TANITIM
Alçin ATEŞ
10 yaşındayken, hayatın yükünü sırtıma almak zorunda kalmış, çocuk olmaktan çıkmıştım. Çünkü bir insanın annesi vefat edince, hayat onu ister istemez büyütüyormuş bunu en acı şekilde deneyimledim.
Annemin vefatından sonra babam kendini iyice bozup, alkolü yetmiyormuş gibi kumar oynamaya başlamıştı. Onun alkol ve kumar bağımlılığı yüzünden, önce arabamızı, sonra annemden kalan altınları satıp, en sonunda da evimiz elimizden gitmişti. Evimiz satıldığında ben 17 yaşındaydım. Her tarafı annemin hatıralarıyla dolu olan bu evde elimizden gidince, son kez göz yaşı döküp, o gün bu adamdan kurtulacağıma dair yemin ettim.
Aslında buradan kaçmamın en büyük sebebi, babamın yaptığı telefon konuşmasına şahit olmamdı.
“Elimde avcumda bir şey kalmadı. Şu an ödeme yapamam, nolur biraz idare edin beni söz veriyorum o parayı bulacağım!” Karşıdaki adam ne dediyse, babam şaşkınlıkla adımı söyledi.
“Alçin mi?” Bir müddet daha sessizlik oluştuktan sonra babam konuştu.
“Tamam kızımı seninle evlenmesi için ikna edeceğim” gözlerim şokla açıldı. Daha 17 yaşındaydım! Satacak bir şey bulamayınca beni mi- söylemeye bile dilim varmıyor…
Duyduklarımdan sonra heme eşyalarımı toplayıp halama gittim. Her zaman tek destekçim o olmuştu. Durumu anlatınca, üniversiteyi kazanana kadar bana sahip çıktı, babamın önünde durdu.
Halamın hastalığından dolayı onu kaybedince, babam yine bana sarmaya başladı ama üniversiteyi kazandığımı öğrendiğim an İstanbul’a kaçtım.
Hem çalışıp, hem okudum. Kimseye minnet etmemek için hiç durmadan çalıştım desem yalan olmaz. Babam bir şekilde bana ulaşıp, borç istiyordu. Hala peşimi bırakmıyor, hayatı bana zindan ediyordu.
En yakın arkadaşım, en büyük destekçim, bazen sırdaşım bazen abim bazen babam… Karan ile zorlu geçen 4 yılın ardından, sonunda mezun olacaktık. Çok çalışıp, büyük mücadeleler vermiştik ama değdi. Yarın son finalimize girip, yazılım mühendisi olarak yeni hayatımıza başlayacaktık.
“Yarın ki sınavı da geçtik mi, mezun oluyoruz Alçin. “Masadaki laptoba o kadar kitlenmiştim ki Karan’ın masaya kalçasını yaslayıp, kollarını göğsünde birleştirerek beni izlediğini farketmemiştim bile.
Bir an Karan’ın sesiyle bakışlarımı ona çevirip, tekrar ekranda yazdığım kodlara döndüm. Karan benim aksime heyecanlı, neşeli ve eğlenmeyi seven bir tipti. Kumral teni, uzun boyu ve ela gözleriyle adının tam zıttı bir tip olur kendisi. Ama sinirlendiği zaman gözü hiç bir şeyi görmez. Yakıp yıkmaktan da çekinmez!
“Tepemde dikilmekten ne zevk alıyorsun?”
Duruşunu bozmadan Üzerime doğru eğilerek,
“Başka türlü sesimi duyuramıyorum sana prenses” prenses kelimesine yüzümğ buruşturdum. Böyle sıfatları sevmediğimi bildiği halde sırf beni gıcık etmek için kullanıyordu!
Tak cevap verecektim ki, telefonuma yabancı bir numaradan ard arda gelen mesajlar dikkatimi çekti. Telefonu alıp mesajları okurken hipnoz olmuştum. Öfkeden elim ayağım titremeye başlamıştı!
“Alçin borçları ödeyemediğim için adamlar peşimde. Beni öldüreceklerini söylediler kızım!” İlk mesajı okuyunca “ gebertsinler!” Diye içimden geçirirken sonraki mesajlara gözüm kaydı.
“Alçin kızım bak bunlar çok tehlikleli tipler, daha öncekilere benzemiyor. Seni kafaya takmışlar borçları ödemezsem seni kaçıracaklarını söylediler!” Bu mesajıyla öfkeden iyice deliye dönmüştüm.
Durumun ciddiyetini anlayan Karan, telaşla sandalyesini çekip yanıma oturdu. Telefonumu elimden alıp, mesajları olumaya başlayınca bu sefer deliren o oldu.
“Alçin polise gidelim, bak bu tiplerin sağı solu belli olmaz. Seni riske atamam. “ odanın içinde volta atıyordu. Ben ise hiç konuşmadan olduğum yerde oturup, gözlerimi laptobun ekranına diktim. Ekrandan yansıyan sliüetimle bakışırken o an aklıma bir fikir geldi.
“Son konuşmamızda hatırladığım kadarıyla babamın adına bir şirket açıp, borçları şirket aracılığıyla üzerine yıkmışlar. Durum böyle olunca hem yasal yoldan kendilerini garantiye almış oluyorlar, hem de babamı büyük bir çıkmaza sokmak istiyorlar. Sanki bataklığın kendisi babam değilmiş gibi!”
Karan yanıma gelip tekrar oturunca, dikkatle yüzüme baktı. Aklımdan bir şeyler geçtiğine emindi. “Hadi dökül!” Demesiyle kendimden emin bir tavırla ona döndüm.
“Az çok kim olduklarını biliyorum. Sistemlerine ufak bir sızma yapmıştım hatırlarsan! Şimdi daha büyük çapta hackleme yapıp, babamın borçlarını sileceğim. Yani işim bittiğinde babamın veya benim adım bile olmayacak sistemlerinde! “ gözlerimdeki kararlığı gören Karan tedirgin bir ifadeyle bana doğru eğildi.
“Ateşle oynuyorsun yavrukuş. Yapma bunu. Bak bu adamların neler yapabileceğini hayal bile edemezsin. Kim bilir arkalarında hangi isimler var. Polise gidelim Alçin” kafamı iki yana sallayarak sandalyede oturuşumu düzeltip, rahat bir tavırla kollarımı esnettikten sonra, uzun kızıl saçlarımı tepemde topuz yaparak parmaklarımın, laptobun klavyesinde dans etmesine izin verdim.
“S*çtık kızıllar tepede toplandıysa, başımız büyük belada!” Diyerek şu dakikadan sınra beni asla ikne edemeyeceğini anlayınca, kafasını iki yana sallayarak sıkıntılı nefes verirken sandalyeden kalktı.
“Kahve yapıyorum” diyerek odadan çıktı. Karan bir şeyi kafama koyduysam yapmadan bırakmayacağını tecrübe ederek öğrenmişti.
Yaklaşık iki saat süren hackeleme işleminin sonunda, klavyede son dokunuşu yapıp, laptobu kapattım. Her yerim tutulmuştu. Boynumu iki yana esnetip, saçlarımı açarak serbest bıraktım. Saçlarımdan yayılan lavanta kokusuyla gözlerimi kapatıp arkama yaslandım.
“Büyük bela aldın başına benden söylemesi. Bir kerecik lafımı dinlesen ölmezsin be !” Ayağa kalkıp yanına gidip yanağından makas alarak
“Ya sen benim için mi endişeleniyorsun! Yerim seni . Merak etme bir şey olmayacak. He diyelim ki bana bir şey oldu, miras olarak yeni geliştirdiğim yazılımın telif haklarını sana devrediyorum. Ben ölürsem sen piyasaya sürersin” dedikten sınra göz kırpıp mutfağa doğru yöneldim.
“Alçin anlıyorum korkun yok, yetenekli ve zeki bir yazılımcısın ama bu adamların anladığı dil çok farklı.”
“Offff, yeter artık Karan. Karnım acıktı benim. Ne hazırlasak?” Sinirle bana bakıp, buzdolabına yöneldi. Çıkardığı malzemelerden menemen yapacağını anlayınca, çay suyu koydum. Aramızdaki sessiz iletişime hayranım! Karanla çok konuşup, açıklama yapmak zorunda kalmadan anlaşabiliyorduk.
***
Sınav için sabah erken kalkıp, hazırlanmaya başladım. Karanla bşraz erken buluşup, kahve içecektik.
“Alçin, bunlar niye böyle?” başıyla sınıfın burnu havada tiplerinin olduğu grubu gösterdi. Güneşten gözlerimi kısıp, baktığımda saçma sapan fotoğraflar çekinip, birbirlerine gösteriyorlardı. Kendileri hariç herkese üstten bakan tiplerdi işte..
“Kendilerince takılıyorlar çok da kasma”
“ ooo Alçin kuşuma bir olgunluk gelmiş?” Omzumu silkerek cevap vermedim. Yüzüm asık olduğu için sorguya çekecekti ama sınav saati gelmişti.
Dün gece laptopta son notlarıma göz gezdirirken, birisi bilgisayarıma sızmaya çalışmıştı. Benim güvenlik sistemimi bugüne kadar aşabilen olmamıştı. Hemen müdahale ettm ama, aklıma sistemlerini hacklediğim adamlar geldi.
Şu an sadece sınava odaklanmalıyım!
“Oh be bu da bitti!” Sınavı iyi geçenin gözlerinin içi gülereken, kötü geçenler sessizce koridorda yürüyorlardı.
Karan kolunu omzuma dolayarak iri bedeniyle eğilmeme sebep olmuştu.
“Karan dur zaten sıkıştım. Altıma kaçırcam şimdi” kahkahası koridorda yankılanırken, beni azat etmesiyle tuvalete doğru koştum. Kapıyı açmaya çalışırken, kilitli olduğunu farkedince, kapının üsteinde yazan yazıyı farkettim. “ARIZALI”
“Hayır ya! Beni mi buldu arızası!” Kaan beni cafede bekleyeceği için ortalarda yoktu. Koridorda zaten kimse kalmamıştı. Sessiz koridorda telaşlı adımlarımın sesi yankı yapıyordu. Hemen asansöre binip alt kata indim. Bir tek bizim katta tek tuvalet vardı nedense!
İşimi bitirince, lavaboya yöneldim. Ellerime sabunu boca edip, güzelce köpürttüm. Suyun altında akıp giden köpükleri izledim. Çok sıcakladığımı farkedip yüzümü de yıkamak istediğim için, avuçlarıma suyu doldurup eğilerek suların yüzümdeki serinletici etkisiyle rahatladım. Elimi yüzümü peçete yardımıyla kurularken, aniden açılan kapıyla irkildim.
İçeriye giren kadın temizlikçiydi. İşini rahat yapabilsin diye oradan ayrılacakken, cebinde olan elini aniden çıkarıp, avcundaki iğneyi bana doğru hızla yöneltti. Ne olduğunu anlayamadan, iğnenin tenime batmasıyla, vücuduma yayılan yakıcı histen sonra gözlerim kararmaya başladı.
Gözlerimi araladığımda ilk hissettiğim şey, dilimin damağıma yapıştığı kuruluktu. Kafam zonkluyor, vücudum taş gibi sertleşmişti. Kıpırdanmak istedim ama bileklerimdeki plastik kelepçeler hareketimi sınırlıyordu. Göz kapaklarım ağırdı, ama içimde yükselen korku, uyanmam için beynimi zorla ayıltıyordu.
Bulunduğum yer… bir minibüs müydü?
Kapkaranlıktı. Hareketsiz duran bedenim, titreşen motorun ritmiyle hafif hafif sarsılıyordu. Aracın içinde yan yana dizilmiş üç adam vardı. Hepsi aynı tip siyah kıyafetler giymiş, elleri silahlıydı. Gözlerinin birinde bile merhamet parıltısı yoktu.
“Uyanıyor…” dedi biri. Kalın, boğuk bir ses. Arap aksanlı Türkçesiyle. Öteki hemen yerinden kalktı, yanıma geldi. Göz göze geldik. Simsiyah gözleri vardı. Gülümsemesi tüylerimi diken diken etti.
“Güzel kız… aklınla oynadın biraz, şimdi cezasını ödeyeceksin.”
Karnıma bir korku yumruğu saplandı. Ses çıkaramadım. Boğazımda kurumuş bir çığlık vardı sanki. Adam geri çekildi, diğerine döndü:
“Yarım saate sınırdayız. Diğer araç da yolda. Başkana teslim edeceğiz. Sonrası onun bileceği iş.”
Başkan mı? İçimden bir şeyler koptu. Bu sadece bir borç meselesi değilmiş meğer. Bu adamlar babamın kumar borçlarını bahane edip, beni çok daha karanlık bir yere satıyorlardı.
Başımı yana çevirdiğimde, camdan dışarıyı görebildim. Kum fırtınasına benzeyen bir hava, taşlık bir yol, çırılçıplak ağaçsız bir coğrafya. Gökyüzü griydi. Bir sınır hattına yaklaştığımı anlamıştım. Türkiye’den çıkmak üzereydik.
Ne kadar geçti bilmiyorum, zaman algımı kaybetmiş gibiydim. O kadının bana yaptığı İlacın etkisinden olmalı, zihnim hala bulanıktı.
Depo gibi bir yerin önünde arabadan indik. Kocaman gri ikili demir kapının açılmasıyla, arkamdaki iğrenç varlık, beni iterek içeri girmem için zorladı. Yalpalayarak adım attığımda, depoya bezeyen bu yerin havasız ve pis kokusu karşıladı beni. “ bu kokuda nasıl duruyorlar” diye içimden geçirdim.
***
Kopan gürültü deprem etkisi yaratırken, işkenceden güçsüz düşmüş başımı zorlayarak kaldırıp, neler olduğunu görmek istedim.
Heybetli vücuduyla önüne çıkanı tek tek indiren bu ölüm makinesi kimdi acaba?
Kulaklığının düğmesine basıp
“Doruk dışarıyı kontrol edin! Çıkıyoruz!”
“Sen kimsin” cevabını duyamadan gözlerim kapandı.