Ormanın derinlikleri gecenin ağırlığıyla daha da bastırıyor, gökyüzündeki yıldızlar sanki birer birer sönüyordu. Kael, hatıraların tuttuğu o karanlık kapıdan geçtiğinden beri gerçek dünya ile anıların sınırı arasındaki çizgi giderek incelmişti. Arden onun ardından ilerlerken, adımlarının altında ezilen yapraklar bile farklı bir yankı bırakıyordu—sanki orman artık konuşmak istiyor ama hangi dili kullanacağını bilmiyordu. Kael durdu. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu, fakat yorgunluktan çok, gördüklerinin ağırlığı vurmuştu üzerine. “Elena’nın bu kadar şeyi yalnız taşıdığına nasıl inanabildik…” diye mırıldandı. Arden omzuna dokundu. “Biz sadece gördüğümüzü anladık. O ise görmediğimizin yükünü taşımış.” Bu sözün ardından etraflarındaki hava değişti. Soğuk rüzgâr bir anda kesildi. Ağaçların

