Başlamadan evvel herkes buraya bir kelebek kondurabilir mi? 🦋
Karşısında görmüş olduğu adam ile şüphesiz çok şaşırmıştı Ömer. Ne işi vardı ki burada?! Bunu sormak için dudaklarını aralamış ve sormuştu Ömer.
"Ali'm bir husus mu oldu?! Hayırdır sabah sabah?"
Seyyid Ali,
"Esma nerede?" diye sordu. Ömer'in dediğini es geçip.
Ömer biraz daha şaşırdı Seyyid Ali'nin sorduğu sual ile. Ne demekti Esma nerede?!
"İçerde, amma ne oldu ki?!"
"Ne çok sual soruyorsun be amına koyayım!" diye konuştu sinirli sesi ile Seyyid Ali. Ardından, "Arslan'ın ateşi var geceden beridir. Bir türlü düşüremedik. Hem ağlıyor, hem de Esma'yı istiyor. Çağır bacımı hele gidelim." dedi gelişinin sebebini açıklar iken.
Ömer bozulsa da, Arslan'ın isteğini geri çeviremez idi. Elini ensesine koyup, sertçe sıvazladı ve konuşmaya başladı.
"Şimdi nasıl peki?" diye sordu. Lakin Seyyid Ali'nin sabrı taşmak üzere idi.
"Ulan bacımı çağır diyorum oğlum ateşler içinde yanıyor diyorum, Ömer efendi halen meraklı karılar gibi sual soruyor!"
"Tamam tamam, çağırıyorum." diyen Ömer, Seyyid Ali'nin yüzüne kapıyı kapatmış ve odasına doğru ilerlemeye başlamıştı.
Seyyid Ali ise şaşkınca bakakaldı. İçinden de Ömer'e ağır küfürler etmeye başladı. Yüzüne kapı kapatmasının hesabını bir güzel soracaktı hiç kuşkusuz.
Ömer odaya girdi ve ayaklanan karısına baktı. Esma saf merakla kocasının diyeceği kelamları bekliyordu.
"Kimmiş erim?"
Ömer memnuniyetsiz bir biçimde,
"Ali." dedi ve ekledi. "Seni almaya gelmiş, Arslan'ın biraz ateşi varmış ve seni istiyormuş."
Esma endişe ile yaklaştı kocasına.
"Nasıl yani? Çok mu kötüymüş Ömer?!" diyen genç kızın içine bir acı çöreklenmişti. Çünkü Esma katiyen Arslan'a dayanamıyordu ve ona bir şey olma ihtimali çok kötü idi.
Karısının kollarını tutup,
"Sakin ol Esma'm. Korkulacak bir husus yok. Arslan sade seni istiyormuş hepsi bu." demiş ve genç kızın az da olsa rahatlamasına vesile olmuştu.
"Tamam, o vakit ben hemen giyinip gideyim. Kekom dışarıda mıdır?"
"Evet dışarıda." diyen Ömer kısık sesle, "Kalıbımı basarım sırf itlik olsun diye yaptı." dedi Esma'nın işitemeyeceği bir şekilde.
Esma bu sırada Ömer'in orada olduğunu unutmuş ve üstünde ki geceliği çıkarmaya başlamıştı. Çünkü genç kızın endişesi besbelli büyüktü. Bunu dahi unutmuş ve üstünde tek parça kalana değin soyunmuştu. Dolaptan kıyafetlerini alacağı sırada arkasında sert bir yutkunuş sesi işitti ve beline dolanan güçlü kolu hissetti. Kahretmesin ki Ömer'i unutmuştu!
Ömer ise şuan çok zor bir durumda idi. Esma'nın güzeller güzeli bedenini üryan görmüş ve mest olmuştu genç adam. Kendisine mani olamayıpta beline atmıştı elini. Esma'nın saçlarına kafasını gömüp, derin derin solar iken, acı ve çaresizlik içinde konuştu.
"Reva mı bana be vicdansızın bacısı! Gider ayak ceza mı veriyorsun bana. Ömer garibanı görmüş olduğu bu görüntüyü unutur mu sanırsın."
Esma dudaklarını ısırdı. Ömer doğru diyordu. Düşüncesizlik yapmış ve zavallı Ömer'i çok zor bir durumda bırakmıştı. Ki bunu kalçalarına değen sert şeyden anlamıştı.
"Ömer'im, erim şimdilik gördüğünü unut. Unut ki ben gelene değin acı çekme. Sonrasında unutmak istesen dahi unutturmam ben sana." demiş ve Ömer'e dönmüştü Esma.
Ömer gözünün önünde olan manzaradan ötürü kafayı yemek üzere idi. Karısı, sevdalısı hemen karşısında ve üryan bir biçimde idi. Lakin o dokunamıyordu. Bu çok büyük bir haksızlık idi. Seyyid Ali oğluna dua etsindi ki, Ömer şimdilik bırakacaktı Esma'yı.
"Ah Esma! Öldüreceksin sen beni!" demiş ve genç kızın dudaklarına sert bir öpücük kondurmuş ardından da onu bırakıp odadan çıkmıştı.
Esma aldığı sert öpücük ile afallasa da, biraz toparlanmış ve giyinmeye başlamıştı.
Giyindikten sonra odadan çıktı ve ardından dış kapıya vardı genç kız. Kapıyı açıp dışarıya baktığı vakit oldukça şaşırdı. Çünkü ağabeyi Ömer'in yakasını tutmuş ve ona küfür ediyordu.
"Kekom?" diyen Esma derhal onlara doğru yürümüş ve Seyyid Ali de bu sırada bırakmıştı Ömer'in yakasını. Nedeni belli idi. Az evvel Ömer'in kapıyı suratına kapatması idi neden.
Genç adam kapıyı açıp dışarı çıktığı gibi Seyyid Ali yakasını tutmuş ve ağzına gelen küfrü etmeye başlamıştı. Kimse onun suratına kapıyı kapatamaz idi.
Neyse ki Esma gelmiş ve kocasını kurtarmıştı.
"Yürü bacım yürü. Bu it herif beni katil etmeden gidelim gayrı buradan." diyen Seyyid Ali bacısının koluna girmiş ve birlikte yürümeye başlamışlardı.
Seyyid Ali, onlarla gitmek isteyen Ömer'e öyle bir bakış atmıştı ki, Ömer geri dönmüş ve eve girmişti. Kaderine söve söve yatak odasına gidip, yatağa girmişti genç adam. Daha az evvel burada iken karısı, şimdi yoktu. İçinden küfür ede ede gözlerini kapattı ve uyumaya çalıştı. Amma velakin ne vakit gözlerini kapatsa Esma'nın üryan hali geliyordu gözlerinin önüne. Bunu usundan atmaya çabalayıp, uyumayı denedi.
♤♧♤
Esma ağabeyi ile eve vardığı gibi içeri girmiş ve Arslan'ın yanına gitmek için yukarı çıkan merdivenleri tırmanmaya başlamıştı. Genç kızın yüreği korku ile atar iken, Nadide'nin odasına geldi ve kapıyı açtı. Huyu değildi genç kızın kapıyı çalmadan içeri girmek, lakin endişeden ötürü bunu unutmuştu.
"Yengem?!" deyip yatakta oturan Nadide'ye seslendi Esma.
Nadide gördüğü genç kıza şaşkınlık ile baktı. Bu kızın burada ne işi vardı? Hem de düğünün ertesi sabahı!
"Esma ne işin var burada?" diyen Nadide ayaklandı ve genç kızın yanına doğru yürüdü.
Esma ise yatakta yatan Arslan'a hüzünle baktı ve ardından Nadide'ye yanıt verdi.
"Kekom geldi, Arslan'ın çok ateşlendiğini ve beni istediğini söyledi. Bende derhal kalktım ve geldim."
"Ne?! Gerçekten mi?" diyen Nadide Seyyid Ali'nin böyle bir şey yapmış olmasına inanamıyordu. Bu adam resmen deli idi.
"İyi mi şimdi yengem? Vallah eve nasıl geldim bilmiyorum. Çok korktum." diyen Esma yavaşça uyuyan Arslan'a yaklaştı ve öptü alnını.
Nadide,
"İyi çok şükür. Korktuğun kadar değil canım ama niye kalkıp geldin?!" diye konuştu.
"Ne yapayım yengem Arslan'ım o halde iken nasıl durayım ben?!"
"Tamam canım anladım. Sen şimdi kal burada ben bir Ali efendiye bakayım." diyen Nadide sinirli bir şekilde yürüyüp odadan çıktı. Seyyid Ali'ye sorması gereken bir hesap vardı.
Esma da yatağa oturmuş ve hayran hayran Arslan'a bakmaya başlamıştı. MaşaAllah çok güzel bir bebekti. Bakmaya doyamıyordu insan.
Nadide odadan çıkıp, aşağıya inmiş ve Seyyid Ali'yi salonda oturur iken bulmuştu. Sinirli bir şekilde kocasının yanına gidip konuşmaya başladı.
"Ali sana inanamıyorum! Sen nasıl gidip Esma'yı getirirsin?!" dedi sert bir biçimde genç kadın.
Seyyid Ali, Nadide'nin bu hallerine ölüp bitiyordu. Şimdi de kendinden geçmiş bir şekilde karısının öfkeli öfkeli konuşmasını dinliyordu genç adam.
"Dün evlenen kızı nasıl gidip getirirsin hala aklım almıyor. İnsan yeni evlenenlerin yanına dahi gitmez. Kaldı ki kızı çok korkutmuşsun!" diyen Nadide halen sinirle konuşmaya devam ediyordu.
Lakin Seyyid Ali'nin pek umuru değildi. Keyifle karısını izliyordu.
"Ne öyle bakıyorsun be adam?!" dedi Nadide en sonunda.
Seyyid Ali karısının ince belini sarıp, kısık bir sesle konuşmaya başladı.
"Senin bu halin beni bitiriyor kadın!"
"Sinirliyim farkındasın değil mi?"
"Farkındayım sinirli Papatya'm."
Nadide kendisini kocasının kollarından kurtarıp, ondan uzaklaştı.
"Her şeyi o tarafa çekme Ali efendi! Kızı kocasının koynundan alıp gelmişsin resmen."
Seyyid Ali,
"Eh Papatya, Seyyid Ali'nin bacısını almak o kadar kolay değil gayrı. Ömer itinin suratını görmen lazımdı. Beni görünce çarpılmışa döndü. Hele Esma'yı almaya geldim deyince, morardı." deyip kahkaha attı.
Nadide bu adama inanamıyordu hala. Kafasını iki yana sallayıp,
"İyi Ali efendi, bundan sonra tek yatta bakalım senin suratının hali ne olacak?!" demiş ve Seyyid Ali'yi orada öylece bırakıp gitmişti genç kadın.
♤♧♤
Akşama doğru Esma annesinin yanından kalkmış ve Nadide'nin odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Eve, Ömer'in yanına gitmek istiyordu amma bunu nasıl dile getirecekti onu bilemiyordu genç kız. Kaldı ki Ömer nasıl bir halde idi onu da bilmiyordu.
Odaya varacağı vakit kapı açıldı ve Nadide kucağında Arslan ile çıktı odadan.
"Bak halası, oğlum yanına geliyordu." diyen Nadide oğlunu Esma'nın kucağına verdi.
"Allah'ın izni ile en kısa sürede kendi çocuğunu da kucağına alırsın inşaAllah." diye devam etti genç kadın.
Nadide'nin ettiği kelamlarla Esma'nın usuna halen gerdeğe giremedikleri geldi.
"Bakalım artık yengem, hele şu gerdeği atlatalım da." diye kısık sesle konuştu.
Nadide tam olarak işitememişti Esma'nın dediklerini.
"Ne dedin canım?" diye sordu.
"Boşver yengem." dedi Esma ve Arslan'la birlikte yürümeye başladı.
Esma'nın bu hali aklına takılmıştı Nadide'nin. Bunu ona soracaktı. Ömer'le aralarında bir sorun mu olmuştu acaba?
Birlikte mutfağa inip, sofrayı kurmak için hazırlıklara başlamışlardı. Nadide, Esma'nın kucağına oğlunu vermiş ve genç kızın kalkmasına izin vermemişti.
Esma, Arslan'la oynar iken mutfağa Seyyid Ali girdi. Genç adam burnundan soluyordu adeta. Çünkü Nadide'nin ettiği kelamlardan sonra sinirden küplere binmiş ve halen de siniri geçmiş sayılmaz idi.
"Ali, gidip Ömer'i yemeğe çağırır mısın?" dedi Nadide kocasına.
Seyyid Ali inanamıyormuş gibi baktı Nadide'ye.
"Bu dediğinde ciddi olmadığını varsayıyorum Papatya'm. Ola ki ciddi isen, gider ve tüm sinirimi ondan çıkarırım."
"Ali?!" diye uyarıcı bir şekilde seslendi Nadide.
"Hepsi onun yüzünden oldu. Önce bacımı aldı, şimdi de karımla arama girdi lan." dedi Seyyid Ali.
Esma işittikleri ile ayağa kalktı ve baktı karı kocaya. Seyyid Ali'nin halen Ömer'i kabul etmediği besbelli idi. Bu onu çok üzmüştü hiç şüphesiz.
"Yengem ben gideyim. Kekom yorulmasın." dedi gözleri dolu dolu bir biçimde.
Nadide genç kıza baktı ve gördü halini.
"Olmaz öyle şey Esma Hanım. Ali gidip Ömer'i alacak ve birlikte yemek yiyeceğiz. Sonra da siz evinize gidersiniz."
Esma gözlerinin akmaması için içinden dua eder iken, yanıt verdi Nadide'ye.
"Yok yengem. Başka zamana inşaAllah. Ben gideyim şimdi. Arslan'ım da iyi şükür." diyen genç kız, küçük bebeği annesine vermiş ve kapıya yönelmişti.
Nadide,
"Esma canım." demiş ancak Esma çoktan çıkmıştı mutfaktan.
Giden kızın ardından, Nadide kocasına döndü.
"Bak senin yüzünden kız ne hale geldi. Kabullen artık Esma, Ömer'in karısı. Kızın kocası hakkında ileri geri konuşma bir daha." demiş ve o da mutfaktan çıkmıştı.
Seyyid Ali şimdi farkına varıyordu. Karısı doğru diyordu. Esma, Ömer'in karısı idi ve artık bunu hiçbir unsur değiştiremezdi.
Annesinin elini öpüp, vedalaştıktan sonra yanına gelen Nadide'ye baktı Esma.
"Esma, canım benim. Yemek yiyelim öyle git o zaman." dedi Nadide.
Esma,
"Yok yengem, ben gideyim artık geç oldu zaten." dedi.
"İyi o vakit, Ali seni bıraksın."
Kafasını sallayan Esma üstüne hırkasını giyinmiş, Nadide ve Arslan'ı öpmüş ardından da evden çıkmıştı. Seyyid Ali de çıkmış ve arabaya binmişti. Binen bacısından sonra da arabayı çalıştırmış ve yola koyulmuşlardı.
Kısa süren yolculuktan sonra Esma, ağabeyinin elini öpmek için eğildi ve öptü Seyyid Ali'nin elini.
"Sağ olasın kekom, hayırlı akşamlar." demiş ve inmek için kapıyı açmıştı.
Seyyid Ali de kapısını açtı ve indi arabadan. Esma'yı üzmüştü bunun bilincindeydi ve bacısının üzülmesini katiyen istemiyordu genç adam.
"Esma bacım!"
Ağabeyine dönen genç kız,
"Buyur kekom?" dedi ve ağabeyinin diyeceği kelamları beklemeye başladı.
"Affet bu ussuz kekonu. Ömer hakkında öyle konuşmamalı idim. O senin kocan ve ben bunu artık kabullenmek zorundayım."
Esma sessiz kaldı Seyyid Ali'nin dedikleri ile. Ne diyecekti genç kız bilemiyordu doğrusu.
"Affettin mi kekonu?" diye sordu bu sefer Seyyid Ali.
"Estağfurullah kekom. Ne affı, kekomsun sen darılmam sana elbet." diyen Esma kuşkusuz doğru söylemiyordu. Çünkü kırılmıştı ağabeyine.
"Güzel bacım benim." diyen Seyyid Ali genç kıza sarılmış ve öpmüştü başını. "Hayde o vakit evine gir bakalım. Kocan pencerenin önünde ağaç oldu." deyip güldü. Geldiklerinden beridir Ömer'in de pencere önünde olduğunu görmüştü genç adam.
Esma da güldü ve ağabeyi ile vedalaştıktan sonra eve doğru yürümeye başladı. Kapıya geldiği vakit, kapı açıldı ve Ömer çıktı genç kızın karşısına.
"Hoş geldin." diyen Ömer, kenara çekilmişti karısının geçmesi için.
"Hoş buldum." Esma ayakkabılarını çıkarmış ve içeri girmişti.
Kapıyı kapatan karı koca birlikte yürümüş, ardından da salona girmişlerdi. Ömer konuşmuyor ve Esma da endişe duyuyordu. Genç adam haklı olarak sinirli idi.
Geçip oturduktan sonra Esma,
"Aç mısın?" diye sordu.
"Değilim." dedi ifadesiz bir sesle Ömer.
"Amma ben açım. Sen yedin mi ki?"
"Yemedim Esma!" dedi Ömer ve başka tarafa baktı.
Genç adam saatlerdir karısının gelmesini bekliyordu. Amma velakin Esma Hanım bir türlü gelmek bilmiyordu nihayetinde. Evde onu bekleyen bir kocasının olduğunu bilmiyor muydu?! Daha evliliklerinin ilk gününde yaşadıkları husus Ömer'in çok zoruna gitmişti. Halen karısına dokunamamış olması da cabası idi.
Esma gelen sert ses ile neye uğradığını şaşırdı. Ömer haklı idi amma ona böyle davranması gerekmiyordu.
"Peki." diyen genç kız gözleri dolu dolu bir şekilde yerinden kalkmış ve odasına doğru ilerlemeye başlamıştı.
Üstünü değiştirmiş ve derhal kendini yatağa atmıştı. Bu sırada da gözyaşları durmadan akıyordu. Sanki onun suçu idi bu olanlar, Ömer suçsuz olduğunu bilmiyor muydu?!
Ağlaya ağlaya gözlerini kapattı ve uyumaya çalıştı genç kız. Amma biliyordu ki asla uyuyamayacaktı.
Ömer, Esma'nın gidişinden sonra yerinden kalktı ve mutfağa gitti. Karısı aç olduğunu söylemişti ancak yemek yemeden odaya girmişti. Aç yatmasına gönlü razı gelmemişti Ömer'in. Dolaptan gerekli malzemeleri çıkarıp, menemen yapmaya başladı genç adam.
Bir müddet sonra mis gibi bir menemen yapmış ve tepsiye koyup odalarının yolunu tutmuştu. Odaya girince Esma'nın ince sesinden gelen hıçkırıklarını işitti. Lanet etti kendine Ömer, böyle yapmamalı idi. Çünkü Esma'nın suçu yoktu fakat sinirlendiği için suçu ona yıkmıştı.
Şimdi bunu halletmeli idi.
Tepsiyi yere bırakıp, yatağa doğru ilerledi Ömer. Esma yorganı kafasına kadar çekmiş ve öylece ağlıyordu. Ömer yavaşça yorganı çekip, karısına baktı. Saçları yüzüne gelmiş ve yüzü ıpıslaktı Esma'nın. İçi acıdı bu görüntü ile Ömer'in. Yine lanet etti kendine ve uzanıp genç kızın saçlarını yüzünden çekti.
"Güzel karım?" diye seslendi Ömer.
Esma gözlerini usulca açtı ve baktı karşısında ki adama. Niye gelmişti şimdi?
Ses etmeden öylece bekledi genç kız. Bir kelam etmek istemiyordu doğrusu. O sebeple sadece susmuş ve kocasına bakıyordu.
"Affet beni Esma'm. Sana katiyen öyle davranmak istemedim amma ciddi manada öfkeli idim. Çünkü yeni evlenmişiz, kadınıma dokunacağım vakit düşüncesiz ağabeyi gelip karımı götürüyor. Bunca zaman bekletmiş bizi, yine gelip bir husus çıkardı. Yeminim olsun sana değil ona kızdım." diyen Ömer karısının saçlarını okşuyordu.
Esma evvelden beri hak veriyordu kocasına, ancak yine de kırılmıştı genç kız. Biraz doğrulup,
"Sana hak veriyorum. Amma bunun acısını benden çıkardın, buna kırıldım ben Ömer." diye konuştu.
"Biliyorum, ben eşek adamın tekiyim. Ne olursun affet erini." diyen Ömer getirdiği tepsiyi gösterdi ve devam etti konuşmasına. "Bak karıma kendi ellerim ile menemen yaptım. Çok lezzetli oldu eminim. Hem ben yaptım sonuçta kötü olma ihtimali dahi olamaz."
Esma istemese bile gülümsedi kocasının son dedikleri ile.
"Tamam, aç olduğum için yiyeceğim amma seni affetmedim henüz." deyip yatakta oturur vaziyete geldi.
Ömer,
"O vakit önce güzel yüzünü yıkayalım, sonra da yemek yiyelim." deyip ayağa kalktı.
Esma,
"Peki ondan sonra ne yapacağız?" diye sordu. Amacı kocasını köşeye sıkıştırmaktı hiç şüphesiz.
Yutkundu Ömer ve nitekim ne diyeceğini bilemedi. Ancak toparlanıp, boğazını temizledi ve konuştu.
"Sonrasını da bunları yaptıktan sonra düşünürüz artık. Hem sen beni affet yapacağımızı sonra yaparız."
"Olur." diyen Esma da ayaklandı ve hamama doğru ilerlemeye başladı.
Esma gider iken Ömer öylece ardından bakakaldı. Çünkü genç kızın üstünde yine iddialı bir gecelik vardı ve Ömer artık dayanma sınırını çoktan aşmak üzere idi. Kendini sakinleştirmek için derin derin nefesler aldı ve yere koyduğu tepsiyi alarak yatağa koydu.
Bu sırada Esma elini, yüzünü yıkamış ve çıkmıştı hamamdan. Ömer'in tepsiyi yatağa koyduğunu görünce,
"Ömer hiç yatakta yemek yenir mi?!" diye sordu.
"Yenmez mi?"
"Yenmez erim, yenmez. Al mutfağa gidelim."
"Tamam güzel karım." diyen Ömer dolaba ilerleyip içinden bir şey aldı ve karısına yaklaştı. "Bunu üstüne giyin de üşütme." demiş ve Esma'ya giydirmişti hırkayı.
"Sıcak basıyor bana erim, o sebeple giyinmedim." diye açıkladı Esma.
"Hım..." dedi Ömer kalınlaşmış sesi ile. "Ama ev soğudu şimdi sen giyin yatarken çıkarırsın."
Ses etmeyen karısı ile odadan çıkmış ve mutfağa girmişlerdi. Ömer karısını oturtmuş ve sofrayı kurmuştu. Afiyet ile yemeklerini yemiş, ardından kalkıp odalarına girmişlerdi yeniden.
Esma üstünde olan hırkayı çıkarmış ve yatağa girmişti. Ömer de aynı şekilde üstünü değiştirmiş, yatağına girmişti.
Yüzyüze bakacak bir biçimde uzanmış ve birbirlerine bakıyorlardı. Ömer, Esma'ya sarılmak ve öyle uyumak istiyordu. Ancak Esma ne derdi onu kestiremiyordu. Çünkü kırmıştı onu ve Esma bunu istemeyebilirdi.
Esma ise Ömer'in bir adım atmasını bekliyordu. Sarılsa veyahut öpse katiyen ses etmeyecekti. Bilakis çok beklemişlerdi ve bunu uzatmanın manasının olmadığını anlamıştı genç kız.
Amma velakin dakikalar geçmesine rağmen Ömer bir türlü cesaret edemiyor ve karısına bir adım atamıyor idi. En nihayetinde olan olmuş ve Esma uyuyakalmıştı. Olacağı buydu işte, bekler ise böyle olurdu.
Uyuyan karısına yaklaşıp, kolları arasına aldı ve öptü alnını. Asla kendisini affetmeyecekti genç adam, çünkü karısının gözyaşlarının sebebi olmuş ve onu çok üzmüştü. Sıkı sıkıya sarılmış ve o da yummuştu gözlerini...
BÖLÜM SONU...
Bölüm bitti, nasıl buldunuz?