Rüzgârın uğultusu, gecenin karanlığını bir ağıt gibi sarıyordu. Ormanın derinlerinde yankılanan her nefes, Elena’nın yokluğunu hatırlatıyordu. Kael ve Arden, günlerdir izini sürüyor ama kadının ardında bıraktığı gölgeyle yetiniyorlardı. “Toprak her yerde aynı kokuyor,” dedi Arden, diz çöküp nemli yaprakları eliyle ezerken. “Sanki onun enerjisi ormanın damarlarına karışmış.” Kael sessizdi. Gözlerini uzaklara dikmiş, siyahlaşan gökyüzünü inceliyordu. “Elena artık bir iz değil,” dedi sonunda. “O, bu dünyanın bir parçası. Ama hâlâ bir insan yönü varsa, o bizi çağıracak.” Sözleri bittiğinde toprak hafifçe titredi. Ağaçların arasında gri bir sis yükseldi; içinde yankılanan bir ses, her ikisinin de tüylerini diken diken etti. “Beni arıyorsunuz, ama kim olduğumu hatırlamıyorsunuz.” Kael kılı

