bc

GİTME

book_age16+
702
TAKİP ET
2.0K
OKU
dark
comedy
sweet
humorous
serious
mystery
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Üvey ailesinin yanında mutsuzluk içinde yaşayan Günce gerçek ailesini arar ama bulduğu şeyler hayatını alt üst eder...

Camdan dışarıya bakıp yağan yağmurun altında ıslanamayan, çocukluğunu hep pencere önü çiçeği gibi camdan bakarak yaşayan ben, dışarıya ne kadar aşıksam, dışarıdan o kadar korkuyordum.

Hep düşünüyordum, benim bir hikayem hiç mi olmayacak. Ömrüm sokağa hasret kalmakla mı geçecek diye.

Sadece bir gün çıkmıştım, sadece bir gün. Başıma ne geldiyse o gün gelmişti.

Kahraman Deniz'in söylediği gibi; tamda terk etmek üzereydim bu şehri. Olmadı.

Evlat edinildiğim evin kül kedisiydim. Prenses falan değilim. Annem babam da yok, biçare üniversite hayalleri kuruyordum işte.

Bu evden, bu mahalleden çok uzağa gidecektim. Tamda beklediğim o gün gelmişti. Keşke hayvanları daha az seviyor olsaydım, böylece hayatımı planlarımın dışında yaşamak zorunda kalmazdım.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.BÖLÜM
-I- "Bize Ait Olmayan Yalnızlıklar.." Cahit Zarifoğlu’nun dediği yerde olabiliriz;Bu dünya soğuk, Rüzgâr genelde ters yöne eser Limon ağaçları kurur Bahaneler hep hazır Günler çabuk geçer İçimiz hep bir hoşçakal ülkesi… Yazının altını çizdim. Esneyerek gerindiğim sırada gözüm duvar saatine gitti. Ah lanet... 01.10. Kitaplarımı toparlayıp çekmeceye koydum. Sıcağın geçtiğini anlayınca sobayı kömürle doldurup kapaklarını kıstım. Evin en küçük odası olan odama girdim, salondan çok epey uzak olduğu için ısınmıyordu. Herkesin kapısı yarım açıkken benimki içeride ve dışarıda olsam da kapalı olmak zorunda. Yatağıma girip kulaklığımı taktım hemen. Soğuğu düşünmezsem kolayca uyurdum. Yine sevdiğim şarkılardan birini dinlerken her şeye inat küçük camıma vuran ay ışığına baktım. Her şeyde kötü şansı olması imkansızdı insanın. Hep torba torba gözyaşlarını saklamaya çalışırken bitap düşsemde ayın olduğu gecede, soğuk olmasına rağmen içimi ısıtmasına izin verirken düşüp toprağa karıştı biriktirdiklerim. Sonra yine beni düşünmeyip birikmeye başladılar. İnsan kendini nasıl tanır bilmiyorum ama ben kendimi dinlerken tanımıştım. Geceleri kendimle konuşurken, yalnızlığıma ağlarken, nefret etmemeye çalışırken, hatta kendime zarar vermemek için kendimi sevdiğim yalanını söylerken bile. Beni sevmediler, bende bunu gözümde büyütmemeye çalıştım ama aklıma gelince de imrenmediğimi söyleyemem. Düşünsene sahip olduğun her şeyi sevmek ve seni seven insanların olması...rüya gibi. Kimse ne kadar şanslı olduğunu bilmeyecek, bunun için benim gibi ışığı bile olmayan karanlık, soğuk bir odada yatmaları lazımdı. Bir gün bitecek bu yetinmelerim ama ya o günde yalnız olursam, o günde beni kimse sevmezse... * "Günce, kalk." Kulağımı delen sesle korkarak açtım gözlerimi. Uykundan böyle uyanmak anında baş ağrısı çekmek zorunda kalıyordum. Üstümü çektirerek çıktım odadan, üşümüştüm. "Ortalığı toparla misafirlerim gelecek beş çayına. Pazara gidiyorum." Başımı salladım. Yine hiçbir şey olmamış gibi bana doğru gelip elleriyle omuzlarımı tuttu. "Kızgın mısın bana hala?" Bana vurduğun için mi? Binlerce kez attığın tokatlardan hangisine daha çok kızdığımı hatırlamıyorum bile. "Bugün ayakkabı alacağım sana." Ne zaman beni dövdükten sonra pişman olsa bana bir şey alarak kendini affettireceğini sanıyordu. Beş yaşındaydım beni evlat edindiklerinde. Onlar çocuğu olmadığı için beni evlat edinmişlerdi, ilk bir yıl her şeyin rüya gibi olduğunu hatırlıyordum, sonra birden hamile kalmıştı. Ondan sonra beni hep dışladı, onun için siniri çıkardığı bir kum torbası, temizliğini yapacak bir hizmetçisiydim. Anne ve baba olarak bildim onları, hiç anne tanımadım ki. Anne nasıl sevilir bilmiyorum bile. Babam da geçen yıl tır şoförü olmuştu, evden bir çıkıyor, günlerce gelmiyordu. Hangisi daha iyi bilmiyordum. Yetimhaneden çıktığım için okula göndermemek gibi bir şey söz konusu değildi. Çünkü şikayetçi olabilirdim, bu da onları zor duruma sokardı. Bu yüzden okuma hayatım hep çok iyi olmuştu. Neyse ki okulumu elimden almadılar. "Afedersin" dedi sarılırken. Karşılık vermedim. Sinirli olduğunu kabul edip bir doktora gitse fena olmazdı. Annem evden çıkınca hemen sobanın başına gidip ısınmaya başladım. "Abla, kahvaltı hazır mı?" Tuğra yine pipisini tutuyordu. Kaç yaşına geldi, ilk önce tuvalete gitmeyi bir türlü öğrenemedi. "Şimdi hazırlarım." Hala bana bakıyordu. "Ne var oğlum, git çişini yapacaksın altına. Koş." Her gün yaptığım ve artık el alışkanlığı olan rutin bir kahvaltı hazırlama faslından sonra hiç canım istemediği halde bir iki bir şey yedim ayakta kalmak için. Sonrasında ortalığı toparlamaya koyuldum. Hafta sonu olunca Tuğra televizyonun başında ki yerini almıştı dünkü gibi. Bütün işim bitince sobaya yakın olan koltuğa oturup yine ders çalışmaya başladım. * Annemin misafirleri gelmişti. Kendiside hazırlık yaparken epey sessizdi. Normalde de böyle olurdu. Misafirleri gelirken bana iş yaptırmazdı, mahçup olmamak için. Keşke her gün misafir gelse. "Günce, çayları koy kızım." Kitaplarımı kenara bırakıp ayağa kalktım. Annemle göz göze gelince gözleriyle 'toparla şunları, odanda çalış' işareti yaptı. Kısaca odanda don. Başımı sallayıp çayları koydum. Ordan bir kadın; "Şekerim hala besliyor musun bu kızı sen? "dedi. Onlara göre ben beslemeyim tabi. Gözlerim dolunca kaşlarımı çatardım ve bu bilinçsizce olurdu. " O nasıl söz ayol, kızım o benim. " Annem de böyle işte. Yanımda kalbimi kırmamak için böyle söylerdi ama ben odama geçince dedikodu kazanını kaynatırken beni de içine atardı. "Öyle de, ne bileyim. Sonuçta sen doğurmadın, yeteri kadar da baktın." Annem elimden tepsiyi aldığında kitaplarımı alıp odama geçtim. Tam kapıyı kapatacakken; "Bende istiyorum gitsin ama babası bırakmıyor. Neticede çocuğum yokken aldık onu, kıyamıyor." Bu çirkin sözlerin üzerine kapıyı kapatıp yatağıma girdim. Ağlamamak için kitaplarıma gömüldüm ama bardaktan boşalır gibi akmaya başladılar. Kitap gözyaşlarımla ıslanırken elimi ağzıma kapatıp soruyu çözmeye devam ettim. İnsanın istenmediği yerde olması ne fena bir şeydi. O sıra cebimde ki telefonum titremeye başladı. Yüzümü silip ağlayışımı bastırmaya çalırken telefonu çıkardım. Kayıtlı olmayan bir numaraydı arayan. "Efendim" derken sesim bir hayli kırık çıkmıştı. "Günce hanım, ben Sibel AK. Ailenizi aradığınızı söylemişsiniz." "E-evet" dedim ayağa kalkarken. "Sanırım bulduk." "Öyle mi? Neredeler?" "Anlatacağım, hatta şimdi İstanbul'a gelebilir misiniz? Yüz yüze konuşalım. Ben sizi otogardan alacağım." Bu nasıl mümkün olabilirdi. Evden bakkala diye zor çıkan ben, İzmit'ten İstanbul'a nasıl gidecektim? "Tabi" dedim bir anda. Bu fırsatı bir daha bulamayacaktım. Telefonu kapatıp ne yapacağımı düşündüm. Şimdi dışarıya çıkmak için izin istesem verirdi annem ama bir daha geri dönmeyince ne olacaktı? Sırt çantama bir şeyler koydum. Gitmeliydim! Gitmem lazımdı. Onları on beş yaşında başladım aramaya. Bir çok yeri aramıştım ama hiç olumlu bir cevap gelmemişti. Şimdi gelen bu haberle bursa durup kaderime razı olamazdım. Montumu giyip, annemin aldığı ayakkabıları elime aldım. Çantamı sırtıma taktım, biriktirdiğim bütün parayı kumbarala birlikte yanıma almıştım. Kurtuluyorum sandım, bu defa şans yüzüme gülüyor diye düşündüm. Odadan çıktığımda kahkahalarla gülen kadınların yanına vardım. "Anne" dedim beni duyacağı kadar yakınına giderek. "Heh" dedi bana dönerek. "Bir arkadaşıma gidebilir miyim?" "Hangi arkadaşına" dedi haklı olarak. Öyle yanına gidecek kadar yakın bir arkadaşım yoktu. Hepsiyle sadece okulda görüşmüyordum, ne kadar görüşmek denirse işte. "Sınıftan, Çağla. Sınav varya ders çalışacağız." "Tamam ama iki saat. İki saat sonra evdesin." Bu otobüse binip gitmem için yeterli bir süreydi. Evden çıkar çıkmaz İstanbul otobüsüne bilet bulmak için telefonumdan otobüs saatlerine bakmaya başladım. Bu sırada mahallenin aşağısına doğru yürüyordum. Tam bir saat sonrasına bilet buldum. Artık hızlanarak otogarın yolunu tuttum. Ana yoldan bir taksiye binerdim, bu saatten sonra işimi şansa bırakacak değildim. Bizim mahallede sokak kedisi ve köpeği eksik olmazdı. Hepte eskiden yaşanmış, sonra da yurt dışına gitmiş insanların harabeye dönene evlerinin oralarda yaşarlardı. Yine öyle bir kediyi arka ayağının üstüne basmadığını görünce içim parçalanmıştı. Hava daha kararmamıştı, bu yüzden onu bu karanlık çökünce Işıksız kalan sokakta nereye gittiğini görebiliyordum. Peşine düştüğümü fark etmemiştin bile. "Pisi pisi pisi" diye çağırarak gidiyordum peşinde. Öyle çok iniyordu ki dayanamamıştım. "Pisi pisi pisi" diyordum ama o korkarak kaçıyordu. Onu takip ederek eski dubleks eve girdim. Harabeye dönen evde bir köşeye saklanınca gözden kaçırdım. "Pisi pisi pisi" diyerek odaları gezdim, çünkü o ayakla merdivenleri çıkması imkansızdı. O an fark ettim zaman kaybettiğimi. Kedinin peşini bırakmam gerektiğini düşündüğüm anda acı bir inlemeyle daha çakıldım yerime. "Yardım edin" diyordu fazlaca güçsüz çıkan bir ses. Arka odadan geliyordu ses. Çürüyen tahtaların üzerinde hiç tedbir almadan yürürken başıma ne gelebilir diye bir telaşım yoktu. Yarım açık kapıyı tamamen açtığımda gördüğüm manzara karşısında nutkum tutulmuştu. Bir adam(!) üstü çıplak bir şekilde ellerinden zincirle iki duvara asılmış, her yeri kanlar içinde kalmıştı. Ne yapacağımı bilmeyerek ona bakarken bayılacak kadar kendinden geçen adam bana baktı. "Yardım et" dedi ama işte o an korkarak geri çekildim. "Kimsin sen? Ne işin var burda?" "N'olur yardım et." "Gitmem lazım" dedim. Yaraları daha tazeydi çok belli. Birileri burda ona işkence ediyordu. Tam adım atacakken; "Dur, gitme. Yardım et bana." dedi. Yardıma ihtiyacı olduğu çok belliydi de benim zamanım yoktu. Onun için polisi arayabilirdim. "Edemem, gitmem lazım otobüsü kaçıracağım. Polisi ararım." "Arama, dur n'olur. Ben seni istediğin yere götürürüm, lütfen çöz ellerimi." Vicdansız insanlara ne kadar çok kızıyoruz öyle değil mi? Ama onlar ölesiye dayak yemiş, ellerine zincirler vurulmuş bir adamı kurtarmak için hayatlarından vazgeçmiyorlar. Herkes biraz vicdansız olabilir. " Kusura bakma. Bugünü çok bekledim, senin yüzünden otobüsü kaçıramam." Ve koşa koşa çıktım eski binadan. On adım attım ya da atmadım bilmiyorum ama tek bildiğim, gidemediğim.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Yıldızlar Sönerken | Türkçe

read
3.3K
bc

MÜHÜR

read
119.1K
bc

Leyal -Unutulan Eş (Türkçe)

read
18.9K
bc

SESSİZ KUĞU

read
7.0K
bc

41 Günlük AŞK Güncellemesi

read
52.1K
bc

İnci Tanesi

read
59.3K
bc

MAVİŞ (1. VE 2. SERİ)

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook