Yüzüme bile bakmıyordu, anlaşılan o da beni istemiyordu. Murat amca biraz daha sıktı bacağını o an yine kahverengi gözleri bana baktı ama ben çevirdim bakışlarımı, o bana haramdı şu an babamlar olsa da yanımızda o bana hala haramdı ki zaten beni sevmiyordu bende öyle. Bu evliliğe karşı çıkma şansım yoktu benim babam zaten istemiyordu beni bu yaşa getirdiği için minnettardım ona. Biliyorum, hissediyorum eğer bugün bu söz olmaz ise bu Raşit ne yapıp eder babamın aklına o pis düşüncelerini sokar. Hiçbir zaman ailem tarafından sevilmedim dostum Nilay dışında. Murat amca çok güler yüzlü ama anlaşılan benim zindanım büyürken bu ev, ömrümün geri kalanında bu evlilikte olacak. Çok beklentim yok ben her şeyin en hayırlısı olan rabbime sığındım bundan sonra da sadece ona sığınırım. Ne diyebilirim ki? Nasıl karşı çıkabilirim? Sessiz bir şekilde başımı eğmek ile yetindim babama bakmaya da korkuyordum, utanıyordum ciddi bir şekilde şu an beni tanımadığım bir adam ile evlendirme koşullarını konuşuyorlardı, ben ve Nilay da dinliyorduk sadece. Benden ses çıkmayınca benim adıma konuşmayı kendisine hak gören o iğrenç sesi duydum
Raşit: “EE Cahit, kıza sordun mu hiç istiyor mu bu delikanlıyı?”
Pislik, sesi bile midemin bulanmasına sebep oluyor, tabii ya ben reddedeceğim sonra da sen beni kuma olarak almaya çalışacaksın değil mi? bir insan nasıl Allah’ın kendisine emanet ettiği kadına hürmet etmek yerine dışarıda kendisine haram olana el uzatmak ister ki? Dişlerimi sıktım çünkü sesim çıkmıyordu sinirden bu adam neden buradaydı ki? Babamın bakışlarını üzerimde hissediyordum ama ilk kez bu kadar ciddi bir ortamda idik, bedenim ağırlaşmıştı hala bu durumun şokunu üzerimden atamıyordum bu yüzden bir tiyatro sahnesi çekiyormuşuz gibi bana verilen rolü oynuyordum. Nilay koluma dokundu, ona baktım bana gülümsedi iyi ki yanımdasın şu an en büyük desteği varlığından alıyorum dostum bu yüzden ağlamıyorum, titremiyorum sakince oturabiliyorum. Nilay’ın gülümsemesi biraz daha cesaret verdi bana babama baktım o da bir süredir bana bakıyor gibiydi, yanında oturan o pis Raşit’in de bakışlarını üzerimde hissetsem de asla o tarafa bakmadım. Babam kafasını çevirdi.
Cahit: “Tabii ki gönlü var Raşit, ben siz gelmeden önce sordum ona.”
Sormamıştı, bu hayatta bana hiçbir zaman fikrimi sormamıştı ama karşı da çıkamıyordum, bir düğüm vardı dudaklarımda bir türlü açılmıyordu. Diyorum ya benim zindanım bu ev ve evleneceğim ev arasında bir yol, yolun sonu da ölüm zaten. Bir güç engelliyordu ağlamamı, sebebinin Nilay olduğunu düşünsem de bir güç onlar geldiğinden beri dilimi lal etmişti. Hiçbir şey hissetmiyordum, beni verip vermemesi çok ta önemli değildi o an zaten Samet’in benden nefret eder gibi olan bakışları da bu evliliğin mutsuz ve yalnız hayatımın bir uzantısı olacaktı. Korkmuyordum, rabbim dualarımın karşılığı olarak ruhuma, bedenime bir dinginlik vermişti. Sadece konuşulanları dinliyordum sessiz bir boyun eğişle.
Babamın sözü üzerine Murat amca sesli bir şekilde güldü.
Murat: “Böyle temiz, güzel bir kızın Gümüşdağ ailesine yakışır bir gelin olacağına eminim. Valla Cahit Allah senden razı olsun, nasıl denk geldi böyle bende tam oğluma kız bakıyorken demek ki nasip kısmet böyle bir şey.”
Babamda memnun bir şekilde güldü ama gülüşü sağ elime baktığı anda soldu. Raşit ise sinirden sessiz bir isyanla kudurmakla meşguldü.
Cahit: “Seni severim Murat, küçüklüğümüzde bu mahallede az iyiliğin dokunmadı bana. Gördüğün gibi sana yakışır bir gelin olsun isterdim ama bir eli sakat bunu da siz maruz görürsünüz artık.”
Yutkundum, doğru ya ben babam için tam bir kız evlat olamamıştım hiç, sakat, eksik bir kızdım ben ama zaten en büyük eksikliğimi doğarken annemin ölmesine sebep olarak vermiştim eline. Karısından eksik kalmıştı benim yüzümden. O an doldu gözlerim ben babam belki bu evlilik meselesi ile bana olan nefretini azaltır diye düşündüm ama niyeti tamamen beni kusurlu bir mal satıyor gibi hissettiriyordu. Gözlerim doldu, ağlamak istemiyordum çünkü başlasam asla duramazdım. Murat amcanın sitem dolu sesini duyunca ona baktım ama gözlerim iğrentiyle sağ elime bakan Samet’i gördü.
Tanımıyordum ama kalbim kırılmıştı o bakışlara, alışkındım ama her seferinde bana böyle bakan insanlara kırılıyordum en başta hep babama kırılırdım. Yıllar beni bu duruma alıştırmıştı sanırdım meğer öyle değilmiş. Bir utanma duygusu sardı bedenimi, elimi saklamak ister gibi aşağıya çektiğimde Nilay elini, engelli elimin üzerine koydu. Bir tek o utanmıyordu benden. Bir kez daha minnetle baktım gözlerine.
Murat: “ O nasıl söz Cahit, yarın bir gün bizimde bu sağlığımızın elimizden alınmayacağı ne malum? Allah kimsenin içini kötü yapmasın. Hiçbir engeli yok Gülsüm’ün maşallah pırlanta gibi duruyor.”
Bir damla yaş aktı gözlerimden, ben bu cümleleri duyacak bir şey yapmama rağmen iltifat ediliyordu bana ama bunu bile elin adamı yapıyordu kendi ailem değil. Hafifçe gülümsedim ama bunu kimseye göstermeden, Nilay dışında ilk kez biri engelimden tiksinmemişti. Babam da sustu bu sözler karşısında tabii ki alışkın değildi her zaman kusurlu gördüğü kızına insan muamelesi yapılmasına. Bir fazlalık olan Raşit ise her şeye müdahale etmeye başlamıştı.
Raşit: “Öyle diyorsun da Murat abi, kızın daha yaşı çok küçük senin oğlanın yaşı epey var gibi. Nasıl olacak?”
Pislik, ben kızın yaşındayken sen o günah bakışlarını nasıl dolandırıyordun üzerimde?
Murat: “Raşit, bu konu seni ne ilgilendirir? Kız Cahit’in kızı, üstelik benim oğlumun yaşı daha yirmi yedi, Gülsüm’ün ki de on dokuz gayet normal.”
Murat amcanın Raşit’e haddini bildirmesine çok sevinmiştim. Susup kalmıştı planı da bozulduğu için tabii ki bu durumu da bozmaya çalışacaktı. Babam normalde en yakın arkadaşına kötü söz söyletmezdi ama şu an susuyordu hiç karışmadı ve bana baktı.
Cahit: “Hadi Gülsüm sen kahveleri yap.”
Sesli bir şekilde yutkundum ve babama bakakaldım, ciddi ciddi beni veriyordu, birkaç kere gözlerimi kırpıştırdım ama hayır gerçekti her şey. Nilay’ın beni dürtmesi ile ayağa kalktım itaatkar bir şekilde, mutfağa doğru ilerlerken bakışları üzerimde hissediyordum. Yavaş bir şekilde kahveyi yapmaya başladım ama Nilay beni durdurdu.
Nilay: “Sen damadın kahvesini yap sadece kanka bende diğerleri için kahve yaparım.”
“Nilay ne damat kahvesi Allah aşkına içinde bulunduğumuz durumu görmüyor musun? Şu an zorla hayatımda hiç görmediğim, tanımadığım bir adamla sözleniyorum.”
Nilay omzunu silkti.
Nilay: “Gülsüm en azından o sapık Raşit değil hem sen demiyor muydun belki nasibim diye. Bak işte babası ne kadar iyi duruyor ee çocukta iyi daha ne olsun? Tanımıyorsun ama zamanla belki ikinizde birbirinizi seversiniz. Bak bugün söylediklerim hala geçerli, eğer baktın hiçbir şekilde sevmiyorsun onun senden soğumasını sağlar bu nişanı bozarız.”
O kadar kolay değildi, Nilay hala ikimizin arasındaki farkı anlayamıyordu ben bu yüzüğü takarsam babam asla bir daha çıkarmama izin vermezdi.
Karşı çıkmaya çalışsam da babamın içeriden bana seslenmesi ile sustum. Her şeyi kabullenmiştim bu zamana kadar; bu zamandan sonra da kabullenmem gerekecekti, gözlerim doldu ama itaatkarlığımı bozmadım ve kahveyi yapmaya başladım. Sağ elim ile zor oluyordu Nilay benden önce bitirip bana da yardım etmişti. Tepsinin üzerine koyduğumuz fincanlara baktım, derin bir nefes aldım ama göğüs kafesim ağrıyordu, midem bulanıyordu bu tepsiyi nasıl taşıyacaktım. Yardımıma yine Nilay koşmuştu sadece damadın kahvesini ve babasınınkini benim tepsime koydu diğerlerini ayrı bir tepsiye koyarak kendisi aldı. beraber içeriye doğru ilerledik, Nilay babamlara verirken bende dökmemek için dua ederek Murat amcaya uzattım, gülümsedi ve teşekkür ederek aldı kahveyi, bir fincanın ağırlığı olmadan daha dengede tutsam da birazı fincanın kenarına taşmıştı. Samet’e bakmadan uzattığımda almadı, alması için beklerken farklı bir yöne doğru bakıyordu, Murat amca sitem dolu bir şekilde baktı.
Murat: “Samet! Al oğlum kahveni bak sözlün seni bekliyor.”
Samet, babasının sözleri ile resmen burnundan soluyarak aldı kahvesini ve yanına koydu bu sırada içe dönük olan sağ elime baktı, utançla arkama sakladım ama çok geç gibiydi sessizce kendi kendine bir şeyler söyledi ama anlamadım. Gözlerim yeniden dolarken halıya bakarak yerime oturdum, sadece halıya baktım böylesi daha kolaydı o iğrenen bakışları görmemek kendime olan nefretimin çoğalmasını önlüyordu.
Murat: “Cahit, kahvelerimize başlamadan sorayım. Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kızın Gülsüm’ü oğlum Samet’e istiyorum.”
Hiçbir şey diyemedim, öylece baktım babama. Kaldırdığım bakışlara rağmen bir kere bile bakmadı bana. Hepimiz sessizce babamı izliyorduk babam ise keyifle gülümsedi ama yüzünde daha tuhaf bir ifade vardı. sinsi bir şekilde gülümsedi.
Cahit: “Her şey anlaştığımız gibi Murat, verdim gitti.”