"Çoook güzeldi!" Genç kızın neşesi o kadar yerindeydi ki etrafında olup biteni göremiyordu. "Kocamandı var ya!" Mükerrem'in yüzü buruştu.
"Aman büyük olsa neye yarar."
"Abla var ya sen de hep turp sık işin içine..." Sevda, Müzeyyen'in sohbetten kopup bir köşede durmasını üzgün gözlerle izledi. Zeynep, Alfred'in ona almış olduğu yüzüğü görmüş, haliyle bir takım sonuçlara varmıştı. "Alfred'i görecektiniz o kadar kızardı ki!" Durdu tereddütle ağzındaki baklayı çıkarıverdi. "Bana, anneme haber vermemi söyledi bir de..."
"Ne konuda?" Soru Mükerrem ablaya aitti. Kem küm etti Zeynep. Ne diyeceğini bilemedi. Yerine Sevda söyleme cesaretinde bulundu.
"İşte Mükerrem abla kızı istemeye..." Lafı Zeynep söylemiş gibi ona çattı kaşlarını Mükerrem.
"Annem sence ne der Zeynep? Adamla hem din hem de kültür farkın var." Başını iki yana salladı. "Unut sen onu güzel kardeşim, olmaz..." Zeynep'in onca sevinci boğazında kaldı.
"Ay belki kestirecek çocuk! Neden hemen hayallerini yıkıyorsun kızın?" Müzeyyen içinde olduğu sıkıntıya rağmen Zeynep'i rahatlatma derdinde destek çıkınca Mükerrem omuz silkti. Sonra bir köşede oturmuş, oturduğunda beri de kalkmamış olan Müzeyyen'e yanındaki boş yeri işaret etti. Müzeyyen kalkıp ablasının oturmuş olduğu koltuğa sığıştı.
"Senin neyin var?" Halen kapalı olan annesinin odasına baktı. Belini incitmişti Zehra teyze. Temizlik yaparken ağır bir dolabı çekmeye çalışmış, kırtlatıvermişti kemiklerinden birini. Mükerrem hastaneye gitmek için ne kadar dil dökerse döksün inat etmişti, gitmeyecekti. "Okan ile mi alakalı?" Yakalamıştı demek. Kardeşinin yine iştahsızca sofradan kalkmasından sebep Okan'ı bulmuştu demek ki.
"Kardeş gibiymişiz..." Oflayınca Sevda'nın da oflayası gelmişti. "Keşke öpmeseydim onu!" Öyle tiz sitem etmişti ki diğerleri de aynı sesi çıkarınca Zehra teyze odasından seslenmek zorunda kaldı. Mendebur'a mı bir şey olmuştu? Güldü haline rağmen Müzeyyen. "Kadın bir Mendebur'u düşünüyor. Baksana umrunda değiliz." Zeynep'e alayla, "Bakarsın senden kurtulmak için Alfred'e he deyiverir. O baksın senin derdine diye..." Yastık fırlattı Zeynep, kızın yüzüne.
"Uğraşma benimle." Müzeyyen, Zeynep'i umursamadan ablasına döndü yine.
"Şaka bir yana Alfred işini anneme sen söyle abla." Mükerrem'in kaş çattığını görünce, "Bakma öyle. Anca sen halledersin. Yumuşat kadını," deyip Zeynep'e gülümsedi. "Sevinsin gariban."
"Sensin gariban."
"He valla benim!" Sevda vicdan azabı çekmeye başladı. O demişti cesaretli ol diye. Şimdi demeseydim keşke diyordu da zaman tersine akmıyordu işte. Zaten neden cesaret aşılamaya çalıştıysa! Memlekette adetti aslında git söyle demek. Böyle dile pelesenk olmuş gibi. E Sevda da yurdun insanıydı elbette...
"Kusura bakma Müzeyyen ya. İnan böyle olacağını bilsem demezdim hiç," dediğinde Müzeyyen, demin yüzüne yediği yastığı fırlattı, teğet geçti Sevda'yı.
"Ne alaka kızım. Söylemeseydim on yıl beklerdim daha." Mükerrem saate bakıp hâlâ televizyon başındaki kızına seslendi.
"Hadi kızım biz yatmaya gidelim," dedi esnemeden önce. Ardından kızlara erken yatmalarını söyleyip Aylin'i kucağında Mendebur'la elinden tutup yollandılar odalarına.
Sus pus kaldılar bir müddet. Diğerlerinin düşünceleri barizdi de Sevda düşünme konusunda kendini frenlemeye çalışıyordu. Jan ile konuştuğundan beridir öyleydi zaten. Jan resmen Sevda'yı tokatlamıştı. Böyle koskoca yedi yılı bile devirecek cinsten bir tokattı attığı. Yıkık dökük kaldı o yıllar ama sinsice toparlanmaya çalışıyordu.
"Ne düşünüyorsun?" demese Zeynep içindeki durumu halledecekti bir nebze ama kaldı o da öyle. Hevesleri inşaya devam etti. Bu hisler de ne menem şeydi böyle!
"Jan'ı düşünüyorum," dedi dosdoğru. Yalan söyleyip de içini şişirecek değildi. Müzeyyen gözlerini devirdi.
"Onu anlıyoruz artık. Neyini düşünüyorsun?" Kollarını göğsünde bağladı Sevda. Azıcık asabiyet göstermekten zarar gelmez deyip girdi konuya.
"Gruber'e benim adıma söz vermişsin?"
"Verdim. Çok da iyi yaptım bence." Kıza inanmazca baktı. "Öyle bir adam reddedilir mi kızım!"
"Ona ben mi karar versem Müzeyyen?"
"Sen şaşkınım tekisin. Pişman olacağın kararlar verirsin."
"Neden pişman olayım Müzeyyen. Ben buraya okumaya geldim. Birileri ile flört etmeye değil!" Zeynep eline bir kase dondurma verdiğinde bir anlığına dikkati dağıldı. Ne diyordu ki şimdi? Heh dedi içinden. "Zaten biri ile geçirecek vaktim yok benim." Müzeyyen dondurma kasesini olduğu gibi yan tarafına bıraktı.
"Okurken arada birileri ile fingirdeşirsin işte." Zeynep yüzünü buruşturdu.
"Şöyle çirkin kelimeler kullanma!" Her sözüne karışılmasından memnun olmayan Müzeyyen çıkıştı kardeşine.
"Sana ne? Ayrıca o dondurmayı yemeye devam edersen annem he dese de gelinlik giyemeyeceksin." Dondu kaldı Zeynep. İki kat olmuş göbeğine baktı. Ağzına götürmek için hazırladığı kaşığı geri bıraktı. Sonra da tadı kalmamış gibi kalkıp odasına yürüdü.
"Üzerine çok varıyorsun," diye söylenmeden edemedi Sevda. "Birilerinin ona böyle şeyler hatırlatmasını sevdiğini sanmam."
"O da doldurmasın midesini çöp gibi." Sert söylemleri vardı Müzeyyen'in. Yaşadıklarından olmalı diye düşündü Sevda. "Neyse... Sen de o sergiye gideceksin." Heyecanlandı birden. Sevda, kızın ani duygu geçişlerine ayak uydurmada zorlandı. "Ben de geleceğim dedim ama pek sevmem öyle yerler. Sen tek gidersin." Şöyle süzdü kızı. Gördüklerinden memnun kalmadı. "Bir de şu paspal halinden kurtarırız seni."
"Müzeyyen istemiyorum."
"Sen resim seversin."
"Nereden biliyorsun?" Gülümsedi Müzeyyen.
"Yastığının altındaki çizimden..."
"Odamı mı kurcaladım?" İnanamıyordu!
"Ne kurcalayacağım. Annem yastığının kılıfını istemişti. O ara gördüm." Hemen yargıladığından utandı kız.
"Yine de gidemem. Jan aynı ortama girmememiz gerektiğini söyledi ve öyle yapacağım." Sinirlendirdi bu söz karşısındaki kızı.
"Niye, senin kendi fikirlerin yok mu?"
"Var da işte boş ver. İnsanları boşu boşuna huzursuz etmek istemiyorum."
"Kızım Gruber nerde o nerde... Görmezsiniz bile birbirinizi." Öyle değildi orası işte.
"Takım arkadaşı onlar."
"Gün mü yapıyorlar?" Anlamadı Sevda. Sonra dalga geçtiğini kavradı.
"Of Müzeyyen. Lafı geçer muhakkak. Onu geçtim adamdan hoşlanmıyorum bile." Elini salladı Müzeyyen.
"Geç bunları, yemem ben. Başka bir şey var rahatsız olduğun."
"Gruber ile Jan arkadaşlarmış önceden." Rahatladı Müzeyyen.
"E işte önceden diyorsun. Demek ki artık değiller?"
"Değiller galiba. Gruber pek haz etmiyor sanki..." Ellerini çırptı Müzeyyen.
"Tamam işte. Bir ilişkileri yok. Ben Gruber'e enişte derim bak." Güldü kız.
"Bu ailenin ikinci bir yabancı damat kaldıracağını sanmam."
"Evlen mi dedik ya sen de hemen işi evlenmeye getiriyorsun."
"Başka ne yapacağım?"
"Takılırsın, sevişirsin, eğlenirsin..."
"O dediklerin bizim aileye ters. Babam öğrense okul falan yalan olur." Müzeyyen kızın yanına yaklaşıp koluna dokundu.
"Senin sorunun ne biliyor musun?" Onay almak için bekledi. Kızdan bir yanıt alamayıp sukûnetle karşılaşınca devam etti. "Korkaksın. Duygularını, ailem ve elalem üzerinden yaşıyorsun. Öyle kısıtlıyorsun kendini." Savurdu elini öteye doğru. "Bırak kim ne düşünürse düşünsün. Jan, bırak peşimi demiş. Desin ulan! İnadına gözüne gözüne gir. O kim oluyor da ne yapacağını söylüyor?" Gaza geldiğini hissetti Sevda. Müzeyyen istese memleketler arası harp bile çıkarırdı!
"Öyle biri olduğumu sanmıyorum..." Tereddütlü çıkmasa sesi; Müzeyyen'i ikna eder, konuyu kapatmış olurdu ama titremişti sesi. Hatta Müzeyyen'e, 'Bana biraz cesaret versen?' dediğini bile düşündürtmüştü sesi. Müzeyyen kaçırır mı? Yapıştı ümüğüne.
"Öyle biri olmadığını düşündüğün için böyle ezikliyorlar seni!"
"Ezik değilim..." Hiç de emin değildi. Pekâlâ çok rahat ezik sayılırdı. Birazcık, ucundan...
"Git de görelim madem ezik misin değil misin!" Sevda parmağını havaya kaldırıp doğruldu birden.
"Gideceğim ulan, üstüne Jan'ı da pişman edeceğim söyledikleri için!" Sevda kalkmışken oturmayıp odasına yürüdü söylene söylene. Arkasında Müzeyyen keyifli bir ıslık öttürdü.
"Hah şöyle, yola gel be güzelim," diye mırıldanıp aniden gelen öğürme isteğiyle lavaboya koştu. Almış olduğu iki kilo uçup gitmeseydi bari...