5. Bölüm: Yolun Sonundaki Işık

887 Kelimeler
Bölüm Parçası; Ruelle - War of Hearts 5.Bölüm : Yolun Sonundaki Işık Bu gece yıldızlar oldukça parlaktı. Dolunay yıldızlardan daha da parlaktı. Küçük kardeşimin gözlerinin içindeki parıltılarda aynen karanlığı böyle aydınlatıyordu. Baktığı gözlere güven, dokunduğu omza umut verirdi. Her zaman gülümser ve siz ne kadar karanlıkta olursanız olun yolun sonunda her zaman bir ışık olduğunu ısrarla hatırlatırdı. Ben artık yolun sonunda bir ışık göremiyordum. Kardeşimin gözlerindeki o parıltı yok olduğundan beri gittiğim bir yol bile yoktu benim. Yaşamak, nefes almak zor geliyordu. Arabanın camı yarıya kadar açık olduğundan serin hava yüzüme çarpıyor ve beni ayık tutuyordu. Kan kaybından bedenimin yavaş yavaş uyuştuğunu ve tatlı bir uykunun beni içine hapsetmeye çalıştığını hissediyordum. Ancak henüz teslim olamazdım. "Sen iyi misin ?" Gözlerimi gökyüzünden alıp Deha'ya çevirdim. Onun gözleri ise yoldaydı. Bana bakmıyordu. Bana bakmadan bile nasıl kötü olduğumu anlayabilirdi ki? "Evet." dedim sadece. Dudaklarımı aralayıp cümle kurmak bile canımı yakıyordu. Bir polis olarak daha önce çok yaralanmıştım ancak ruhumun bu kadar savunmasız ve zayıf olduğu bir dönemde yara almak beni yüz kat daha fazla etkilemişti. Gözlerimi tekrar gökyüzüne çevirdim. Beynimde binlerce soru dolanıyordu. Tüm bunlara nasıl cevap arayacağımı bilsem bile hangi sorudan başlayacağımı bilmiyordum. Hazar neden ölmüştü ? Neden ölmek zorundaydı ? Onu kim öldürmüştü ? Neden suçlu bulunamıyordu, neden bütün kanıtlar gayet açık bir şekilde cinayeti gösterirken intihar girişimi olabileceği konuşuluyordu ? Yanında oturduğum bu adamda kimdi ? Neden ona güvenip arabasına binmiştim ? Hemde tamamen savunmasızken. Şimdi beni hiç bilmediğim bir yere götürüp öldürmeye kalksa bile elimden kurtulmak için bir şey geleceğini düşünmüyordum. Gerçi kurtulmak isteyeceğimde yoktu. Tüm bu boşvermişlik hissi hayatımı hiçe saymama sebep oluyordu. "Geldik." dedi ben daha ne zaman arabayı durdurduğunu fark etmeden. Gözlerimi etrafta gezdirdim. Merkez karakola gelmiştik. "Kendin inebilir misin ? Şu arkadaki pisliği indirmem gerekiyor." dedi hala baygın bir şekilde arkada oturan adamı göstererek. Başımı sallayıp kapıyı açtım ve bacaklarımı aşağı sarkıttım. Deha çoktan inmiş ve arka kapıyı açıp adamın koltuğunun altına girmişti. Tek bacağıma yüklenerek bende arabadan inmiş ve canımın acısını tamamiyle hiçe sayarak yürümeye başlamıştım. Kapıdaki polisler bizi gördüklerinde koşarak yardıma gelmişlerdi. Kadın bir polis koluma girerken, diğer polis ise Deha'ya adamı taşıması için yardım ediyordu. "İyi misiniz ?" diye sordu bana yardım eden polis. İyi miydim ? Hiçbir fikrim yoktu. Yine de başımı sallamakla yetindim. Zor olsada merdivenleri çakabilmiş ve sonunda hep beraber içeri girmiştik. Polis kartımı cebimden çıkarıp masa başında oturan polise çevirdiğimde polis hemen oturuşunu düzletmiş ve bana bir baş selamı vermişti. Selamına karşılık verdim. "Komiserim, bu kadar erken beklemiyorduk." dedi gülümseyerek. Evet, yeni görev yerime beklenenden erken gelmiştim. İçimden asla buraya gelmeyeceğimi defalarca söylemiş olsamda yine buradaydım. Büyük laf konuşmamak konusunda bir daha düşünebilirdim. "Bu şerefsiz herifi kendine getirip sorguya alın." Deha'ya döndüm. "Kanıtı alabilir miyim ?" Deha cebinden beyaz bir beze sardığı çakıyı çıkarıp bana uzattığında gözlerine bakmış ve onunda direkt olarak gözlerimin içine baktığını görmüştüm. Kara gözlerimi mavi gözlerinden kaçırıp çakıyı aldım ve masaya koydum. Polis hemen şeffaf bir poşet alıp kanıtı dikkatlice poşete yerleştirmişti. "Üstündeki kan benim. Muhtemelen ikimizinde parmak izi vardır. Hemen incelemeye gönderin ve bu herifi tutuklatın. Ayrıca şiddet gösterdiği kadının evinede polis ekibi yollayın. Koruma talebinde bulunursa hemen gönderin." Polis şaşkın gözlerini sonunda üzerimden çekip başını salladı. "Emredersiniz komiserim." Detayları anlattıktan sonra daha fazla dayanamamış ve oturduğum yerden kalkarak çıkış kapısına yönelmiştim. Bacağımın acısı artık tüm bedenime yayılmış durumdaydı. Yaralı bacağıma fazla yüklenmemeye çalışarak adım attığım sırada biri koluma girmiş ve bana desek olmaya çalışmıştı. Başımı yana çevirdiğimde yine mavi gözlerle karşılaşmıştım. "Ne yapıyorsun ?" diye sordum koluma dolanan kolunu göstererek. Gülümsedi. "Sana yine yardım ediyorum Kızıltan." Başımı iki yana salladım. "Bana yardım etmeni gerektirecek bir şey yok. Ben hallederim, teşekkürler." Deha sonunda derin bir nefes alıp kolumu bırakmış ve tam karşıma geçmişti. Onu sinirlendirmiş miydim ? Bu kadar kolaydı demek. Gözlerimi tam gözlerinin içine diktim ve konuşmasını bekledim. "Yaralandığın için mi bu kadar mantıksız konuşuyorsun yoksa benden hoşlanmadığın için mi bilmiyorum ama karşılaştığımızdan beri sana yaptığım tek şey yardım etmek. Tamam yardım istemiyor olabilirsin ama biraz düşünsen ?" Gözlerimi kıstım. "Altında araba yok. Buraya benim arabamla geldik. Hastaneye otobüse binip mi gitmeyi düşünüyorsun ? Kusura bakma ama bende senin bakıcılığını yapmaya pek meraklı değilim." Dudaklarım şaşkınlıkla aralandığında onu gerçekten kızdırdığımı anlamıştım. "Ama yardıma ihtiyacı olduğunu bildiğim birini öylece arkamda bırakıp gidemem, buna başka bir anlam yükleme. Şimdi izin ver sana yardım edeyim ve bugünün sonunda bir daha birbirimizi görmemek üzere yollarımızı ayıralım." Gözlerimi kırpıştırıp yüzüne bakmaya devam ettim. Söylediği her şey bir anda mantıklı gelmeye başlamış ve beni suçluluk psikolojisine sokmuştu. Doğru söylüyordu. Yaptığı tek şey bana yardım etmekti. Kim olduğunu bilmediği birine defalarca yardım etmişti ve üstelik böyle bir zorunluluğu bile yoktu. Yine de bana istediğim cevapları vermediği için ondan uzak durma ihtiyacı hissediyordum. "Tamam, öyle olsun." Söyleyebildiğim tek cümleden sonra Deha'nın koluma girmesine izin vermiş ve birlikte arabaya ilerlemiştik. Kapımı açıp içeri girmememe yardımcı olmuş ve daha sonra kendi sürücü koltuğuna oturunca yola çıkmıştık. Artık gözlerim kararmaya başlamıştı. Pantolonumun paçası tamamiyle kırmızıya boyanmıştı ve artık kanın bacağımdan süzülüp yere aktığını hissediyordum. Derin bir nefes aldım. Deha'nın arada bana dönen bakışların hissedebiliyordum ancak herhangi bir tepki vermek ya da dudaklarını aralayıp iyi olduğumu söylemek bana çok zor geliyordu. "Geldik." Gözlerimi aralamaya çalışmış ancak başaramamıştım. Bütün sesler kulağıma uğultulu olarak geliyordu. Deha'nın bana seslendiğini duyabiliyor ancak dudaklarımı aralayıp ona cevap veremiyordum. Sonunda yüzümde sıcak bir nefesle bedenimin havalandığını hissetmiştim. Daha sonrası ise hiç ışık olmayan bir karanlıktan ibaretti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE