüm. Sahip olduğum tek iç çamaşırım üzerimdekiler olduğu için banyoya her girişimde elimde yıkıyor, fön makinesiyle nemlendirip giyiyordum. Babamın gri kazağını yıkamak zorunda kalmıştım çünkü arkamdan sinsi sinsi yaklaşmayı seven Özgür elimde kola varken irkilmeme sebep olmuş tüm kola üstüme dökülmüştü. Onu tanıdıkça duyduğum nefrette artıyordu. Şimdiyse üstümde başka bir kazak vardı. Onun olduğunu biliyordum ama giymek zorundaydım. Aksi takdirde göğüslerimi onun gözlerine sunacaktım ve bunu yapmaktansa onun gardırobundan geçinirdim. Gerçi gardırobunda pek bir şey yoktu. Sürekli burada kalmadığı oldukça belliydi. Bir kaç tane iç çamaşırı bir kaç tane kazak ve tişört, alt giyim olarak ise iki tane eşofman altından başka bir şey bulamamıştım evin gardırobunda. Elimdeki havluyla saçımdaki fazla suyu almaya devam ettim ve banyoda bulduğum tarakla taramaya başladım. Açık olan televizyona boş boş bakarken malik hane ne durumda diye düşünmeden edemedim. Oğuz bile ne yapacağımı bilmiyordu. Tek bildiği intikam almak için Özgür Şahin'i öldürmeye gideceğimdi. Babamın sürekli yerine getirdiği görevleri üç haftadır yapan Fikret amca meraktan kafayı yemiş olmalıydı sanırım. Birden bire yok olmuştum. Açıkçası onları da umursamıyordu. Umursadığım tek şey babamın intikamını almak için ne kadar zaman gerektiği ne kadar yol kat etmem gerektiğiydi. Kendimi ne kadar süre gizlemem gerektiğiydi. Kapının açılma sesini işittim. Bu oldukça şaşırtıcıydı. Normalde sadece geceleri uğrardı Özgür Şahin bu eve. İLk kez bu kadar erken saatte gelmişti. Bedenim yine donmuş bir buz kalıbı gibi kaskatı kesilirken kısa bir an nefesimi tuttum ve omzumun üstünden dış kapıya kısaca bakıp hemen ardından sanki bebek bezi reklamı çok önemliymiş gibi televizyona odaklandım. "Kardeşim şimdi bir haftadır oradan oraya koşturmana değdi mi?" dedi ilk kez duyduğum ses. Hızlıca kapı kapandı ve Özgür'ün artık sıkıldığını belli eden nefes verişini hissettim. "Değdi Yağız değdi. Bir süre kafam rahat artık." Bir haftadır neyle uğraşıyordu ki? Buraya doğru adımladılar ama önden Özgür'ün geldiğini hissedebiliyordum. "Yani şu anda Sumur senin değil mi? Baban şirketi devretti mi?" Dişlerimi kırarcasına sıktım ve dizlerimin üstündeki ellerimi yumruk yaptım. Parmak boğumlarıma kanın gitmediğini hissediyordum. Evet Sumur dünyası artık onundu. Dedemden babama miras kalan koskoca bir mafya çetesi artık onundu. İçi rahat mıydı acaba? Vicdanı sızlıyor muydu? Bir an olsun düşünmüş müydü babamı öldürmemeyi? Gözü o kadar mı dönmüştü? İçimde bir yerlerde baş gösteren vaveyla gözlerime ulaşamadan yutkundum ve gözlerimi yumup açtım. "Sumur benim. Babam da şirketi sadece istediği evlilik gerçekleşirse verecek. Yağız, sus artık." "Televizyon açık kalmış." dedi Yağız. Ah beni fark etmemişti. Hemen ardından buraya geldim geleli ilk kez ışığın yakıldığını gördüm ve odadanın her köşesi bembeyaz ışıkla aydınlanırken gözlerimi kıstım. "Ana!" tepkisi sanki Yağız'ın değilde bir kızın ağzından çıkmıştı. "Bu ne?" "İnsan Yağız, kör müsün?" "Orasını anladım da, nereden çıktı?" "Boş ver." Özgür bana doğru adımladığında yanımdaki kumandayı aldı ve televizyonun sesini kıstı. Gözlerimle sinirli sinirli ona baktığımda "Sağır mısın sesini açmışsın bu kadar?" dedi düz bakışlarıyla. Onu umursamadan gözlerimi televizyona çevirdiğimde kumandayı eski yerine attı. "Özgür kim bu kız?" Yağız denen kişinin bitmeyen sorularına gözlerimi devirdiğim esnada Özgür önümden çekildi ve görmesem bile açtığı buzdolabı kapısından mutfağa gittiğini anlamıştım. "Bende kim olduğunu bilmiyorum neden ona sormuyorsun?" dedi sonunda Özgür. Çekmecenin açıldığını işittim. Oturduğum bordo renkli kanepenin sırtı mutfağa yüzü de televizyon ünitesine bakıyordu. Bu yüzden benimde sırtım ona dönüktü. Tekrar adımladığı esnada yanımdaki boş yer başka bir beden tarafından dolduruldu. Başımı çevirip kimin oturduğuna baktığımda bile aslında oturanın Yağız olduğunu biliyordum. Gözleri maviydi ama benimkilerin aksine buz mavisiydi ve küçük yuvarlaktılar. Sakalları Özgür'ün sakallarından bir tık daha fazlaydı ve kahverengi saçları kıvırcığımsı, kısaydı. Dişlerini gösteren bir gülümsemeyle bana baktığında benden umduğu yüz ifadesini alamadı. "Kimsin sen?" Yemin ediyorum artık bir kişiden daha kimsin sen sorusunu duymaya tahammül edemeyecektim. Her kimsin sen dediklerinde bağıra çağıra öldürdüğünüz adamın kızıyım demek istiyordum. Sinirlendikçe sinirleniyor öfke ile doluyordum. Yağız denen adama cevap verme tenezzülünde bulunmadan tekrar televizyona dönerken bakışlarım Özgür'ü uyandığım odadaki tekli koltuğun aynısına oturmuş olarak buldu. Elinde yine bir kase ve kaşık vardı. Kasenin içinde ne olduğunu merak etmiyordum çünkü reçel yediğini biliyordum. "Dilsiz misin sen?" Yağız arkasındaki koltukta oturan Özgür'e döndü ve "Niye konuşmuyor bu?" dedi. Özgür umursamazca omuz silkti ve reçeliyle ilgilenmeye devam etti. Yağız ise pes etmek istemiyor gibiydi. "Neden konuşmuyorsun fıstık?" Yağız'ın eli bana uzandığı esnada tenime değmesine izin vermeden tek elimle bileğini tuttum ve kolunu geri bükerken ayaklandım. Yağız ani atağıma tepki veremezken onu koltukta geri yatırdım ve diğer koluna da dizimi koyup bastırarak müdahale etmesini engelledim. Mavi gözleri iri iri açılmış bir şekilde şaşkınca bana bakarken sıktığım dişlerimin arasından tısladım. "Çok istiyorsan ecelin olabilirim." "Ne yapıyorsun bırak!" dedi sesine yansıyan şaşkınlıkla. Hareketsiz bir biçimde bırakmamı bekliyordu çünkü kolu o kadar ters bir pozisyondaydı ki ani hareketinde kırılabilirdi. "Bana bak." dedim koluna biraz daha yüklenerek. Hareketime inlerken dişlerini birbirine bastırdı ve gözlerinde dehşetin ayak izlerini gördüm. "Bu elin bir daha bana dokunmak için kalkarsa seni doğrarım." "Özgür al şunu üstümden kolumu kıracak." diye bağırdı Yağız. Gözlerimi Yağız'dan ayırmıyordum ama Özgür'ün eğlenircesine bizi izlediğinden emindim. "Niye oğlum üstünde taş gibi hatun var işte." dedi Özgür alayla. Bakışlarım ona döndüğünde sırıtarak bize baktığını gördüm ve mümkünmüş gibi kaşlarım daha çok çatıldı. "O taşla senin kafanı parçalarım ben." dedim tıslayarak. Dediğime alayla güldü. "Bırak dalgayı çek şunu yavşak kolum kırılacak!" Ne ara olmuştu bilmiyorum ama gözlerimi tekrar Yağız'a döndürdüğüm esnada Özgür kolunu belime sararak beni bir bez bebekmişim gibi Yağız'ın üstünden aldı. Boşa düşen ellerim Özgür'ün beni tutan kollarına asılırken dokunuşundan ziyade tısladım ve bacaklarımı savurdum. Ancak Özgür bana mısın demeden sımsıkı tutuyordu beni. Serbest kalan Yağız hemen koltuktan ayağa kalkarken geriye büktüğüm kolunu ovalayarak bana baktı. Yüzündeki ifade hâlâ değişmemişti. "sss kaçkını!" diye bağırdı bana. "İnsanlığına balta girmemiş senin!" "Kes lan sesini!" diye bağırdığım esnada ensemde Özgür'ün gülüşünü hissettiğim anda sanki Kanima darbesine mağruz kalmışım gibi hareketim kesildi. Yüzümdeki ifade donarken saçlarım yüzüme döküldü ve o an Özgür'ün bedeninin sıcaklığı bedenimi dağladı. Tilkilerim kuyruklarıyla beni sertçe tokatladılar ve mantığım yerine gelirken aynı anda "Bırak!" diye bağırmıştım. Özgür bu emrimi bekliyormuş gibi beni yere bırakırken ayaklarım zemine temas etti ve hemen ondan ayrıldım. "Sinsi panterimle tanış Yağız." dedi Özgür ben iki yana dökülmüş saçlarımı kulağımın arkasına iterken. Sinirle Özgür'e baktım ama geveze Yağız yine susmadı. "Sen bununla aynı evde nasıl yaşıyorsun lan? Uykunda boğazını parçalayıp hobi niyetine yer." "Biraz daha konuşursan parçalayacağım ilk gırtlak seninki olacak." derken yine Yağız'ın üzerine yürümeye başlamıştım. Attığım bir adımla üç adım geriye giden Yağız yolunu çıkış kapısı olarak belirlemişti ki Özgür önüme geçerek adımlarıma engel oldu. "Yeter artık dur." dedi bana düz düz bakarken. Seside bakışları kadar düzdü. Bana arkasını dönüp "Yağız ben seni yolcu edeyim." dediği esnada arbede yüzünden sıyrılmış gömleğinin izin verdiğince belindeki silahı gördüm ve gözbebeklerim genişledi. Beynimdeki uyuyan tilkilerim silahı görür görmez gözlerini açarak sinsice fısıldaşmaya başladılar ve aynı anda ben hareketlerimi kestim. Tilkilerim kanlı salyalarını akıtarak silaha bakarken yüzük görmüş gollümden farksızlardı şu anda. Çatallı dilleriyle sürekli aynı şeyi tıslayıp duruyorlardı beynimin kıvrımlarında. O silahı al. O silahı almalıydım. Kapı açıldı ve sonunda Yağız denen gevşek gittiği zaman sakinleşmek için kendimi az önce Özgür'ün kalktığı koltuğa attım. Bağdaş kurarak oturduğum koltukta arkama yaslanmazken Özgür'ün ayak seslerini işittim. Sanki anlaşmalıymışız gibi o da benim kalktığım yere otururken "Kaçırdın çocuğu." dedi. Sesi sinirli değildi ya da alaycı. Düzdü işte ruhsuz bir bakışma gibi. Tuzsuz bir çorba gibi. "Sende pek üzülmüş durmuyorsun gitmesine." "Sabahtan beri yanımda gitmesi iyi oldu kafamı dinlerim." diyerek bir elini kaldırdı ve şakağını ovalamaya başladı. Gözleri gözlerimden bir an olsun ayrılmazken ona cevap vermedim ve gözlerini ilk kaçıran ben oldum. Normalde göz teması konusunda iddialıydım ama söz konusu Özgür Şahin olunca tüm iddialarım çığ altında kalıyordu. Bunun tek sebebi ise ona baktıkça babamın son halinim gözümde canlanıp durmasıydı. Aramızda bir sessizlik oluştu ve o sessizlik uzayıp gitti. Ben gözlerimi televizyondan ayırmazken o da gözlerini benden ayırmadı ve inatla başımı ona çevirmedim. Ama uzun bir sürenin ardından iyice rahatsız olarak ona döndüm. "Ne düşünüyorsun?" diye sordum sadece dudaklarımı oynatarak. Gözümü dahi kırpmamıştım. "Seninle ne yapacağımı." dedi dürüstçe. Oksijenim boğazımdan ağır ağır geçerken yutkundum ve susma hakkımı kullandım. "Dayından başka kimse hayatta değil mi şimdi?" Dudaklarımı oynatarak konuşmak yerine başımı iki yana sallayarak olumsuz bir cevap verdim. Özgür ise şakağını ovaladığı parmağıyla tek kaşını kaşıdı ve bana bakmaya devam etti. "Okuldan arkadaşın falan?" "Hayır." Benim arkadaşım yoktu ki. Özel eğitim aldığım için okula da gitmemiştim ben. Tek arkadaşım Damla'ydı o da Muğla'da yaşıyordu. Özgür sakince ayağa kalktı ve adımları bana yöneldi. Aramızdaki yaklaşık iki metrelik mesafeyi aşarak tam karşıma dikildi ve ellerini yumruk yapıp tekli koltuğumun kolluklarına dayadı. Yüzünü yüzüme yaklaştırarak üzerime eğildiğinde başımı çok hafifçe kaldırarak gözlerinin içine baktım. Her ne kadar mantığım arkama yaslanarak onunla arama mesafe koymam konusunda beni uyarsa da inatla sırtımı tekli koltuğa yaslamadım ve onun kahverengi gözlerindeki kehribar lekeleri izlemeye başladım. Kıvrık kirpikleri benim kirpiklerimden daha kadar uzundu ve saçları gibi siyahtı. Yapılı saçları dalgalıydı ve uzun değildi ama en azında elle tutuluyordu. Yani sanırım. "Neden arkadaşın yok sinsi panter?" diye sordu nefesini yüzüme verirken. Nefesi taze fesleğen kokuyordu. Öyle ki nefesini yüzüme üflediğinde kaçmıyordum. "İnsanları sevmem." dedim en az onun bakışları kadar düz bir sesle. Gözlerimi dahi kırpmadan onu izliyordum. Hatta nefes almayı bile akıl etmiyorum desem yeriydi. "İnsanları sevmezsin?" dedi soru sorar gibi. Diliyle dudaklarını yaladı ardından dudaklarını birbirine bastırdı. Gözleri yüzümün her köşesini tarayarak ezberine kazırken "Evet." diyerek onayladım onu. Aynı şekilde bende onu inceliyordum. Sert, erkeksi yüzü yaşının yirmilerinin başını bitirdiği izlemini veriyordu. Gözleri ufak birer bademdi ve badem kahverengisiydi. Acı badem gibiydi aynı. Güzel görünüyordu ama iş dokunmaya, tadına bakmaya gelince insanın canını yakıyordu. Burnu tam bir türk erkeği burnuydu. Yüzüne hafifçe yayılmıştı ama düz bir şekilde inerek suratını ortadan ikiye ayırıyordu. Dudakları dolgun tanımının yanından bile geçmiyordu, yinede yok denecek gibi bir dudaklara sahipte değildi. Kusurluydu aslında ama henüz kusurunu bulabilmiş değildim. Başını yavaşça aşağı yukarı salladı. Ardından kolluklara baskı yaptığı yumruklarını hafifçe çekerken gözlerimin içine bakarak "Bende." dedi. Kollarını iki yanımdan çekip sırtını dikleştirdiğinde ise son bir bakış attı bana ve yanımdan geçerek koridorun karanlığında kayboldu. Kulaklarım Özgür Şahin'e dikkat kesildi ve bir üç dakika kadar sonra banyonun kapısının açılma sesini duydum. Ardından kapı kapandı ve su sesini duyan kulaklarıma güvenerek hemen koltuktan ayağa kalktım. Çoraplı ayaklarıma güvenerek sessizce banyonun önünden geçtim ve hemen evdeki tek oda olan uyandığım odanın aralık kapısından içeriye süzüldüm. Gözlerim hızlıca karanlık odayı tararken Özgür'ün az önce çıkardığı kıyafetleri bordo renli koltuğun üstünde görmüştüm. Koltuğa yöneldim ve Özgür'ün pantolonuyla gömleğini kaldırdım. Tahmin ettiğim gibi silahı görünce hızlıca silahın kabzasını kavradım. Silah hâlâ Özgür'ün teninin sıcaklığını taşıyordu. Kıyafetleri eskisi gibi yerine bırakırken elimde silahla odadan uçarcasına çıktım ve kendimi tekrar tekli koltuğa attım. Bağdaş kurduğum bacaklarımın arasında oluşan boşluğa silahı tuttuğum elimi koyarken nefesimi tutarak Özgür'ün banyodan çıkmasını bekledim. İçimdeki sabırlı kişiliğim doğru zamanın şimdi olmadığını, Özgür Şahin'i güvenini kazandıktan sonra öldürmem gerektiğini acele işe şeytanın karışacağını söyleyip duruyordu ama onu umursamadan susturdum. Şeytan en başında karışmıştı bu işe zaten. Tilkilerim beni ayakta alkışlıyor, çatallı dilleriyle gurur duyduklarını söylüyorlardı. Onlar için önemli olan tek şey intikamdı. Ne zaman olduğu, hangi şartlar altında gerçekleştiği önemli değildi. Onlar kan görmek istiyordu. Özgür Şahin'in kızıl kanına susamışlardı. Onları doyurmalıydım. Su sesi kesildi ve bir dakika sonra banyonun kapısı açıldı. Ardından Özgür'ün iki adımlık ayak sesini duydum ve ses kesildi. Bir kaç dakika daha öylece hareketsiz bekledikten sonra oldukça sessiz bir şekilde ayağa kalktım. Sanki az sıkıyor muşum gibi silahı iyice sıkı kavrarken zeminde adımladım ve yavaş yavaş odaya yaklaştım. Kapı kapalı değildi. Aksine benim rahatlıkla girebileceğim kadarda açıktı. Nefesimi tutarak odaya girdim. Özgür'ün arkası şansıma bana dönüktü. Altında siyah bir eşofman altı vardı ve üstü çıplaktı. Böyle omuzları daha geniş ve kaslı görünüyordu. Ne yaptığını görmüyordum ama sanırım telefonla uğraşıyordu. Ona yavaş yavaş sokuldum. Nefes dahi almıyordum beni farketmesin diye. Sonunda aramızda iki adımlık mesafe kaldığında silahı kaldırdım ve soğuk namlusunu Özgür Şahin'in ensesine dayadım. "Söylesene Özgür," dedim soğuk bir alayla ensesine doğru fısıldayıp bu sefer nefesimi ben üflerken. Ruhsuzca gülmüştüm. "Sende babamı böyle mi öldürmüştün?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE