bc

SARMAŞIK

book_age16+
2.4K
TAKİP ET
11.8K
OKU
drama
tragedy
comedy
twisted
serious
mystery
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Sadece gözlerimi kapatınca aklıma bile gelmeye geç kalan adamı hatırlatmakta güçlük çekiyordum. On yedi yaşımda veda ettiğim sevdiğim şimdi kim bilir nerede? Onu çok özledim...

Tam yedi yıldır her gün bugün gelecek demekten usandığımın farkına varmaktan da korkar olmuştum. Hayatıma devam ederken değişen her şey ona gelince bir düğüm oluyordu. Gelmeyeceğini bilmemek daha iyiydi aslında, en azından bu şekilde acı çekmiyordum. Yine de bir hevesle geldiğini hayal etmekten alamıyordum kendimi. Onu en güzel yaşımda tanıdım ve en güzel yaşımda ellerimle uğurladım hiç bilmediğim bir yere.

O zamanlar onunla gidemedim, gidemezdim de. Babam beni evlatlıktan reddederdi. Onun gidişi hayatımda çok şeyi değiştirdi. Mesela geleceğimizi düşünürken bir bir tırmandım başarı basamaklarını. Temizlikçi olarak başladığım şirkette yedi yıl sonra terfi ederek yönetici asistanı oldum.

Bu benim hikayem. Çok karmaşık ama bunu seviyordum.

Ben Hazal SARMAŞIK. 24 yaşındayım. Hem okuyup hem çalışarak kazandım hayatımı. Bu zirveye çıkışımın en sancılı yıllarını inancımla hafiflettim. İnanç olmasa neyi başarabiliriz ki...

~

"Bu kadar erken yaşta nasıl bu pozisyona geldin acaba" diye ahlaksız bir imada bulundu. Gözlerim dehşete kapıldığımı gösteren cinste açıldığında kanım çekiliyordu.

"Ne diyorsun sen ya?"

"Söylesene hangisi, Alp abim mi? Amcam mı?"

Öyle güçlü bir şekilde sarsıldım ki, gözüme takılan su bardağını kaptığım gibi kafasına fırlattım... Yedi yılımı çalan bu adamdan tiksiniyordum artık.

~

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.BÖLÜM - GÜN GELİR
                                                                    7 yıl önce o gün... Babam karşımda boğazı patlarcasına bağırırken ağlamaktan sesim kısılmış ve zaten bir şey söyleyemeyeceğim için sesimi çıkaramamıştım. Yıllarca kız kısmı diyerek beni bastırıp erkek kardeşimi arşa çıkarırken öğrenemedim hakkımı savunmayı. Karşımda ki kim olursa olsun bana bağırıyorsa korkudan konuşamıyordum. "O erkeklerin arasına girip, bir de bilmediğin yerlere gideceksin, hemde aylarca. Hiç bir yere gidemezsin, bu kapının eşiğinden dışarıya adım atarsan bir daha bu eve giremezsin." Sokakta kalmayı kimse istemezdi. Annemle boşandıktan sonra daha da hırçınlaşan babamın sözünün üstüne söz söyleyemedim. Oysa bir tek ben vardım yanında. Annem gitti başkasıyla evlendi, kardeşim nerede kim bilir, ben burada kendi babamın açığını kapatmaya çalışan üvey annemle yaşamaya çalışıyordum. Bana kötü davranmıyor ama çok ilgilenmiyordu da. Odama girdim. Ağlayışım gidemeyecek olmamdan değildi, sevdiğim, sevgilimin gidiyor oluşundandı. Zaten onu fazla göremiyordum, şimdi bir yola çıkacaktı ve rotası belli değil. Nerede keşfedilirse gurupları orada kalacaklardı. Hiç keşfeden olmazsa yolda olmaya ve gitmeye devam edeceklerdi. Telefonuma el koymuştu babam, arayamıyordum da. Dört duvar arasında ellerim kollarım bağlanmış gibi hissediyordum. O gün babamın erken saatlerde kıraathaneya gidişi hiç yapmadığım bir şeyi yapmaya teşvik etti beni. Evden kaçacaktım. Bir daha geri dönmemek üzere gidecektim sevdiğim adamla... Üvey annem ben sırt çantamı hazırlarken odama girdi. "Nereye?" "Gidiyorum ben, duramam." "Saçmalama, baban öldürür seni." "Ne yapacağım, burda kalamam. Lise bitti, neyi bekliyorum. Babamın beni o işsiz sokak çocuğuyla evlendirmesini mi? Ne olur, gideceğim engel olma." "Tamam ama bak, gece bir otobüs kalkacak duraktan. İstanbul'a çalışmak isteyen gençleri götürecek. Çalışmaya git ama o çocuğun peşinden gitme, baban seni asla affetmez." Umurunda değildi. Bu saatten sonra hiçbir şey umurumda değildi. Çantama gerekli eşyalarımı doldurdum. Soğuk olur diye montumu da aldım. Bu küçük şehir daha da zor geldi artık bana. Yaşamak ve nefes almak için yola çıkacaktım. Her zamanki yerimiz olan eski parka doğru koştum. Arkama bakmadan, acaba demeden, beni neyin beklediğini bilmeden koştum. Yola çıkmak için toplanan arkadaşlarımızın arasında Eray'ı gördüm. Beni bekliyor olmalıydı, beni görünce ayağa kalktı. Hızla ona doğru giderken o da bana geliyordu ve çok kısa zamanda birbirimize sarılarak durduk. "Aşkım, geliyorsun değil mi? Baban izin verdi?" "Hayır, ben kaçtım." "Ne yaptın?" Hızla geri çekilip şaşkınca yüzüme bakmaya başladı. "İzin vermiyor, bende kaçtım." "Hazal, olmaz. Yaşın dolmadı, bizimle gelemezsin." "Neden?" "Baban şikayet ederse hapse gireriz. Biz bir hayalin peşinden gidiyoruz. Seni babanın izni olmadan götüremem." O an başıma ilk gelen şey bu felaketti. Ayrılığı kabul etmedim ama onunda söylediği şeyler mantıklıydı. İçim ne ona engel olabildi, ne de ayak bağı. " Tamam ama geleceksin değil mi? Söz ver bana, bana geri geleceksin. " " Söz, geri geleceğim. " Bensiz gitmesini kabul etmedi içim ama bir hayali vardı, engel olursam ömür boyu benden nefret edecekti. Onun da babasıyla arası kötüydü, çok varlıklı olmalarına rağmen o şarkı söylemek istedi. Babası buna engel olunca buraya geldi, şimdi buradan da gidiyor canımın içi. Ellerimle onu bilinmezliğe uğurluyorum şimdi. Sımsıkı sarıldım. Son sarılışım olduğunu hissetmişim gibi bir türlü ayrılamıyordum. Vakit geldiğinde yavaşça ayrıldı ellerimiz. Gözlerimiz birbirine kıyamadı ama o minibüse bindi. Uzun yolculuğa çıkarken onlar beş erkek arkadaş ve diğerlerinin kız arkadaşlarıyla birlikte dokuz kişiydi. Bir ben gidemedim... "Hazal seni seviyorum" diye bağırdı hareket eden minibüsün camından. "Bende seni seviyorum aşkım." O anlarda daha önce hiç ağlamadığım gibi ağlıyordum. İçim çekiliyordu sanki, dünya başıma yıkılacakmış gibiydi. Yine de onun bana gelecek olmasına tutundum. Onlar uzaklaşırken bir kuş olsam kanatlarım çoktan kırılmış olurdu ama ben içimde ki bu ince sızıyı rağmen ayaktaydım ve onu beklerken sonumu hazırlayan babamın evine dönmedim. Üvey annemin söylediği otobüsü buldum ve İstanbul'a doğru yola çıktım. Eray'la yollarımızı ikiye ayıran bu yolculuğun aşkımızın gücüne inanarak onu bana getireceğini düşündüm ve kendi dünyamı kendi ellerimle, ne pahasına olursa olsun kurmaya kararlıydım... Belki beni bekleyen yolcuğun sonu iyi olamayacaktı ama kararım kesindi. Babamın benim için kararlar almasını önlemem lazımdı. Yolda birinin telefonundan üvey anneme mesaj attım.. İstanbul'a, çalışmaya gidiyorum şimdi. Nasılsa lise bitti, nasılsa Eray hayalinin peşinden gitti. Bu da benim hayaller kurmaya başlayacağım yeni bir yolculuk. Bu küçük şehirde asla istemediğim biriyle evlenmeyecektim... Umarım İstanbul bu ani kararıma saygı duyar ve bana iyi davranırdı...                                                                 7 yıl sonrası... İşte buradayım. Bana hayal kurmayı öğreten İstanbul'a geldiğim günden beri mücadele ettiğim, temizlik işçisi olarak girdiğim şirkette yedi yıl sonra yönetici asistanı olduğum yerde. Bugün bu göreve terfi edişimi kutluyorduk arkadaşlarla. Bir gece kulübünde kocaman bir locada oldukça eğleniyorduk. "Kadehler Hazal için." Herkes eline bir shot bardağı alınca bende aldım. Havaya kaldırıp bağırıştıktan sonra onlar tek yudumda içti ama ben bünyem içki içmeye pek yatkın olmadığı için masaya bıraktım. Daha önce sadece bir kere denedim ve midem bulantısı beni korkuttuğu için bir daha cesaret edemedim. "Hadi kalkalım artık." "Nereye kızım ya?" "Eve, uykum var benim." "Tavuk bu ya, iyi hadi biz kalkalım. Ben seni bırakırım." Sema yakın arkadaşım olmuştu yıllar evvel. Dostluğu onunla öğrendim ve o gerçekten müthiş bir insandı. "Sema'cığım ben seni bırakayım istersen. İçkilisin." "Yok be, çok içmedim ama iyi olur. Sende kalabilirim değil mi?" "Tabi ki." Birlikte kol kola kulüpten çıktık. Sema'nın arabasının sürücü koltuğuna geçtim. Sema yerine oturur oturmaz daha kemerini bağlamadan, sanki içerideki yüksek sesten kulaklarımız patlamamış gibi hemen radyoyu açtı. Kemerini bağlayıp geri yasladığında çıkan şarkı içimi yakmıştı. Yarim gezdiğin yola bakarım... Gözlerim hızlı bir şekilde buğulandı. Bana onu hatırlatan şeyler şimdi beni çıldırtıyordu sanki. Yedi yıl boyunca sessizlik içinde gelmesini beklemek daha kolaydı ama şimdi... Neden gelmiyor diye başlarsam bitmeyecek bir isyan başlayabilirdi içimde. Yollarını gözlemekten sabrımın tükendiğini anlamadım hiç. Gittikten bir hafta sonra artık ona ulaşamadığımdan başlayarak kaç geceyi sabah ettiğimi yeniden hatırlamak istemiyordum ama kalbim sıkışıyordu hep aklıma geldiğinde. Son kez seni seviyorum dediği an bile siliniyor hafızamdan. Kimse kimseyi kendinden daha fazla sevmemeliydi. Buna dayanamayıp öleceğim diye sanıyorum her seferinde. Bugün gelecek demekten kelimeler bile usandı. Gözlerim yokluğuna o kadar alıştı ki, gördüğüm her yabancı artık onu çağrıştırmıyordu... Nasıl giden geri gelmezdi anlamıyordum. Onu bekliyordum ve o bunu biliyordu. Yine ılık ılık akan gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. Hâlâ bir umudum vardı. O bir gün gelecekti... Zaten gelmezse bile onu sevmekten vazgeçmeyecektim. Kendimi tanıyordum ve onca zaman bitmeyen sevgim, bundan sonra da bitmezdi... Eve girdik, Sema kendini koltuğa attı. "Ben burada hiç dokunmazsan uyurum canım." "Tamam, üstüne bir şey örteyim." Ayakkabılarımı çıkarıp odama geçtim. Dolaptan bir örtü alıp Sema'nın üzerine örttükten sonra mabedim olan odama girdim. Çok yorgundum. Terfi etmem de pek işe yaramadı, hâlâ çok yorgunum. Dolabımı açtım. Önce siyah büyük kutuyu çıkardım. İçinde Eray'a dair ne kadar anım varsa buradaydı. Temizlikçi olarak işe başladığım yıl üvey annem babamı ikna etmiş ve bana karşı sakin kalmasını sağlamıştı. Bir kaç gün şirketin verdiği tek odalık bir yerde kaldım. Oradan kendime küçük bir ev bulup çıktığımda üvey annem yollamıştı. O zamanlar küçücük evde beklememin bir anlamı vardı. Yıllar geçtikçe, her bir basamak çıkarak yükseldiğim şirkette şimdi yönetici asistanı oldum ve bakıyorum da umudum o zamanlar da olduğu gibi değildi. Şimdi acaba demek geliyor içimden ama demiyorum. Hem okuyup, hem çalışarak gece gündüz demeden yorgunluktan nerede sızıp kaldığımı bilmezken bile yitirmedim inancımı. Aşkım, neredesin? * Sabah yine erken saatlerde şirkete geldim. Alışkanlık olduğu için katın içinde dolaşıp insanlara bir istediği olup olmadığını soruyordum. Katta ofis boyken böyle yapıyordum, şimdi beni odama kovalamaya çalışıyorlardı. "Hazal, ne yapıyorsun?" Didem beni durdurdu. "Alışkanlık ya." "Anlıyorum ama Alp bey gelir şimdi, odana dön." "Geç gelecekmiş, sıkıldım." "Gel benim masama geçelim." Didem eğlenceli bir kadındı. Evliydi ve üç yaşında yakışıklı bir oğlu vardı ve inanılmaz komik bir çocuktu, ismi Alican. Yine biz Alican'ı konuşuyor, gülüyorduk. "Sonra bir tepsi bardağı yere düşürdü. Kaçtı ben kızacağım diye, saklandı. Ah yavrum dolaba girmiş bir de." "Ya canım benim." "Ahahahahaa, ay vallahi çok komik." Arkamdan gelen Alp beyin sesiyle anında ayağa kalkıp duruşumu düzelttim. "Alp bey, siz geç gelecektiniz?" "Toplantı iptal oldu Hazal hanım, sizin odanızda olmanız gerekmiyor mu? Artık ofis boy, ya da asistanın sekreteri olmadığınıza göre bugünkü planlarımı iptal ettiniz mi?" Bazen çok esprili olan patronum yine pek bir havasındaydı. "Evet efendim." "Güzel, şimdi benim evime git akşam ki nişan için takım elbisemi getir. Getirmemişlerse mağazaya git al ve gel." Hemen harekete geçtim. Alp bey odasına giderken bende odama girip çantamı aldım. Hep gittiğim ya da gitmek zorunda olduğum için evinin yedek anahtarı vardı. Asansöre binip direk otoparka indim. Şirketin kullanmam için tahsis ettiği arabaya binip Alp beyin evine doğru yola çıktım. * Akşam olurken işlerimi toparladım. Nişan saati geliyordu, Alp bey yine işe dalmış olmalıydı. Nişan saatini hatırlatmak için yerimden kalktım, odadan çıkmak üzereyken telefonum çaldı. Sema arıyordu. "Sema?" "Hey sakın Elvan'ın nişanını unuttuğunu söyleme." "O kim ya?" "Ya Hazal, dedim ya bir aile dostumuzun kızı, bu akşam nişanı var diye. Elbiseni yolladım. Hazırlanıp direk mesaj atacağım adrese gel." Onu reddetmek mümkün değildi. Zaten ben gelmeyeyim demiştim geçen gün. Kapıyı açtığımda elbiseyi getiren sekreterle karşılaştım. " Bu sizin. " Paketi elinden alıp onu gönderdim. Önce Alp beye bakmak için odadan çıkıp yan tarafa geçtim. Kapıyı vurup içeriye girdiğimde tamda tahmin ettiğim gibi çalışıyordu. "Alp bey nişan saati geliyor." "Aa, o kadar oldu mu? Sağol Hazal, sen çıkabilirsin artık." "Peki efendim." Alp beyin gideceği nişan ailesinden birinin nişanıydı. Yanında olmamı gerektiren bir organizasyon değilmiş gibi bana onunla olmam adına hiçbir şey söylememişti. Üstelik bu nişanın sadece saatini biliyordum. Önceleri evine gelen misafirleri için pazara çıktık, yurt dışından gelen misafirleri karşılamak için hava alanına gittik, hatta babası ve annesi onu yemeğe çağırdı, biz yine birlikte gittik. Üstelik bütün bunları ben onun asistanının sekreteriyken yaptık. Şimdi bana ihtiyacı yoktu galiba. Gerçi öyle bile olsa bu akşam Alp beyin yanında olamazdım, Sema beni oyar, içime trip sıkardı... Elbiseyi lavaboda giyip odama geri döndü. Saçımı açıp saldım. Küpelerimi değiştirmem için yenilerini de yollamıştı. Elbise de elbiseydi yani... Askısız büstiyer gibi duran üst kısmı kalçamın altına kadar dar ve dantelliydi. Sonrası tüllü ve boldu. Küpeleri değiştirirken kapım açıldı. Alp bey eli kravatında kapıda göründü. Beni bulan gözleri hızlıca üzerimde gezindi. "Nereye?" "Arkadaşımın arkadaşının nişanı var bu akşam, oraya." "Adı ne?" Anlamadığım sorusu karşısında kızın ismini hatırlamaya çalıştım. "Elif 'ti galiba" dedim kafam o an adını tam olarak hatırlamamıştı. "He, tamam. Hazal şu kravatıma bakar mısın?" Elbisenin eteğini tutarak ilerledim. Alp beyin tam karşısına geçip ellerimi kravatına götürdüm. Özel tasarım olan kravatının ortasında ki çizgiyi ayarlayamamıştı. Küçük bir işlemden sonra hazırdı. Bütün bu şeyleri hep Alp bey için ve onun üstünde deneyerek öğrenmiştim. Onu yedi yıldır tanıyordum ve muhteşem bir insan olduğunu söylemem gerekirdi. Gerçekten o bir süper kahraman falandı, çünkü çok dikkatli, disiplinli, otorite sahibi ama inanılmaz düşünceliydi. "Tamam." "Teşekkür ederim, dikkat et" derken sesinde ki anlamsız ciddiyet benim cevap vermemi engelledi. Alp bey şirketten çıkınca hemen peşinden bende çıktım. Otoparkta arabaya binip konum mesajına baktım. Yirmi dakikalık bir yolculuk yapacağım için radyoyu açtım. Yine o şarkı... Yarim gezdiğin yola bakarım... Arabayı çalıştırıp otoparkın dışına çıktım. Göğüs kafesimde anlamsız bir sıkışma vardı. Tuhaf bir ağlama isteği, sürekli dolan gözlerim. Tamam hep böyle oluyordum da, bu akşam nefeste alamıyordum sanki. Gözlerim bile yorgun olduğumu anlatır gibi kapanmak istiyordu. Acaba ekip eve mi gitsem, tamam Sema biraz söylenir, yani birazdan biraz fazla söylenir ama... Tamam ya kırk gün söylenir vallahi. Yok, kulağım şimdiden çınladı vallahi. En iyisi gitmekti. Bir görünsem yeterdi. Sonra evime gider mabedimde gizlenirdim. Zaten uykumda erken gelir benim. Yolu derin düşüncelerle bitirdiğimde lüks bir otelin önündeydim. Vale arabayı alınca eteğimi tutarak dönen kapıdan içeriye geçtim. Işıkları direk göze çarpan anlamsız ışıltı gözlerimi rahatsız etmişti, bu yüzden tepede yanan ışık sevmiyordum. Nişanın yapıldığı yeri öğrenip oraya doğru ilerledim. Kapıda duran adama ismimi verdim, Sema ismimi vermişti ve girmem kolay olmuştu. Kocaman nişan salonunda insanlar ayağa kalkmış bir noktaya bakıyordu. Fazla dikkat çekmeden aralarına girip Sema'yı aramaya başladım. Bir kaç masa geçtikten sonra yolum Sema'nın yanına çıktı. "Kızım niye beklemiyorsun kapıda" dedim sessizce kızarak. "Şşş, afedersin canım. Kurdele kesiliyordu." Çantamı masaya koyup herkesin baktığı o noktaya döndüm. Nişanlanan çift tam karşımdaydı. O an kurdele kesilince alkışlamaya başladılar, refleks olarak bende alkışlamaya başladım. O an... Garip bir şey oldu. Sanki hafızamı kaybetmişim de o gülüşü görünce her şey yerine gelmiş gibi kısıldı gözlerim. Tek bir noktada kilitlendi. Cayır cayır yanmaya başladılar. Bu çok anlamsızdı. Daha ne gördüğümün bile farkında değildim. Ta ki... "Eray düğünün ne zaman olduğunu söylemek ister misin misafirlerimize oğlum" dedi mikrofonu tutan adam. Eline mikrofonu alıp yönünü tamamen dönen az evvel nişan kurdelesi kesilen Eray'la buluştu gözlerimiz ve ben göğüs kafesime saplanan keskin bir ağrıyla iki büklüm oldum adeta. Gülüşü gözlerimi bulunca yüzünden silinen o adamın kim olduğundan artık emindim. O yedi yıl önce kaybettiğim adamdı ve o artık nişanlıydı...

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

AŞKLA BERDEL

read
79.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.9K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

HÜKÜM

read
224.7K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook