TANITIM
Herkese selam,
Ben Güneş. Güneş ÇAKIR. Sıradan bir devlet lisesinde son sınıf öğrencisiyim. Deli gibi sınava hazırlanan senede yani. Stresten sivilcelenip kurdeşende dökseniz o testler çözülecek kurallarının olduğu son derece gıcık bir yıl. Okulumuzda olan en belirgin kural, sınıflarımızda her dönem sıralarımızı arkadaşlarımızla değiştirmek. Kura çekimiyle belirleniyor. Ne için önlem pek anlayamadık ama rehber hocası bir şeyler zırvalamıştı işte. Neyse ki hocalarla iyi anlaşırdık. Son yılın zorluğunu biraz olsun azaltıyorlardı.
Bunları geçersek okulumuzda düzenlenen basketbol maçı bu yıl sınav kadar önemli. Çünkü bu maçı alırsak Türkiye’yi temsil edeceğiz. Ve basketbolda olan birçok öğrenci de inanılmaz antrenmanlar yapıyorlar. Ben ve arkadaşlarım ponpon kızlarız.
Ah bir de yakışıklı çocuklardan bahsetmeliyim. Her okulda olduğu gibi bizim okulun da havalı tipleri var. 18 yaşında nasıl bu kadar iri olabiliyorlar bilmiyorum ama iri, kaslı ve çok uzun boylu basketbol takımında olan çocuklar: Yiğit ve çetesi. Yiğidi öldür hakkını yeme demişler, hakikaten inanılmaz yakışıklı çocuklar. Fakat bizim okulda bu pek belirgin bir özellik sayılmaz çünkü okulun geneli fena tipler değil. Ama onları ön plana çıkaran basketbol takımında olmaları. Tabii her güzelin kusuru olduğu gibi onların da bir kusuru var.
‘’Lan, pezevenkler, akşamki antrenmana geç kalmayın zaten az kaldı amına koyayım, bir saatinde gelin.’’
Evet şekil a, adeta höykürürcesine konuşan basketbol takım kaptanı Yiğit Demirci’nin ta kendisi. Öküz möküzdür ama kalbi temiz çocuktur. Hepsi. Sadece Yiğit değil tabii ki. Neyse.
‘’Ulan it ne zaman geç kaldık?’’
‘’Ne zaman vaktinde geldiniz sikik herifler.’’
Dibine kadar nasıl kaba, öküz ve bu kadar küfürbaz ve iğrenç ve ah… neyse nasıl böyle olabiliyorlar asla bilmiyorum onlara sadece suratımı buruşturuyor ve devam ediyorum.
Diğer uzunlarımız Mert Yılmaz ve Yusuf Sancak. Üçü ayrılmaz üç silahşorlar diyebiliriz. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen birbirlerinin donuna kadar paylaşan o tipler evet. Ve basketbola aşıklar. Hele Yiğit. Eminim topuyla uyuyordur. O derece manyak. Neyse.
Fakat benim ilgimi çekmelerinin sebebi bu özellikleri değildi. Hızlıca bir özet geçecek olursam; o büyük gün olan basketbol maçından sonra herkes yavaş yavaş dağılırken biz kızlarla üstümüzü değiştirmek için soyunma odasına geçmiştik. Bir ara ben telefonla konuşmak için kızların yanından ayrılınca bizim uzunları gördüm. Yiğit ve çetesi fısır fısır konuşuyor bir şey planlıyor gibiydi.
Onları takip edince, bunu yapmamalıydım diye kendime çok kızmıştım ama olan olmuştu artık. Karanlık koridorun sadece bir kısmına ışık hüzmesi düşmüş yolunda ilerlerken bir odaya girdiler. Sanırım temizlik malzemelerinin olduğu bölümdü. Ben kendimi karanlıkta saklarken bir süre sonra üçü birini tutmuş taşıyorlardı. Baygın biriydi herhâlde, kafayı da bulmuş olabilir diye düşünürken ışık hüzmesinin vurduğu kısımdan geçtiler. Ve ben çığlık atmamak için elimi ağzıma kapadım. Çünkü her yanı kan olan birini kucaklamışlardı. Çocuğun elinden kan damlıyordu. O sırada sıra arkadaşım ve en yakın kankam olan Yaren yanıma ne ara geldi ve elimdeki telefonu ne ara almıştı bilmiyorum. Ama gördüklerimin fotoğrafını çekiyordu.
Ona dönüp, ‘’N’apmış bunlar?’’ derken buldum kendimi.
‘’Bilmiyorum ama altından iyi bir şey çıkmayacağı kesin.’’ Kaşlarını çatmış, çektiği fotoğraflara bakıyordu.
‘’Ya biz,’’ dedim dehşetle. ‘’Biz n’aptık? Resmen gördük onları Yaren.’’ Ona gözlerimi açmış bakıyordum.
‘’Siktir,’’ dedi Yaren şimdi aymış gibi. ‘’Bir de kanıt topladım.’’ Derken telefonu gösterdi.
Biz an itibariyle görgü tanığı olmuştuk. Aynı an da istemsizce döküldü kelimeler dudaklarımızdan.
‘’İşte şimdi sıçtık!’’