SEVDA ESİRİ 7. BÖLÜM

1895 Kelimeler
Başlamadan evvel herkes buraya bir kelebek kondurabilir mi?🦋 Böyle böyle üç seneyi devirmişler ve halen evlenememişlerdi ne yazık ki. Çünkü Seyyid Ali her defasında bir bahane buluyor ve düğün tarihini erteleyip duruyordu. Ömer'in canına tak etmişti artık. Ne doğru düzgün nişanlısını görebiliyor, ne de düğünü yapabiliyordu. Bunalıma girecekti genç adam. Bunun farkında olan babası Tahir Bey, artık düğün tarihini nihayete erdirmek için Seyyid Ali ile konuşmaya gidecekti. Ancak ondan evvel ise Kadir ve Zahir beye de gitmiş, iki adamı yanına alarak Seyyid Ali'nin evine öyle gitmişti. Seyyid Ali kapıda gördüğü adamlarla artık yolun sonuna geldiğini anlamıştı. Lakin yine de bir bahane bulmak ve biraz daha ertelemek istiyordu. Ancak genç adam daha ağzını açamadan, amcası Kadir bey konuşmaya başlamıştı. "Yeter artık Seyyid efendi! Üç senedir bu insanları oyalayıp duruyorsun. Erken dedin, kabul ettik. Karım doğursun dedin, kabul ettik. Çocuk biraz büyüsün dedin, onu da kabul ettik. Amma velakin artık ne dersen de hiçbir hususu kabul etmiyoruz. Bu ailenin büyüğü ben isem, düğün tarihini vermek bana düşer." dedikten sonra biraz soluklandı yaşlı adam. Tahir Beye bakıp, "Tahir hazırlığınızı yapın gayrı. Bir ay sonraya düğünümüz var." demiş ve kimseye söz hakkı dahi vermemişti. ♤♧♤ Düğün günü gelip çatmıştı en nihayetinde. Bu bir ayda her hazırlık en ince detayına değin yapılmıştı. Esma istediği gibi bir gelinlik bulmuş ve almıştı. Hiçbir masraftan kaçınmamışlardı, gerek Ömer olsun, gerekse Seyyid Ali. Kendi düğün yapamamıştı, lakin bacısına dillere destan bir düğün yapacaktı. Ki dediğini de yapmış günlerce, haftalarca konuşulan bir düğün yapmışlardı. Düğünden bir gün önce kızlar arasında kına gecesi yapmış ve gönüllerince oynayıp, eğlenmişlerdi. Esma bir an bile yerinde durmamış ve hep oynamıştı. Eline kına yakıldığında tek ağlamıştı, sonra da gülüp eğlenmeye devam etmişti genç kız. Gecenin sonunda perti çıkmış olsa dahi, Esma çok mutlu idi. Hep olmasını istediği şey olmuş ve sevdalısı olduğu adamla evlenmişti. Bir hafta evvel hükümet nikahı için gün almış ve resmen evlenmişlerdi. Esma ve Ömer uzun bir müddet sonra birbirlerini görmüştü. Çünkü Seyyid Ali zinhar buna müsaade etmiyordu. Ancak ne olursa olsun, Esma artık Ömer'in resmi nikahlı karısı idi. İmam nikahını da düğünden sonra kıyacaklardı. Kına bitmiş, ev toparlanmış ve herkes yatağına girmişti. Zehra Hanımın isteği ile Esma anasının koynunda uyumuştu o gece. Ancak bir sonra ki gece Ömer'in güçlü kolları arasında olacaktı. Lakin ondan evvel ise genç adamı biraz sınamak istiyordu Esma. Ki yapacağı eylem ile Ömer'i delirtecekti hiç şüphesiz. ♤♧♤ Üstünde ak gelinliği ve yüzüne örtülmüş duvağı ile ağabeyini bekliyordu genç kız. Seyyid Ali gelip beline al kurdelesini bağlayacaktı. Bedeni zangır zangır titriyordu Esma'nın. Çok geçmeden Seyyid Ali üzgün bir yüz ifadesi ve elinde al kurdele ile gelmişti bacısının yanına. Genç kızın yüzüne örtülen örtüyü açıp, güzel yüzüne baktı Seyyid Ali. Esma ona babasının emaneti idi. Bugüne değin gözü gibi bakmış ve artık yuvadan uçup gitmesine mani olamamıştı genç adam. Lakin biliyordu ki, Ömer de kendisi gibi bakacaktı bacısına. Bundan yana sıkıntısı yoktu gayrı. Amma yine de eve geldiği vakit Esma'yı göremeyeceği için hüzünleniyordu. "Güzel bacım... Yüzün gibi bahtın da açık ve güzel olsun inşaAllah. Gidiyorsun diye sanmayasın ki, bu kapı sana kapandı. Asla! Burası senin evin, istediğin zaman gelecek ve kalacaksın. Rabbim size sevgi, saygı ve yuvanıza da huzur, mutluluk, bereket nasip etsin." dedikten sonra Esma'nın alnını öptü ve örttü duvağını geri. "Hayde Bismillah!" demiş ve kız kardeşinin ince beline kurdelesini üç kere bağlayıp bıraktıktan sonra artık dördüncü de bağlamıştı. Ardından sıkıca sarılmıştı ona Seyyid Ali. "Erine, yuvana, onun anası ve babasına sahip çıkasın güzel bacım. Allah sizi bir ömür boyu mutlu etsin inşaAllah." demiş ve dolan gözlerini kimse görmesin diye silmişti hızlıca. Esma'nın gözyaşları Seyyid Ali odaya girer girmez akmaya başlamıştı bile... Genç kız ağabeyinin elini öpmüş, "Dediğin her kelamı harfiyle yerine getireceğim inşaAllah kekom. Hakkını helal edesin." demiş ve ağlamaya devam etmişti. "Helali hoş olsun bacım." diyen Seyyid Ali en nihayetinde odadan çıkmıştı. Esma'nın yanına gelen Nadide, genç kızın bozulan makyajını düzeltmiş ve artık gelen damat tarafı ile odadan çıkmışlardı. ♤♧♤ Saatlerdir süren düğünde hiç kimse yerinde durmuyor ve oynuyordu. Bir süre Esma da çıkıp oynamıştı ancak genç kız dün gece çok oynadığı için çabuk yorulmuş ve yerine oturmuştu. Şimdi ise kucağında Arslan, yanında oturan annesi ile oynayan Seyyid Ali, Nadide ve Ömer'i izliyorlardı. Nadide pek halay çekmeyi bilemese de Seyyid Ali'nin elinde oynamaya çabalıyordu genç kadın. Onlarda olan gözlerini şimdi de kocası olan adama çevirdi Esma. Uzun boyu, sürekli gülen yüzü ve her daim ona sevda ile bakan gözleri... Esma derin bir nefes aldı ve yutkundu. Şüphesiz Ömer'in bu halleri onu ondan alıyordu. Bu gece yapacağı şeyi yapıp yapmama arasında kalsa da yapacağını kendine tembihlemişti genç kız. Nefes nefese halaydan çıkıp gelen Nadide, "Ağabeyin kolumu koparttı resmen!" deyip kolunu sıvazladı genç kadın. Esma gülüp, "Kekom işte her eylemde böyle sert demek ki." deyip Nadide'ye imalı bir şekilde baktı. Nadide oğlunu kucağına alıp, "Eh bende sert severim işte. Bakalım sende sevecek misin? Bence Ömer de her eylemde serttir." dedikten sonra zaferle gülümsedi. Esma boğazını acıtacak derecede yutkundu ve Nadide'ye çaresizce baktı. "Kız yenge deme öyle. Vallah korkuyorum." Nadide kahkaha attı ve genç kıza yaklaştı. "Ya Esma Hanım benimle az uğraşmadın. Bakalım bende artık seninle uğraşacağım." dediğini de yapacaktı hiç şüphesiz. Gece ilerler iken, en nihayetinde düğünün de sonuna gelinmişti. Ondan evvel de imam gelmiş ve iki gencin nikahını kıymıştı. Esma artık Allah katında da Ömer'in karısı idi. Şimdi ise vedalaşma vakti idi. Esma durmadan ağlıyor ve yanına gelenlerle vedalaşıyordu. En zoru ise ailesi ile olandı. Annesine dakikalar boyu sarılmış ve akıtmıştı gözyaşlarını. "Kara kuzum benim, ağlamayasın gayrı. Hem çok uzak değiliz ki. Çıkıp çıkıp geliriz Arslan'ımlan." demişti Zehra Hanım kızını teselli etmek maksadı ile. Ancak ne derse desin Esma ağlamadan duramıyordu. Seyyid Ali ile de vedalaşmış ve sıra Nadide yengesine gelmişti. Sıkı sıkıya sarıldı iki dost. Nadide, "Sakın korkma, her şeyi akışına bırak. Allah sizi bir yastıkta kocatsın inşaAllah. Hep mutlu olun." dedi genç kızın kulağına. "Amin yengem." diyen Esma onların arabaya binmesini izlemiş ve yanına gelen Emine ile eve girmişti. Eve girmeden evvel Emine'nin getirdiği şerbetin içine elini koymuş ve kapının üstüne vurmuştu. Onlarda adetti bu. Her yeni gelen gelin böyle yapardı ki, birlikte mutlu ve tatlı tatlı geçinmek içindi. Esma da yapmış ve içeri girmişti. Ömer'lerin evi iki katlı değildi. Lakin buna rağmen tek katlı kocaman bir evdi. Dört oda ve büyük bir salonu vardı. Ömer'in odası dışarı avluya bakar iken, anne ve babasının odası ise ta arkada idi. En güzeli de Ömer evvelden odasına küçük bir hamam yaptırmıştı. Böylelikle zorluk yaşamayacaklardı. Düğünden bir ay önce de yepyeni bir yatak odası takımı ve gerekli olan her eşyayı almıştı genç adam. Tabii bunları Seyyid Ali'nin izni ile Esma kendisi seçmişti. Krem ve kahve tonlarında olan mobilyaları çok beğenmişti Esma. Gelen çeyizi ile de odaları çok güzel olmuştu. Çeyizini de Nadide ve amca kızları ile birlikte yerleştirmişti genç kız. Her şey istediği gibi oluyordu. Çünkü Esma çok acı çekmişti ve bunlar da onun mükafatı idi. "Hayde Allah rahatlık versin size, hayırlı geceler." demiş ve evden çıkmıştı Tahir Bey. Esma'nın öğrendiğine göre kayınpederi ve kayınvalidesi bir kaç gün Emine'nin evinde kalacaktı. Nedeni besbelli idi, onları yalnız bırakmak... Yatak odasına gelince Emine tuttuğu gelinliğin eteğini bıraktı. Güler yüzü ile Esma'ya bakıp, "MaşaAllah, maşaAllah! Rabbim nazarlardan korusun seni güzel gelinim." demiş ve sevecen bir biçimde gülmüştü. "Teşekkür ederim abla." diyen Esma utanmış ve başını eğmişti. "Anam ve babam bir kaç gün bizde kalacaklar. Sizde rahat olursunuz. Sakın ola korkma. Korkarsan acı çekersin bilmiş ol. Yorgunsan, istemiyor isen bunu Ömer'e söyle emi ablam?" Esma işittikleri ile yerin dibine girmek istiyordu adeta. Lakin yapacağı bir şey de yoktu. Nadide de ona anlatmıştı ve o yine böyle utanmıştı. Ancak utanmanın manası yoktu gayrı. Olan olacaktı artık. "Tamam abla." "Mutfağa yemek koydum, acıkırsanız ısıtıp yersiniz. Bir şeye de ihtiyacın oldu mu aha telefon orada derhal ara beni. Emi kuzum?" "Tamam abla, merak eyleme." "İyi o vakit, anamı da alıp gidiyorum. Hayde hayırlı geceler kuzum." diyen Emine, Esma'ya son kelamlarını etmiş ve anasını da alıp evden ayrılmışlardı. Esma ise yeni odasına göz gezdirmiş ve sonra da yatağa oturmuştu. Bu sırada Ömer de arkadaşlarından kurtulma derdinde idi. Genç adamı imam nikahından sonra alıkoymuş ve bir türlü bırakmıyorlardı. Dertleri belli idi, Ömer'e eziyet etmek. Ki Seyyid Ali'nin bunu istemesi ile hiç ama hiç alakası yoktu. (!) "Lan bırakın artık şerefsizler! Evde hatunum bekler beni." dedi Ömer. Lakin arkadaşları keh keh gülmüştü sadece. "Eh Ömer'im her şeyin bir bedeli vardır bilirsin." deyip göz kırptı çocukluk arkadaşı Eyüp. "Bilirim bilirim Eyüp efendi!" diyen genç adam elini cebine koymuş ve para çıkarmıştı. Hepsine teker teker verirken söylenmeden de edemiyordu. "Sizde göreceksiniz gününüzü. Hepinizi sabaha değin bekleteceğim. Gerdeği unutun lan!" demiş ve ardından oradan kaçarcasına uzaklaşmıştı Ömer. Eve gelince anası ve ablasının evden çıktığını gördü genç adam. Onlara ilerler iken, Emine konuşmaya başladı. "Nerdesin sen Ömer?!" "Bir türlü bırakmadılar beni itler, ne yapayım ablam?" diye yakındı Ömer. Şuan sadece Esma'nın yanına gidip ona doya doya sarılmak istiyordu. "İyi! Biz gidiyoruz, Esma odanızda. Sakın ola kızın istemediği bir eylem yapmayasın! O ne diyorsa onu yap. Üzme karını." "Merak eyleme Emine Sultan, bunca vakittir bekliyorum ben onu. Hiç üzer miyim?!" "Hayde Allah rahatlık versin size. Esma'ya iyi bak." demiş ve kocasının arabasına binmişti Emine. Ömer giden arabadan sonra heyecan basan bedeni ile eve doğru yürümüş ve içeri girmişti. Odasının kapısına gelince tir tir titriyordu genç adam. Ne zor imiş bunca vakit beklediğin sevdana kavuşmak. Ömer kalbinin duracağını sanıyordu. Amma şimdi durmamalı idi. Çünkü daha karısına tam manasıyla kavuşamamıştı. Ömer kapıda kendisi ile cebelleşirken, Esma ayağa kalkmış ve pencereye doğru ilerlemişti. Nerede kalmıştı bu adam?! İşte tam bu sırada Ömer kapıyı yavaşça açtı ve içeri girdi. Esma ise olduğu yerde kalakaldı. Karısının yanına gidip, tam arkasında durdu Ömer. "Hele bir dön de gül cemalini göreyim gardaşımın gardaşı." Genç kız kocasının sesi ile sanki az heyecanlanıp, titremiyormuş gibi daha da heyecanlanıp, titredi. Kocasının öyle içine işleyen bir sesi vardı ki, Esma'nın elinde olmadan bunlar gerçekleşiyordu hiç kuşkusuz. Dönmeye karar kılarak, yutkundu ve usul usul erine dönmeye başladı. Ömer, kendisine dönen karısını görünce elini yüreğine koydu. 'Amman Yarabbi, bu nasıl bir güzellik böyle! Bu gencecik yaşımda kara toprağa göndermese gayrı beni.' dedi içinden. Esma eğik başını kaldırmadan öylece beklemeye başladı. Bir kaç saniye sonra da erinin elini çenesinde hissetti. Öyle bir titremeye tutuldu ki genç kızı gören hasta sanırdı. Lakin genç kız hasta değil, evvela sevdalı idi. Az, buz beklememişti bu anları. Önceden dillendirmemişti sevdasını ancak, sevdası karşılık bulunca da bu sefer ağabeyi türlü bahanelerle onları bekletmişti. En nihayetinde hasret bitmiş ve artık vuslat vakti idi... "Seni verene kurban olurum ben can karım." diye fısıldadı Ömer bir müddet dalıp gittiği karısına. Esma gülümsedi ve kapattı gözlerini. Huzur ve mutlulukla dolmuştu genç kız. Ölse gayrı gam yemezdi. Çünkü sevdasına kavuşmuştu. Ömer daha fazla dayanamayıp kor gibi yanan dudaklarını bastırdı karısının alnına. İçi öyle hoş oldu ki, katiyen dudaklarını oradan çekmek istemedi. Dudakları şimdiden bu tenin müptelası olmuştu bile. Lakin bir vakit sonra dudaklarını geri çekti ve baktı güzel karısına. "Yeminim olsun Esma bu can bu bedende olduğu sürece seni her daim sevecek ve el üstünde tutacağım." "Yeminim olsun Ömer'im evvelden de olduğu gibi hep seveceğim seni." Ömer işittiği kelamlarla yumdu gözlerini. Karısı safi bir aşkla seviyordu onu ve bunun da hep böyle olacağını dile getiriyordu. Genç adam gözleri kapalı öyle bir huzurla dolmuş bekliyor iken, güzel karısının tekrar konuşması ile aniden açtı gözlerini ve hayretle baktı ona. Esma, "Sevdamdan yana katiyen kuşkun olmasın, lakin beni bunca bekletmenin de cezasını çekeceksin elbet." dedi ve kocasından uzaklaşıp, küçük hamama girdi. Ömer ise karısının dedikleri ile öylece arkasından bakakaldı... BÖLÜM SONU... BÖLÜM BİTTİ, NASIL BULDUNUZ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE