Melis, Yakut'a elindeki alkolsüz kokteyli uzatırken bakışları fark ettirmeden, vardiya değişimi yapıldığı belli olan barın arka tarafına kaydı. Palaz'daydılar ve uzun boylu, saçları kıvırcığa yakın bir çocuk; isimliğini kırmızı, polo yaka tişörtünün üzerine takmaya uğraşıyordu. Yazan ismi okumaya uğraştı, fakat bunu öyle önemsiz bir hareket gibi yapmıştı ki, arkadaşının fark etmeyeceğini sandı. ''Melis,'' dedi Yakut, tatlı bir sesle. ''Neye bakıyorsun sen? Aa, Asaf'a mı yoksa?'' Tavırları, her zamanki gibiydi. Flörtöz ve umursamaz. Ancak içi sürekli yanıyordu sanki; midesine giren her yiyecek vücuduna düşmandı da, çıkış yolu arıyormuşçasına öğürmesine sebep oluyordu. Rasim yüzünden maruz kaldığı şey, o an fark etmese de zorbalıktı. En azından İrem, bu aralar Bahadır Hoca'nın gözüne girme

