CHAPTER 3/2 : We got here the hard way

2689 Kelimeler
‘*BANCA DEI MEDICI *' Bu günlerde banka her zamankine nazaran çok daha kalabalıktı. Avluda: soylulardan, köylülere, paralı askerlerden, din adamlarına doğru uzanan yüksek sesli bir kalabalık mevcuttu. Dışarıda görünen resim, akla ilk köklü bir krizin resmini anımsatsa dahi bugün dükalık vergisinin toplanacağı sayılı günlerden biriydi. Lord Medici kafasını kaşıyacak vakti bile bulamazken sıradaki kişiyi makamında ağırlamaya devam etti. Yere vuran topuklar, yılan derisinden özel dikim ayakkabılarıyla odaya adımını atan Markiz, ''Öncelikle Dükalığın Ayı Velihat 2. Prens Dietrich Lakias - Jernis di Ferdinando de Medici'yi selamlarım.'' diye saygıyla eğilmiş, konuşmaya direkt girerek Medici'yi selamlamıştı. Bu soylu davranış karşısında, Markiz Elenor ile uşağının nezaketli tavrını geri çevirmeyen Lord, hafifçe Markiz'in elini sıktı. - Markiz Elsis Benoit - Elenor de Lagrange, bu ne hoş bir karşılaşma. demişti yüzündeki tebessüm silinmezken, Medici. Elleriyle koltuğu oturması için işaret etmiş, uzun zaman sonra yeniden karşılaştığı eski dostu ince dudaklarından silinmeyen gülümsemeye sebep olmuştu. - Sizleri görmeyeli uzun zaman oluyor, şu can sıkıcı vergi ve idari işlemler olmasa hiç görüşemeyeceğiz desene. Aynı tepkiler Markiz'in üzerinde de etkisini belli ederken gülerek konuşmaya devam etmişti, "Emin olun, sizleri görebilmek için vergileri buraya kadar kendi ellerimle getiriyorum, Medici'm. Yoksa siz ki daha iyi bilirsiniz, işlerin ne kadar yoğun olduğunu ve her boşlukta fırsatı kaçırmamanın ne kadar önemli olduğunu." Sözlerinin samimiyetinden ödün vermemesi konuşmayı iç ısıtıcı yaparken gülerek Medici'ye doğru göz kırpmayı eksik etmemişti. Yaptığı ima Jernis'in hoşuna gitmiş olmalı ki odayı kahkahalar sarmış kendinden ödün vermeden dönmüştü Markiz'e. - Bilirim tabi ki, öğreten biri olduğu sürece, azizim. Aldığı cevaptan memnun olduğunu belli etmekten çekinmeyen Markiz gülerek rahat koltukta arkasına doğru yaslandı. "İşte en çok bu yönüne bayılıyorum, asla değişmeyecek biri olmana. " "Sayın Medici ile yakınlığınız eski bir yakın arkadaş yakınlığı gibi hissettiriyor Markiz'im, yoksa gerçekten böyle bir yakınlık mı var aranızda?" Markiz'in sözünü, hemen ardından yanında getirdiği kahyası devralırken tüm bakışlar ona doğru dönmüştü. "Hislerin hiçbir zaman yanılmaz sanırım Lilus..." Gururla kahyasına doğru dönen bakışları, takip etmişti Medici. Derin bir nefes alarak elini Medici'ye doğru çeviren Markiz, gözlerini Jernis'den ayırmadan kahyasına doğru sözlerini devam ettirdi. "Jernis bir arkadaştan öte kardeşim gibidir. Bizi bu saçma devlet işleri ayırmak zorunda bıraktı sadece, değil mi eski dostum?" -Bizi ayıran hiçbir şey olmadı Elenor, sadece samimi ilişkimize küçük bir ara vermek zorunda kaldık. Jernis'in gülen dudaklarıyla birlikte kalkan kaşına karşılık sarf ettiği kelimeler, Markiz'in hoşuna gitmiş olmalı ki samimi bir şekilde gülmüş Jernis'in ellerini tutarak sıkıca sarmalamıştı. - ''Umarım bu küçük aranız bir an önce sonlanır monseiur ve sizi hep böyle mutlu görmek dileğiyle Markiz'im.'' diyerek konuşmaya girmişti yeniden Kahya. Genç görünüşlü kahyanın sürekli olarak konuşmaya izinsiz girmesi ve garip bir şekilde markize gösterdiği samimi tavrı Jernis'in ilgisini çekmişti. Aralarındaki ilişkinin bu raddede samimi olmasına inanmak istemese bile kendi gözleriyle şahit olması durumu zorlaştırıyordu. Kahya'nın her konuşmada araya girerek yorumda bulunması ise Elenor'a en ufak bir rahatsızlık vermiyordu. Bu durum Medici'yi derin düşüncelere dalmasına sebep oldu. İlk önce kendi kahyası ile arasındaki olmayan ilişkiyi düşündü sonrasında statüsünü düşünerek bir süre olaya kafa yordu. Kendisi yalnız yaşamaya o kadar alışmıştı ki kapalı bir kutuya dönmesi kaçınılmaz olmuştu. "Jernis," Markiz'in seslenmesi ile daldığı yerden gözlerini ayırmış, konuşmanın devamını beklemişti. "En son duyduğuma göre kendine kişisel bir yardımcı tutmuştun, kendisini yanında göremedim, nerede?" diye sordu Markiz. Asla beklemediği bir sorunun gelmesi ise Jernis'i şaşkına uğratırken oturduğu yerde dikleşmiş kendini açıklama pozisyonuna geçmişti. - Ah, doğru duymuşsun Elenor.. Biliyorsun şu sıralar geleneksel sezon balosu ile ilgilenmem gerekiyor. Fakat bankayı boşlayamam. O yüzden onu davetiyeleri hazırlaması için sarayda bıraktım. Verilen cevabın garipliğini sorgulayan Markiz, Medici'nin ciddiyetini ölçmeye çalışmıştı. Sırf davetiye hazırlaması için kahyasını sarayda bırakması ona göre çok saçmaydı. Ki saray görevlileri bunu kolayca halledebilirdi. Jernis'in böyle bir şey yapması Markiz'e yeniden onun genç ve tecrübesiz olduğunu hatırlatmıştı. "Azizim, bunu yaparken ne düşünüyordun, hiçbir fikrim yok. Ama sana ufak bir tavsiyem var. Yanına alacağın adamı iyi tanımalısın, hem de bu kişi kahyan ise ve seninle her yere gelip ilgilenecek biriyse." - Ama Ele- - Lütfen Jernis, itiraz etme. İşleri tek başına yapmaya çalışmaktan kaçınmalısın artık. Sana git gönül rahatlığı ile güven demiyorum fakat tanımadığın, yanında rahat olamadığın biriyle çalışamazsın. - Orası doğru a- - Rica ediyorum, sözlerime karşı çıkmaya kalkma. Kişisel Kahya alma kararını verdiysen bunları duymaktan çekilemezsin. Yanına aldığın kişi sıradan biri olmamalı Jernis. O yüzden senden isteğim bağlarını sıkı tutmandır. En kritik anlarda kurtarıcın olur, sahip ve sahipli ilişkisi ne kadar kuvvetliyse yaşatacağı otorite ve güç o kadar kuvvetli olacaktır. Jernis sözünün durmadan kesilmesine normal şartlarda şiddetle karşı çıkardı. Ama bu sefer karşısındaki can dostu işi değiştiriyordu. İçinde bir yerlerde yer alan ses, Markiz'e duyulan büyük saygı yüzünden bastırılmak zorunda kalmıştı. Eskiden olduğu gibi kendisi üzerinde baskı kurmayı iyi biliyordu, ama bu baskı kendi düşüncelerini zorla kabul ettirmek değil, ileride pişman olacağı şeyler yapmaması adına bir uyarı vermekti. Anaç kişilik yapısı sadece kadınlara özgü olduğunu düşünürüz fakat Elenor bu düşünceleri yıkabilen bir ağabeyi idi. Küçüklük anılarına kazanına en güzel detaydı. Her bir adımını ölçüp tartmak Jernis için kolaydı ama o bu konuda çok hassastı. İleride karşısına çıkacak herhangi bir engeli bilmesini isterdi fakat bilinmeyen bir engel onu tehlikeli yapan yegâne şeydi. Bu yüzden ağzından çıkan her cümle, her kelime onun için her şeyden önemliydi. Ve bir yandan düşündüğünde doğru söylemediğini söylemek birer yalandan ibaret olurdu. Theodor’u işe aldığı günden bu güne kadar geçen süre, gün, hafta sadece hafızasında birer küçük kırıntı gibiydi. Bir yardımcısı varmış gibi hissetmesi için sadece bankaya onunla beraber gelmesi, onu uğurlaması ve sarayda onunla gezmesi yeterli miydi? Bu görevleri basit bir saray çalışanı bile yapabilirken onun özel kahya olarak alınması ne içindi? Bu düşünceler beyninde bir kara tohum gibi peyda olmuşken karşısında bekleyen iki çift gözü fark etmişti. - Doğru söylüyorsun Elenor fakat uzun süre kahya kullanmadığım için işleri tek başıma halletmek daha kolay geliyor. Ama işler benim halledemeyeceğim boyuta geldiğinde kullanmak zorunda kaldım. Bilirsin eskiden kahya alımları ile ilgili onca olay yaşandı. Güven duygusunu kolay kazanacağım söylenemez, biraz daha zamanı var. Sözlerin keskinliği bir bıçak kadar deliciyken daha fazla üstelememek bir süreliğine en doğru seçenek olabilirdi. Karşısında oturan genç adam aralarında pek bir yaş farkı olmamasına rağmen bir ağabey olmanın neler hissettirebileceğini öğreten tek kişiydi. Anlayışın getirdiği samimi duygu ise dudaklarında belirirken, gözlerinde sıcaklık parlamıştı. - Haklısın azizim, lakin seni sıkan bu kelamlarımın tutarlılığını tartacağını umuyorum. diye ekledi oturduğu koltukla dikleşirken Markiz. Bu ısrarını geri çekmeyeceğini keskin bir çizgiyle belli etmesi yeterli olmuştu. Markiz'in cümlesinin sonlanmasıyla hiç çekinmeden konuşmaya kahyası girmişti. Hiyerarşinin önünde aynı tavırları bu şekilde sunsaydı eğer yüksek egolarına bürünmüş soylu ordusu tarafından cezalandırılacağı apaçık kesindi. - Monseiur Jernis ve Markiz'im, sizlerden ilk önce sohbetinizin arasına girdiğim için özürlerimi sunmakla beraber küçük bir teklif yapmanın cüretkarlığını göstermek istiyorum. Bahsettiğiniz konuda tedirginlik yaşıyorsanız eğer sizlerin izniyle yanınıza aldığınız kahya ile tanışıklık etmek isterim, diyerek teklifinin amacını karşısında yer alan soylulara sunmaya devam etmişti, Üstelik böylelikle siz eski dostlar olarak daha fazla vakit geçirirsiniz, hem bu tatsız olayları geride bırakıp yeni bir sayfa açarsınız? Tabi ki kahyanıza kötü demek gibi küstahça bir cesarette bulunmuyorum, beni yanlış anlamayın. Lakin duruma bakılırsa bir şeyler sizler için eksik gibi, umarım beni anlayışla karşılarsınız... Dikkatli bakışları geçen süre boyunca karşısında kendinden emin bir şekilde aptal cesaretini konuşturan kahyayı izledi. Normalde asla düşünmeyeceği teklifi kararsızca kafasında tartarken etrafta bakışlarını dolaştırdı. Konuşmasını bitiren kahyasına 'aferin' dercesine bakan Elenor ise kendisine birkaç saniyeliğine yabancı hissettirmişti. Bir zamanlar herkesten iyi tanıdığını düşündüğü o adamın değişimini gördükleri karşısında kabul etmek zor gelmişti. - Lilus'a bu konuda katılıyorum, benim için cazip bir teklif, sen ne düşünüyorsun Medici'm? diye sorusunu karşı tarafa yönlendirdi. Bakışlarıysa teklifi açıkça geri çevirmesini istemediğini belli ediyordu. Cevap vermek kendisi için zorlaşmışken işittiği sual ve bakışlar tabularının bir seferlik yıkılmasına sebep olmuştu. Akıllıca düşünmek gerekirse bu teklif açıkça onun yararına olmasına rağmen son kez itirazını dile getirmekten kaçmadı. - Teklifiniz için teşekkürlerimi sunuyorum lakin kendi sorunlarımla sizleri sıkmak istemem. - Sıkmak ne kelime Jernis, aksine seninle birlikte olmaktan memnuniyet duyarız. Değil mi Lilus? Aynı gülümseme ve tavırla durmaya devam eden genç kahya sabırsızca atlamıştı soruya, ''Kesinlikle Monseiur, memnuniyet duyarız.'' Jernis bu konuda da itiraz edememiş, her şeyi oluruna bırakmaktan başka seçeneği olmadığını da anlamıştı. En azından aklındaki düşüncelerin bir kısmının bu yardım ile yok olacağına inanmak istemişti. Teklif ettikleri yardımı kabul ettiğini göstermek için hafif bir baş selamı vermişti ve bu baş selamı karşısındaki iki insana gururlu bir gülümseme vermesine sebep olmuştu. ... Bankadaki işlerin sonunda bitmesiyle daha fazla oyalanmadan kendini sokaktaki at arabasına atmıştı. Kilise kulesindeki saatin önünden geçerken epeyce geç kalmış olduğunu fark etti. Ellerinin arasındaki şapkayı daha da sıkıştırıp, rehavet içinde tembelce gözlediği sokağa yorgun nefesini bıraktı. Göz kapakları kendisine ihanet edercesine kapanacaktı ama az sonra vazgeçti bundan. Boğucu bir hararetin yayıldığı gecede kayıtsızca şehrin gürültüsünü dinlemek ise baş ağrısını arttırmaktan başka bir işe yaramıyordu ve bu durumdan nefret etmişti. Saraya ulaşan atların takırtısıysa kafasındaki bulanıklığı netleştiren seslerden ibaretti. Güneşin batışı ise yerini karanlığa bırakmaya hazırdı, tıpkı hayatındaki güzelliklerin içinde açan kara bir çiçek gibi. Bankada olan konuşmalar, Elenor'un söylediği her bir kelime, genç kahyanın teklifi, onunla beraber geçen koca bir hafta. Dönüp dolaşıp hep aynı yere dönen düşünceler aklını kurcalamaya devam ediyorken at arabasının hareketliliği yerini yavaşlığa vermişti. Saraya açılan demir kapının sesi ise acı bir çığlık gibiydi. Bunca zamandır tanıdık gelen sesler şimdi daha ağır geliyordu benliğine, içinde yol boyunca büyüttüğü burukluk yerini sakinliğe vermişti. Açılan tahta kapının gıcırtısı ile elindeki şapkayı zarifçe başına geçirmiş bastonu yardımı ile arabadan inmişti. Saray şimdi tüm güzelliği ile karşısında dururken bahçenin ortasında yavaşça akan çeşmenin su sesi, sessizliğin müziği hâline gelmişti. Merdivenleri çıkarken karşısında onun için bekleyen saray çalışanlarına bakmıştı, gözleri ise O'nu aramıştı. Fakat gördüğü ve duyduğu tek şey çalışanların 'hoşgeldiniz' sözlerinden başka bir şey değildi. Büyük kapının açılması ile sıcak havanın tenine çarpışı evinde olduğunu hissettirirken ceketini omuzlarından çıkartan uşağa doğru sabırsızca sormuştu. - Theodor nerede? - Şahsi kütüphanenizde verdiğiniz görevi yerine getiriyor, efendim. Uşağın sözleriyle olduğu yerde şaşırmış bir nidayla dönmüştü, "Saat kaç oldu, hâlâ işleri bitiremedi mi?" - İsterseniz hemen gidip kendilerine bakabilirim, dedi hızlıca. Uşağın teklifini onaylayacakken aklına bankada Markiz ile konuştukları gelmişti. Başkaları üzerinden sağlanan iletişim yerine artık kişiselleştirilmiş bir diyaloğa adım atmanın vakti gelmiş, geçiyordu. - Lüzumu yok, benimde kütüphaneden alacağım önemli birkaç belge vardı. Onun bahanesiyle gitmişken ne durumda olduğuna bakabilirim. Sözlerini sonlandırdığı merdivene attığı adımlardan sonra kesinleşmişti. Medici asaletiyle sarayı her geçen gün elmas gibi parlatırken hizmetlilerin hayran dolu bakışları, fısıltılara dönmüştü. Onların manzarası imzalı bir tabloyu andırırken, Medici'nin karşılaştığı manzara masa başında kendinden geçmiş bir vaziyette uyuklayan genç alımlı kahyasından ibaretti. Kahyasını hiç beklemediği bir şekilde bulunca şaşırmak yerine daha çok bam teline dokunulmuş gibi hissettirdi. Sert topukların zemine vurarak çıkardığı tok ses, kaçıncı düşünü gördüğünü dâhi bilmeyen Thomas'ın hayal aleminden çıkmasına sebep olmuştu. Oturmaktan tutulmuş yerleri kasılarak bükülmüş arkasında acı dolu bir inleme bırakmıştı. Sırtında tonlarca ağırlıktaki yükün yer aldığını, parmaklarının ağrıdan hissizleştiğini zaman kavramını yitirdiğini düşünmüştü. Aklını yerine getiren yegane şey uzaktan duyulan topuk seslerinin gittikçe yükselmesiydi. Etrafa safça bakan bulanık irisleri Medici'nin sesiyle temizlenmiş korkuyla nöbetteki asker edasıyla dikleşmişti. - Görünen o ki, mükemmel bir konsantrasyon ile görevini yerine getiriyorsun, Theodor. İsminin ince dudaklardan îma ile fırlaması, Thomas'a diken üstünde oturduğunu hissettirmişti. - Monseiur... B-ben yemin ederim sadece birkaç saniyeliğine yorgunluktan dalmışım. Sizi temin ederim bir daha asla böyle bir şey yaşanmayacak. Lütfen bu aciz kulunuzu bu seferlik affetme nezaketinde bulun- - Anlaşılan işler kısaca hâlâ bitmemiş. Teminatlarının ise gittikçe uzadığını bilmelisin, Theodor. Mektupların yazımı için birkaç yardımcı daha çağıracağım, ses tonu baskınlığını her kelimede daha fazla belli ederken, diken üstünde oturan Thomas'ın kaslarını daha fazla germesine sebep olmuştu. Karşılık verecek fırsatı bir türlü yakalamasına Medici şiddetle izin vermiyordu. Hata üstüne hata yapacak kadar salak olduğu için kafasını duvarlara sürtmek istediğini içinden haykırmakla yetindi. Jernis bakışlarını kütüphane kapısının önündeki uşağa çevirmeden sözlerini yöneltmişti. "Buraya mektupları yazmak için boşta olan birkaç kişi daha getir ve sen Machelli işin bitince odama uğra." Son söz Thomas için ölüm fermanının imzası gibiydi. Kütüphaneden son bir bakış dahi atmadan ayrılan Medici ise kendisini korkuyla titremesine sebep olan tek kişiydi. Her şeyi batırdığını yakalanmışlığın düşüncesiyse aklını bulandırıyordu. Jernis'in ayrılmasıyla boşalan kütüphane artık huzuru değil, ölüm sessizliğini fısıldıyordu kulaklarına. Tek başına oturduğu masa, oturduğu sandalye kendisini sorguya alınmak üzere bekletilen mahkum ile aynı düşüncelere ortak ederken karşısında çekilen her sandalye hüküm yiyen suçlulara misafirlik ediyordu. Kağıda sürten her mürekkep idamdan önce sevdiklerine yazılan son sözleri döküyordu sanki, basılan her mühür köleleşmiş yargısız sistemin son noktasını andırmıştı. Geçen zaman yarım vakitten ibaret olmasına rağmen düşünceleri her saniye kum saatindeki kumun bitmek bilmeyişi gibi seneleri andırmıştı. Toplanan mektuplar postalanmak üzere torbalara doldurulurken donuklaşan zaman, yardımcının gözlerinin önünde sallanan elleriyle son bulmuştu. Uşağın Medici'nin ismini haykırmasıyla koşarak engel olmak istercesine kütüphaneden fırlamasına sebep olmuştu. Merdivenleri hızla iniyor, koridorda ezberlediği kapıya ulaşıyordu. Etrafta koşturması görevlilerin garip bakışlarına sebep olurken onun tek düşündüğü Medici'nin aniden takındığı bu tavrın sebebiydi. Odanın kapısından süzülen Medici'ye ait olan koku burun kemerlerini sızlatmıştı. Titremesini durduramadığı ince parmaklar dayanak ararcasına kapının kulpuna tutunurken zorla kalkan yumruk serzenişle odanın kapısını çalmıştı. Thomas hayatında hiç bu kadar gerilmemiş, kendini hiç bu kadar hazırlıksız hissetmemişti. Ama kendiside biliyordu ki hiçbir zaman duyacaklarına hazır hissetmeyecekti. Kapının ardından duyulan komut, harekete geçirircesine itaat ederken cehenneminin kapısını aralamıştı. - Monseiur... Ses telleri yırtılmışcasına kısık ve tiz çıkan sesi koca odada duyulmak için yeterli olmamasına rağmen işitmişti Jernis. Sert donuk bakışlarıyla Thomas'a dönen Medici, nefesini kesmişti. Nefes borusunun etrafını çeviren görünmez parmaklar gittikçe sıklaşıyordu sanki. Aklında binbir türlü fikir dolaşan Thomas titreyen bakışlarını zorlukla Medici'nin buz mavisi irisleriyle buluşturmuştu. İnce dudaklardan dökülen kelimeler ise sadece bulanık zihnini dahada bulandırmıştı. - Seni işe aldığımdan beri benim Kahya'm değil de, daha çok saray uşağı gibi gözüküyorsun. ...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE