4. Bölüm: Deha Karabey

1191 Kelimeler
Kumsaldan çıkıp kordon boyunda yürümeye devam ettim. Hava neredeyse kararmıştı ve etrafta tek tük insan vardı. Genellikle genç kızlar ve erkekler benim yaptığım gibi kumsalda oturup benim aksime gülüp eğleniyorlardı. Yavaş adımlarla yürümeye devam ettim. Artık düşünmek bile zor geliyordu. Bu saatten sonra işime nasıl döneceğimi ve dönsem bile Hazar hakkında nasıl bilgi edilebileceğimi bilmiyordum. Benim yerime Baran'ın arşiv odasına girmesini isteyebilir miydim ? Hayır. Bunu yapsa bile bu mutlaka başkomiserin kulağına giderdi. Baran hiç beklemediğim bir şekilde başkomiserin yanında duruyordu. Ona bu zaman kadar nasıl arkadaş gözüyle bakabilmiştim aklım almıyordu. Hazar onun da arkadaşıydı. Birlikte davaları çözmeye çalışıyor ve her zaman birbirimize yardımcı olmak için elimizden geleni yapıyorduk. Hatta Hazar'ın Baran yüzünden ceza aldığı günleri hatırlıyordum. Baran, cinayet davasındaki önemli bir kanıtı kaybettiği için çok endişeliydi. Olay yerinden üçümüz olduğundan suç bizde sayılırdı. Hazar o gün sırf Baran'ı korumak için suçu üstlenmiş ve disiplin cezası almıştı. O günler onun için gerçekten zor geçmişti. Neredeyse her gün disiplin kurulu tarafından çağırılıyor ve sorgulanıyordu. En sonunda üç aylık maaş kesintisi cezası almıştı. Baran'ın küçük bir kız kardeşi vardı ve ona bakması gerekiyordu. Hazar sırf bu yüzden tüm bu zorluklara katlanmıştı. Şimdi bunları düşündüğümde onun için üzülüyordum. Bunca fedakarlık yaptığı arkadaşı şimdi ablasının yanında durmuyordu. Üstelik tek amacım onun gerçek ölüm sebebini ve katilini bulmaktı. "Bırak !" Duyduğum çığlık ile birlikte kafamı ara sokaklardan birine çevirmiştim. Beyaz gecelik giymiş bir kadın yerde öylece otururken, pisliğin teki kadının saçlarına asılmış onu yerde sürüklemeye çalışıyordu. Hızlı adımlarla sokağa girdim ve onlara doğru ilerledim. "Hey!" diye bağırdım var gücümle. Adam kadının saçlarını bırakmadan gözlerini bana çevirdi. "Karışma! Defol git." Kadın korkulu gözlerle bana baktı. Derin bir nefes aldım. "Bırak onu." Oldukça sakin bir şekilde adama doğru bir adım attığımda, aniden cebinden bir çakı çıkarmış ve kadını bırakarak bana yönelmişti. "Bana ne yaptığını biliyor musun bunun ?" dedi elindeki çakıyla kadını işaret ederken. Başımı iki yana salladım. "Onun sana ne yaptığı beni ilgilendirmez. Ama sen bunu yapamazsın." Adam güldü ve bana doğru bir adım daha attı. Kadın o sırada toparlanmış ve kapısı açık olan bir eve girmişti. Etraftaki bir kaç kişi hiçbir şey yapmadan bizi izliyorlardı. "Sen kimsin ?" dedi alayla. Cebimdeki polis kartımı çıkarıp adama uzattım. Hava karardığı için gözlerini kısıp kartı görmeye çalıştı ve aniden geri doğru bir adım attı. Elindeki çakıyı yere atıp hızla koşmaya başladığında önce eğilip yerdeki çakıyı aldım ve bende arkasından koşmaya başladım. "Kaçma !" Adam ara sokaklara dalıp çıkarken onu yakalamak için son hız koşmaya devam ediyordum. Kanımdaki alkol beni her ne kadar zorlasa da koşmaya devam ettim. Bacaklarım uzun süredir hareketsiz olduğu için ani haraketle acımaya başlamıştı. En sonunda adam Çıkmaz bir sokağa girdiğinde ellerimi bacaklarıma dayamış ve derin nefesler alıp vermiştim. "Kaçama artık!" dedim derin nefes alıp vermeye devam ederken. Adam bana doğru ani bir hareket yapınca geri doğru çekilmiş ve hamlesini engellemiştim. Kolunu havada yakalayıp ters çevirdim. Adam acı içinde bağırırken aniden beni arkasına almış ve sırtımı duvara çarpmıştı. Dudaklarımın arasından bir acı nidası kaçarken kendimi hemen toparlamaya çalıştım ve adamın bacağına tekme attım. Benim gibi yere düştüğünde, ne ara elimden düşürdüğümü bilmediğim çakıya doğru uzanıyordu. Bacağımı boynuna dolayıp nefessiz kalması için uğraştım. Adam bacaklarımdan kurtulmak için çırpınırken hiç beklemediğim bir şey oldu. Bacağımda keskin bir acı hissettim. Gözlerimi acının kaynağına çevirdiğimde az önce dikkatsizce düşürdüğüm çakının bacağıma saplandığını görmüştüm. Beni bıçaklamıştı. Oluk oluk kan pantolonumu kırmızıya boyarken sinirle yere vurdum. Adam ayağı kalkıp şaşkınca bana baktı. Bir iki adım geri attı. "Hayır." diye fısıldadım. Bir polis olarak dünyadan yok olması gereken bir pisliği elimden öylece kaçırmak gururumu yerle bir edecekti. Tam o sırada sokağın sonundan buraya yaklaşan adım sesleri duyuldu. Gözlerimi karanlığın içinden bize doğru koşan kişiye çevirdim. Kim olduğunu seçemediğim bir adam az önce beni bıçaklayan pisliğe yönelmiş ve onun hiç beklemediği bir şekilde havaya zıplayarak karnına sert bir tekme atmıştı. Pislik acı içinde yere serilirken adam bana doğru yürümüş ve başındaki şapkayı çıkarıp yere atmıştı. Gördüğüm bu yüz, tependen aşağı ürpermeme sebep olmuştu. Beni yine kurtarmıştı. Mavi gözlerin sahibi bana telaşla baktı. "Yaralanmışsın." Sustum. Hiçbir şey söyleyemiyordum. Artık emindim. Dün gece, bugün ve şimdi. Beni kurtaran kişi işte karşımdaki bu adamdı. "Sendin." diye fısıldadım. Beni umursamadan bacağımdaki çakıyı çekti. Dudaklarımdan bir haykırış kaçtı. "Neyseki çok derine saplanmamış." Hırkasını çıkarıp bacağıma ustalıkla sararken acılı gözlerimi yüzünde gezdirmeye devam ettim. "Polis olduğunu söylemiştin." dedi gözlerimin içine bakarak. "Ama sen sarhoş bir polissin. Mesai saatleri içerisinde içmek ağır bir suç olmalı." Gözlerimi kıstım. "İzinliyim." Başını salladı. "Yinede gardının düşük olduğunu görebiliyorum. Bu senin için ölümcül bir hata." Doğrulup sırtımı duvara yasladım ve alayla güldüm. "Sen kimsin ?" Derin bir nefes aldı. "Deha Karabey. Peki ya sen ?" İsmini sormamıştım. Ne sorduğumu çok net anlamıştı ancak cevabı benim için yetersizdi. "Alım Kızıltan." Başını salladı. "Tanışma faslını geçtiğimize göre seni hastaneye, şunu da karakola götürelim." dedi arkasında baygın yatan adamı gösterip. "Gerek yok. Onu arabama kadar taşımama yardım edersen gerisini ben hallederim." Az önce benim yaptığım gibi alayla güldü. "Şimdi sana birkaç sorum olacak Kızıltan. Bir, araban nerede ? İki, oraya kadar ben bu herifi taşırken sen nasıl yalnız başına yürüyeceksin ? Üç, hadi yürüdün diyelim, o zaman nasıl bu bacakla araba süreceksin ? Bahse girerim ki yolun yarısında kan kaybından bayılırsın." Kaşlarımı çattım. Söylediği her şey doğruydu ancak onun kim olduğunu kafamda netleştirene kadar ona güvenemezdim. Deha Karabey beni dün gece takip ederken kurtaran kişiydi. Bugün markette yine karşıma çıkmıştı ve üstelik yüzünü saklamak istediğine emindim. Daha sonra ise hiç beklemediğim bir anda tekrar karşıma çıkıp yüzünü göstermiş ve beni yine düşmekten kurtarmıştı. Ve şimdi. Yine karşımdaydı, yine beni kurtarmıştı. Ben gerçekten Deha Karabey'in kim olduğunu öğrenmek istiyordum. "Sendin değil mi ?" Dedim gözlerinin içine bakarak. O gözlerde ufacık bir telaş belirtisi yoktu. Kendinden emin bir şekilde bana baktı. "Bendim." Gözlerinin içine bakmaya devam ettim. Korkusuz, kendinden emin ve oldukça ısrarcıydı. Gözlerini asla benden çekmiyordu. Tedirginliği yoktu ve son derece rahattı. "Beni neden takip ediyorsun?" diye sordum onun gibi son derece kendimden emin gözükmeye çalışarak. "Seni takip etmedim, etmiyorum. Yardımlarımın karşılığı basit bir teşekkür olabilirdi." dedi gülümseyerek. Ne yaparsam yapayım, ne söylersem söyleyeyim bana gerçekleri anlatmayacağı kesindi. "Şimdi sen daha fazla kan kaybetmeden, bu pislikte uyanıp başımı belaya sokmadan gitsek iyi olur. Arabam sokağın sonunda. Burda bekle, gidip getireyim." Ben daha ağzımı açamadan Deha Karabey çoktan büyük adımlarla gözden kaybolmuştu. Gözlerini bacağıma çevirdim. Kot pantolonumun paçası nerdeyse tamamiyle kan olmuştu. Yüzümü buruşturdum. Aniden aklıma bacağıma sapladığı çakının bu pisliği içeri tıkmak için kanıt olabileceği aklıma geldiğinde yere bakınmış ancak çakıyı bulamamıştım. Az sonra siyah bir cip önümde durdu. Deha arabadan çıkıp önce baygın adamı omuzlarından tuttu ve arka koltuğa yatırdı. Daha sonra ise benim yanıma yürüdü ve yere çöktü. Mavi gözleri, kara gözlerimle aynı hizaya gediğinde yutkundum. "Çakı, çakı nerede ?" "Bu herifi içeri attırmak istemiyor musun ? Karakola götüreceğim." Gözlerimi kıstım. O herife attığı tekmenin profesyonelliğinden bu işleri bildiğine emin olmuştum. Oldukça keskin refleksleri vardı. Karakola herhangi bir kanıt götürmesi gerektiğini de biliyordu. Her geçen dakika çözmem gereken bulmaca karışık bir hal alıyordu ancak elimdeki ip uçları bulmacayı çözmeye yarayacak cinsten değildi. "Pekala." dedim ve kalkmak için ellerini yere yasladım. Az sonra hiç beklemediğim bir anda bedenim havalanınca dudaklarımdan bir şaşkınlık nidası döküldü. Beni kucağına almıştı. "Ne yapıyorsun ?" diye sordum şaşkınca. "Sana yine yardım ediyorum Kızıltan."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE