
Güneşin batışı, malikanenin yüksek pencerelerinden içeri süzülürken iki yabancı, asırlık bir anlaşmanın soğuk gölgesinde karşı karşıya geldi. Genç kadın, ipek şalının çevrelediği yüzündeki vakur ifadeyi korumaya çalışıyordu; elleri, haksız bir savaşın son bulması için imzaladığı senet gibi titriyordu. Onun için bu evlilik, sadece bir imza değil, inancının sükunetiyle karanlık bir efsanenin dehşeti arasında kurulan ince bir köprüydü.
Karşısındaki adam ise bir gölge kadar ağır ve tekinsizdi. Damarlarında akan kurt kanı, dolunayın yaklaşan huzursuzluğuyla tenini yakıyor, içindeki vahşi doğa bu zorunlu prangaya karşı diş biliyordu. Bir insanla, üstelik zarafeti ve edebiyle kendisine bu kadar zıt bir kadınla hayatını birleştirmek, onun için evcilleştirilemez doğasına hakaretti.
Sessiz Bir Çatışma
Odanın içinde sadece iki farklı ırkın değil, iki farklı hakikatin çarpışması vardı:
Bir yanda: Tespih tanelerinin tesellisine sığınan, dualarla örülü bir koruma kalkanı.
Diğer yanda: Geceye ve avlanmaya programlanmış, pençelerini saklayan bir öfke.
Aralarındaki mesafe sadece birkaç adımdı ama bu boşlukta bin yıllık bir nefret ve korku yatıyordu. Akşam ezanı okunurken genç kadın cam kenarına yöneldiğinde, adamın keskin gözleri onun her hareketini bir avcı titizliğiyle izledi. Bu evlilik, ya kanla yazılan bu anlaşmayı kutsal bir bağa dönüştürecekti ya da her iki dünyayı da temellerinden sarsacaktı.
Kim bilir belkide aşk kazanırdı....

