8.Bölüm

2303 Kelimeler
Fecir diliyle ağzındaki kürdanı çekiştirirken bir barın önünde taburede oturuyordu. Telefonuyla ekranda uğraşırken önüne bırakılan içki bardağı ile duraksayıp başını kaldırdı, barmen kızla göz göze geldi. Kız umursamaz bakıyordu. Sırıttı. "Спасибо, малышка," Teşekkürler bebeğim. Bardağı alıp kafaya dikerken kız kızgınca söylendi. "Rus değilim ben!" "A Türk müydün?" Dirseklerini tezgaha dayayarak daha da eğildi. "Sarı saçlar, mavi gözler..." Gözleriyle kızı süzüyordu. "Beyaz ten. Dedim olsa olsa rus olur bu." "O rus bu değil canım," diyen bir ses duyduğunda başını sağa çevirdi. Siren'di gelen. Fecir kafasını geriye atarak kahkaha patlattığında Siren onu umursamadan kıza dönerek başıyla işaret etti. Ardından tabureye oturarak kendisine dönen Fecir'e baktı. "Sen kıskandın mı beni?" "Kes." Fecir, siyah çizgili yakaları açık bir gömlek giymiş, kolları kıvrılmıştı. Üzerinde de lacivert bir ceket vardı. Pantolonu ispanyol paçaydı. Her zaman ona 70'lerde kaldın derdi. Tarzı demodeydi ama kendisine hastı. Açık gerdanında hep gümüş bir zinciri olurdu. Saçlarını hep arkaya doğru tarar, jöle sürerdi. Kesinlikle 70'lerde yaşıyordu. "Ne çok süzdün," Göz kırptı. "Ne o beğeniyor musun alacaklı mısın?" Siren tiksintiyle bakıp göz devirdi. "Bana verdiğin kayıtlarda bir şey çıkmadı gerizekalı. Sen bunun hesabını ver bakalım bana." Daha çok sırıttı Fecir. "Bir şey çıkmadıysa çıkmamıştır o zaman bebeğim," Ağzındaki kürdanı sigaraymış gibi ağzından tutup alırken Siren'den ayırmadı gözlerini. "Kız masum." "Hah konuştu II.Güven." Mermere yaslanarak Siren'e doğru eğildi bu kez. "Abartmıyor musun sence de bebeğim?" Siren'in saç tutamını alıp elinde lüle yaparken Siren elini itip ona döndü. "Kes. O kızda bir şey var diyorsam vardır Fecir. Şimdi git yakın ol. Tanış, aklını falan çel. Foyasını ortaya çıkaracak işe yarar bir bilgi getir bana." İşaret parmağını salladı. "Bunu yapmadan da sakın gözüme gözükme." "Oldu, Güven de beni kessin." Siren çoktan tabureden kalkıp topukluları üzerinde yürümeye başlamıştı. Arkadan bağırmaya devam etti Fecir. "Canımı sokakta mı buldum ben?!" "Beni ilgilendirmiyor." Fecir omuzlarını düşürüp sırıtırken kürdanı yeniden ağzına yerleştirdi, "Bayılıyorum bunun bu hallerine var ya," ardından yeniden doldurulan kadehi kafasına dikip göz kırptı barmendeki kıza. & Kapının önünde durduğumda derin bir nefes aldım. Halen kamarat üniformalarımı giyiyor, saçlarımı sleek bun topuz yapıyordum. Kapıda dikilen izbandutlara selam verip bana kapıyı araladıklarında içeri girdim. Günlerdir kartlardaki şifreyi çözen ben, Ata'nın ısrarlarıyla bırakmıştım. Başkan da sormuyordu zaten. Her şeyin birden monotonlaşması beni huzursuz ederken oda sessizdi. Biraz daha ilerlerken su sesi işittim. Duştaydı. Ellerimi eteğime silerken ifadesizce yemek masasına doğru ilerledim. Bir sürü kağıtlar, dosyalar vardı. Anlamsızca bakarken bir tanesini elime aldım. Almanca yazılar, cümleler... Anlamıyorum. Yüzümü buruşturup bırakırken onun sesini işittim. "Şule?" "Güven Bey." dedim Türkçe konuşarak. Yüzü değişti. Afallamıştı. Beklemediğine emindim. Altında sadece havlu ile dikilirken bakışlarım istemsizce onu süzdü. Su damlaları yavaşça esmer teninden kayıp akarken kasları nasıl sert ve yapılıysa buradan belli oluyor, parlıyordu. Gözlerin bayram ediyor derdi Tuna burada olsaydı. Başımı eğip yutkundum ardından ona baktım. "Ben sizi dışarıda bekleyeyim." "Hayır," dediğinde sert sesi altında güldüğünü işitmiştim. Başım ona çevrilirken dik dik baktı. "Geç içeride otur." Bakışlarım dalarken irkilerek başımı silikçe salladım. İçeri geçerken sessizce beklemeye başladım. O sırada Siren ahıra girer gibi odaya dalınca bakışları bana düştü, duraksadı eli kapı kolunda kalırken. İçeri girdi. Kaşlarını çatarken bakışlarını benden çekmeden kapıyı sertçe kapattı. "Senin ne işin var burada?" Bıkkınlıkla nefesimi verdim. Her seferinde soracak mıydı bunu? "Asistanım ya ben. Özel asistan." "Onu anladık," dişlerini sıka sıka konuştuğundan öfkeli boğuk çıkmıştı sesi. "Güven seni çağırmadan buraya girme iznin yok senin?!" Tek kaşımı kaldırıp baktım ona. "Hadi ya," kollarımı göğsümde toplarken süzdüm onu. "Bu kadar kıskançlık yormuyor mu seni?" Bakışları kısıldı. Yüzüne doğru eğildim. "Hem Güven Bey kendisi çağırdı." Geri çekilip durduğumda bu kez üzerime gelen oydu. "Sende bir şey var. Şule misin her ne kimsen. Onu çıkaracağım yakında. Az kaldı." İşaret parmağını sallayıp tehdit etmesi kalmıştı bir... Cidden sıkmaya başladın Siren. "Cidden sıkmaya başladın," Başımı çevirip koltuğa bıraktım kendimi. "Papağan gibi tekrarla umrumda değil söylediklerin!" "Merak etme foyan ortaya çıkınca umrunda olacak!" Onu umursamadan gözlerimi devirerek önüme döndüğümde ağzımın içinde konuştum. "Babayı çıkarırsın." Gözleri çakmak çakmak oldu. "Ne dedin sen?!" Umursamazca çevirdim başımı. "Babayı. Alırsın. Dedim." Birden saçlarıma yapışırken beni sürğklemesine izin vermeden elinden kurtulup karnına tekme attım. Elini kırıp çevirirken beline bastırdım. Kulağına yaklaştım. "Biraz daha devam edersen sakat kalırsın. Beni hafife alma." "Biliyordum senin sıradan olmadığını biliyordum!" Bastırdım bileğini sıkarken. Ata çıldıracaktı ama gram umrumda değildi. Ben onu hırpalamayı düşünürken birden kapının açılıp içeriye bodyguardların girmesiyle bizi ayırmaları bir oldu. "Atın bu kadını dışarıya!" Bir tanesi kolumu ters çevirip bileğimi sertçe bükerken acıyla inleyen ben oldum bu kez. "SEN NE SİKİME HALT ETTİĞİNİ SANIYORSUN?!" Veziroğlu'nun borazan sesi odayı inletirken adam korkudan bileğimi bırakmış, tir tir titremeye başlamıştı bile. Ben bileğimi ovalarken, Güven hız kesmeden kaplan gibi adamın üzerine atılıp tek yumrukla yere sererken boğazına ayağıyla bastırdığında giydiği rugan ayakkabısının ucuyla eziyordu. Acımı çoktan kesilmiş pür dikkat onun öfkesini izliyordum. "Özür dile!" Almanca konuşuyordu. Adamdan ses çıkmayınca daha da bastırdı. "Özür dile lan! Sikerim seni burada!" Adam zorlukla özür dilerken Güven umursamadan ayağıyla ezip adamın burnunu kırdığında gözlerim irileşti. Sadece ayak darbesiyle adamın burnunu kırmıştı ya... Sandığımdan da güçlüydü. Diğer adamları gelip sürükleyerek yerdeki adamı odadan çıkarırken Siren kollarını göğsüne toplayarak bana döndürdüğü bakışlarını Güven'e çevirdi. Koltukta otururken alttan alttan ona dik dik baktım. "Güven konuşmamız lazım." "Şimdi değil Siren," Güven hala öfkeyle soluyordu. "Ama-" Güven ezici bakışlarını diktiğinde bu kez Siren devam edemedi, topuğunu vura vura odayı terk ederken bana döndü. "İyi misin?" Başımı salladım. Ona bakmıyordum. Ama cevabım yeterli gelmemiş gibi önümde çömelip elleri bileğime uzandı. Eli nasırlıydı biraz, dokusu rahatsız edici değildi ama okşayarak bileğime baktığında içimde tuhaf bir his belirdi. Başımı kaldırdığımda göz göze geldik. Mavi gözleri dalgalanırken kaşlarım hafif çatıldı. Engel olamadım. Neydi bu hissettiğim his? Neden adını koyamıyordum? "Bekle." dedi sesi bu kez yumuşaktı. İçeri gidip gözden kaybolduğunda ortada oluşan boşlukla dalgınca halıya baktım. Bir an onun asistanı olma fikrini sorgulama perileri gelmişti bana şu an. Elinde ilkyardım çantası olduğunu düşündüğüm kırmızı çanta ile geldiğinde başımı çevirdim. Önümdeki orta sehpaya oturduğunda çantayı kenara koyup sargı bezini kremi öıkardı. "Gerek yok-" Bakışlarıyla dik dik bakınca susmak zorunda kaldım. "Uzat bakalım." Bileğimi narince alıp kızarıklığa dokundu, okşadı ardından krem sürüp sardığında nefesimi tutmuş onu izliyordum. İçimde nasıl hislerle boğuşuyorsam yüzüme yansımıştı. "Niye çattın kaşlarını?" Ben cevap veremeden devam etti. "Merak etme cezası neyse keseceğim. Sana dokunmamalıydı." "Sorun yok Bay Veziroğlu. Alışkınım ben. Siren Hanım'ı dinlemek zorundaydı." Durdu suratıma birkaç saniye sessizlikle baktığında bir an ne diye bakmak istedim suratına. "Neye alışkınsın?" Kaşlarım iyice çatıldı derinden. "Sizi niye ilgilendiriyor Bay Veziroğlu," birden toparlanıp ayaklandım. "Anlıyorum özel asistanızım ama bu özel bir muameleyi görmemi gerektirmiyor." Odaya bakış attım. "Eğer bir işim yoksa restorana dönmek isterim." Başını kaldırdı. O da benimle beraber ayağa kalkarken ellerini cebine soktu. "Neden hala restoranda çalışıyorsun?" "Talat Bey-" "İstemiyorum," diyerek sözümü kestiğimde bu kez suratına yumruk çakma isteği ile doldum. Ata olsaydı kesinlikle desteklerdi bu fikrimi. "Sadece burayla ilgileneceksin." Eğildi. "Senin tek işin benim." "Ben aşağı iniyorun," dedi geri çekildiğinde, "Benimle beraber geleceksin." Birden böyle emrivaki yapmasına şaşırmalıyım mıydım? Yine yanında ardımızda adamları ile beraber restorana indiğimizde asansörden son inen adamın farklı yöne saptığını gördüm. Yüzümü ifadesiz tutarken içimde şüphe tohumları büyüyordu. Nereye gidiyordu? Her zamanki masasına oturmadan önce bana döndü, eliyle buyur ettiğinde bu kez şaşkınlığımı yansıttım. "Sizinle beraber mi oturacağım?" "Beraber bir yemek yeriz diye düşündüm," ellerini cebine koyarken bana doğru adımladı. "Sonuçta bir iş toplantısı bu," Gibi miydi öyle miydi? Hem benimle ne konuşacak? Konuşsa odada konuşmaz mıydı? Sorgulamadan karşısına geçip otururken o da benim karşıma oturdu. Oturduğumuz yer lobi gibi olduğundan c şeklinde koltuktu masa ise elips şeklinde ortamızdaydı. Sağında ayakta dikilen duran adama gözüyle işaret ettiğinde neye işaret etti diye arkama dönüp bakmak istesem de tutmuştum kendimi. Yalnız bu adamın yanında hareketlerime engel olamıyordum artık. İç çektim sessiz ve uzunca. "Buyrun, nasıl yardımcı..." Bakışları bana döndü. "olabilirim size?" Formalite icabı nazik tutmaya çalıştığı ses tonunun altında yatan o küfrü duyabiliyordum. Ata'ydı karşımda duran. Bakışlarım ikisi arasında gidip gelirken bana imalıca ve uzun baktığını Güven de fark etmişti. "Kız arkadaşın..." dediğinde benim kaşlarım çatılarak ona döndü, Ata ise tepkisizce. "...la yemek yşyeceğiz. Şefin önerisi nedir?" Bu kez Güven'in ses tonunda alaylı bir tını vardı. Sidik yarıştırır gibi neydi bu şimdi? "Şefime sorup geleyim." dediğinde gülmek şstedim. Çünkü beklenilen cevap bu değildi. Güven ise benim aksime gülüşünü saklamayarak başını iki yana salladı, geriye yaslanıp bir kolunu atarken alayla Ata'yı izliyordu. "Komik çocuksun." Tek kaşını kaldırdı. Gülüşü bıçak gibi kesilirken dik dik baktı. "Ama kaşınma. Yoksa kaşırlar." Ata bir adım attı. "Kaşısana." Araya girdim hızla. Güven'in gözleri delici bakışlara dönerken, "Bay Veziroğlu, Ata erkek arkadaşım değil. Yani erkek arkadaşım ama sevgilim değil. Anlatabildim umarım." Güven bana dönerken bakışları yumuşadı. "Olamaz da zaten." Uzunca baktığımda nasıl yani der gibi bakıyordum. "Etik olmaz yani, benim gemimde." Benim gemimde? Bakışlarım Ata'ya dönerken, onun da bakışları bana nasıl dercesine döndüğünde ikimiz de aklımızdan geçeni okuyorduk. Bu gemi, Veziroğlu'nundu ve o geceki anlaşma buydu. Gemiyi satmıştı. "Anladım." dedim geri çekilirken. Bay Veziroğlu umursamaz bakışlarını Ata'ya çevirirken yine, "Menüyü getir." dedi bu kez. Ata bir şey demeden bakarken başını salladı gitmeden evvel bana baktı ardından sırtını dönerek uzaklaştı. Gidişini izlerken Bay Veziroğlu dikkatimi dağıtmıştı. "Nereden tanışıyorsunuz?" Ona döndüğümde sorgulayıcı değildi sesi. Saf bir merak olduğu barizdi. "Ajanstan." dedim yalanı sıkarak. Bakışlarımı kaçırmadan. Ki pek yalan sayılmazdı. Gerçekten sahte kimliklerimizle geminin ajansına kayıt yaptırmıştık. "Fazla sahiplenici. Bir geçmişiniz olduğunu düşündüm." "Uzun zamandır beraber çalışırız. Birbirimize destek olmuşluğumuz çoktur." Ki doğruydu. Göreve gittiğimizde birbirimizi kollardık hep. En son aylar önce Cairo'da, İsrail'in olası patlaması için günlerce sahada kalmıştık. Sadece o ve ben. Tuna ve Sezgin Kale'de, Ömür ise esirdi. Zor günlerdi. Hatırlamak istemiyordum. Başımı iki yana sallayarak bakışlarımı eğerken birden sessizleştiğime anlam veremediğini fark ettim. Üstelemedi ama. İçten içe teşekkür ederken yanına gelen bir adam kulağına eğilip bir şeyler fısıldarken Güven gözlerini benden ayırmıyordu, peçete ile ağzını silip kenara koyarken bakışları dikleşti. Adama yarım dönerek gitmesi için emir verirken bana döndü. "Şimdilik restoran işine dönebilirsin Şule." Sesi yumuşaktı. Başımı sallarken masadan kalkıp birkaç adamıyla çıkışa yürüdü. Ama garip olan yukarıya değil aşağı yöne gitmesiydi. Kaşlarım çatıldı. Masadan kalkıp direkt peşinden gitmek istesem de restorandaki diğer adamları vardı. Bu gemi onundu. Şaşırmıyordum ki. Restoranın arkasına personel odaların olduğu kısma gelirken kapıyı araladığımda Ata bir sandalyenin üstünde sandviç kemiriyordu. Bakışlarım sertti. Başımla dışarıya gelmesini emrederken yanındaki arkadaşlarına geliyorum deyip sandvici bıraktı. Koridora çıktığımızda etrafa bakış attım. Kimse yoktu ama koridorun her iki yönünü izleyen kameralar vardı. Bakışlarım kameradan Ata'ya inerken Ata ne oluyor dercesine başını salladı. "Ne oluyor kızım?" Gözlerimi devirdim. "Tribini sonraya sakla." Ciddileştim. "Güven aşağıya indi!" Ata tek kaşını kaldırdı. "Bak ya... Güven olmuş hemen. Veziroğlu'na ne çabuk güvendin öyle?!" Yanaklarımı şişirdim. "Of! Ata! Derdimiz Veziroğlu. Gerekirse güvenirim gerekirse gebertirim!" Ata sırıttı başını eğerek. Saçlarını kısalttırmıştı. Işıktan saçları sarı değil kumral görünüyordu. "Ne yapmamı bekliyorsun Lale?! Adamı mı takip edeyim?" "Evet." dedim ona bir zahmet diye bakarken. "Sen niye yapmıyorsun?!" "Çünkü benden şüphelenmemesi gerekiyor. Sen yakalansan da senin paçayı kurtarmamız daha kolay da ondan!" Ata durdu durdu baktı suratıma. "Bence yanılıyorsun." "Ne? Neden bahsediyorsun?" dedim kafa karışıklığı ile anlamsızca vakarken. "Adamın bir zaafı var demiştik değil mi?" "Ee?" "Yani sen ona o zaafı her neyse onu hatırlatıyorsun Yengeç." Yutkundum. Bakışlarım nereye konacağını bilmiyormuş gibi gezindi suratında. "Saçmalama Ata... Adamın ne zaafı olacağım neyi hatırlatacağım?!" "Yapma Lale!" Eğildi sessizce fısıldadı suratıma. "Adam üzerine titriyor. Anlamsız bir ilgisi var sana karşı." "Sen de buna yordun..." Ata bıkkınlıkla iç çekti. "Restorandaki halleri normal değildi. Sen de bunun farkındasın aslında." Sessizleştim. Bakışlarım düşerkem düşünüyordum. Evet değildi. Darkındaydım. Odadaki halleri... Kumarhane... Balo... Hepsi tuhaftı ve lanet olsun ki farkındaydım. "Ne yapmalıyım yani?" "Kullan bunu." "Ne?" "Ne ne deyip duracak mısın sürekli?!" Durdu gözlerini devirdi. "Git adamın aklını başından al. Aşık et onu kendine. Ama dikkatli ol. Kendin aşık olma sakın." "Oh ne güzel ya ne kolay söyledin öyle?! Sipariş mi veriyorsun Ata öyle olmasın ama böyle olsun bilmem ne?!" İşaret parmağımı salladım. "Aylarca ben didiniyorum vurada engel olup duracaksan dön Türkiye'ye..." Ata sessizce onuzlarını düşürdü. Bir parmağı şakağını kaşırken bakışlarını kaldırdı bana doğru. "Tamam... Tamam haklısın özür dilerim..." "Bıktım haklı olmaktan maalesef..." deyip ona sırtımı yan dönerken. "Tuna'ya söyle nereye gitmiş bulun şunu." "Veziroğlu'nun asistanı olduktan sonra IQ'n düştü kızım senin," dedi ardından devirdiği gözlerini benden çekti. "Sen zannediyor musun o kameralar çalılıyor?" "Sen de zannediyor musun ki Tuna'nın hackleyemeyeceği sistem var?!" "Tamam Lale anladım ben. Hallediyorum." durdu. "Sen de aşık et derken fazla da yakınlaşma gerek yok." "Hey allahım yarabbim sanır ver bana ya!" diye bağırdım çoktan arkasını dönmüş uzaklaşan Sarı'yı izlerken. Çok geçmeden Tuna yerine söylediğinde kazan dairesine inmeden olan ara kattaydı. Son güverte katı olarak geçiyordu. Merdivenler halı ile kaplıydı ama kat sessiz olduğu için en ufak bir ses yapmadan yavaşça iniyordum basamakları. Her indiğim katın koridorunda sağa sola bakıp yeniden basamaklara yönelirken sonunda asıl kata inmiştim. Burası biraz daha karanlıktı. Üst katlardan gelen ışık koridorda ilerledikçe azalıyordu. Sonra... Bir tık tık sesi duyarken duraksadım. Sağdan geliyordu. Aralık kapıyı fark ettiğimde yavaşça duvara sinerek aralıktan içeriyi izlemeye çalıştım. Yan tarafı güverteye bakıyordu. Diğer taraf ise dondurucu dolabıydı. Bir adam ağzına halat doldurulmuş sıkıca bağlanmış yerde dizlerinin üzerindeydi. Bu kim derken sabah bileğimi inciten koruma olduğunu anladım. Güven ona uzatılan silahı aldığında gözlerim irileşti. Düşündüğüm şeyi yapmayacaktı değil mi? Alnına mermiyi sıktı. Adam devrilerek geriye düşerken, "Denize atın." dedi sesi sertti. Yüzüne baktım. İfadesizdi. Silahı da bezle silip adama verirken üstelik ellerinde siyah eldiven vardı. Onları da bir küçük sandığın içine koydu çıkarıp. Yutkundum. Katil olmasını beklemiyordum. Tamam bir tüccardı, kaçakçıydı, ama bu işleri en azından başkasına yaptırır diye düşünürdüm. Kalbimde oluşan sızıya anlam veremezken adama döndü. "Benim itaat etmeyeni affetmem." Adam anlaşıldı dercesine başını sallarken diğerleri de ondan farksızdı. Baktım çıkacaklar hemen geriye dönecektim ki duyduğum başka bir sesle durdum. "Patron, gemide gizli bir telsiz ağı var. Dinlemeye aldık. Kod adları var. Şifre olabilirler." "Ne kod adı?" Takır tukur sesler geldi. "...Yengeç... Duyuyor musun beni..." Gözlerim büyüdü. Tuna'nın sesi bu. "...alt...Sarı...Nişancı...balo..." Başımı çevirdim kapıya doğru. Aralıktan yeniden izlerken durdum. Bir kayıt cihazından dinliyorlardı. Allah kahretsin, kod adlarımız ifşa olmuştu. Asıl beni harekete geçiren Güven'in emriydi. "Sarı... Nişancı ve Yengeç... Bana bunları bulun derhal." oy ve yorumlarınızı bekliyorum canımlar instagram: cordolorem
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE