Okula geldiğim gibi kimseyi umursamadan sınıfa çıkmıştım. Bartu yüzünden kimse ile konuşasım yoktu. Tek isteğim okulun acilen tatile girmesiydi ama o da pek mümkün gözükmüyordu.
Uzayan saçımı zorlukla topuz yapıp tokayla tutturdum ve sınıfın boşluğundan yararlanarak çantamdaki test kitabını çıkardım. Şu sıralar sinirim bozuldukça kendimi test çözmeye vermiştim ve epey iyi gidiyordu.
Bir testi bitirene kadar her şey normaldi ama sınıf kapısının aniden açılması ile bakışlarım kapıya döndü. Lara, beni görmeyi beklemiyor olacak ki şaşkınca bana bakıp şişme montunun cebinden elini çıkarıp el salladı.
"Günaydın. Sizinkiler aşağıdaydı neden buradasın?"
Elimdeki kalemi bırakıp ona baktım. Yavaş adımlarla eskiden oturduğum sıraya ilerleyip çantasını bırakırken ona cevap verdim.
"Günaydın. Bugün pek havamda değilim."
Çantasını ve montunu sıraya bıraktıktan sonra eteğini düzeltip yanıma geldi. Bu havada etek giyen sayılı kızlardandı bu yüzden içimden onu tebrik ettim. Karşımdaki sıraya ters bir şekilde oturup avcunda tuttuğu şeyi sıranın üzerine bıraktı. Bakışlarımı sıraya çevirince hatla karşılaştım. Kaşlarım istemsizce havalanırken Lara konuşmaya başladı.
"Bu hattı sana veriyorum. Gizli bir numaradan ona yazmak saçmalık. Cesaretim var ve bu hatta ihtiyacım yok."
Parmağıyla hattı elimin yanına ittirirken bakışlarımı hattan çekip Lara'ya çevirdim. Onu anlayamıyordum. Önce hattı almayı istemişti, ardından bana geri vermişti. Peki neden?
"O zaman neden aldın, Lara? Cidden, seni anlamıyorum. Çok tuhafsın."
Lara önüne düşen saçlarını ittirdi ve keskin bakışlarını yüzümde gezdirdi. Bakışlarında garip bir şeyler sezmemle kendimi o kadar güvensiz hissetmiştim ki kendime sarılıp sınıftan çıkmak istiyordum. Ters giden bir şey vardı. Lara'nın bakışlarından yayılan ters bir şey.
"Seninle açık konuşacağım. Hattı elinden çıkarıp sanki bütün mesajları ben yazmışım gibi gösterip bu sırla kalacaktın. Hala Alkın'a söylemedin değil mi?"
"Bu seni neden ilgilendiriyor? Söyledim ben." Bakışlarım sınıfta gezinirken Lara'nın kahkahası sınıfın duvarlarından bana çarptı.
"İkimiz de söylemediğini biliyoruz, Dila. İkisini de yürütmek istediğini anlıyorum ama bana hattı verip sıvışamazsın."
Sinirle önümdeki test kitabını kapatıp ayaklandım. Ne demeye çalışıyordu? Alkın'ı aldattığımı mı ima ediyordu yoksa?
"Ne dediğini kulağın duyuyor mu senin? Ben sen miyim de aldatacağım Alkın'ı?"
Lara oturduğu yerden kalkarak üzerini düzeltti. Dediğime biraz şaşırsa da itiraz etmemiş, geniş bir gülümsemeyle içindeki asıl kızı göstermişti sanki.
"Beni yanlış anlama ama aldatmak sadece bedenle olmaz. Sen şu an Alkın'ı aldatıyorsun. Doğruları söyle. Ayrılmanızı istemem."
Omzuna çarpıp sınıftan çıktım. Eminim öyledir Lara. Eminim ayrılmamızı istemiyorsundur.
Öğlene kadar her şey olduğunca normal geçmişti. Her zamanki gibi Alkın'la öğlen yemeğini yedikten sonra sınıfa geçmiştik. Telefonuna bir mesaj gelmesiyle yerinden kalktı.
"Ben geliyorum güzelim. Sen bekle burada." Yanağıma uzanıp kısaca öptü ve sınıftan çıktı. Bakışlarım ekranı açık kalan telefonuna gitti. Almayı unutmuştu.
Elime aldım ve son gelen mesaja baktım. Lara'nın adını görünce istemsizce telefonu masaya atıp elimi ağzıma götürdüm.
"Sıçtım, sıçtım!" Titrek ellerimle arka cebine sıkıştırdığım telefonu çıkardım ve Berke'yi aradım.
"Ne oldu?"
"Lara, Alkın'a mesaj atmış." Sınıf kapısına ilerlerken Berke'den umursamaz bir ses çıktı.
"Bunda ne var?"
Kapıyı sonuna kadar açtım ve koridorda ne tarafa gideceğime karar vermeye çalıştım. Kim bilir şu an neredeydiler?
"Söyleyecek, Berke. Alkın'a söyleyecek!"
Telefondan ses gelmezken bakışlarım hızla telefona döndü. Telefonu kapanmış olmalıydı. Sinirle arka cebime telefonu yerleştirdim ve koridorda koşarak aşağı inmeye karar verdim. Nerede buluşacakları hakkında hiçbir mesaj var mı diye bakmak alıma yeni gelmesi ile merdivenin son basamağında durup sınıfa geri döndüm.
Titreyen ellerimle şifresini bildiğim telefona girdim ve hızla mesajlara göz gezdirdim. Kütüphanede buluşacaklarını gördüğüm gibi ekranı kapatıp hızla bir kat aşağıdaki kütüphaneye gittim.
İçeri daldığımda onları kütüphanenin köşesinde, aşırı yakın görmemle şok oldum. Neler oluyordu burada?
"Alkın!" Diye seslenmem ile kaşları çatık bir şekilde Lara'dan uzaklaştı ve bana büyük adımlarla yaklaştı.
"Yalandan nefret ediyorum diye diye beni parmağında çevirdin. Aferin sana Dila."
"Alkın beni dinle. Sandığın gibi değ-"
Alkın yanıma gelip sinirle bağırdı. "Sandığın gibi değil mi? Kaç haftadır benden gizli tiyatroya gidiyorsun Dila? Kaç haftadır başrol olduğunu gizliyorsun?"
Bakışlarım sinirli Alkın'dan arkada öylece duran Lara'ya takıldı. Yüzü düzdü ama benim için tam bir şeytandı. Bunu söylemesini beklemiyordum ama yine de ben açıklayamadan açıklamıştı.
"Hoca söylemeyin dedi Alkın. Yemin ederim çok defa sordum ama izin vermedi."
Alkın yanımdan geçerken beni hafiften ittirmeyi ihmal etmemişti. Sırtım kapı eşiğine çarparken gözlerimi kapatıp birkaç saniye göz yaşlarımı geri göndermeye çalıştım ardından kapıyı çekip Lara'ya sinirle bağırdım.
"Ne diye söylüyorsun?"
"Söyledin sandım! Sadece ondan yardım isteyecektim ama bir anda tiyatro mu falan oldu. Nereden bilebilirim söylemediğini?"
"Sinsi kaşar," diye kendi kendime mırıldanıp kütüphaneden çıktım ve en alt katta olan kantine ilerledim. Bizimkilerle oturuyor olmalıydı. Ona açıklama yapmam gerekiyordu.
Masaya uzaktan baktığımda herkesin tartışma halinde olduğunu fark ettim. Hızlı adımlarla masaya ilerleyip Alkın'ın karşısına oturduğumda bana bakarak konuştu.
"Siz kadınlar hepiniz aynısınız."
"O kızla iç içe giren ben değilim Alkın. Açıklamama izin ver."
Alkın saçlarını düzelttikten sonra yumruğunu masaya vurdu. Tartışan Simge ve Gökdeniz birkaç saniyeliğine duraksasalar da kendi tartışmalarına dönmüşlerdi.
"Neyi açıklayacaksın Dila? O içime girdiğini söylediğin kızın bana gerçekleri söylemesini mi? Dinlemiyorum seni."
Berke'nin masaya geldiğini fark ettiğimde Alkın sinirle başını kaldırdı. Berke benim duyabileceğim bir şekilde konuşuyordu. "Öğrendi mi?"
"Öğrendi. O kız gidip söylemiş."
Berke derin nefes alıp Alkın'ın sinirden kızaran yüzüne baktı. Benim tanıdığım Alkın gitmiş, içinde saf bir öfke olan Alkın gelmişti. Ben de hatalı olduğumu biliyordum ama ona anlatmak istemiştim, yemin ederim. Sadece o öğretmen bozması kadın buna izin vermemişti.
"Tamam, sahnenin zor olduğunu biliyoruz ama bunu biz istemedik Alkın. Dila'ya dokunmayacağımı biliyorsun."
Herkes sessizleşirken Alkın sinirle yerinden kalktı. Yüzündeki şaşkınlık bedenimin acıyla titremesine neden oldu. Öyle kötü bakıyordu ki sanki içindeki tüm hisler nefretle yer değişmişti. Kendimi çok boktan hissediyordum.
"Bir de öpüşecek misiniz? Sikeyim böyle işi. Ne haliniz varsa görün." Sinirle sandalyeyi geri ittirdi. Gürültü bütün kantinde yankılanırken ben de peşinden gitmeye başladım.
"Alkın lütfen beni dinle! Ben böyle olsun istemedim."
Berke de benim peşimden gelirken gözyaşlarımı olabildiğince tutuyordum. Alkın okuldan çıkıp kapıyı bana doğru ittirdiğinde koluma gelmesi ile duraksayıp zorlukla duran gözyaşlarımı tutmaya çalıştım. Koluma birkaç saniye bakıp kapıyı tekrardan açtım ve üzerimdeki ince şeye aldırmadan Alkın'ın peşinden gitmeye devam ettim.
"Alkın lütfen dinle. Açıklayabilirim."
Okulun demir parmaklıklarına geldiğinde duraksadı ve öylece durdu. Sinirli olmasını anlayabiliyordum ama ben de böyle olmasını istememiştim. Zorlaydı her şey.
Alkın bana döndü ve birkaç adımla yanıma yaklaşıp kolumdan tuttuğu gibi demir parmaklıklara ittirdi. Ne olduğunu anlamam sadece birkaç saniyemi almıştı. Alkın'ın çift kişilikli olduğunu biliyordum ama bunu bana göstermemişti şimdiye kadar. Öfkesini kontrol edemediğini de yeni yeni fark ediyordum.
"Lan kızı neden itiyorsun?" Berke sinirle Alkın'a bağırırken demirlere tutunup doğruldum. Artık zorlukla tuttuğum yaşlarım intihar etmişti.
"Alkın dinle lütfen..."
Alkın bakışlarını Berke'den çekip hemen önüme geldi ve iki tarafımdaki demirlere tutunup sinirle bağırdı. Ne dediğini bilmediğini düşünmek istiyordum yoksa bunlar... bunlar cidden kalp kırıcıydı.
"Bartu bana her anlattığında saçmalama dedim ben ona! Ama sen gidip beni parmağında oynattın. Keşke sana hiç yazmasaymışım! Keşke seni hiç korumasaymışım!"
Sinirle demiri salladı ve hızla doğrulup ilerideki çöp kutusuna tekmeyi geçirdi. Onu incelemeyi bırakıp kalbime çöken ağırlık ile demirden yavaş yavaş kayıp boğazıma dizilmiş hıçkırıklarımı serbest bıraktım. Beni demire ittirmesinden daha çok acıtmıştı dedikleri. Bedenim değil de ruhum ağır hasar almıştı.
"Dila. İyi misin?" Berke bana doğru eğilirken elimi yüzüme kapattım ve mırıldandım.
"Git, Berke. Git... Alkın'a doğruları anlat. Ben... beni dinlemiyor. Sen... sen kardeşisin onun. Seni... dinler."
Zorlukla çıkan sesim karşısında sinirle kafamı demirlere çarptırdım. Kendimden nefret ediyordum. Bu saçmalıklara bulaştığım için kendimden nefret ediyordum. Keşke o güne geri dönüp okuldan ceza alsaydım da bu oyuna katılmasaydım.
Omuzlarıma bırakılan ceket ile yüzümdeki ellerimi çektim ve Berke'ye baktım. Ceketi hızla üzerimden alıp ona fırlattım.
"Ne duruyorsun Berke? Git anlat... lütfen."
"Gideceğim ama sen de soğukta durmayacaksın. Anlaştık mı?"
Elini bana uzattığında onu umursamayıp kendi çabamla doğruldum ve ağlayarak okula doğru ilerlemeye başladım. Dışarıda olan birkaç kişi bana garip garip baksa da onlar pek umrumda sayılmazdı. Dışarısının soğuğunu bile yeni yeni hissediyordum ama asıl soğuk olan kalbimdi. Alkın, kalbime bir buz atıp onu dondurmuştu.
Muhtemelen Alkın beni bir daha dinlemeyecekti. Bizimkiler de olayı öğrenince benden nefret edeceklerdi. Hiçbir şekilde benim gözümden bakan olmayacak ve acımı anlamaya çalışmayacaklardı.
Ve ben donmuş kalbimle kalakalacaktım.