6.Bölüm

1637 Kelimeler
Yatağımdaki elbise ile bakışırken Ömür arkamda saçlarımı yapıyordu. Bana neden elbise almıştı?Üstelik mavi. Gözlerim mavi diye. Ama neden bu kadar dikkatliydi. Neden özeniyor gibi bir hali vardı? İlerleyen zamanlarda beni kullanacağına dair his vardı içimde. Elbiseyi uzun uzun izlediğimi anladığında parmakları duraksadı. "Lale... Gitmek zorunda değilsin." Başımı ona çevirmek ister gibi bakış attım. Burukça gülümsedim kamaranın yuvarlak camına dönerken. "Zorundayım. Kafama göre reddetme lüksüm yok." "Asistansın sen köle değil." "O adamın asistanları birer köledir Ömür. Ne dediyse yapmak zorundayım. Emrine itaat etmek zorundayım." Bakışlarım kısıldı. "En azından... şimdilik." İç çekti Ömür. Aklından neler geçirebildiğini tahmin edebiliyordum aslında. Başkan'ı bekleyebilirdik. Kale her hareketimizi kontrol altına almak istiyordu ama işler her zaman öyle yürümüyordu. Stanzio ile Veziroğlu arasında kesinlikle bir anlaşma vardı. Volcano da vardı. Bunu çözmeden rahat yoktu bana. Uykusuz gecelerimi, yorgun bedenimi her şeyimi feda ediyordum. Hayatta tek amacım vardı. Kardeşimi bulana kadar çalışmak. Vatana olan borcumu ödemek. Çınar'ı bulduğumda onunla uzaklara gidip mutlu bir hayat sürdürdüğümüzü hayal ediyordum. Daha gençtim doğrusu, belki annemin hayalini gerçekleştirirdim. Başımı eğdim. "Ata nerede?" "Tuna'nın yanındadır," Saçımın bir tutamını alıp omzuma doğru saldı. Maşanın sıcaklığından bunalmıştım. "Bitmedi mi daha?" "Az kaldı." Yanaklarımı şişirdim. "Sen ne diyorsun?" "Stanzio Veziroğlu'na nasıl ulaşmış asıl soru bu bence," dedi omuzlarını düşürerek. Kaşlarımı çatarak ona doğru döndüğümde yatağın üzerinde geriye kaydım. Dudaklarımı birbirini bastırıp bıraktım. "Zor olmasa gerek? Buna neden takıldın ki?" Maşayı kenara koydu. "Veziroğlu sence herkesin ulaşabileceği biri mi Lale? Düşünsene kaçakçılık yapan bir tüccarsın, dünyayı yöneten bir güçsün. Bu kadar kolay mı? Yol geçen hanı değil ya." "İyi de..." Durdum o an. Bıçak gibi kesildi sesim. Düşünceli bakışlarım aydınlanmış gibi Ömür'e kaydı. "Veziroğlu'nun işi." "Bingo!" dedi parmağını şıklatarak. "Veziroğlu istenmese bulunacak bir insan değil. Bu adamdan bir çıkarı var." "Ne anlaşması yaptılar deli gibi merak ediyorum..." dedim kendi kendime. Ömür bilmem dercesine elini sallarken avucuna yasladı yanağını. "Tuna ne yaptı? Bir şey bulabildi mi?" "İşe yarar bilgi çıkmamış. Bugün de baktılar... Boşuna riske attın kendini, o dinleme cihazlarınsan bir şey çıkmayacak." Belki bir gün çıkacaktı, bu inançla kendime güvenirken bu işi en kısa zamanda nasıl çözebilirizin yollarını arıyordum. "Elbise almasına ne demeli... Bence benim üstümden de bir plan yapıyor. Kullanacak beni." "Eğer öyleyse bu durumu bizim lehimize çevirmemiz lazım." Ona tek kaşımı kaldırdım sorarcasına bakış atarken. "Nasıl?" "Yakın ol." "Ne demek o?" "Ya canım yakın ol ne demekse o demek." Elleri hareketlendi. "Cilve milve bir şeyler yap adama." Sinirle güldüm. "Yok artık." "Ne ypk artık? Adam sana elbise almış diyorsun Lale. O yanındaki çakma almana bile böyle ilgi göstermemiştir." Duraksadım. "İlgi mi diyorsun yani..." dedim emin değildim, kafam karışmıştı. "Tabi ilgi. Basbayağı beğeniyor seni. İstese kurpiyer için tonlarca kadın var onlardan seçebilirdi ama seni istedi. Bu gece yanında seni istedi Lale." "Saçmalama Ömür," dedim yataktan fırlarcasına kalkarken. Bir elimi belime koydum. Çatık kaşlarımla camı izliyordum. "Ne ilgilenecek benimle..." Ömür ellerini yatağa bastırırken öne doğru eğildi. "Neden seni seçti? Bunu da düşünmedik hiç." demez mi muziple. Gözlerimş devirerek kollarımı topladım höğsümde. "Sen de sorunun köküne inmeyi seviyorsun bakıyorum neden soruların hiç bitmiyor." "Çünkü asıl cevaplar orada saklı." Gecenin ilerleyen saatlerinde hazırlanmış bir halde Veziroğlu'nun kamarasına gelmiştim, kapıdaki adamlar artık beni tanıdıklarından direkt kapıyı açmışlardı. İçerisi yine karanlıktı. Köşede avizeler yanıyordu sadece. Topuklu ayakkabımın sesi tok bir ses çıkarırken koltuğu geçerek yemek masasının başında dikildim. Cam boydan boya olduğu için tüm denizi en üstten görebiliyordum. Deniz... Masmavi engin bucaksız deniz... Anne ben büyüyünce kaptan olacağım! Aferin benim kızıma. Annemin saçımı okşaması sevinçle başımı giydiğim kaptan kasketimi çevirirken denizin içinde oynuyordum kumlarla. "Gelmişsin." Duyduğum sesle irkilirken kendimi toparlayıp dolan gözümü çaktırmadan sildim. Ona döndüm. Döndüm ama nutkum tutulmuştu döndüğmde. Boydan boya onu süzdüğümde takımı jilet hibiydi ve üzeirne cuk diye oturmuştu. Yurkundum. Bakışlarımı anlamasın diye ifademi düz tutmaya çalışsam da dünden garklı bir Veziroğlu vardı karşımda. "Bay Veziroğlu." Benim aksime hayranlık dolu bakışlarını saklamadı benden, irileşen gözbebekleri büyürken üzerimi süzmüşti. "Yakışacağını biliyordum." Bana çevrildi gözleri. "Rahat mısın? Beğendin mi?" Vaktimiz yoktu. Rahatsızım desem çıkaracak mıydım yani? "Bir beden küçüğü olsa daha iyi olur deseydim ne yapardınız?" "Beş dakika içinde yenisi elinde olurdu." Bir elini cebine sokarken ardından bir kolye çıkardı. Safir küçük bir kolyeydi. Kaşlarım çatıldı. "Eksiği de tamamlamız lazım derdim." Boynuma bakış atarken soru dolu gözlerini anlayıp yavaşça arkamı döndüm, elimle saçlarımı ayırıp omzuma toplarken çıplak sırtım gözler önüne serildi. Önce taşın soğukluğunu tenimde hissettim ardından kolçasını takan parmaklarının uçlarını. Elleri nazikçe kolyeyi takıp tenime dokunmadan geri çekilirken nefesi geri çekilmemişti. Yurkundum. Sanki boynumu biraz arkaya çevirsem yüz yüze gelecek gibi hissediyordum. "Tamam." diyene kadar nefesimi tuttuğumu hiç fark etmemiştim. Kolunu açtı. "Hazırsan gidelim." Başımı salladım koluna girerken. Kumarhaneye giriş yaptığımızda kırmızı kahverengi değişik desenlerden oluşan halıda yürüyorduk. Büyük bir alan olmasına rağmen sadece altı masa vardı, her masada da altı kişi. Kurpiyerleri saymamıştım. Bu demekti ki konsey ile bağlantısı olan otuz altı kişi vardı. Herkesin konseyle bağlantısı olmayabilirdi ama bunu da göz önünde bulundurmak zorundaydım. İçeri girer girmez herkes Veziroğlu'nun başında toplanırken ben istemsizce kolundan çıkıp geri çekildiğimde bakışları direkt bana döndü. Elime uzandı bu kez. "Yanımdan ayrılma." Elimi bırakmadan beni sürüklemeye başladığında Stanzio'nun adamlarını umursamadan Nalia'nın gönlendirmesi ile masaya doğru yürürdük. Nalia ile göz göze geldiğimizde şaşırmıştı. Şaşırmasıma rağmen sıcacık gülümsemesini sundu. Eli bu kez belime kayınca avucunun sıcaklığını çıplak tenimde hissederken ürperdim. Kasmamak için kendimi zor tutuyordum. Bakışlarım şahin gibi masalarda gezinirken bizim oturacağımız masa arka sol köşedeydi, diğerlerinden uzak olması kafamda bazı parçaları birleştiriyordu. Ata ya da Tuna... Haklı olabilirlerdi. Adamlarla el sıkışmasına rağmen benimle teması kesmemesi içimde şüphe uyandırıyordu. Yan profilini izledim. Keskin bakışları tokalaştığı heriflerin yüzünde gezinirken nötr bir ifade vardı. Oysa az önce bana bakarken gözbebeklerinden sıcak bir şeyler aktığına emindim. İçimi şişirdim. Sandığımdan da fazlasını öğrenecektim belki de. O sırada başımı kaldırdığımda Siren ile göz göze geldim. Bar bölümünde taburelere oturmuyordu, tezgaha yaslanmış halde ayaktaydı. Her zamanki gibi siyah mini elbisesini giymiş, uzun topukluşarı ayağındaydı. Saçlarını at kuyruğu yapmış sımsıkı germişti alnından. Dumanlı göz makyajının altından buraya attığı kırmızı ışıklı lazeri görebiliyordum. Umursamadım. Baksın istedim. O baktıkça ben de baktım. Ta ki, belimdeki el beni dürtene kadar. "Hadi." dedi başı bana çevrilince bakışlarım ona döndü. Başımı sallarken masadakilere bakış atıp kartları dizmeye başladım. Poker masasından ziyade iskambil kağıtları vardı sadece. Bu ilginçti işte. Bozuntuya vermeden kartları kararken herkese dörder tane attım. Oyunu bilmiyordum ama bunun bir oyun olmadığının da farkındaydım. Geri durup dikilecektim ki Veziroğlu'nun Siren'den farksız bakışlarını üzerimde hissedince ona baktım istemsizce. Gözleriyle araladığı bacaklarını işaret etti. Avucuyla hafifçe vurduğunda yutkundum. Bacağına mı oturacaktım? İtiraz ermek istesem de tutuyordum kendimi. Bir şey demeden bacağına oturduğumda bakışlarım bara kaydı, Siren ile çarpıştı. Kadehi mermere sertçe vurup tuzla buz olmasına neden olurken ileriye atıldığında bir adam onu kolundan tutup durdurmuştu. Siren'in bakışları hala üzerimizdeydi, yanındaki herifi umursamıyor gibiydi. "Nefes kesicisin." Kulağımın dibinde aesiyle beraber soluğunu hissettiğimde istemsizce başımı ona çevirdim. Boydan ötürü oturunca neredeyse eşit gibiydik şimdi, yüz yüze denk düşünce bir şey diyemedim. Bakışlarımı çevirdiğimde sessizce konuştum. "Bir kurpiyere her zaman böyle özenli mi davranırsınız Bay Veziroğlu?" "Aslında hayır," dediğinde kalbim duracaktı. Şimdiden sıcaklamaya mı başlamıştım ne? "Benim için bir ilk. Sen ilksin." Başım yeniden ona çevrilirken bana sonsuz boşlukmuşum gibi uzun uzadıya baktı ardından krtları eline alıp kimseyi umursamadan bana da göstererek tuttu. Oyun başladığında hiç kart armamıştı. Masada dönen oyundan ziyade bir müzayede gibiydi. Bunu fark ettiğimde bakışlarım hafifçe kısıldı. Masadaki herkesi gözlemlerken kartları dağıtmaya devam ettim. Her seferinde beni kucağına çağırıyor, sessizce onunla beraber masayı izliyordum. Böyle yaklaşık kırk dakika bitmişti. Ne bir kart ne bir söz etmemişti, bazı kartların tekrar döndüğünü hissettiğimde iyice şüphelenmeye başlamıştım. Elli dört kart vardı ama sanki sadece 15 kart ile oyun dönüyor gibiydi. Nihayet kartlar bitince Veziroğlu sadece bir kart attı ve masadaki herkesin suratı düştü. Stanzio'nun dik bakışları çevrildi. Kimse kimseye bakmadığı için bu ilk kez göz göze geliş anıydı. "Tebrikler Veziroglu. Yine kazandin." "Ben hep kazanırım," kartları uzanıp eline alırken düzeltti masaya vurarak. "Stanzio." Stanzio bu durumdan hoşnut değildi, gemisini feda ettiği için pişman da değildi ama konu servetinin büyümesine neden olacak o biyolojik silah ise bunu kaybetmeye göze alamazdı işte. Gergince başını iki yana çevirdi. Kel başı ışıklar yüzünden biraz daha az parlıyordu. Oyun sonunda herkes masadan dağılırken masayı toplayan Nalia'nın peşinden yürüdüm. Bir dar koridora girdiğinde omzuna dokundum. "Nalia?" Ödü koptuğu için klasik Türk hareketi olan parmağını damağına basmıştı. Bu beni gülümsetirken, "İyice Türk oldun sen." dedim elim kolundayken. "Ben çok seviyor Türk. Türkiye. Bir gün gidecek mutlaka." "İnşallah Nalia inşallah." "İşallah. İşalla diyor siz? Ne demek o?" Burnumu tutmak istedim kahkaha atmamak için. Dusaklarımı ısırdım. "Amin. Yani... Amen." "Ha. Amen. Biliyor ben amen. Amin." "Güzel güzel..." Tebessümüm solarken koridora bakış atıp yeniden döndüm ona. "Kartlar bana lazım." dedim bakışlarım avucunu işaret ederken. "Neden?" "Nedenini sorma. Ver Nalia." "Sen işbirliği yapıyor." "Kısmen." Gergince durdum. Avucumu açtım. "Hadi." Nalia başını sallarken kartları elime aldım gülümsedim gülümsedi. Omzuna dokundum. "Unutmam bunu. Bir gün ödeyeceğim borcumu sana." "Ha ben no para. Yok para." "Tamam yok para." O ayrılıp personel harici girilmez odasına girerken arkamı dönüp kumarhaneye girdiğimde daha girişte onunla çarpıştım. Ama bu Veziroğlu değildi. Siren'di. "Ver o kartları bana!" Az önce benim yaptığım hareketi bana yaparken bakışlarım ifadesizdi. Kartları çoktan göğsümün arasına ve alt kısmına saklamıştım. Üstümü zorla arasa bulabilirdi. Arkada olan ellerimi ona doğru çevirdiğimde boş avuçlarımı görünce yüzü düştü. "Neden bahsettiğinizi bilmiyorum Siren Hanım," yüzüne yaklaştım. "Ama bana böyle bakmayı kesmezseniz iyi şeyler olmayacak onu biliyorum." Siren de yüzüme yaklaşırken bakışları kısılmıştı. "Gerçek yüzünü göstermeye başladın demek. Senin sıradan bir kamarot olmadığını biliyordum zaten. Eninde sonunda o yüzünü çıkaracağım ortaya. Bakalım o zaman ne yapacaksın?!" Gülümsedim sinir bozucu şekilde. Şimdiden bana kafayı takmış, aramızdaki sessiz savaşı başlatmıştı bile. "Anca avucunuzu yalarsınız, elinizden geleni ardına koymayın." Üzerime geliyordu ki Veziroğlu'nun sesini duyunca geri durdu. Bakışları eğilirken direkt benim yanımda bitmesi beni afallatmıştı. "Gece uzundu, dinlen sen." "Tabii Bay Veziroğlu." Siren'e son bir bakış atıp yanından giderken son duyduğum beni ona şikayet etmesi olmuştu. Koridorda yürürken kartları göğsümden çekip aldım. Elimde sallarken bakarak gülümsedim. Asıl şimdi başlıyorduk yola. Yıldıza basarak oy desteğinde bulunabilirsiniz 💗 Instagram: cordolorem
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE