11. Bölüm

1046 Kelimeler
Apışıp kalmanın ne demek olduğunu bir arkadaşından öğrenmişti Sevda. Ergen zamanlarından, arkadaş edinmeye çalıştığı anlardandı. Annesi bir arkadaşı olmadığı konusunda onu sıkmıyor olsaydı böyle bir arayış içine gitmezdi hiç. Kendi kendine mutlu olan insanlardandı Sevda. Fakat sırf annesini endişelendirmemek için sınıfından bir kızla okula gidip gelmeye başlamıştı. Kız biraz pervasızdı, adı hatrına geliyordu da dillendirmeye lüzumu olmayanlardandı.  Sevda ile flört etmek için numarasını uzatan, kendilerinden epeyce büyük bir adamı istediğinden numarayı Sevda almış gibi yapmış, kızcağızı zor durumda bırakmıştı. Fakat en kötüsü bu değildi. En kötüsü dediği bir mağazanın kasiyerine zorla not verdirtmesiydi. Kasiyer de yirmili yaşlarında olunca Sevda ne yapacağını bilememiş, hali tavrı diğer çalışanlar tarafından fark edilmişti. Tabii onlar çok başka anlamıştı olayı. Kızın hırsızlık yapacağını zannederken kasiyerin suratına notu fırlatınca ardında bir kahkaha tufanı bırakmıştı. Tüm bunları öylece izleyen arkadaşı ise mağazadan çıkınca kıza çıkışmış, apışıp kaldığını söylemişti.  Şimdi de aynı hissi taşıyordu Sevda, apışmıştı. Gruber, Jan'ın arkadaşıydı, hem de çok eski arkadaşlardı. Ve Gruber kendisine düpedüz sarkıyordu.  "Fakat şimdilerde pek iyi değiliz," dedi Gruber sözlerine devam ederken.  "Neden?" diye sordu istemsiz. Adam Sevda'nın kendisiyle ilgilenmesinden hoşnut, söylemekte zarar görmedi.  "Kız meselesi..." Hafifçe gülümsemişti Gruber. Biraz buruk, biraz tatsız. Sevda adamı merak etti birden. Oldu olası meraklıydı zaten, hele böyle kız meselesinde hüzünle gülümseyişi...  "Kötü bitmiş sizin için galiba?" Gruber pilav üstü kurudan bir kaşık aldı. Acı biberi de ağzına atınca, 'Usulü biliyor,' dedirtti Sevda'ya.  "Benim için evet," Göz kırptı. Çapkınca değil, dostanece... Başını salladı kız da. Sonra kapı açıldı, Gökhan girince lokantaya kalktı Sevda da. Yerine çocuk oturdu, Gruber pek memnun olmadı ama kibarlığından, mütebessim halinden taviz vermedi. Gökhan'ın tatlı soruları, ortamın samimiyeti, e bir de yemeğin muhteşem tadı ile mest oldu Gruber. Ergün amca ve Emine teyze ile tanış edip iyice sindi insanların içine. Bir ara Emine teyze Sevda'nın yanına varıp,  "Maşallah hem iyi yürekli hem zengin," deyivermişti. Sonra da eklemeden edememişti. "Keşke şehadetini de getirse..." Gülesi gelmişti Sevda'nın. Büyüğüm dediği kim varsa ha bire yapıyordu bunu. Bir çeşit dürtü gibiydi bu durum. Herkes şehadet getirmeli temalı konuşmalar dört bir yanındaydı. Kötülükten değildi elbet, sevdi mi yapıyorlardı işte...  Gruber'in başındaki kalabalık az buçuk azalınca Gökhan'ın yanına bir de Müzeyyen oturdu. Kız ne konuştu bilemedi Sevda ama Gruber'in gözleri sürekli kendisine değip durdu. O anlarda süpürge ile haşır neşir oldu Sevda. Utançtan değil, bir şeylerin döndüğünü anlamasıydı buna sebep. İlgilenmedi.  Okan göründü sonra omzunda su şişeleriyle dolu koli ile girdi lokantaya. Gözü Gruber ile oturan Müzeyyen'e takıldı. Sevda'ya dönüp başı ile işaret etti.  "O lavuk kim?"  "Hangi lavuk?"  "Şurdaki işte, Müzeyyen'in karşısındaki..." Bir şeyler sezinlemişti Sevda ama, 'Hayrolsun!' deyip yanıtladı adamı.  "Leonard Gruber," dedi bir çırpıda.  "Yok artık!" Okan'ın gür sesi diğerleri tarafından da duyulunca masadaki üçlü adama döndü. Müzeyyen'in yorgun yüzü aydınlandı. El salladı Okan'a.  "Gelsene Okan, bak kim gelmiş!" Okan ciddiyetle Gruber'e yaklaşıp elini sıktı.  "Hoş geldiniz," dedi heyecansız. Müzeyyen de bu çocuğa neden vurulduysa? Düzdü yahu!  "Merhaba," diye karşılık verdi Gruber de.  "Okan, Gruber bizi resim sergisine davet etti." Okan,  "Neden?" diye sordu hemen frekans değiştirerek. Adamın anlamasını istememiş olacak ki devam etti Türkçe. "Tanımadığın biriyle öyle gidemezsin!" Kaşlarını çattı Müzeyyen.  "Tanıştık işte."  "Kaç dakika önce?" Dalgaya aldı Müzeyyen.  "Ay seni yıllardır tanıdık da ne oluyor? Bir kere götürmedin be!" Gruber'i gösterdi eliyle. İncecik elleri Gruber'in yüzünü teğet geçince adam geri çekildi hemen. Yüzünün çizilmesini istemezdi. "Tanıştığımızın onuncu dakikası teklif etti hemen."  "Adam yavşaksa..." Gülecekti Sevda, dudaklarını kapattığından genzinden çirkin bir homurtu çıktı. Gözleri belerdi Müzeyyen'in.  "Adamı mı kıskanıyorsun," sesi sevinçliydi. Belki de ilk kez kıskanıldığını hissediyordu Müzeyyen. Okan eliyle ortamı gösterdi.  "Ne kıskanacağım kızım. Pervane olmuşsunuz etrafında. Ayıp olmasın diye demiştir o." Okan eniştesi olursa hatırlatırdı bunları Sevda. Okan kolileri söylene söylene yeniden yüklenip mutfağın kapısından girdi. Gözden kaybolmadan evvel, "İşi olan, işinin başına," diye buyurmadan edemedi. Müzeyyen arkasından bakakaldı sonra Sevda ile göz göze gelince göz kırptı, Sevda işinin başına döndü, tembellik eden kuzeninin yerine bulaşık bile yıkadı. Gruber gidene kadar başını işten kaldırmadı. Ne zaman ki gitti Müzeyyen yanında bitti.  Dirseklerini beyaz mermerden tezgâhın üzerine koyup ellerini yanaklarına dayadı. Konuşmadan evvel dudak büzdü düşünür gibi.  "Bu Gruber bayağı yakışıklıymış yakından..." Okan geçti arkalarından. Malları nizam ediyordu. Homurdanıp çıktı derhal. Müzeyyen ardından sırıtarak baktı.  "Uğraşma diyeceğim ama uğraşılınca çözülüyormuş demek ki," dedi Sevda da. Müzeyyen hevesle baktı Sevda'ya.  "Sen de gördün değil mi?" Ellerini birbirine vurup topukları üzerinde döndü. "Resmen kıskandı beni!" Kıkırdadı Sevda. Elleri arasındaki tabağı kurutup kenara aldı. Müzeyyen gelmeden önce atıştırmış olduğu lokmalık keki Müzeyyen'in ağzına atıverdi. Müzeyyen sorgulamadan çiğneyip yuttu keki.  "Gördüm vallahi!"  "Çok tatlı yaa!" İnleyişi üzerine bir daha kıkırdadı Sevda.  "Okan için tatlı demezdim." Müzeyyen başını yana yatırıp tarttı.  "Haklısın. Olsa olsa seksi olur Okan." Sevda, kızın omzuna hafiften vurdu.  "Fena bir şeysin sen."  "Seksi dedim diye fena mı olduk? Aşk olsun!" Bilindik sırıtışını sergiledi. "Çok geçmez ben bunu yatağa atarım." İçeri girip duran Okan çok yanlış bir anda duydu Müzeyyen'i. Şaşkınlıktan dilini yutacak gibi görünüyordu. Elindeki koli çok dayanmadı düştü, umursamadı. Öylece çekip gitti. Müzeyyen de donup kaldığından Sevda onu dürtüklemek zorunda kaldı.  "Koş, yetiş. Anlat içindekini. Yoksa bir ömür olmaz sizin iş." Müzeyyen korkakça baktı ilk kez kıza.  "Koşayım mı?"  "Durduğun kabahat!" Koştu Müzeyyen de. Sevda arkalarından başını iki yana sallayıp güldü kendi kendine. Gökhan ikilinin çıkmış olduğu kapıdan girdi sonra.  "Nereye gidiyor bunlar?"  "Sevişmeye." Ne dediğinin farkına varıp ağzının ortasına vurdu. Ne diyordu öyle, hem de küçük çocuğun yanında. Müzeyyen koymuştu kafasına. Onun suçuydu! "Pardon," dedi. "Bir yanlış anlaşılmayı düzeltecekler."  "Sonra da sevişecekler mi?" Kıpkırmızı oldu Sevda. Ergenlerin dillerine de kemer vurulmuyordu. Az önce Müzeyyen'in durduğu yerde gerindi Gökhan. "Oh be! Sonunda dayım rahatlayacak..." Ensesine geçirdi Sevda.  "Ne biçim konuşuyorsun sen!" Vurduğu yeri ovdu çocuk.  "Ne demişim. Kaç yıldır içi testesteron dolu bidon gibi geziyor haberin var mı?" Söylediği şey kızın yüzünü buruşturdu. Gökhan atıştırmalık keklerden aldı. "Onu bunu boşver de cumartesiye ne yapacaksın?"  "Ne yapacakmışım?"  "E sergi var ya!" Sevda'yı uzun uzun inceledi. "Sende malzeme çok ama zevksizsin. Böyle gideyim deme!"  "Gitmeyeceğim ki." Kaşları çatıldı Gökhan'ın. Sonra gevşedi.  "Müzeyyen abla gelecek dedi ama? Adama söz verdi." Müzeyyen onun adına söz mü vermişti! Akşam ciğ ciğ yiyecekti onu. "Git bence. Bir ömür Jan denilen hergelede takılıp kalma..."  Sevda istemsizce kuruttuğu tabağı sert bir şekilde indirdi dezgaha. Tabak orta yerinden çat diye kırıldı. Gökhan gülüp gerisin geri çıktı. Çıkmadan evvel kızın yüzünü yeniden kızarttı.  "Sen de epey gerilmişsin. Gevşersin işte..." Kıza dönmeden el salladı. "Tabağı, Müzeyyen ablanın yevmiyeden keseriz!" 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE