1. Ve 2.BÖLÜM
Her şeyin bir katlanma sınırı, tahammül biçimi ve deneme süresi vardı. Hayatım hep bu üç eylem üzerinde dönüp durdu. Günün sonunda bana düşen pikapta çalan piyanonun sakinleştirici ve huzur veren sesi eşliğinde bir kupa dolusu kahve içmekti. Yalnızlık paylaşılabiliyor olsaydı eğer adı yalnızlık olmazdı. İstemediğim kadar yalnızlıkla baş başa kalmıştım. Hatta buna doymuştum bile. Çok fazla şey denedim ruhuma iyi gelsin diye. Bir kedim bile vardı. Hastalanınca barınağa vermek zorunda kalmıştım ve o zaman anlamıştım, yalnızlık benim kaderdi. Beynim artık uyku moduna geçince pikapı kapattım, kupayı bıraktım ve yattım yalnız yatağıma.
İnsanın hiç mi düşünecek bir şeyi olmazdı, benim yoktu işte. Kendimi bile düşünmekten o kadar sıkıldım ki hayaller kurmaya başladım. Mutlu olduğum hayaller. İçinde olmaktan sıkılmadığım hayaller. Gözlerimi açınca işte gerçek dünya.
Sabah kolay olmazdı benim için. Zaman hiç geçmez bazen. Canım sıkılır, ruhum daralır. Çok kere gözümü bile kırpmadan sabah etmişliğim var benim. Neyse ki yaşıyorum, işim var, para kazanıyorum. Böyle avutuyorum kendimi.
Gözlerimi açtığımda çok erken bir saatti. Yataktan kalk, duş al, kahve iç ve işe git rutini kolayca gerçekleşti. Yağmur çiseliyordu. Sonbahar yüzünü böyle gösteriyordu. Solmuş, yerlere serilmiş yapraklar. Issız, soğuk kaldırımlar. Usanmış, yola düşmüş insanlar.
Bunlar görüyorum işte, değişik heyecan veren şeyler yok gözlerim için. Biraz sonra taksiden indim şirketin önünde. Tam vaktinde işimin başına geçtim. Bilgisayarımı açıp katta sorumlu olduğum patronlarımın odalarına giderek teker teker açtım bilgisayarları. Temizlik görevlisi daha tozları alırken büyük patron Aydan Sayar’ın odasına bırakmam gereken notları bıraktım.
Koridorda masama giderken karşılaştım Naz hanımla. Doğuma sayılı günleri olduğu halde işinin başından ayrılmayan enerjisine hayrandım doğrusu.
"Günaydın efendim."
"Günaydın, benim için bir notun var mı?"
O inceldiği yerden kopacakmış gibi çıkan sesiyle yine gülümsedim.
"Aydan hanım sizin çalışmanızı istemiyor..."
"Ama"dedi bunu ivedilikle reddederek.
" Ama ben sizi yormayacak bir not aldım. Sınırları zorlasanızda Aydan hanımın sınırının dışına çıkamıyoruz maalesef. Sarsılmaz holdingle olan toplantıya katılmanız rica olunur efendim. "
" Çok teşekkür ediyorum, bugün toplantıdan sonra çıkacağım. Sende durum nedir? "
Geçen günkü görüşmemden bahsediyordu. Geçen hafta beni ziyarete gelen bir evli çiftle olan garip görüşmem, garip bir şekilde çabucak bitmişti. Bana anladığım bir şeylerden bahsettiler. Hâlâ anlamış değildim.
" Aynı. "
" Tamam. Kolay gelsin."
Başımı salladım. Naz hanım odasına doğru giderken Aydan hanım giriş yaptı.
"Günaydın."
"Günaydın efendim."
"Saat 4'te bir görüşmem var, sende katılıyorsun."
"Peki efendim."
Bunu anlamadım ama Aydan hanım öyle istiyorsa öyledir diyerek sorgulamadım. Sekreter olarak bir toplantıya katılmadım, burda bir buçuk yıldır çalışıyordum. Bir önce ki sekreter olan Özge istifasını verdiği zaman kabul edilmiştim. O gün bugündür de burda olmaktan mutluydum.
Gün yine yoğun bir hal aldığında zamanın nasıl geçtiğini unutmuştum. Toplantılar, görüşmeler derken zaman su gibi akıp gitmiş, saat dört olmuş, geçen hafta beni ziyarete gelen evli çift yine gelmişti. Onları toplantı salonuna aldıktan sonra Aydan hanımı beklemeye koyulmuştuk.
Bana diktileri bakışlarından bilemeden kuyruğuna basmışım havası yaratıyorlardı.
"Kusura bakmayın, hoşgeldiniz."
Aydan hanım masamın başında yerini aldığında elinde bir dosya vardı.
"Nasılsınız?"
"Teşekkürler Aydan hanım, düşündünüz mü?"
"Elbette, benim işim bu. Avukatı olduğum İpek Kırıcı'nın hakları üstüne uzun uzun düşündüm."
İpek Kırıcı' nın hakları mı? Benim haklarım mı? Benim bu insanlarda ne gibi bir hakkım olabilirdi ki?
"Dedesinden kalan Kırıcı oteller grubundaki yüzde elli hissesini, banka hesaplarından %29'luk payını ve deniz kenarındaki yalısını istiyoruz."
Ben anlamadığım durumu kendi içimde sorgulamaktan ziyade sessize alıp, Aydan hanımla baş başa kalacağım anı beklemeye koyuldum.
" Aydan hanım böyle konuşmamıştık "dedi kadın.
" Bu delilik, bu kız o kadar malı gözetemez" diyen adam da oldukça gerildi.
"Konuştuğumuz İpek'e kalan mirasın ne olacağıydı. Bende haklarının ona verilmesinin doğru olduğunu savunuyorum."
Hiçbir şey anlamadığım konuşma bir anda hararetli bir hal aldı. Kadının sarf ettiği sözler, adamın ivedilikle mirasın peşinde olması derken on beş yıldır görmediğim ailem hakkında bir sürü şey öğreniyordum. Gözlerim dolarken annemin beni yetimhaneye verirken ki hali canlandı gözümde. Annemin bana söylediği hiçbir şeyi unutmadım, babamı annemden daha önce kaybettim. Yani birden bire kaybettim. İkisi de hayatımdan çıkıp gitti.
Geriye bakma dedi annem, ne olursa olsun bizi düşünme. Tam olarak onları kafamdan attım diyemem ama anmadım adlarını, bir annem vardı ve beni bıraktı diyemedim. İçin için sustum, yavaş yavaş sindirdim terk edilişimi. Şimdi bu konuşulanların bir kısmını az çok biliyordum. Annem babamla evlenince babası onu reddetmiş, ondan sonra yokluk, zorluk çekmişler.
Hakim olmadığım hayattan koparılıp bir yetimhaneye verildiğinde yedi yaşındaydım. O zaman yorganın altına saklanıp sabahlara kadar ağladığımı düşündüğüm her an içimde bir şeyler yanıyor, kızgın yağlar dökülüyor kalbimin üstüne.
"İpek bu miras reddetmezse dava açacağız."
"Böyle söyleyeceğinizi biliyordum. Hazırlıklıyız, reddetmiyoruz."
Aydan hanımın kendinden emin duruşu ve ne söylediğini bilen tavrı aynı şeyi savunuyor olsaydık beni gururlandırırdı ama hiç görmediğim, adını bile duymadığım dedemden bana kalan mirası istediğimi sanmıyordum. Onlar bir şekilde çıkıp gittiğinde Aydan hanımla baş başa kalmıştık. Diyecek bir şeyim yoktu, hiçbir zaman da olmadı. Ailem tarafından terk edildim ve ben tek başıma böyle büyüdüm. Birbirimize baktık, boğazıma bir şey durdu sanki. Gözlerim yıllar sonra ilk defa dolar gibi olmuştu. O Aydan hanım ki bakışlarıyla insanın içini okuyabilirdi. Ben hiçbir şey söylemeden o benim ne demek istediğimi anlardı. Derin bir nefes aldı.
"Mirası reddetmezsek seni dayının oğluyla evlendirecekler miras içerde kalsın diye. Araştırdım, çocuk üç kere evlenip boşanmış ve üçü de bir yıl bile sürmemiş. Şiddet gösteriyormuş. Sadece bu da değil akraba evliliği yapmanı istemiyorum İpek."
"Ben hiçbir şey anlamadım."
"Biliyorum, sen merak etme ben her şeyi düşündüm."
"Neden mirası reddetmiyorum?!"
Sımsıcak baktı yüzüme, tebessüm etti.
"Deden ölürken anneni sayıklıyormuş. Pişman ölmüş, ayrıca ölümü başta şüpheliymiş, sonra raporlar değişmiş. Bak canım anlamıyorsun biliyorum ama ben senin güvende olman için elimden geleni yapacağım."
"Aydan hanım size güveniyorum, hatta hayatta bir tek size bu kadar güveniyorum. Ben bu insanların içine girmek istemiyorum, kimseyle yüz göz olmak istemiyorum. Hayatım değişsin istemiyorum. Onları tanımıyorum, miras da istemem. Annem babam yokken ne anlamı var bir başka akrabamın yanımda olmasının. Annem ve babam bunca zaman gelmedi, artık öldüklerine inanıyorum. "
" Sen bana çok sevdiğim başka bir kızı hatırlatıyorsun. Onu ilk gördüğümde o da senin gibiydi. Yaşı senden biraz daha küçüktü ama inan bana çok güçlüydü. Gözleri dolardı ama inat eder ağlamazdı, acısını göstermezdi. Öyle muhteşem bir duruşu vardı ki - hala da öyle - dünya onun gözlerinde çok daha güzel bir yerdi. Ben onun hayatını kurtardığıma o kendi ayaklarının üzerinde durana kadar inanmadım, içten içe onun için derin bir acı duyuyordum ama bugün o benim en büyük başarım. Kim olduğunu söylememe gerek var mı? "
Başımı iki yana salladım. Onun kim olduğunu bilmeyen kalmış mıydı. Şimdiden göğsümün ortasına bir ağırlık oturdu.
" Seni bu akşam bir ahpabımla tanıştırmak istiyorum. Benden bir rica da bulundu bende senin için iyi olabileceğini düşündüm ama eğer istemezsen söyle, istemediğin bir şeyi sana kimse zorla yaptıramaz, ben bile."
Ne diyordu Derin Sayar kitabının bir paragrafında... Kaderimizi kimse değiştiremez. Başımıza gelen her şey bizim seçimimizdir. Sardunya bir seçim yaptı, başka bir çiçek önce solmak sonra yeniden açmak için yine buna kendisi karara verecek...
***
Birden bire anlamsız gelir her şey. Anlamını kaybeden her şey ağzımızın kaçan tadına benzer. Yediğin yemek, içtiğin çay mideni bulandırıyorsa bir süre bırakmak istersin ama bilirsin ki yaşamak için yemek yemek gerekir. Bir bağ kurmak için hazır değildim, dahası ne düşündüğümü bilmiyordum. Bu defa ne için çabalayacağımı da. Kimseden kaçtıpım yoktu. Korkuyu, endişeyi hissetmeyeli yıllar oldu. Kendim için en son ne zaman endişelendiğimi hiç unutmadım. Ya da nerde biriktirmeye başladığımı gözyaşlarımı. Annem beni bırakınca günlerce ağlamıştım ve sonu yoktu. Ayağa kalkmalıydım, ağlamaya ara vermeliydim. Başımı kaldırıp etrafıma baktığım koca boşluk görmüştüm. Kocaman bir boşluk. Annem yoktu, babam ondan önce gitmişti.
Küstüğüm an yanımda ki boşluğa gülümsedim. Her gün içimde ki umudun azar azar öldüğünü izledim. Yollarda kalan gözlerim için gülümsedim. Yedi yaşında kocaman bir kız olup kendimi sevdim bende. Ama sorarsanız kendimi yapmayı sevdiğim en güzel şey ne! Kahve derim. Sohbet onunla, muhabbet onunla, keyif onunla olunca ben yalnızlığıma da gülümsedim ve o boşluk yerini zamanla devasa bir yalnızlığa bıraktı. Bende en iyi bildiğim şeyi yaptım. Gülümsedim.
"Tatlım" diyen naif sesle kendime gelerek ayağa kalktın. Naz hanım yanıma oturmaya çalışıyordu.
"Rahat mısınız?"
"Evet canım, rahatım merak etme. Annem daha gelmedi mi?"
"Gecikecekmiş."
"Anladım."
Yanımda oturun yansımamdı sanki. Naz hanım benim yıllar sonra ki halim miydi? O çok mutluydu, yaşadığı acılara, sancılara, dışlanmışlığa rağmen. Ona imreniyordum, onu kıskanmak ne haddime ben ona bayılıyordum.
"Nasıl hissediyorsun?"
"Biliyor olmalısınız" dedim karşılık olarak. Buruk bir edayla başını salladı.
"Öyle çok korkuyordum ki... Ama benim başka çarem yoktu İpek, benim gidecek yerim yoktu. Senin var, sen kendi ayaklarının üzerinde durabilen bir kadınsın. Oysa ben küçüktüm, küçücüktüm. Yaralarımla yarımdım, sen benim gibi değilsin senin birden fazla seçeneğin var. "
Bir nefes aldım, ellerim kucağımda öylece oturuyordum küçücüktüm diyen bu büyük kadının yanında.
" Bana Derin Sayar'ın sizin için yazdığı o kitapta yazmayan size dair bir şey söyler misiniz? "
Ellerimi tuttu. Güven veren gözleri gözlerimdeyken onun için zor olan o cümleyi kurdu.
"Emir yaşasaydı bir çocuğum daha olmayacaktı."
Ağzım aralandı.
"Çünkü onun bir daha baba olmaya hiç niyeti yoktu, benim de bu gücü bulmam imkansızdı."
Başımı salladım. O şimdi karnında ki bebeğiyle birlikte dört çocuk annesiydi. Ona sormak istediğim tonlarca soru vardı ama bunun ne yeri ne de zamanıydı.
Aydan hanım gelince beklemeye koyulduk. Bizimle buluşacak olan o insan henüz gelmedi. Her saniye biri boğazımı sıkıyordu sanki. Kimi bekliyorduk bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı. Zorunda değildim. Şimdi kalkıp gitmekte özgürdüm.
Bir adam geldi yanımıza, hemen hemen Aydan hanımla akran olduğu kır saçlarından belliydi.
"Kusura bakmayın bekletmedim değil mi?"
"Hoşgeldin Özer, çok değil." Adam karşıma oturdu, konuşmadan hemen önce bana baktı, sonra yanında oturan Aydan hanıma baktı.
"Kızımız bu mu Aydan?"
"Evet, İpek."
"Maşallah, kaç yaşındasın kızım?"
"22"dedim sadece. Başını salladı.
" Küçükmüş"dedi. Naz hanım baktım. Onun kadar küçük değildim oysa.
" Öyle ama başında ki bela yaşından büyük. Sen benden bir rica da bulundun, bende senden bir şey istedim. "
" Öyle ama dedim ya yeğenim zor bir adamdır, üzülmesin bu kızcağız. "
" Senin karşına getireceğim her kızımın üzülmesini zaten istemeyecektim. Ayrıca son karar İpek'in. "
" Doğru haklısın. O zaman ben söyleyeceklerimi söyleyeyim "dedi bana bakarak." Sende düşün ve kararını ver. "Başımı salladım." Yeğenim, 30 yaşında bir güvenlik görevlisi. Bir şirkete bağlı çalışıyor. Yalnız yaşıyor yani şimdilik. Kabul edersen benim evimde yaşayacaksınız. "Nefesim tekledi bir an." Yaşadığı şeyler onu deli bir adam yaptı, sinirli, asabi, geçimsiz bir adamdır. Şiddet göstermez ama sözleri can yakar. "
" Neden yeğeninizi evlendirmek istiyorsunuz? "dedim en başında sormam gereken o soruyu. Masaya bakıyordum, elim peçetenin üzerindeydi.
" Ah çok haklısın önce bunu söylemem gerekirdi. Başını sürekli belaya sokuyor, daha dün gece karakolluk oldu. Artık düzenli bir ev hayatı olsun istiyorum, kendinden başka birini düşünmek zorunda olursa bu huylarından vazgeçer diye düşünüyorum."
"Alacağınız bu önlem sizi ilgilendirir, benim için ne sağlayacaksınız, güvende olacağımı nerden bileceğim?"
"Sandığım kadar küçük değilmişsin. Aydan bahsetti miras olayından, aileyi araştırdım. Buna istinaden bende seni onlardan koruyacağım."
Başımı salladım ve sesimi kestim. Başka soracak bir şeyim yoktu. Ama kararımı vermiştim. Gözlerimi şöyle bir etrafta gezinirken karşıdan gelen birinde takılı kaldı. Heybetli yürüyüşüyle dikkatimi çekmişti, dik duruşuyla yanında geçtiği insanları hazır ola geçirirken sert bakışlarıyla olmayan suçlarını itiraf etmelerini planlıyor olmalıydı. Bir an için durup etrafa baktı ve çok kısa sürede göz göze geldik. Hemen kaçırdım gözlerimi.
"İşte yeğenim, Koray." Şok olurcasına kaldırdım başımı, bu defa gözlerimi ağrıtmak ister gibi bakıyordu bana. Dik ve sert. Kaşları çatıktı. Anladığım kadarıyla bu adam gerçekten deliydi. Neyse ki kararımı vermiştim.
Aydan hanımın ve Naz hanımın elini sıktıktan sonra masanın başına oturdu. Başımı önüne, masaya çevirdim. Evlenmeyeceğim bir adama bakmama gerek yoktu.
"Koray, İpek'le tanış."
"Selam" dedi sert sesiyle biri beni dürtmüş gibi irkildim.
"Merhaba" dedim bakmadan kısık sesle.
"Siz tanışın, biz kalkalım. Yarın şirkete gelirim konuşuruz" dedi adam ve Aydan hanımlar da ayaklandı. Naz hanıma baktım.
"Merak etme canım, sadece tanışın. Olmazsa olmaz."
Başımı salladım. Onlar kalkıp giderken Koray karşıma oturdu.
"Bir şey yer misin?" Anında başımı olumsuz yönde salladım. "Tamam" diyerek kollarını masaya koydu. Kısa bir bakış attığımda öne doğru eğildiğini gördüm. "Ben evlenmek falan istemiyorum, sende isteme"diye emretti." Amcam çok ısrar etti diye burdayım. "
" Ben kararımı siz gelmeden vermiştim zaten değişmedi. "
" Harika, o zaman iyi akşamlar" diyerek kalkmaya yeltendi. O an gözüme bir şey çarptı. Kazağının v yakasından dışarıya çıkan kolye kaşlarımı çatmama sebep oldu. Gözlerimi kocaman açıldığında artık gözlerine bakıyordum.
"Ne var?" dedi şaşkınlığımı anlamış olacak ki.
"Kolyeniz güzelmiş" dememle sinirlenerek kolyeyi tutup kazağının içine attı. "Nerden aldınız?"
"Sana ne!" Yürüyüp giderken ardından bakıyordum. Gülümsedim. Kararımı değiştirmiştim. O adamla evlenecektim. Ardından bende restorandan çıkıp evime geçtim. Gözümde canlanan o minik anıyı hafızamda defalarca canlandırdım. Hayır, bir hata yoktu. O kolyeyi tanıyordum ben. Odama geçtim, yetimhaneden çıkınca oraya ait olan ne varsa üzerimde, toplayıp hepsini tıktığım kutuyu aramaya başladım. Orda bir şey vardı. Kader denilen şeyin gerçek olduğunu kanıtlayan bir şey. Bazayı açıp içindekileri dışarıya çıkardım. Odam dağılana kadar aradığım o şeyi dolabımın en altında buldum. Kutuyu açtım, fotoğrafların altında duran taşı elime aldım.
Hemen telefonuma uzanıp Dila'yı aramaya koyuldum.
"Canımın içi" diyerek açtı telefonu.
"Dila çok garip bir şey oldu."
"Hayırdır inşallah."
"Baksana yıllar önce yetimhaneye gelen çocuğu hatırlıyorsun değil mi?"
"Şu yaşına rağmen zırıl zırıl zırlayan çocuğumu mu? Nasıl unuturum. Ne olmuş ona?"
"Ben onunla evleneceğim."
"Yok deve."
"Yemin ederim sana."
"Yalnızlık başına vurdu zaar. Bu imkansız."
"Bence de imkansız ama onu gördüm. Kolyem boynundaydı."
"İpek, belki birinden almıştır. O değildir belki, on beş yıl geçti üzerinden."
"Bana verdiği taşı görürse hatırlar belki."
"Hafta sonu Yağmur'u da alıp yanına geliyorum. Uzun uzun konuşuruz. Lütfen o zamana kadar umutlanma."
Ne derse desin ben onun o olduğuna bir kere inanmıştım. Kararımdan da dönmeyeceğimi hiç sanmıyordum.
*
O sabah şirkete uçarak gelmiştim. Her zaman ki yerimde Aydan hanımı bekliyordum. Yerimden duramıyordum. Avucumda tuttuğum taşa bakıp gülümsüyordum sadece.
"Günaydın" diyen sese döndüm. Naz hanım yine erkenciydi. "Ne oldu?" Yüzümden bir şey olduğu anlaşılıyor olmalıydı.
"Kararımı verdim" dememle görüş açıma girdi dünkü adamla Aydan hanım. Adam heyecanla sordu.
"Nedir?"
"Kabul ediyorum."
***
^^
"Ay yeter ya, niye bu kadar ağlıyor ben anlamıyorum. Bir haftadır her gece ağlıyor" diye yakındı küçük Dila. O altı yaşındaydı. Annesi ve babası ölmüştü, hayatta ona sahip çıkacak kimsesi olmayınca buraya getirilmişti. Bıcır bıcır ve çok akıllı bir kızdı.
"Çok üzülüyor işte Dila, herkes senin gibi doğar doğmaz buraya bırakılmıyor." Bu diyen de Yağmur'du. Gayri meşru bir çocuktu ve ne annesi ne de babası ona sahip çıkmıştı. Üç yaşında sosyal hizmetlere anneannesi vermişti onu. Şimdi yedi yaşındaydı. Çok sinirli ve erkek gibiydi.
" Keşke buraya alışmak o kadar kolay olsa "diyen de İpek'ti. Altı aydır buradaydı ve hâlâ bir hayli üzgündü. Tavana bakarken çok sevdiği kolyesiyle oynuyordu. Onu annesi takmıştı boynuna son doğum gününde. Yan odadan gelen sesler kesilir gibi olduğunda nihayet gözlerini yummak istemişlerdi ancak bir gariplik olduğunu anlayan İpek yataktan kalktı. Bu gelen ayak seslerini tanıyordu. Usulca kapıyı açıp koridora çıktı. Gece yatakheneleri kontrol edip ışıkları kapatan görevliydi gelen. İpek koridorun sonunda az önce ağlayan çocuğu görünce görevlinin onu orda görmesi kötü olur diye düşünerek çocuğun yanına koştu.
"Burda oturmamalısın, Sait kızabilir" dedi görevliyi kastederek. Çocuğa elini uzattı. Çocuk İpek'in eline bakıp "git başımdan" diye bağırdı. Sesi duyan Sait onları gördü. Büyük adımlarla yanlarına doğru giderken İpek cesur bir edayla çocuğun önüne siper oldu.
"Siz niye yataklarınızda değilsiniz?" İpek bu adamdan korkmuyordu aslında, kendine karşı bir kötülüğü olmamıştı. "Kalk" diyerek çocuğun kolunu tuttu. Çocuk Sait'e karşı çıkmasaydı İpek belki de o adamdan hiç korkmak zorunda olmayacaktı.
"Bırak beni" diyerek adama vurmaya çalışıyordu. İpek öylece kalakalmıştı.
"Bana bak piç, hemen yatağına dönüyorsun."
"Sensin piç" diye karşılık verince Sait sinirlenerek elini kaldırdı. İpek kendini öne attığında yüzüne gelen tokatla neye uğradığını şaşırdı. Sait hep vurmanın çözüm olduğunu düşünüyordu ama yanlış çocuğa vurmuş olsa bile ona göre bu fark etmedi ve ikisini de kollarından tutup odalarına soktu. Çocuk İpek'in onun yüzünden tokat yemesine çok üzülmüştü. Sait ışıkları kapatıp gittiğinde çocuk odadan çıkıp İpek'in odasına girdi.
"Hey" diye seslendi kısık sesle. İpek başını çıkardı yorganın altından. "İyi misin" dedi çocuk oturan İpek'in yanına otururken. "Çok acıdı mı?"
"Önemli değil" dedi İpek, ağlamaya ara vereli çok olmuştu ve inatla dolan gözlerinin akmasına izin vermiyordu. Beyaz teni kıpkırmızı olmuştu ama karanlıkta bunu kimse göremezdi.
"Benim yüzümden oldu, özür dilerim."
"Geçti. Sen neden ağlıyorsun?"
"Sen hiç ağlamadım mı yani?"
"Ağladım tabi ama zamanla başka çaren kalmıyor ve alışıyorsun."
Çocuk başını salladı ve kalktı.
"İyi geceler" dileyerek odasına döndü. Ertesi gün çocuğun ailesi onu almaya gelmişti. Bahçede çocuğun gittiğini fark eden İpek koşmaya başladı.
"Hey, beni bekle. Gitme" diye bağırıyordu bir yandan. Sesi duyan çocuk geri döndüğünde ona koşan kızı gördü. Koşmaya başladı, bahçesinin ortasında küçük kıza sımsıkı sarsıldı.
"Nereye gidiyorsun?"
"Evime gidiyorum." İpek onun için sevinmek istedi ama çocuk aklı buna izin vermemişti. Boynunda ki kolyeyi çıkardı İpek. Avcunun içine alıp çocuğa uzattı.
"Beni unutma" dedi ince sesiyle. Çocuk kolyeyi aldı ama kıza verecek bir şeyi olmamasına üzülerek etrafına bakındı. Yerde gözüne çarpan bir taşı alıp kıza uzattı.
"Sende beni unutma" dedi sıradan bir taşı kıza vererek. Çocuk kızın tokat yediği ve hâlâ biraz kızarık olan yanağına bir öpücük kondurdu.
"Hoşçakal."
"Güle güle."
İpek, bir iki damla yaş akıttı ardından. Bu da hayatında ilk defa bir erkeğin peşinden döktüğü yaşlardı. Babası için bile ağlamamıştı oysa.
^^
Toplantı odasında benim kararımı konuşamıyorduk. Hepsi oldukça şaşkındı. Oysa ben içten içe mutluydum. Naz hanım yüzünü asmış elimi tutuyor, vazgeçmem için umut ediyordu. Sessizlik vardı kocaman odada.
"Ben iyiyim" dedim ona güven vermek adına ellerini sıkıca tutarak. "Gerçekten."
"Ne değişti, yanında ayrılırken kabul etmeyeceğinden emindim."
Nasılda güzel bakıyor, insanın içini okuyorlardı. Aydan hanımın dediği gibiydi. Naz Sayar tam anlamıyla bir başarı öyküsüydü.
"Beni anlarsınız, artık yalnız yürümek istemiyorum."
"Ya mutlu olmazsan!?"
"Yaşamadan bilemem."
"Kendini körü körüne bir bilinmezliğe teslim ediyorsun."
"Sizde öyle yapmadınız mı? Keza Derin hanım da. Kim mutlu olacağının garantisini verebilir ki. Yıllarca aşk yaşayıp aynı çatı altında mutlu bir ömür süren var mıdır sizce?"
"Ah İpek, benim büyük zaafımdır bir kız çocuğuna örnek olabilecekken, ona karşı durabilecekken kararına saygı duymak. Ki ben kendi kızıma bile karşı koyamadım. Şimdi sende gözlerimin önünde, çok mutsuz olacağını hissederken böyle bir evliliği kabul ediyorsun. Ama sana söylemek istiyorum... Çok canın yanabilir, çok ağlayabilirsin. Bir sabah uyandığında 'ben ne yaptım' diyebilirsin. Hiç ama tek bir an bile düşünmeden çık ordan, koş bana. Seni benden kimse alamaz. "
Gözlerim dolup taştığında bu yüce kadının kollarına sığındım. Tüylerim diken diken olurken gözyaşlarımın ardından gülümsedim. Güçlüydüm ben, kötü olurdu belki ama bu çok kötü bir karar olmayacaktı. Bunun için elimden ne gelirse yapacaktım.
" Haftasonu sade bir nikah kıyalım, Koray bu fikre alıştığında bir davet veririz" dedi Özer bey. Başımı salladım.
*
Apartman merdivenlerini çıkarken bugün yorulmuş olduğumu anladım. Anahtarımı çıkarıp kapıya yanaştığımda evimin kapısının aralık olduğunu gördüm. Neler oluyordu? Parmağımla kapıyı iterek açtım. Karşımda gördüğüm salonum darmadağınıktı. Koşarak içeriye girdim, yatak odamı, banyoyu, mutfağı gezdim. Evde kimse yoktu ama evime birinin girdiği barizdi. Kapıcıya ve yöneticiye haber verip gelmelerini bekledim.
"İpek?"
"Burdayım" dedim. Rıza amca ve Feyyaz bey içeriye girdi.
"Ne olmuş burda?"
"Bunu bana siz söylemek ister misiniz?"
Kapıyı kapattım. Onlar evi gezerken kapı yumruklanmaya başladı. Yeni girdiğimiz mutfaktan koşarak çıktım. Kapıyı açtığımda karşımda öfkeden ateş saçan Koray duruyordu.
"Ne yaptın sen?" diye bağırdı bir anda. "Hani kabul etmiyordun" diye daha fazla bağırdı. Nutkum tutuldu o an. Ne diyeceğimi bilemiyordum, kafam karışmıştı.
"İpek, ne oluyor kızım?" Başımı çevirdim Feyyaz bey ve Rıza amca kapıda bağıran adama bakıyorlardı.
"Siz kimsiniz" diye sordu Koray'a. Koray kaşlarını çattı, başını eğerek evin haline baktı.
"Ne oldu burda?" diyerek yanımda geçerek eve girdi.
"Bu beyefendiyi tanıyor musun kızım?"
"Tanıyorum, merak etmeyin. Ben polisi ararım şimdi siz gidebilirsiniz."
"Emin misin?" dedi Rıza amca. Başımı salladım. Onlar evden çıktığında kapıyı kapattım. Koray dağınıklığa bakıyordu. O an sehpanın üzerindeki fotoğrafı gördüm. Dila, Yağmur ve benim yetimhanede çekilen fotoğrafımızdı. Yavaşça fotoğrafa uzanıp elime aldım, Koray'a göstermeden fotoğrafı yatak odama götürüp çekmeceye attım. Şu an bununla uğraşamayacaktım. Salona dönüp telefonumu almak için uzandığım esnada Koray'ın telefon konuşması dikkatimi çekti.
"Biri ya da birileri girmiş. Bir şey aramışlar belli ki. Ev dağılmış" derken koltuğun yastığına uzattığım elimi tuttu. Kafamı kaldırdım, başını iki yana salladı kızar gibi. Elimi çektim elinden. "Tamam ben adresi veriyorum."
Adresimi ezberinden hızlıca söylediğinde aklıma onun evimi nasıl bulduğu sorusu yer edindi.
"Polis gelene kadar bir şey elleme."
"Benim evimi nasıl buldun?"
"Konumuz bu mu?"
"Doğal olarak."
"Tamam, neden kabul ettin evlenmeyi. Ben sana istemediğimi söyledim."
"Anladığım kadarıyla senin isteyip istememen önemli değil, karar bana aitti, bende bunu doğru buldum."
Dağınık evin içinde atacağı adımı bilerek bana yaklaştı. Bir insan olduğundan nasıl daha fazla sert bakabilirdi.
"Doğru buldun, doğru buldun öyle mi? Karar bana ait olsaydı ben senin hayatını düşünür, birde istemediğini bildiğim halde bencillik etmezdim. Hayatımı mahvetmek mi istiyorsun?"
Sessiz kaldım. Hayatımda ilk defa bencillik ediyor olabilirdim. Sadece kendim istediğim için evlenmek istiyordum. Onun bu hayatta karşıma çıkabilecek en iyi insan olduğunu düşünüyor olmam bencillikti.
" Neyse ne işte" diyerek geçiştirmek istedim. Kolumu tuttu, sıkmaya başlayınca canım yandı. Yüzümü ekşittiğimi görünce elini gevşetti.
"Vazgeçeceksin!"
Gözlerinde o çocuğu görmek istedim ama dipsiz bir kuyudan farksız değildi gözleri. Kara kaşları çatıştı. Kirli sakallarına eşlik eden biçimli bıyıkları ona yakışıyordu.
"Hayır" dedim inatla. Bir gün ona kim olduğumu söyleyecektim, belki o zaman onun için tokat yiyen o kız olduğumu görünce kızmazdı. Belki de bunlar boş bir hayalden ibaretti. Belki de Dila haklıydı.
"Hayatımı eline geçirmene izin vermeyeceğim. Bu kararı vermiş olduğun için her gün ama her gün pişman olacaksın. Sana yemin ederim çok pişman edeceğim seni."
Kolumu bıraktı ve büyük adımlarla çıkıp gitti evimden...
***
"Bir rüzgardı uçtu gitti, o bulutların uçurtmaların arasından." Kendimce bir şarkı mırıldanarak etrafı toparlıyordum. Şarkılarla kafamın içindekileri oyalıyordum belki de. Çünkü düşünecek bir şeyi olmayan o kızdan, düşüncelerinden kaçan bu kıza dönüştüm. Bir yanım bilmediği bu şeyden haklı olarak korkuyordu. Bir yanım da her zaman olduğu gibi cesurdu. Telefonum çalınca yere oturup elime aldım. Kızlar görüntülü arıyordu.
"Canlarım" diyerek açtım. Beni gören gözleri anında bir şey olduğunu anladı.
"Bir şey olmuş" dedi Dila.
"Kardeşim, ne oldu? Kim üzdü seni gelip gırtlağını sıkayım." Bunu söyleyen de Yağmur'du. Adı Yağmur ama yüreği çok serttir başkalarına karşı. Merhametli kızlardık biz, zamanla bir şey bize olduğunda daha farklı görünmeye başlayınca bıraktık birbirimizden başkalarını düşünmeyi. Herkes kendi cehenneminde yanabilir ama birbirimiz olursa söz konusu birlikte yanardık o hangimizin cehennemi olursa olsun.
"Beni kimse üzemez kardeşim" dedim ama içimden benden başka diye ekledim.
"Ne bu yüzünün hali o zaman, ilk defa biz arayınca bu kadar durgunsun."
"Dila haklı, şu an hevesle bizi dinliyor olmalıydın."
"Hâlâ öyle, sadece son olaylar beni yordu sanırım. Bilmiyorum, size bunları yüz yüze anlatmak istiyorum."
"Cuma gününe biletimi aldım" dedi Dila.
"Bende öyle, cuma akşamı orda, yine can cana oluruz bebeğim. Asma yüzünü İpek böceğim, seninle aramızda sadece mesafeler var ama bu önemli değil. Sen bir telefon aç biz uçar geliriz" diyen Yağmur bu son olanlara karşı sakin kalabilir miydi emin değildim. Saat epey geç olduğu halde ben hâlâ evle uğraşıyordum ve sabah olunca gitmem gereken bir işim vardı üstelik.
"Bu ara uzun süre ara verdik buluşmaya değil mi? Resmen üç aydır yan yana gelemedik. Sizi çok özledim" dedi Dila. Benim narin kelebeğim. Hemen dolar koca yeşil gözleri.
"Dila ağlama gebertirim." Yağmur en çokta Dila'nın ağlamasına kızıyordu, çünkü ona hiç kıyamıyordu. Bense ikisine, ikisi öyle değerli, öyle kıymetli ki benim için. Şu fani hayatıma iyi bir şeyler sığdıramadım belki ama onlar vardı. Arkadaşlarım, dostlarım, en sevdiklerim. Bizim yanımıza sevecek kimse kalmayınca bizde birbirimizi sevdik. Öyle çok sevdik ki, hafta sonu bu ev şenlenecekti ama sonra. Ben evlenince onlara ne olacaktı. Aldığım bu karar beni onlardan uzaklaştıracak olursa yıkılırdım.
"Ağlamıyorum" dedi yüzünü saklarken.
"Of ya, şu okul bitsin gözümün önünden ayırmayacağım sizi. Yeter ya, sıkıldım artık. Ben kapatıyorum, görüşürüz"deyip aramadan çıktı Yağmur. Dila yüzünü silerek ekrana geri döndüğünde sordu.
" Ne oldu şu kolye meselesi. "
" Dedim ya evleneceğim onunla. "
"Neyse gelince konuşuruz, böyle bir şey anlamıyorum. Öpüyorum seni."
"Bende seni canım."
Telefonu bırakıp işime döndüm. Polisler gittiğinden beri evle uğraşıyordum. Telefonumdan açtım şarkıları. Ağlamayacaktım, ağlayacak bir şey yoktu. Hayatım hâlâ yolundaydı. Her şey yolunda, bu hüzün düzenimin yavaş yavaş bozuluyor olmasından...
Gece üç sularında artık pes edip yatmak için yerden kalktım. Odama doğru giderken kapı çaldı. Bu saatte!
"Kim o?" dedim olduğum yerde dururken.
"İpek, benim kızım Özer amcan." Özer amcam! Peh. Kapıya gidip açtım. "Şimdi haberim oldu kızım, nasılsın? Ne dedi polisler?"
"Hoşgeldiniz" dedim elimle girmesini işaret ederek. Kapıyı kapatacakken bir el kapıya dayandı. Gözlerim kocaman olduğunda kapıyı iterek içeriye girdi Koray. Vay canına, bir günde ikinci kez geliyordu evime. Neredeyse pişman olacaktım oysa. Girdiğinde kapıyı kendisi kapattı.
"Parmak izi falan aldılar" dedim tekdüze. "Kapının kilidini maymumcukla açmışlar herhalde, öyle bir şeyler söylediler."
"Kilidi değiştirdiniz mi? Yönetici, kapıcı nerdeymiş evine girildiğinde."
"Bir şey soracağım ya, siz benim evimi nasıl buldunuz?"
Kapı çaldı. Cevap beklemeye zamanım olmadan kapıya döndüm önüme geçti. Düz ve kızgın bakışlarımı gözlerimi delerken ne yapmaya çalışıyor diye düşünüyordum.
"Kim o" diye seslendim.
"Benim yavrum." Aydan hanım gelmişti. Koray'ın yanında geçip kapıyı açtım. Aydan hanım damadıyla gelmişti. Kadir beyle.
"Ne oldu İpek, neden beni aramadın?"
"Afedersiniz Aydan hanım, ben rahatsız etmek istemedim."
"Aşk olsun, ya sen gece uyurken girseydiler. Yok burası güvenli değil, kendine bir çanta hazırla bize gidiyoruz."
"Buna gerek yok. Kilit değişti zaten, bir de Rıza amca kameraları elden geçirtti. Gerçekten gerek yok."
"Nasıl güvenebilirim."
"Merak etmeyin ya, müstakbel kocası burda. Ben yanında kalırım, ne de olsa işimin adı bu."
Koray'ın aşırı ima dolu sesi herkesin sinirlerini germişti.
"Kimseye ihtiyacım yok, izin verirseniz ben başımın çaresine bakarım" dedim ona ithafen. Kaşları seyirdi. Eliyle bıyığını düzeltti, bu o anda bana komik gelince yüzüm güler gibi oldu ama dudaklarımı ayırmadan sabit kalmalarını sağlamaya çalıştım.
"Tamam, ben bu gece seninle kalırım" diyen Aydan hanıma baktım.
"Hiç olur mu öyle şey, Aydan hanım lütfen."
"Sus bakayım sen. Kalacağım dedim, Allah Allah."
Sustum. Koray telefonu çalınca çıktı evden. Özer beyde onu takip ederek gitti. Kadir bey Aydan hanımın onayını alınca gitti. Baş başa kaldık.
"Ben sizin için yatağımı hazırlayayım." Odama geçtim, kadını koltukta yatıracak değildim herhalde. Çarşafları çıkarmıştım zaten, temizlerini geçirdim hızlıca, dağınıklığı toplamıştım neyse ki. Kendim için bir yastık ve pofuduk battaniyemi alıp salona geçtim.
" Oda hazır"dedim. Kadın resmen yataktan fırlamış, üzerine uzun bir trençkot geçirmiş, öyle gelmişti. Aydan hanım odaya geçtiğinde ışıkları kapatıp koltuğa yattım.
*
" Bu insanların gözü dönmüş, inanamıyorum. "Naz hanım başımda dönüp duruyordu. Aydan hanımın ısrarıyla kahvaltıya diye buraya gelmiştik ama öğlen olunca evde kalmaya karar verdiler. Bugün perşembeydi. Yarın Cuma. Arkadaşlarım gelecekti, sonra nikah kıyılacaktı ve bunlar öyle hızlı oluyordu ki başım dönüyordu sanki.
"Hayatım oturur musun?" diye ikaz etti Fırat bey yeniden. Naz hanım oturuyordu ama sonra delirip ayağa kalkıyordu.
"Onların yaptığına emin miyiz" dedim kendime hakim olmayarak.
"Kızım sen farkında mısın? Sen şu an onların kuyruğuna basmış konumundasın ve o insanların ne denli tehlikeli olduğunu henüz bilmiyoruz. Onların kendilerine kalacak sandıkları mirasın tek sahibi sensin. Onlar yüzde yedi, yüzde sekiz gibi rakamlarla kalırken senin yüzden çok fazlası, haliyle kudurdular. Ama ben sana bir koruma tuttum. "
" Efendim "dedim ayağa fırlarken." Neden? "
" Korkma kızım kendisi özel güvenlik" dedi. Hayır hayır, o olmasın lütfen. "Koray birazdan gelir" dedi. Şu an yeşilçam filmlerindeki gibi elimi alnıma koyarak bayılmak istiyordum. "Hafta başında çoktan evli olacaksınız yavrum, hem böylece vakit geçirmiş olursunuz."
Bana diyecek bir şey kalmıyordu ki. Aydan hanım söyleyecekti ben yapacaktım. Hafta başında ise kocam ne derse onu yapacaktım. Umarım bu benim için çok zor olmazdı.
Koray salona girdiğinde elleri cebindeydi. Donuk bakışlarla bakıyordu insanlara. Neydi onun hayata böyle bakmasına sebep olan şey. Gözlerim merakla boynuna gittiğinde zinciri gördüm. Zincirini değiştirmeyip genişletmişe benziyordu. Beni unutamamıştı, öyle olsa sorduğumda terslemezdi öyle değil mi?
"Yarın arkadaşlarım gelecek, korumaya ihtiyacım yok."
Son kere şansımı denemek istedim ama işe yaramadı tabi ki.
"Burda kalmak istiyorsan Koray'ı gönderebilirim" dedi. Of bu kadın neden bu kadar zorlayıcı, aynı zamanda neden bu kadar iyi bir kadındı.
"Tamam, ben gideyim artık."
"Hafta başına kadar izinlisin. Kendine nikah elbisesi al. İhtiyaçların benim tarafımdan karşılanacak."
Tek kelime daha edersem Aydan hanım kızabilirdi. Başımı salladım ve Koray'la birlikte çıktım ordan. Onun arabasının yanına ulaştığımızda,
"Arkaya otur" dedi gür sesiyle.
"Neden?"
"Canım öyle istedi, itirazın mı var?"
"Hep böyle kızacak mısın?"
"Hep böyle cevabını alamayacağın sorular soracak mısın?"
"Cevap vermek bir erdemdir bay bıyık."
"Susmakta öyle, denemek ister misin? Yeter, sus artık. Arkaya otur dedim. Tek kelime daha duymak istemiyorum." Ne yaşıyordu bu adamın içinde acaba? Bütünüyle öfkeydi adam, deli olduğu bariz belliydi zaten.
^^
"Şunlara bak, nasılda didişiyorlar" dedi Aydan hanım.
"İpek üzülecek anne, bunu hissediyorum."
"Elbette üzülecek ama bir gün seçimini yapacak. Ya onu çok üzen bu adamı kendine aşık edip onunla kalacak, ya da bıkıp yoluna gidecek."
"Nasıl her şeyden bu kadar emin olabiliyorsun?"
"Naz sen ileriyi görüyorsun, bende ileriyi ve ileride gerçekleşecek sonu."
"Peki gördüğün o sonda ne var anne?"
"Gözyaşı var çiçeğim."
"Mutsuz bir son yani?"
"Kim bilir..."
^^