Bölüm ( Bekçi Ayaz )

1171 Kelimeler
Yalvarmamın bir anlamı yoktu, çünkü bu noktada bilmediğim bir güç bizlere yaklaşıyordu. Duvarın arkasındaki Milat’ın varlığını hissetmeye başladım. O da, tıpkı benim gibi, aynı noktada, elini neredeyse benim elimle hizala tutuyordu. Birbirimizin varlığını, tüm benliğimizle hissedebiliyorduk, tıpkı bir enerji akışı gibi, aramızdaki bağ her geçen saniye daha da güçleniyor. Öfke ile burnundan solurken aldığı derin derin nefesler, varlığımdan rahatsız olduğunu belli ediyordu. Birden aramızdaki duvar, büyük bir baskı ve gürültü ile, paramparça olmuş yere çöküşünü izlemiştim. Artık ne bir gücüm vardı, ne de aramızdaki engel. Zihnimdeki acı, her geçen an içimi kemiriyordu. Yine de, yapabileceğim hiç bir şey olmasa da, onu durdurmak için bir şeyler yapmalıydım. Bu cesareti nereden buldum bilmiyorum ama göğsüne elimi koyarak, soluk soluğa; Dur artık! Diye bağırabildim. Milat, gözleriyle beni tarayarak, varlığımı hiçe sayarcasına beni sanki görmüyordu artık. Ben onun için sadece bir engel, bir yol tıkacıydım. Aramızda birden toprak yarıldı ve siyah bir ağaç kökü hızla yerden çıkıp, bileğimi sararak beni kendine doğru çekti. Kök, beni gitgide daha fazla sıkıştırıyor, onun bana yaklaşmasını sağlıyordu. Gözlerindeki karanlık, sadece bana değil, önünde duran engel olan her şeye karşı amansız bir öfkeydi. O, bana avını parçalayacak bir yırtıcı gibi bakarken, ben onun gözünde sadece bir fareydim. Bana yaklaşan adımlarını izlerken, vücudumun her köşesinde hissettiğim acı daha da derinleşiyordu. Boynumdaki damarlar belirginleşiyor, her hareketinde bir öncekinden daha fazla geriliyordu. Birden, ellerini omuzlarıma koyarak, parmaklarını, tırnaklarıyla birlikte derime geçirdi. İlk başta hiç bir şey hissetmesem de, parmak uçlarının içinden vücuduma sızan sıvı, derimi delip içime yayılmaya başladı. Hiç bir tepki veremiyor, adeta yerimde donup kalmıştım. O ise, gözlerimi bir an bile gözlerinden ayırmadan, içimdeki acıyı, sanki bir kukla gibi, kontrol ediyordu. Vücudumun her köşesinde keskin bir acı, damarlarımı daraltarak beni içten içe tüketiyordu. Soluğum kesiliyor acının şiddeti arttıkça, beni adeta bir robot gibi kontrol ettiğini hissediyordum. Birden, Akın’ın sesini duydum, derin bir nefes aldı ve haykırdı... “İklim Olamaz! Adam neredeyse çıplak! “O an fark ettiği gerçekten sadece bu muydu ölecektik.” “Bahar’ın gözleri fal taşı gibi açılmış, korku ve yarı çıplaklığın verdiği dehşet onu panikletmişti; Oha! Baba! Bir şeyler yap! Adamı öldürecek! Diye bağırıyordu. “Akın; Öfkeyle haykırdı dur artık, ne yapıyorsun ona? “Birden ona kayan bakışlarım ile yere yığılıp kaldım. Üzerimdeki etkisi, hafifçe azalmış olsa da, hala bütün benliğimi saran acıyı hissedebiliyordum. O an, bir şeyler yapmazsam, her şeyin sonlanacağını biliyordum. Onları öldürebileceğinin farkındaydım. Gözlerim, onun yaklaşan adımlarını takip ederken, sol ayağına sarılarak, zorda olsa bir şeyler söylemeye çalıştım. Ne olursun, dur! Onlara zarar verme, bırak gitsinler! Burnumdan ve tırnaklarımın arasından kan damlıyordu, damarlarım patlamış, acı o kadar yoğundu ki daha fazla dayanamıyordum. Yerde kıvranırken, içimden dökülen çığlıklar dışa vuruyordu. Artık gücüm ona daha fazla karşı koymaya yetmemişti, kollarım arasından sıyrılıp ona doğru ağır adımlarla ilerlemeye başlamıştı. “İklim; Çığlık çığlığa korku dolu bakışlar ile babasını kaçması için çekiştirirken biliyordum ki onun feryadını da görmeyecekti. Baba, bize doğru geliyor, uzaklaş ondan, diye haykırdı o yine duymadı! “Bahar; İse korkudan ağlıyordu üstü başı kan içinde gördüğü vahşi onu dehşete düşürdü babası ve kendileri için hayatında belki de ilk defa bu kadar korkmuştu. Hemen uzaklaşalım baba buradan gitmemiz gerek! “Bülent; Ben… Ben… böyle olacağını biliyordum! Size gitmemizi söylemiştim, hepimizi öldürecek, kahrolası! Derken gözleri korkuyla fal taşı gibi açılmış yerde sürünerek kaçmaya çalışıyordu. “Akın; Sakin olun, sakın ani bir hareket yapmayın, geride durun derken korkuyor ama ani bir hareketle onu üzerlerine çekmek istemiyordu fakat. Onları buradan uzaklaşın diye uyarmıştım ama artık çok geçti. Herkes korkuyordu, fakat o, neden hayatını tehlikeye atıp, onun karşısına geçmeye cesaret ediyordu? Benim için mi bunu yapıyordu? Hayat çizgim kısa olmasını umursamadan, buradan kaçmalıydılar. Bu delilikti. Aralarındaki mesafe kısaldıkça, içimde beni içten içe tüketen acı ona durmasını söylememe bile engel oluyordu. Onun adımlarıyla, her boşluktan ağaç kökleri etrafa dağılmaya başladığında. Bazı kökler, taş sütunlarının içini parçalayarak dışarıya doğru fırlıyor, Milat’ın etrafında dolanıyorlardı. Akın denen adama Yaklaşınca, ağaç kökleri belini sardı, ve aralarındaki mesafe tamamen yok oldu. Onu yanına çekti. Eli ise omzundaydı. Vücudundan yüzüne doğru kayan kısık bakışları, omuzlarındaki elleri bir den ansızın boşluğa düşünce. Ağaç kökleri de yavaşça toprağa çekildi. Onun yüzündeki donmuş bakışlar, tedirginlik ve zifiri karanlık arasında kayboldu. Sürekli onun yüzüne gitmek isteyen tereddütlü elleri, her seferinde boşluğa düşüp onu bir ikileme sürüklüyordu. Her adımda, bir ileri, iki geri gidiyordu. Boğuk şekilde zorlukla soluduğu nefes, elini göğsüne götürmesine neden oldu. Başını sağa sola sallayarak tereddüt ettiği her halinden belliydi. Neydi onu durduran şey? Neden böyle bir çıkmazdaydı? Az ilerideki boşluktan sızan cılız ışık kütleleri, giderek daha da belirginleşiyor ve toprağın ani kaymasıyla büyük bir oyuk oluşmasına sebep olmuştu. Birden yıldırım sesleriyle gürültü patlamıştı. Bu, büyük bir yağmurun geleceğini işaret ediyordu. Şimşeklerin yarattığı ışık, Milat’ın yüzünü daha da netleştirmiş, gözlerinde akmamak için kavga ettiği yaş damlaları donup kalmıştı. Bir şeyler, onu içten içe sarsıyor ve vücudunu titretiyordu. Yirmi yıl önce ona verdiğim yeminle, aramızdaki bağı kanımızla mühürlemiştim. Bu bağ sayesinde, ne hissettiğini anlayabiliyor olsam da, aklından geçenleri bir türlü okuyamıyordum. Geriye doğru adımlar atarken, hızlanmış ama gözleri yine Akın’ın üzerinde kalmıştı. Artık bir şeyden emindim, onu durduran her neyse, fazlasıyla etkilenmişti. Ancak burada tutmaya yetecek güçte değildi. Birden, açılan boşluktan dışarı çıkıp gözden kayboldu. Ben ise yere yığılıp, acı içinde kıvranarak, ona ne olduğunu anlamaya çalıştım, ama peşinden gitmeye takatim yoktu. Akın ve kızları etrafımda belirdiğinde. Onlara ne bir cevap verebiliyordum, ne de yardım edebiliyordum. Gözlerim açık, kitlenip kalmıştım. Yardım etmek istedikleri belliydi, fakat bana dokunmakta tereddüt ediyorlardı. “Akın; Neyin var evlat, ne oldu sana böyle? Sana nasıl yardım edebiliriz, söyle? Derken titreyen elleri, bana dokunmaya çekinse de, bileğimi kavrayıp nabzımı kontrol etmeye çalışıyordu. “Bahar; Baba, neler oluyor böyle? Ya o vahşi geri dönerse? Her yanı kan içinde… Aman Allah’ım, biz neyin içine düştük böyle! Hemen buradan çıkmalıyız! “İklim; Baba, ne yapmayı düşünüyorsun? Onu burada bırakırsak, fazla uzun süre dayanamaz gibi görünüyor. “Akın; Bilmiyorum, aklım çok karıştı. Ne yapmalıyım, emin olamıyorum. Buradan gitmeliyiz, fakat onu burada ölüme terk edemeyiz. Tek yol, gizlice hep birlikte buradan çıkmak. O şey... Her neyse, bize zarar vermedi, verebilirdi ama vermedi. Fakat onun tekrar geri gelme riskine giremeyiz. Yardım edin, adam kıpırdayamıyor, onu buradan çıkartalım. Galiba kalıcı mı, bilmiyorum ama kısmi felç geçirmiş gibi... “Bahar; Emin misin baba? Ya o adam, bizim peşimizden gelirse? “İklim; Ne olursa olsun, o da bir can taşıyor, burada bırakamayız. Abla, biraz mantıklı düşün. “Akın; Tartışmayın kızlar, bu çocuk bizimle geliyor. “Bülent; Siz çıldırmışsınız. O yaratık, az daha hepimizi öldürüyordu. Bunun da ne olduğu muamma... “İklim; Korkarım, en büyük yaratık sensin, piç kurusu! Senin yüzünden buradayız, hala neyi konuşuyorsun? Bu kadar ağır bir çıkış, İklim’in ağzından beklenmedik bir şekilde dökülmüştü. Ama Bülent’in sabrını fazlasıyla zorladığı belli oluyordu. Ben de, İklim’in bu tepkiye ne kadar sinirlendiğine şaşırmıştım. Bahar’ın yüz ifadesi de aynı şekilde donmuştu, kardeşinin böyle bir tepki vereceğini düşünmemişti anlaşılan. “Akın; Tam Bülent konuşacakken, babaları söze girdi ve onu susturup konuşmaya başladı. Kızım, biliyorum sinirlerin bozuldu ama ağzına bu tür cümleleri almamalısın. Seni ben böyle yetiştirmedim. “İklim; Özür dilerim baba, sadece sinirlerim bozuldu. Bir daha tekrarlamayacağım. “Bahar; Gerekli olduğunda tekrarlayabilirsin, bence böyle bir pisliğe karşı fazlasıyla hak ediyor.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE