16. Bölüm

1372 Kelimeler
Kafayı yiyordum. Matematik sorusunda çocuğun yaşını babasından büyük bulmamın başka bir açıklaması olamazdı bence. Aklım hala tiyatro oyunundaydı. Üzerimde yeterince suç varken bir de elimde olmadan bunu da saklamam gerekiyordu çünkü yarıyıl tatilinden önce kimseye bir şey söylemememiz konusunda özellikle ısrar etmişti drama hocamız. Bana çok saçma gelse de dediğini yapmaktan başka çarem yoktu. Bu işin beni gerdiği yetmiyormuş gibi bir de haftanın belirli günleri bizimkilerden saklanarak provaya gitmem gerekiyordu, mükemmel. Test kitabını kapatıp yatağıma ilerledim ve telefonumu elime aldım. Yılbaşına bir hafta kalmıştı ve doğuk iyice bastırmış tam anlamıyla iliklerimize kadar donduruyordu. Bugün bizimkiler bizden gizli Berkeler de toplanacaklardı tabii bunu Bartu'nun çenesi yüzünden öğrenmiştim. Gece içeceklerdi ve bu şimdiden oraya gitmem için bir nedendi. Ya eve kız atarlarsa? Tamam, fazla uçmuş olabilirdim ama içmesinler bana ne? Annemden zar zor izin alıp kızları da uyardığımda hepimiz toplaşmış Berke'nin zilini çalıyorduk. Bartu kapıyı açtığında gözleri biraz büyümüştü. "Aa en sevdiğim kankam gelmiş!" "Gözün kopsun Bartu çekil." Onu ittirerek içeri girdim ve hemen salona ilerledim. Herkes oturmuş bir şeyler içerken radar gibi gözlerimle onları süzüyordum. Baya boş şişe vardı ve neyse ki kız yoktu etrafta. "Burada ne arıyorsunuz?" Berke'nin sesini duyunca parmağımı sallayarak ona döndüm. "Sen sus. Eve kız atmamışsın ama içki gecesi ne ya?" Berke gözünü devirerek beni cevaplamazken Alkın'ın yanına gidip saçını çektim. Acıyla inlerken ona kötü kötü bakmayı ihmal etmiyordum. İçmeseler ölürlerdi sanki. Simge ve Deniz de saldırıya geçen kaplan misali bizimkilere dalarken Alkın minik bir kedi gibi beni sakinleştirmeye çalışıyordu. "Ya valla çok içmedim ben." "Neden içiyorsunuz, salak mısınız?" Boğazım kururken Alkın'ın saçını bıraktım ve Berke'ye baktım. "Ben su içmeye gidiyorum. Mutfak ne taraftaydı?" "Düz ilerle sağdaki ilk kapı." Başımla onu onaylayıp ilerlerken yandan ona bakış attım. Umarım beni anlamıştır diye içimden geçirirken muftağa gittim ve bardak aramak için dolapları karıştırmaya başladım. Bu sırada Berke içeri girdi ve kapıyı kapatıp sessizce konuştu. "Ne oldu?" Bardağı bulup koydum ve hemen ona döndüm. "Bu tiyatro işini söylememize izin vermiyorlar. Ne yapacağımı bilmiyorum. Hem öpüşme kısmı konusunda da epey gerginim. Ne yapmam gerekiyor sence?" Berke büyük adımlarıyla yanıma gelirken ben masanın üzerindeki sürayiden su doldurup ona döndüm. "Öncelikle sakin ol Dila. Şimdi söyleyemesen de ileride düzgünce anlatıp bizim bir suçumuz olmadığını söyleriz. Rahat ol." Bir sorunu böyle halletmiş olsak da diğer sorun hakkında ne yapacağımı bilmiyordum. "Peki o yakınlaşma sahnesi?" Berke gözünü devirerek tekrardan role büründü ve yanıma yaklaştı. Sözleri hala kendisinindi ama davranış olarak Joe'yu taklit ediyordu. "Diğer kızlarla nasılsa seninle de öyle olacak. Bu kadar mesafe ikimiz için de iyi." Gösterip çekileceği sırada kapının sertçe açılması ile Berke hemen uzaklaştı. Bartu'nun kinli yeşil gözleri bize dönerken hemen bağırmaya başlamıştı. "Siz iğrenç insanlarsınız! Nasıl bunu yapabilirsiniz bize?" Elim titrerken bardağı bırakıp Bartu'ya yürüdüm ama o öyle kötü bakıyordu ki cidden sıçmıştım. "Sandığın gibi değ-" "Size mi inanacağım, gözlerime mi Dila? Resmen öpüşecektiniz!" "Saçmalıyorsun Bartu. Öyle bir şey yok." Berke de takılmış gibiydi. Bartu kesinlikle yüzümüze tükürecek gibi bakarken içeri Alkın girdi. "Ne oluyor burada?" "Dila ile Berke'yi bastım. Öpüşeceklerdi resmen!" Alkın'ın gözleri hemen Berke'nin üzerine giderken ben ağlamamak için kendimi sıkıyordum. Çok yanlış anlaşılmıştı hem de çok. "Bartu, Berke bunu bana yapmaz. Bir yanlış anlaşılma olmuştur." Alkın kollarını aralarken ona sarıldım ve başımı göğsüne yaslayıp gözlerimi sıkıca yumdum. Bartu hala bir şeyler söyleyip bizi suçluyordu ama neyse ki Alkın'ın Berke'ye güveni tamdı. Bana sarılırken biraz fazla sahiplenici olsa da bunu düşünemeyecek kadar kötü hissediyordum. Her şey daha da boka batmadan önce Alkın'a anlatmam gerekiyordu hem de hemen. Olabildiğince cici kız kıyafetlerimi giymiş, çok hafif bir makyajla yüzümdeki sivilce izlerini ve sivilceleri kapatmıştım. Bugün resmi aile tanışmamız olacaktı. Aslına bakılırsa epey gergindim. Hem Alkın'ın annesi okulumuzdaki bir öğretmendi hem de ailemle tanışacaktı. Bu ortamın gericiliğini düşünebiliyor musunuz? "Kız sanki Alkın'ı istemeye gideceğiz? Hadi gel artık!" Annem alt kattan seslenirken son defa parfüm sıkıp kendimi bir süzdüm. Yeterince cici kız olduğuma inanıp odadan koşturarak çıkarken neredeyse telefonumu ve kulaklığımı unuttuyordum ama sonuç olarak evden her şeyimi alıp çıkabilmiştim şükür. Babamın telefonuna konumu girdiğimde bana dik dik baksalar da Alkın'ın daha önceden konumu attığını söyleyip geçiştirmeye çalıştım. Neyse ki yüzümdeki fondöten sayesinde kızarmamış, bir nevi onları inandırabilmiştim. Kısa araba yolculuğundan sonra Alkın'ın kaldığı siteye gelmiş, telefonuma bakarak sanki bilmiyormuş gibi hangi binada olduğunu bulmaya çalışmıştım. Sonuç olarak kazasız belalız zili çalmıştık. Alya'nın koşturarak kapıya geldiğini duyabiliyordum. Ebru hanımın kapıyı açması ile gülümseyerek ona baktım. "Dila ablam gelmiş!" Alya içeri doğru koşarken Faruk bey ve Alkın da kapıya çıkmışlardı. "Hoş geldiniz. Hadi içeri geçin, kapıda kalmayın." Hepimiz ayakkabılarımızı çıkarıp içeri girerken annem ve Ebru hanım sarılarak samimi oldular bir saniyede. Tamam daha önce tanışmış olabilirlerdi de bu ne samimiyet canım? Ben elini mi öpmem gerekiyor yoksa tokalaşmam mı karar vermeye çalışırken Alkın annemin elini öpünce ben de Ebru hanımın elini öptüm. Kadın bana sıkıca sarılırken kulağıma konuşmayı unutmamıştı. "Gösterinizi duydum canım. Kimseye söylememenizi istemişler sanırım. Tebrik ederim." "Teşekkürler Ebru hanım." dedim gülümseyerek. "Ebru hanım ne ya? Bana Ebru teyze diyebilirsin." Gülümseyerek beni bıraktığında başımla onu onaylayıp Faruk beyin de elini öptüm. Ardından Alya'nın bacağıma yapışmasıyla onu kucağıma alıp iki yanağından öperken Alkım'a da gülümsedim. Ailem burdayken onu öpmemek en iyi tercihti. İçeri geçtiğimizde bizimkiler hemen koyu bir muhabbete dalarken Alya kucağıma oturmuş bıdır bıdır bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. "Artık bizde mi kalacaksın Dila abla?" Kaşlarım hafif çatılırken kendimi toplamaya çalışıp Alya'nın saçını düzelttim. "Hayır canım. Nerden çıktı bu?" Alya düşünürmüş gibi yaptı ve parmağını kaldırarak annesini gösterdi. "Annem eskiden anneannemlerde yaşıyormuş. Sonra babam onu evimize getirmiş. Alkın da seni evimize mi getirecek yoksa?" İstemsizce bakışlarım Alkın'a kaydı. Bu evde nasıl konuşmalar geçiyordu da bu çocuk bunları düşünüyordu. Alkın ben suçsuzum dermiş gibi ellerini kaldırırken tekrar Alya'ya döndüm. "Sizde kalmayacağım kuzum. Sen daha büyük olunca kalırım anca. Beraber oyun oynarız olur mu?" Alya ellerini çırparak güldü. Çocukları kandırmak benim için bile kolaydı. Alya zeki bir kız olsa da evlilik işi benim için bile anlaşılmaz olurken onun anlamasını beklemek saçmalık olurdu. "Nasılsın görüşmeyeli?" Alkın bana bakarken gülümsedim. "Her zamanki gibi. Şu kurs işleri olsun yoruyor baya." "Dayan Yıldız Tozu. Sonunda üniversitede kahvemizi yudumlayacağız." O hala psikoloji istiyordu. Ben ise ne istediğimi bile bilmiyordum. Neye ilgim vardı cidden bilmiyordum. "Sen kesinlikle kahveni yudumlayacaksın ama benim için pek geçerli değil. Daha ne istediğimi bile bilmiyorum." Alkın'ın mavi gözlerindeki ışıltı bir saniye sönmezken hala gülümsüyordu. "Önümüzde daha altı ay var Dila. Eminim ki kendine göre bir meslek bulacaksın." Sırtımı koltuğa yaslayıp ona döndüm. Annemler de bizim hakkımızda konuşuyorlardı. Aralarında bir meslek konuşması geçiyordu çünkü. "Senin hedefin bile var. Aynı şehiri bile tutturabileceğimizi düşünmüyorum." Alkın gözünü devirip bana sert bir bakış attı. "Aynı şehir önemli değil. İkimiz de istediği mesleği yapsın yeter. Bu arada dün okul çıkışında Lara'yı drama hocasıyla konuşurken gördüm. Adını falan söylüyordu sanki." Yaslandığım yerden doğrulurken Alkın'a baktım. Lara benim hakkımda ne demiş olabilirdi ki? "Drama hocası yeni bir etkinlik düzenleyecekti sanırım. Onun için olabilir." "Hı. Ben de bir şey oldu falan sandım. Lara ile konuştuk sonra. O da psikoloji istiyormuş, hatta aynı üniversiteyi istiyormuşuz." Kaşlarım kalkarken Lara'yı psikolog olarak düşündüm. Nedensizce ondan daha çılgın bir şeyler bekliyordum. "Aa. Ne güzel. İleride arkadaş olursunuz birbirinizle." Alkın güldü ardından duraksayıp bana baktı. "Bilmiyorum. Tamam siz iyi anlaşıyorsunuz da biraz garibime gidiyor kız. Sanırım sana benziyor diye istemsizce geriliyorum. Bana birkaç kitap tavsiye etmek istediğini söyledi ama reddettim mesela." "Merak etmene gerek yok Alkın. Sana bir şey söyleyeyim mi?" Alkın kaşlarını kaldırarak bana bakarken gülümsedim ve devlet sırrı söylermiş gibi sessizce konuştum. "Lara, Berke'den hoşlanmaya başlamış. Yani onu senden falan kıskanmam. Şimdiye kadar bir kötülüğünü görmedim. Bazen dik baksa da insanlara kötü biri değil bence." "Berke'den mi hoşlanıyor? Yoksa bana bunu mu söylemeye çalışıyordun birkaç gündür?" Bir nevi bunun gibi bir şey söylemeye çalışıyordum ama tam olarak bu değildi. Tekrar sır verirmiş gibi ona yaklaştım ve mırıldandım. "Aslında Berke'ye yazması için hat vermiş olabilirim." Alkın'ın tepkisini görmek için hafifçe uzaklaştım. Önce dondu kaldı, ardından gülümseyip bana baktı. Neyse ki kızmamıştı. Tamam, bazı şeyleri söylememiş olabilirdim ama artık hattı verdiğimi biliyordu, çok şükür. "Demek günlerdir bu yüzden gerginsin. Ben de kötü bir şey oldu sandım. Umarım mutlu olurlar, ne diyeyim." "Umarım... Ama Öykü'ye haksızlık yaptım sanki. O da iyi biriydi." "Berke'ye Lara gibi dişli biri gerekiyordu Dila. Öykü üzülecek her türlü de. Şimdi sen bunları boş ver. Sonunda rahatlamış olman lazım. Kızmadım, hattı verdin diye." Derin bir nefes alıp gülümsedim. O da bana gülümserken şimdilik yarısını biliyordu ama yakında öğrenecekti. Umarım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE