6. Bölüm: Katil Kim?

1038 Kelimeler
"Uyanıyor." Gözlerimi aralamaya çalıştım. "Doktoru çağırın." Biri büyük adımlarla ilerledi ve kapıyı açıp çıktı. "Alım Hanım." Tanımadığım bir ses. "Alım Hanım gözlerinizi aralamaya çalışın." Az sonra kapı tekrar açıldı ve içeri iki kişinin girdiğini duydum. Az önce odadan doktoru çağırmak için çıkan kişi doktorla birlikte geri gelmiş olmalıydı. Sonunda gözlerimi aralamayı başarmıştım. "Alım." Baran. Bu Baran'ın sesiydi. Gözlerimi tamamen açabildiğimde yanılmadığımı görmüştüm. Endişeli gözleri bedenimde dolaştı. "Alım Hanım. Şimdi sizi muayene edeceğim." Başımı sallamaya çalıştım. Baran doktora yer değiştirmişti. Doktor üzerime eğilip kontrolleri yaparken aynı zamanda benimle konuşuyordu. "Bacağınızdaki kesik fazla derin değil. Ancak çok kan kaybettiğiniz için bilinciniz kapandı. İlk yardım müdahelesi gayet iyi yapılmıştı ancak biraz daha geç gelseydiniz kan kaybından ölebilirdiniz. Lütfen daha dikkatli olun." Doktor gülümseyip kenara çekildi ve arkasındaki hemşireye döndü. "Alım hanımın reçetesini yazalım." Tekrar bana döndü. "Sabah taburcu olabilirsiniz." Doktora gülümsemeye çalıştım. "Geçmiş olsun." Doktor ve hemşireler odadan çıkarken Baran baş ucumda duran sandalyeyi düzeltip yanıma oturmuştu. "Alım, nasılsın ?" Derin bir nefes aldım. Boğazım kurumuştu. "Su verir misin ?" dedim kısık sesimle. Baran pet bardağa biraz su koyup içmem için yardımcı olmuştu. Biraz daha kendime geldiğimde gözlerimi Baran'a çevirdim. "Sen nasıl geldin buraya ?" diye sordum artık kulağa daha iyi gelen sesimle. "Arabayla." dedi Baran gülerek. Gözlerini devirdim. "Şakanın hiç sırası değil, biliyorsun değil mi ?" "Tamam tamam. Merkez karakolda dedikodular dönmeye başlamış. Görev yerine gereğinden erken gitmişsin ve ayrıca yaralıymışsın. Oradaki bir arkadaşım duymuş. O da beni aradı. Haliyle endişelenip ben de seni aradım. Ama telefonunu bir adam açtı." Kaşlarını çattı. "Sahi, kimdi o adam ?" "Bana yardım eden biri." Başını salladı. "Herneyse. Bende apar topar geldim. Sağolsun adam ben gelene kadar başında bekledi. Ayrıca kan grubunuzda aynıymış ve sana acil kan gerektiğinden kan da vermiş." Şaşırmıştım. Dün ona gösterdiğim muameleden sonra bile bana yardım etmekten vazgeçmemişti. Ben ise ona bir teşekkür bile edememiştim. 'Bugünün sonunda bir daha birbirimizi görmemek üzere yollarımızı ayıralım.' Söylediği bu cümle kafamda yankılanırken içimde bir boşluk hissi oluşmuştu. Hayatım boyunca bir daha görmeyeceğim bir adama borçlu kalmıştım. "Saat kaç ?" diye sordum kafamdaki düşünceleri dağıtmaya çalışırken. Baran telefonunu çıkarıp saate baktı. "Dört buçuk. Biraz sonra sabah olacak. Biraz daha uyu. Ben taburcu işlemlerini hallettikten sonra seni uyandırırım." "Dur dur. Anneme haber vermedin değil mi ?" Baran gülümsedi. "Merak etme. Anlaştığımız gibi." Rahat bir nefes alıp az önce telaşla kaldırdığım başımı tekrar yastığa koydum. Benim için daha fazla endişelenmesini istemiyordum. Baran ve ben polisliğe başladığımdan beri arkadaştık ve aramızda ufak çaplı bir anlaşmamız vardı. Mesleğimiz gereği ikimizde çok fazla yaralanmıştık ve hiçbiri hayati tehlike taşımıyordu. Sırf bu yüzden ailelerimizi telaşlandırmamak adına hastanede birbirimizin yanında kalacağımıza ve bunu aramızda sır olarak saklayacağımıza söz vermiştik. İlaçların etkisiyle kendimi günlerdir kavuşamadığım uykunun kollarına tekrar bırakmış ve hiçbir şeyi düşünmeden uykuya dalmıştım. ~•~ Hastaneden çıkalı neredeyse üç gün oluyordu. Artık rahatça bacağımın üstüne basabiliyordum. Ancak tabiki iznimin üzerinde bir de iki haftalık istirahat raporu yazılmıştı. Buna şikayet etmemiştim çünkü izinden sonra yeni görev yerine gitmek zorundaydım. Nede olsa cinayet bürodan sürülmüştüm. Baran her gün beni arayıp nasıl olduğumu soruyordu. Telefonlarını çoğu zaman görmemiş gibi yapıyordum çünkü hala onunla konuşmak istemiyordum. Hastaneyedeyken bana yardımcı olmuştu ancak teşekkür ederek minnettarlığımı göstermiştim. Daha fazla benimle ilgilenmesini istemiyordum. Ona olan kızgınlığım geçmiyordu. Koltukta uzanırken yeni açtığım sosyal medya hesaplarımdan durmadan Deha Karabey adını aratıyordum ancak elimde hiçbir sonuç yoktu. Normalde sosyal medyayla hiçbir alakam yokken sırf onu bulabilmek için bugün bütün uygulamaları telefonuma indirmiştim. Sonunda onunla ilgili hiçbir veriye ulaşamadığımı kabullenip telefonu yatağın en uzak köşesine fırlattım. Ona borçlu kalmak istemiyordum. En azından ufak bir teşekkür etmeliydim. Ancak o sözünü tutmuş ve o günün sonunda yollarımızı ayırmıştı. Nasıl biri olduğunu merak ediyordum. Bildiğim tek şey adıydı. Mesela hangi mesleği yapıyordu ? Asker ya da benim gibi polis olabilir miydi ? Güvenlik şirketinde çalışıyor olabilir miydi ? Ya da sadece dövüş sporlarına ilgili bir mühendisti ? Kaç yaşındaydı ? Bu yaşa nasıl gelmişti ? Hayattaki en büyük amacı neydi mesela ? Kardeşi ya da ağabeyi var mıydı ? Neden bana karşılıksız bir yardımda bulunmuştu ? Neden dönüp gidememişti arkasını ? Yüreği bu kadar güzel olabilir miydi ? Ya da amacı bambaşka olabilir miydi ? Bilmiyordum. Hiçbir sorunun cevabı yoktu bende. Az sonra kapı çaldığında üstümdeki ince pikeyi itmiş ve bacaklarımı yataktan sarkıtmıştım. Evde yalnızdım ve beklediğim kimse yoktu. Bacağıma fazla yüklenmemeye çalışarak ayağı kalktım ve kapıya yürüdüm. Bacağımdaki yaranın ufak sızısı yüzümü buruşturmama sebep olmuştu. Sonunda kapıya vardığımda delikten bakmadan kapıyı araladım. Uzun bukleli sarı saçlarıyla kapıda öylece duran genç kızı gördüğümde kaşlarımı çatmış ve tanımadığım bu kızın kim olabileceğini düşünmüştüm. En fazla yirmili yaşlarında olan kapıdaki bu kız kızaran gözlerini gözlerime çevirmişti. "Buyurun ?" dedim ne istediğini öğrenmek için. Kız yüzüne bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı ancak başaramadığı her halinden belliydi. "Alım Kızıltan ?" diye sordu beklenti dolu gözlerle. Başımı salladım. "Evet benim." "Ben Süheyla Serez. Hazar'ın arkadaşıyım." Dudaklarımı araladım. Bir an kızın yüzünü incelemiş şimdi neden bu kadar yorgun göründüğünü anlamıştım. Hemen yana çekilip içeri geçmesini bekledim. "Buyurun, içeri girin." dedim gülümsemeye çalışarak. Birlikte oturma odasına geçtiğimizde Süheyla tekli koltuğa oturmuştu. "Bir şey ikram edebilir miyim ?" diye sordum kibar olmaya çalışarak. Süheyla gözlerini sargılı bacağıma çevirdi. "Hayır. Çok teşekkür ederim. Hiç gerek yok. Lütfen kendinizi yormayın. Hem buraya sizinle konuşmaya geldim." Başımı sallayıp karşısına oturdum. "Hazar'ın arkadaşı olduğunu bilmiyordum. Ne zamandır arkadaştınız ?" diye sordum merakla. Süheyla gözlerini ovalayıp derin bir nefes aldı. "Aslında yeni tanışmamıştık. Ben bazı sebeplerden dolayı taşınmak zorunda kaldım. Yurtdışına gittiğimde iletişimimiz hiç kopmadı. Geldiğimde ise birlikte olmaya karar verdik." Gözlerim şaşkınlıkla aralanmıştı. Hazar'ın benden bir şey saklayabileceğini hiçbir zaman düşünmemiştim. Şimdi ise nasıl olurda bir sevgilisi bile olduğunu anlayamamıştım, buna şaşırıyordum. "İki üç senedir tanışıyoruz ama iki aydın birlikteydik." dedi sesinin titremesine engel olamayarak. "Bana sizden çok bahsetmişti. En kısa zamanda bizi tanıştırmak istiyordu." dedi gülümseyerek. Ancak ben onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Bana kız arkadaşından bile bahsedememişti. Belki de onu dinleyecek kadar bile vakit ayıramamıştım ona. Başım işle o kadar kalabalıktı ki, günlerce kardeşimin halini hatrını bile soramamıştım. "Birlikte fotoğrafınız var mı ?" diye sordum emin olmak ister gibi. Süheyla hemen elinde tuttuğu telefonu bana çevirdi. Ekranda yan yana oturup birbirlerine baktıkları bir fotoğraf vardı. Hazar'ın yüzündeki o parlak gülümseme, dudaklarımı kıvırmama neden olmuştu. Mutluydu. "Ben size bir şey sormak istiyorum." dedi Süheyla yüzüne ciddi bir ifade yerleştirerek. Başımı salladım. "Hazar'ın katili kim ?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE