9. BÖLÜM

1648 Kelimeler
Yutkunamadım bile o an, zaten bu evliliği istemediğini yüzündeki ifadesinden anlamıştım ama bu sözleri hak edecek hiçbir şey yapmamıştım ben. Benim ondan ne farkım vardı ki? Bende bu evliliği istemiyorum ama beni karşı çıkacak bir gücüm yok senin var sen çıksana o zaman. Hiçbir şey diyemedim yine sadece düşüncelerim olarak kaldılar. Samet sessizliğim üzerine yumruklarını sıkmaya başladı o an öfkesi arttıkça ifadesi de korkunçlaşıyordu. Gözlerimi hızlı hızlı açıp kapamaya başladım yoksa bir çocuk gibi ağlayacaktım karşısında, Samet sandalyesinden kalkarak bana yaklaşmaya başladı. Öfkesini de hesaba katarsam şu an aşırı tehlikeli duruyordu. Bana haramdı bu yüzden o bana adım attıkça ben geriledim, tam mutfağın dışına çıkmak üzere idim ki durdu yerinde. Samet Gümüşdağ: “sakat olduğun gibi dilsizsin de, dimi?” Öfkesini gizlemeyen bir gülüş belirdi çehresinde. Samet Gümüşdağ: “Senin gibi masum görünen her kadından nefret ederim çünkü sinsi tarafınızı sakladığınızı sanıyor olursunuz ama bu aptal tavırların bana işlemez.” Cebinden bir çek senedi ve kalem çıkardı, ne yaptığını anlamıyordum bu yüzden sadece baktım, korkuyordum ve ben her zaman sessizdim. Her duygumu sadece sessizlik ile gösterirdim beni tanımadan bana yaptığı ithamlar karşısında sadece rabbime sığındım. Ben onun kuluydum ve ben ondan başkasına hesap vermeyecektim. Varsın beni böyle sansın ama benim artık karşı çıkacak gücüm yok. Kalbimde hala söylediği sözlerin ağırlığını taşıyorum. İnsanlar nasıl bu kadar kolayca karşılarındaki insanlar hakkında yargılama yapabilirler. O an burnuma bir koku geldi ne kokusu bu? Ah! Tabi ya bozulmuş insanların iğrenç kokuları bunlar. Rabbine sığınmadan başka şeylerden medet bekleyen, paraları oldukları için başkalarına ilah gibi bakan bozulmuş insan kokuları. Çek senedini açtı, kalemini tam kağıda yakın tutarak bana baktı beklenti ile. Samet Gümüşdağ: “Söyle, ne kadar istiyorsun? Sana bu zengin evlilik için ne kadar önerdilerse iki katını vereceğim hatta üç katını.” Anlamıyordum, Sametlerin zengin olduğunu bile bilmiyordum az önce kendisinden öğrenmiş bulunuyordum. Öylece aval aval bakmama daha da sinirlendi ve elindeki çeki tekrar cebine yerleştirerek elindeki kalemi bana doğrulttu. Tehditvari bakışları gerçekten içime işliyordu. Samet Gümüşdağ: “Vereceğim paraya rağmen bu nişanı bozmayabilirsin sakat kız bu yüzden şimdi içeri gideceğiz ve sen bu evliliği istemediğini söyleyeceksin. Eğer söylemezsen, eğer bu evlilik gerçekleşirse inan bana sana hayatı zindan ederim. Her gün ölmek için yaşayacağın bir cehenneme dönüşür hayatın.” Gözyaşım yanağımdan kayıp gitti, dehşet içerisinde bakakalmıştım. Dudaklarım titremeye başladığında kaçmak istiyordum o yerden. Samet geri çekilde ve gömleğini düzelterek ifadesini de düzeltti, tekrar gülümsedi ve mutfaktan çıktı, ben olduğum yerde dumura uğramıştım. Birkaç adım attı ve durdu beklenti ile bana bakmaya başladı, benden istediği şeyi yapmama imkan yoktu ilkinde babam döverdi, eğer bu evliliği onaylamazsam zaten babam hayatımı zevkle cehenneme çevirirdi, şimdi anlıyorum beni neden bu kadar istekle verdiğini zengin aile bulunca ne yapsın çulsuz, fakir Raşit’i. Soluk bile alamadım çünkü her iki türlüde hayatım cehenneme dönüşüyordu bu yüzden kendime gelmeye çalıştım. Allahım ne yapacağım lütfen bana doğru yolu göster. Samet dişlerini sıktı, sinirlenmeye başlıyordu zar zor adım atmaya çalıştım, bakışlarındaki zalimliği babama benzettim bir an gerçekten o da kötü müydü babam kadar, babamın gerekçesi sevdiği kadını kaybetmesi idi, her zaman onun hislerini anlamaya çalışarak geçirmiştim hayatımı ama ya sen Samet? Benim elimde olmayan çaresizliğim mi suçum? Samet adım attığımı görünce dudaklarını düz bir çizgi haline getirdi ve oturma odasına ilerledi arkasından çaresiz ve korku dolu gözlerle ilerliyordum, her adımım cehenneme yürüdüğüm bir yolda atılan adım ile aynıydı. Samet babasının yanına oturdu bende mecburen kapının yanındaki sandalyeye oturarak yere eğdim bakışlarımı ama üzerimde hissettiğim bakışların ağırlığı yüzünden rahatsız olmuştum. O an duydum sesini. Samet Gümüşdağ: “Baba, ben Gülsüm ile konuştum az önce kendisi bu evliliğe onay verdi dediniz ama istemiyormuş değil mi Gülsüm?” Allah’ım lütfen şimdi al beni yanına tek kurtuluşum ancak böyle olur lütfen. Dualarım gözyaşlarıma karıştı, kaldırmadım başımı o an babamın öfkeli sesini duyduğumda gözlerimi korku ile kapadım ve rabbime sığındım babamı görmesem de sesi ile yüzünün ifadesini tahmin edebiliyordum. Cahit: “Ne demek istemiyor? Gülsüm! Bak bana!” Gözlerimi açmak istemiyorum, burada olmak istemiyorum, rüzgarda sallanan naif bir dal gibi yalpalıyor bedenim ama hayatın gerçekleri işte yine bu ses ile hatırlatıyor kendini. Korku dolu gözlerle baktım babama. Samet’in birden böyle bir şey diyeceği aklıma gelmemişti ama işini garantiye almaya çalışıyordu. Babamın sinirden gözleri kızarmıştı. Haklı bulmuş zengin damadı kaçırmak ister mi? özellikle sakat kızını alıyorlarsa. Hiçbir şey söylemeden baktım sadece babam ise benden bir cevap bekliyordu, başından beri biliyordu bu evliliği istemediğimi ama kendisi kararını vermişti bile bana ne hacet. Cahit: “Gülsüm, bu evliliği istemiyor musun?” Dişlerinin arasından kelimeler baskın ve tane tane çıkıyordu, o kadar sinirlenmişti ki alnında ufak ter tanecikleri oluşmuştu. Akşamın ışığında parıldıyorlardı. Murat amca da şaşkındı, Samet gülümsüyor ve az önceki tehdidini hatırlatmak amacı ile bakışları aracılığıyla konuşuyordu benimle o an Raşit’in gülümsemesi ile kanım dondu sanki bu ona bir fırsat gibi gelmişti. O an reddettiğim an babamın hayatımı cehenneme burada değil de beni sinir ve nefretle Raşit’e kuma olarak verip ölene kadar sapkın bir evliliğin içinde her gün yaşarken yanmanın zevkini seyredeceği o anlar canlandı gözümde. Daha da korktum resmen kanım dondu. “Hayır, bu evliliği istiyorum Samet beni yanlış anlamış.” Cümlem bittiği an Raşit’in yüzü düşmüş resmen hüsrana uğramıştı, babam ve Murat amca rahat bir nefes alırken Samet öfkeden kuduruyordu ben ise resmen can havli ile öyle söylemiştim. Bu evde babamın öfkesi ile başa çıkabilirdim ama evli bir adama kuma olarak gidip her gün istismara uğramak beni daha da günaha sokardı. Ben rabbimin gözünde böyle bir iğrençliğin ortağı olmak istemiyordum. Ben alışmıştım cehenneme. Samet’i daha hiç tanımıyorum ama belki o bahsettiği cehennemin ateşini harlayan öfkesinden arınır ve beni de rahat bırakırdı. Kendisi istemese anlardım ama benim karşı çıkmak gibi bir lüksüm yoktu ama neden kendisi de bu evliliğe hayır diyemiyordu. Murat Gümüşdağ: “Ah! Beni korkuttun Samet, sende Gülsüm. Bir daha bizi böyle korkutmayın siz birbiriniz için çok uygun kişilersiniz değil mi cahit?” Cahit: “Evet Murat, ee düğün ne zamana olur sence? Hayırlı işler uzatılmaya gelmez.” Murat Gümüşdağ: “Haklısın Cahit en geç bir aya yapalım düğünü.” O an babam ve Murat amca güldüler bense bir ay sonra dedikleri o yerde kalmıştım. Ben bir ay sonra evleniyor muydum? Her şey koca bir şakadan ibaret gibi görünürken her saniye gerçek bir şekilde ilerliyordu başımı kaldırmadan sadece sesleri dinliyordum zira sanki başımı kaldırsam Samet öfkesi ile kesecek gibi idi. Bir saat sonra Murat amcalar kalktı, tabii Raşit de. Yaşanan olayda sadece Raşit’in artık bana istediği gibi bakamayacağına sevinmem di o günah dolu bakışlarını çekmesi gerekiyordu üzerimden. Onun dışında hala istemesem de kötünün de kötüsüne gidecekti olmaz ise. Babam Murat amca ile konuşarak onu uğurlamaya başladı arkalarında Raşit denen o pislik ve en arkada ise hayal kırıklığı her halinden belli olan Samet ilerliyordu. Ben ise ondan uzak bir şekilde ilerledim amacım kapıyı kapamaktı, an itibari ile nişanlansak da o bana helal olana kadar ona yaklaşmazdım. O an Samet diğerleri ile aralarına biraz mesafe koyarak bana döndü. Öfkesi alev alev gözlerine yansımıştı. Gülümsedi ama bu samimiyetten uzak bir gülümseme idi. Samet Gümüşdağ: “sana bir şans verdim ama sen bunu geri teptin. Bir ay, sakat kız bir ay sonra her gün ağlayarak ölmeyi dileyeceğin, gururunun, onurunun, gözyaşlarının tükeneceği o hayatı yaşamaya başlayacaksın işte o an her şey için çok geç olacak.” Karşılık vermeme fırsat bile vermeden babasının yanına giti, ben ise sadece korkmak ile yetindim. Murat amca bana seslendiğinde ona bakmak zorunda kaldım. Bana seslenmişti ama aslında babam ile konuşuyordu. Murat Gümüşdağ: “Ee Cahit, artık dünür olduk, birkaç gün sonra düğünü ayrıntılı konuşmak için bize gelin hem Gülsüm kayınvalidesi ile tanışır bugün hasta olmasa o da gelmek için can atıyordu ama yataktan kalkmayacak kadar kötüydü bu yüzden o da iyileşince hemen uzatmadan düğünümüzü yaparız. Hakkını helal et eski dostum bize ve ailemize en uygun kızı yetiştirip oğluma nasip ettiğin için.” Babam gururla baktı ama kendisine çünkü beni döverek, her gün hakaretler ederek ve sindirerek sadece kendi emirleri ile yetiştirmeyi, fikrimi sormadan beni oradan oraya savurmayı kendisine bir marifet olarak görüyordu. Elini bir zafer kazanmış gibi Murat amcanın omzuna koydu. Cahit: “Sende öyle Murat. Maşallah Samet de eli yüzü düzgün bir delikanlı olmuş. Haklısın uzatmadan yapalım düğünü.” Raşit ise bana baktı, bakışları bile bozuktu o kadar midem bulanıyordu ki içeriye girmek istedim ama geri çekti bakışlarını ben yine de durmadım ve içeri girdim uygun değildi, böyle bir durum uygun değildi. Sametlerin ne yaptığını göremeden odama ilerledim ve üzerime rahat şeyler giyerek abdestimi almaya gittim. Ben, beni anlayan tek kişiye dertlerimi anlatarak rahatlıyordum. Seccademin başına geçtiğim sırada babam geldi eve arkasından kapattığı kapının sesi daha kulaklarımda çınlarken odamın kapısını açtı. Korku ile yerimden sıçradım bana saygısı olmamıştı ama rabbime olsaydı keşke. Az önceki mutluluğu kaybolmuş yerine yine nefret dolu bakışları gelmişti. İşaret parmağını bana sallamaya başladığında alışkın olduğum bir durumu tekrar yaşıyorduk. Babam yine öfkesi ve korkusu ile beni sindirecekti. Cahit: “Eğer, eğer bu düğün olmasın bak seni ne yapıyorum. Yeminle senin bacaklarını arabanın arkasına bağlar ıssız bir arazide parçalanana kadar seni sürüklerim anladın mı? ondan sonra bizden çaldığın ananın yanına gidersin duydun mu?” Ağlamamalıyım, sakin olmalıyım, yavaşça başımı yukarı aşağı salladım. Babam onu onaylamama rağmen bana lanetler savurarak odadan çıktı o an tutmaya çalıştığım tüm duygularımı bıraktım, yönümü seccadeye döndüm, açtım ellerimi bir elimi açtım sakat olanı da açtım rabbim görürdü, duyardı beni elimin sakat olması mühim değildi ki dualarımın duyulmasına. Rabbim, sen beni ne ile imtihan ediyorsun? Ben sana karşı kötülük mi işledim? Yapmadım değil mi? seni kırdım mı rabbim? O yüzden mi cezalandırılıyorum yoksa? Çok özür dilerim seni kırdıysam seni seviyorum Allah’ım benim, bizlerin senden başka kimi var ki? Ölümden korkuyorum ama bu cevabı ölümden korktuğum için vermedim. O an her gün istenmeyen bir evliliğin kurbanı olmamak için verdim. Raşit’in eşinin, çocuklarının böyle bir ortamda yaşayacağı sıkıntıları çekmemeleri için istemeyerek de olsa onların hakkına girmemek için verdim. Senin karşına kul hakkı ile gelmek istemedim lütfen beni affet, lütfen beni koru. Seccademin üzerine uzandım beni rahatlatan tek şeydi bu ufacık yer. Buradaydı aslında tüm dünyam ama bir ay sonra evlenecek ve yeni bir mutsuzluğun kapılarını açtığım evde açacaktım sana ellerimi rabbim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE