Ay, geceyi kan gibi boyamıştı. Ormanın üzerinde kızıl bir sis dolaşıyor, her nefeste toprak yanık demir kokuyordu. Elena’nın yeni hâli, ışıkla gölge arasında dalgalanan bir siluetti artık; bedeni insanın zarafetini, kurdun vahşetini taşıyordu. Saçları rüzgârda savrulurken altın tozları gibi parlayan kıvılcımlar, toprağa düşüp sessiz patlamalar yaratıyordu. Arden, bu manzarayı seyrederken yutkundu. “Bu artık sen değilsin,” diye fısıldadı. Elena başını çevirip gözlerini ona dikti. O gözlerde birden fazla bakış vardı — biri Kael’in gri derinliği, biri Rian’ın karanlık yankısı, biri de kendi öz ışığıydı. “Hayır, Arden,” dedi, sesi hem yankı hem rüzgâr gibi titreşti. “Bu benim ta kendimim. Hep buydu. Sadece bastırılmış, unutulmuş bir ben.” O sırada gökyüzünde çatlaklar belirdi. Gözle görülü

