Masada bakışmalar oluyordu, birinin söze girmesi için herkes birine kaş göz yapıyordu. Sevda, Şirin'le ilgileniyordu, o yüzden fark etmiyordu ki zaten hiçbir zaman da onların işine karışmazdı."Sevda" dedi halası."Efendim hala.""Kızım şey" deyince bunu nasıl söyleyeceğini düşündü. "Sana görücü gelecek" dedi. Sevda bunun da diğerleri gibi olacağını sanıyordu ama işin rengi değişikti."Hı"dedi Şirin'in ağzını silerken." Gökmen Bey için "deyince Sevda durdu. Başını ağır ağır halasına döndürdü." Ama o zaten evli "derken itiraz edeceği bir durumda olduğunu sanıyordu ama bilmiyordu ki büyükler karar vermişti." Öyle, öyle de biliyorsun Gökmen Bey çok zengin. Üç çocuğu var sadece. "Üç çocuğu, bir eşi var sadece!" Ben - "dedi korkarak. Ona fikrini sormuyorlardı, ona sadece olacağı söylüyorlardı ve sanki itiraz etmeye hakkı varmış gibi bir de bunu söylemeye çekiniyorlardı. Amcalarına baktı ve gördü ki herkesin aklına yatmış.
Sadece gözlerimi kapatınca aklıma bile gelmeye geç kalan adamı hatırlatmakta güçlük çekiyordum. On yedi yaşımda veda ettiğim sevdiğim şimdi kim bilir nerede? Onu çok özledim...
Tam yedi yıldır her gün bugün gelecek demekten usandığımın farkına varmaktan da korkar olmuştum. Hayatıma devam ederken değişen her şey ona gelince bir düğüm oluyordu. Gelmeyeceğini bilmemek daha iyiydi aslında, en azından bu şekilde acı çekmiyordum. Yine de bir hevesle geldiğini hayal etmekten alamıyordum kendimi. Onu en güzel yaşımda tanıdım ve en güzel yaşımda ellerimle uğurladım hiç bilmediğim bir yere.
O zamanlar onunla gidemedim, gidemezdim de. Babam beni evlatlıktan reddederdi. Onun gidişi hayatımda çok şeyi değiştirdi. Mesela geleceğimizi düşünürken bir bir tırmandım başarı basamaklarını. Temizlikçi olarak başladığım şirkette yedi yıl sonra terfi ederek yönetici asistanı oldum.
Bu benim hikayem. Çok karmaşık ama bunu seviyordum.
Ben Hazal SARMAŞIK. 24 yaşındayım. Hem okuyup hem çalışarak kazandım hayatımı. Bu zirveye çıkışımın en sancılı yıllarını inancımla hafiflettim. İnanç olmasa neyi başarabiliriz ki...
~
"Bu kadar erken yaşta nasıl bu pozisyona geldin acaba" diye ahlaksız bir imada bulundu. Gözlerim dehşete kapıldığımı gösteren cinste açıldığında kanım çekiliyordu.
"Ne diyorsun sen ya?"
"Söylesene hangisi, Alp abim mi? Amcam mı?"
Öyle güçlü bir şekilde sarsıldım ki, gözüme takılan su bardağını kaptığım gibi kafasına fırlattım... Yedi yılımı çalan bu adamdan tiksiniyordum artık.
~
Aile, dost, arkadaşlar, arkadaşlıklar... Bunlar güzeldi ama korumaktı önemli olan...
Lise de yaşanan asla unutulmaz derler. Öyleymiş...
Liseli bir kızın maceralarını, travmalarını, gerçeklerini, aşkını, arkadaşlıklarını anlatan sıcacık bir hikaye... Yeni okul, yeni insanlar ve yeni bir aşk...
Onun için aile her şeyden önemliydi peki ya gerçekleri nasıl kabul edecekti?
Bazen hayal ettiğimiz gibi olmaz, bunun için hayallerimizi suçlayamayız. Benim gibi birini kim neden istesin ki zaten.
Birilerinin kaderini yaşamak değildi niyetim ya da birinin oyuncağı olmak.
Ben bir hukuk şirketinde sadece sekreterdim, hepsi bu.
Hayatım hep birilerine imrenmekle, hep birilerini örnek almakla geçti. Ama imrenilen olmadım, hiç saygı görmedim. Biri tarafından yana yakıla sevilmedim bile.
Bir gün biri çıktı karşıma ve bütün hayatımı alt üst etmekle yerle bir etti.
Benim hikayem çoktan yazılmış, ben çoktan birinin eşi olmuşum bile.
Oysa ben küçük bir evde, küçük bir hayat yaşayan bir kızdım. Bu kadar karışık bir dünyayı hayal etmedim. Bu ben değilim dediğim de oldu.
Ama yapacak bir şey yoktu artık. Çoktan evlenmiş, bir evin içinde çoktan kaybolmuştum.
Ben bir yuva hasretiyle yanıp tutuşan...
O bir evi kendine hapishane gören.
Ben bir masayı sevgiye süsleyen...
O o masayı öfkesiyle solduran.
Ben adım atmaya cesareti olmayan o küçük kız...
O adım attıkça yerleri titreten bir arsız.
Kimse mükemmel değildir der annem. Hatta öyle güzel söyler ki, sadece onun mükemmel olduğunu bilirim.
Mesela insanın hayatı bir günde değişirmiş. İnanmazdım. Herkesin bir katili vardı ne yazık ki. Sen yaşadığını sanarken, aslında birileri seni öldürmek için bekliyor olabilir...
Aşkı hep annemin babama olan aşkından ibaret bilirim ben. Sevgiyi ise annem ve manevi babam olan Fırat abinin birbirine duyduğu o derin duygudan.
Sevgiden yoksun değildim. Etrafımda ki herkesten yeterince sevgi görüyordum. Hatta bazen bu bunaltadabiliyor.
Bir gün kanatlarımı açıp uçmaya karar verdim ve kendimi hiç bilmediğim bir dünyanın kapılarını açarken buldum. Pembe bir dünyam yoktu belki ama bu kadar kararması da mümkün değildi...Bu öyle bir şey ki ne gidebilen oldum ne de kalabilen. Kara gözlü bir adam tanıdım. Bilmiyordum en büyük acım olacağını.
Kimin kaderini yaşıyordum.
Annem Naz Sayar'ın mı?
Babam Emir Sayar'ın mı?
Çünkü bu yolda yardım isteyecek kimsem yoktu. Hatta ağzımı açarsam ölebilirdim...
Üvey ailesinin yanında mutsuzluk içinde yaşayan Günce gerçek ailesini arar ama bulduğu şeyler hayatını alt üst eder...
Camdan dışarıya bakıp yağan yağmurun altında ıslanamayan, çocukluğunu hep pencere önü çiçeği gibi camdan bakarak yaşayan ben, dışarıya ne kadar aşıksam, dışarıdan o kadar korkuyordum.
Hep düşünüyordum, benim bir hikayem hiç mi olmayacak. Ömrüm sokağa hasret kalmakla mı geçecek diye.
Sadece bir gün çıkmıştım, sadece bir gün. Başıma ne geldiyse o gün gelmişti.
Kahraman Deniz'in söylediği gibi; tamda terk etmek üzereydim bu şehri. Olmadı.
Evlat edinildiğim evin kül kedisiydim. Prenses falan değilim. Annem babam da yok, biçare üniversite hayalleri kuruyordum işte.
Bu evden, bu mahalleden çok uzağa gidecektim. Tamda beklediğim o gün gelmişti. Keşke hayvanları daha az seviyor olsaydım, böylece hayatımı planlarımın dışında yaşamak zorunda kalmazdım.