'Vedalar, tek kelime birçok ölüm. Veda etmekten nefret eden okyanusu istemeden uğurlamak. Bu... kalbimi onunla beraber uğurlamışım ve göz yaşlarımla yapayalnız kalmışım gibi hissettiriyor. Dudaklarının alnıma belli belirsiz, sevgiyle değmesini belki o unutacaktı ama ben, o unutsa da hatırlayacaktım.'
"Yine bir şeyler yazıyorsun sanırım." Kaya'nın sesiyle başımı kaldırdım. Bu sefer ağır hareketlerke defterimi kapatıp minik bir tebessümle onu onayladım.
"Hiçbir zaman günlük tutamam, ben de onu beklerken her gün kısa da olsa hislerimi yazmak istedim."
Boş salonu inceledim. Bu sefer kütüphane kapalı olduğu için komferans salonuna gelmiştim ve şansıma kimsecikler yoktu. Kaya da yeni gelmiş, montunu çıkarıp yanıma oturmuştu.
"Neden ayrıldınız bilemiyorum ama onu sevdiğini hissedebiliyorum. Sevdiğinin peşinden koşman gerekiyor bence."
Defterimi çantama yerleştirip saçımı kulağımın arkasına ittirdim. Bakışlarım yeşil gözlerine kaydı ve zorlukla gülümsedim.
"Şu an peşinden koşmamam gerekiyor. Geldiğinde beni sevmezse zorla ona kendimi sevdiremem."
Kaya bakışlarını boş salona çevirdi ve hiç beklemediğim bir anda ayaklanıp ellerini mavi kot pantolonunun cebine yerleştirdi.
"Üzülerek bir şeyi değiştiremezsin. Harekete geçmen gerekiyor."
"Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum." Ona bakmayı kesip boş kırmızı koltukları inceledim. Bundan daha büyük bir salonda oyunumuzu sergileyecek olmanın gerginliği de içimde yeşerdi.
Bir anda başımın yanında, büyük ve kemikli eli belirince başımı ona çevirdim. Minik bir tebessümle bana baktı. Ben de onu kırmayıp elini tuttum ve beni bir anda çekip kaldırdı. Elimi bırakmadan sahnenin tam ortasına getirdi.
"Ne yapman gerekiyor biliyor musun, bu halinden kurtulup güçlü durman gerekiyor. Bakışlarındaki hüzünü silip göğsünü kabartman ve yaşadıklarından ders alman gerekiyor. Her hata bize bir ders verir, bunu fark edip kendini değiştirmen gerekiyor."
Biçimli yüzü sert ve ciddi bir ifadedeydi. Kaşları beni korkutmak için mi bilmiyorum ama biraz çatılmıştı ve cidden işe yarıyordu.
"Ben böyle mutluysam?"
Çatık kaşları kalktı ve boşta olan eliyle bana işaret etti. "Hiç böyle mutlu biri görmemiştim. Kendini bir yere kapatmış ve herkesten kaçıyormuş gibi görünüyorsun. Silkelen Dila. Bu dünyanın sonu değil. Bulutlar var diye güneş yok olmaz. Sorunları küçükken ezersen daha fazla üzülmezsin. Yapabilirsin."
Bakışlarımı kaçırdım. Dedikleri o kadar mantıklı gelmişti ki zor da olsa kabuğuma sıkışmış o korkak iç sesim bile buna inanmıştı. Bir şey dememe izin vermeden konuşmaya devam etti. Nefesi, başımın üzerine vuruyordu.
"Onu bırak demiyorum sana ama ruhunu rahat bırak biraz. Dönünce o sorunu düşünürsün, şimdi kendinle yüzleş. Biliyorum, çok konuşuyorum ve bu yüzden fazla sevilmem ama sana destek olmak istedim."
Bakışlarımı ona çevirdim ve gülümsedim. "Teşekkürler Kaya. Dediklerin çok değerliydi benim için."
Göz kırptığında elimi bırakıp beni kendisine çekti. Samimi bir sarılma gibiydi ama aramızda kesin bir sınır olduğunu ikimiz de fark edebiliyorduk.
Boş salonda bir çift topuklu ayakkabı sesi yankılandığında Kaya'dan ayrılıp bakışlarımı salonun başındaki kapıya çevirdim. Lara gülümseyerek bize doğru geliyordu ama asıl dikkatimi yanındaki Berke'yle olan elleri çekmişti.
Lara, bizim olduğumuz yere kadar Berke'nin elini bırakmayıp yürdü. Ardından elini bırakıp alkışlamaya başladı. Ben hala ellerinin şokunu atlatamadığım için öylece sahnenin ortasında onlara bakıyordum.
"Çok tatlısınız gençler. Seni çok iyi anlıyorum canım. Ben de olsam hastalıklı birini beklemek yerine yeni birini bulurdum." Lara, elini kalbinin üzerine koydu ve sahte gülümsemesini yüzüne daha fazla yerleştirdi. Berke ise tepkisiz yüzüyle Kaya'ya bakıyordu. Rol bile olsa onunla el ele gelmesi epey kötü hissettirmişti.
"Kimseyi bulduğum falan yok." Sahneden inmek için hareketlendim ve onların yanına gidip Berke'ye bakışlarımı çevirdim.
"Neden geldin?"
Berke, konuşmak için dudağını aralasa da Lara hemen lafa daldı. "Beni izlemek için tabii ki."
Bakışlarımı ondan çekip arkada, sahnede duran Kaya'ya çevirdim. O da Lara'dan fazla hoşlanmıyor olmalıydı ki epey düz bakıyordu.
"Rolümü almaya geldim." Berke, sonunda konuştuğunda bakışlarımı tekrar onlara çevirdim. Lara, Berke'ye bakıyordu.
"Hoca her şeyi ayarladı. Bundan sonra değişim olamaz. Hem... Kaya senden daha iyi iş çıkarıyor. Dila onunla daha rahat."
Lara, elini Berke'nin omzuna koyduğunda midemin bunu daha fazla kaldıramayacağını anlayıp boş olan bir koltuğa kendimi attım. Bu oyunun bitmesini ve Lara'yı def etmek istiyordum ama olmuyordu işte.
"Göreceğiz kimin daha iyi rol yaptığını. O kadınla konuştum ve bir düello yapmamıza izin verdi." Lara'ya değil de Kaya'ya bakarak söylemişti Berke. Kaya, ise öylece onlara bakıyordu.
"En iyisi olduğumu düşünmüyorum ama son provalarımız sorunsuzdu." Kaya da sahneden inip yanıma oturdu.
"Ah, unuttum. Benim kostümler için ölçü vermem gerekiyor. Biraz sonra gelirim."
Çantamı alıp sahne arkasına ilerlerken bir nevi bunu onlardan kaçmak için yapmıştım. Berke, daha Kaya'yı görmeden ondan nefret etmişti. Ben de Lara'dan nefret ediyordum zaten. En iyisi onlardan uzakta olmaktı.
Sahne arkasında epey kişi vardı ve çoğunun boyu, kilosu gibi temel ölçüleri alınıyordu. Ben de bu kadar kişinin nerede olduğunu merak ediyordum ama onlar buradaydı.
"Dila! Neredeyse seni aramak için birini çağıracaktım. Hadi gel, senin için daha dikkatli olmalıyız."
Drama hocasını başımla onaylayıp takip ettim. Birkaç kişinin olduğu bir yere geldiğimizde bir sürü kağıt ve ölçüm aletiyle karşılaşınca bakışlarım etrafta gezindi.
"Elbiselerin fotoğrafları var mı?"
"Fotoğrafları yok çünkü hepsini öğrencilerimiz tasarladı ama resimleri ve kumaş parçaları var. Şu masada görebilirsin. Senin için birkaç elbise var. Ben en çok sonuncuyu beğendim."
Drama hocasını dinleyip masaya ilerledim ve çizim kağıtlarını elime aldım. Elbisenin üzerinde büyük harflerle SOFIA yazılmıştı. Dikkatle elbiseye baktığımda elimin titremesini durduramadım. Kendimi alamayıp kağıdı hızla çevirdim. En sonuncu elbiseye baktığımda kağıdı masaya geri koyup gözlerimi kapattım.
"Dilacığım iyi misin?" Drama hocasının korku dolu sorusunu gülümsemeye çalışarak geçiştirdim.
"Ben birkaç dakikaya geliyorum hocam. Kusura bakmayın."
Cevap vermesine izin vermeden onların yanından uzaklaştım ve tuvaletlerin olduğu yere yaklaşıp bir kabine girdim.
"Rüyamdaki elbiseydi! Bu nasıl olabilir? Eldivenine kadar aynısıydı." Kendi kendime mırıldanırken tabii ki kimse sorumu cevaplamıyordu. Nasıl oluyordu aklım almıyordu ama bu beni kesinlikle korkutmuştu. Elbiselerin aynı olmasıyla başlamıştık. Ya... ya Alkın'la Lara... Ya öpüşme?
Zorlukla nefes alıp kabinden çıktım ve yüzüme su çarpıp tekrardan ölçülerimin alınması için yanlarına gittim.
"Joe için bugün bir duello düzenlemeye karar verdim. İkisi de çok iyi ama hangisiyle senin daha uyumlu olduğunu öğrenmem gerekiyor. Olmadı birisi gerçek prens olur. Zaten gerçek prensimiz okul değiştirdi."
Dediklerini duysam da anlamıyordum. Ölçülerimi aldıktan sonra bir de elbisenin dikimi için arada bir denemeye gitmem gerektiğini öğrendim.
Sahneye geri dönerken Lara geniş gülümsemesiyle yanıma geldi.
"Nasılsın canım? Duydum ki Alkın gitmiş. Seni sevmezse kendini çok üzme. Olmadı Kaya ile olursun."
"Kimseyle olmayacağım."
"Ah, tabii ki. Bu arada... Berke ile oynayamayacağın için üzgün olmalısın." Lara bana yaklaşıp gülümsediğinde düz ifademle ona bakıyordum. Daha düello bile olmamıştı. Nasıl bu kadar kesin konuşabiliyordu ki?
"Nedenmiş?" diye sordum ilgisizce. O ise kulağıma yaklaştı. "Çünkü çok güzel öpüşüyor. Sadece öpüşmekte değil her şeyde çok iyi. Ah... unuttum sen bu masalın masum kızısın. Bunlar seni utandırır. Neyse tatlım benim gitmem gerek. Hızlıca provalarım bittiği gibi Berke'ye gitmek istiyorum da."
Bana öpücük atıp uzaklaştığında yutkunup tekrar sahneye döndüm. Berke ve Kaya'nın arasında epey sıra olsa da birbirlerine kötü kötü bakıyorlardı. Berke'nin önüne geçip kolundan tuttuğum gibi çekeledim ve salondan çıkardım.
"Ne oluyor kızım? Ne bu sinir?"
"Lara ile yattın mı cidden? Berke seni parçalamak istiyorum. Hani bu işi bitirecektin!"
Bir anda epey ciddi bir ifadeye bürüdü. "Lara ile yatmadım. Amacı seni kudurtmak. Her dediğine inanırsan da istediğini elde eder. Az kaldı sadece evine girmem gerekiyor."
"İyi ne yaparsan yap ama sonunda gidip o kıza aşık olursan senin için çok üzülürüm Berke. Düelloyu da kazanamayacağına emin. Bir şeyler karıştırıyor olabilir."
Gitmek için hareketlenirken beni durdurup duvara sabitledi ve gözlerimin içine baktı.
"Bak, bunu sana şimdi söylemeyecektim ama sikeyim söyleyeceğim artık. Eski okulundan arkadaşlarına ulaştım. Ne olduğunu anlatması için onlarla konuşacağım. Bir süre daha sevgili olmam gerekiyor çünkü o kızların dediklerinden sonra kanıt toplamam lazım ve Lara ne kadar zeki görünse de elindeki kanıtları silecek biri değil. Biraz bana güvenir misin artık?"
Bakışlarımı gözlerine dikip derin bir nefes alıp itiraf ettim. "Onunla olmandan nefret ediyorum ama sana güveniyorum. Sadece yılanın inine gir ve kanıtları bul. Sonra... sonra ben sana cici kızlar bulurum."
Berke gülüp başını yana eğdi. "Vaz geçmeyeceksin değil mi bücür?"
Sırıttım ve uzanıp düzenli duran saçlarını karıştırdıp. "Sen aşık olana kadar asla yeşilli."
Berke geri çekilip saçını düzeltirken fırsat bu fırsat diye içeri kaçmaya karar verdim ama onu son defa görüşümde epey ciddiydi. Pek umursamayıp biraz olsun rahatlayarak içeri girdim.
Umarım dediği gibi olurdu da Lara'dan cidden kurtulabilirdik. Ve... umarım rüyamı cidden yaşamazdık.