Boş derste soru çözerken istemsizce sıkılmıştım. Kimsenin son isteği bile değildi çalışmak ve cidden ses çıkarıyorlardı. Bu ortamda soru çözmek zordu, hele ki paragraf çözmek imkansızdı neredeyse.
Bakışlarımı kalemliğime çevirdim ve içindeki renkli kalemleri döküp bileklerime renkli renkli dövmeler yapmaya başladım. Genelde canım sıkılınca bileklerime resim çizerdim. Şimdi de öyle yapıyordum.
Yeşil renkli tükenmez kalemi elime aldığımda bakışlarım istemsizce telefonuyla oynayan Berke'ye kaydı. Yeşil okul formasıyla gözleri uyumluydu. Çoğu şeyi yeşildi ve ben onun hangi rengi sevdiğini bile bilmiyordum. Nasıl bir arkadaştım böyle.
Kendi bileğimde yer kalmadığını fark ettiğimde sinsi bakışımla Berke'nin bileğine yeşil kalemimle ay çizmeye kalktım ama Berke kalemi öyle sert tuttu ki kalemin kırılması ile her yeri yeşil mürekkep olması bir oldu.
"Ay çok özür dilerim."
Berke ellerine bakarken kaşları çatılmıştı. Sanki parmakları arasında yeşil mürekkep değil de zehir akıyordu.
İçimdeki meraklı yanım hangi rengi sevdiğini sormamı isterken kendimi kıramadım ve mürekkepli eline bakan Berke'ye bakışlarımı çevirdim.
"En sevdiğin renk ne? Yeşil bence."
Elindeki yeşil kalemi bıraktı. Her yeri yeşildi. Gözleri, ellerine az önce yanlışlıkla kırdığı yeşil kalem bulaşmıştı. Hatta dudağında bile yeşil mürekkep vardı. Kesinlikle yeşil olmalıydı.
"Yeşil değil. Nefret ediyorum aslında yeşilden."
Şaşkınca dudaklarım aralanırken ellerine bakıp güldü.
"Nasıl olur. Her şeyin yeşil ama. Forman, çantan, kalemliğin..."
Bana kısa bir bakış attı. Ardından mırıldanarak sordu. "Sen neden yeşili seviyorsun peki?"
"Çünkü beni rahatlatıyor. Nefes aldığımı hissediyorum. Ilık bir günde ormandaymışım gibi." Gözlerimi kapatıp ormanı hayal ettim. Çok güzeldi, keşke orada olabilseydim şuan.
"İşte bu yüzden her şeyim yeşil. Fazla kurcalama ve bana bunu çıkarmam için yardım et."
Çantamda her zaman bulunan ıslak mendilden uzattım ama ıslak mendille çıkacak bir şey değildi. Berke dua eder gibi ellerini açmış sınıftan çıkarken ben de peçete ile kırılmış kalemimi çöpe attım. Berke'nin sırası kesinlikle yemyeşil olmuştu ve buraya oturursa yeşil çocuk olarak geri dönerdi.
Islak mendille olabildiğince çıkartmaya çalışsam da yeni sıra alması daha mantıklı geldi. Sınıfımızda fazladan sıralar olduğu için sırayı ittirerek arkaya taşıdım ve boyasız bir sıra alıp yerime geçtim.
Alkın bugün okula gelmemişti çünkü dişçiye gidecekti. Şansına öğleden önceki bütün dersler boş geçmişti ve tesadüfen yazılmamıştı. Öğlenden sonra okula gelecekti.
Lara, Berke'nin yokluğunu fırsat bilip yanıma gülümseyerek oturduğunda bana bile bulaşmış olan yeşil mürekkebi çıkarmaya çalışıyordum.
"Selam," diye mırıldandı başını elinin üzerine yaslarken. Elimdeki ıslak mendili sıranın üzerine bıraktım ve ona gülümseyerek baktım. "Selam."
Bakışlarım arkada uyuklayan Aden'e kaydı. Bu sıra hep uyuyordu. Bu yüzden fazla konuşamıyor, Lara ile daha çok iletişime geçiyorduk.
"Berke'ye yazdığın mesajları okudum." Sesini olabildiğince kısarken bana yaklaşmayı ihmal etmemişti.
"Sadece rol yapıyordum. Berke'nin sevilmeye ihtiyacı var." Derken ıslak mendili elime alıp bütün ilgimi ona verdim.
"Fark ettim ama beni yanlış anlamanı istemem. Alkın bunu duyunca kızmadı mı? Ne de olsa arkadaşına aşıkmış gibi yazmışsın." İlgiyle bana bakarken bakışlarım sınıfta gezindi. Birkaç gürültücü kişi dışında herkes okulun başka köşelerine yayılmıştı. Gürültücü kişiler de epey ses çıkarttığı için bizi dinleyemezlerdi.
"Alkın'a hattı sana verdiğimi söyledim ve kızmadı."
Lara önüne gelen saçını düzeltti ve kaşlarını kaldırarak bana baktı. "Ona yazdığını söylemedin mi?"
Başımı iki yana sallarken eklemeden duramadım. "Daha zamanı değil. Yavaş yavaş açıklayacağım her şeyi."
Lara anlayışla başını sallarken ayaklandı ve gülümsedi. "Merak etme, hattın benimle güvende. Berke'yle şansımı buradan deneyeceğim. Olmazsa geri veririm. Umarım sen de çabuk kurtulursun sırlardan."
"Umarım, Lara. Umarım." Lara göz kırpıp sınıftan çıkarken başımı sıraya yasladım. İçimdeki hissi kulak ardı edip gözlerimi kapattım.
"Dişin nasıl?" Alkın, dişçiden dönünce onun sırasına geçip konuşmaya başlamıştık.
"Birkaç saat bir şey yemem, içmem yasak ama sorun yok şu anlık."
Gülümseyerek ona baktım. Acaba şimdi hat ile ilgili bir şey söylese miydim? Bilmiyordum.
"Alkın... sana bir şey söylemem lazım. Yeşilli ile alakalı." Sonda sesimi iyice kısarken Alkın kaşlarını çattı.
"Sonra konuşsak? Dişim ağrıyor da."
"Ama-"
"Sonra konuşalım Yıldız Tozu. Hem Lara buraya doğru geliyor." Bakışlarımı Lara'ya doğru çevirdim.
"Dila benimle tuvalete gelir misin?" Tuvaleti vurgularken tiyatro gösterisi ile alakalı bir şey olduğunu anlayıp ayaklandım.
Sınıftan beraber çıkarken meraklı bakışlarım üzerinde geziniyordu. Her zamanki gibi çok güzeldi. Alımlı yürüyüşü ile koridorda yürüyorduk. Onun yanında çocuk gibi göründüğüme emindim. Ben hala yerdeki çizgilere basmamaya çalışırken o cidden yaşından daha olgun gözüküyordu.
"Ne oldu?"
"Drama hocası bana mesaj atmış. Bugünkü prova sadece Berke ile sizeymiş." Lara telefonunu çıkarıp hocadan gelen mesajı bana okuttuğunda kaşlarımı kaldırıp ona baktım.
"Neden gruba yazmamış ki?"
"Hiçbir fikrim yok. Birkaç ders önce tiyatrodan bir kız gelip bana söylemişti ama ben de ona inanmamıştım. Şimdi de böyle mesaj geldi."
Sınıfa giren kızı hatırlıyordum. Kaşlarım çatılırken Lara'ya döndüm.
"Yani sadece Berke ve benim sahnelerimi canlandıracağız?"
Lara saçını düzeltti. Bu durumdan pek memnun görünmemesi çok normal gelmişti. Berke'den hoşlanıyordu ve ben de onunla epey yakın birkaç sahne içerisindeydim.
"Evet öyle olacakmış. Çünkü sizin sahneleriniz haddinden fazla uzun sürüyor." Sesindeki kinaye kaşlarımın çatılmasına neden olurken hemen kendimi savunmaya geçtim.
"Berke'yi başından beri seninle shipliyorum Lara. Böyle bir sahnemiz olabilir ama Berke'ye o gözle bakmadım ben. Rahat olabilirsin. Ben senin rakibin falan olmayacağım."
Lara gülümsedi. "Olamazsın zaten. İkimiz de çok farklıyız. Sen cici kızsın, ben seksi. Sen çok çalışkan kızsın, ben çok popüler. Senin bir avuç arkadaşın var, benim bir sürü arkadaşım var. Yani seni kıskanmıyorum Dila."
Kaşlarım çatılırken gülerek elini omzuma koydu. "Şaka yapıyorum, alınmıyorsun değil mi?"
Başımı iki yana sallayıp gülümsemeye çalıştım. "Yok, alınmıyorum. Kızların dersi boştu. Oraya gideyim ben."
Lara'yı arkamda bırakırken aklımda istemsizce düşünceler yüklenmeye başladı. Sanki... büyük bir hata yapmıştım o hattı Lara'ya verirken.
Dalgın dalgın yürürken Öykü ile karşılaşmam ile kendimi suçlu hissetmem daha da arttı. "Sizin de mi dersiniz boş?" Diye mırıldandım suçlu suçlu.
"On ikilerin bütün hocaları toplantıdaymış yani boş." Başımı sallayarak onu onayladım. İçimde oluşan suçluluk duygusunu gidermek için dik duran omuzlarımı indirerek Öykü'ye döndüm.
"Biraz konuşalım mı?"
"Olur," diye mırıldanıp peteklerin oraya doğru ilerledi. Ben de yanına gidip camın pervazına oturdum.
"Berke konusu için özür dilerim sana. Seni ümitlendirip üzülmene sebep olmak istemezdim."
Karşıma geçti ve gözlüklerinin üzerinden bana baktı. "Berke'yi zorla birine aşık edemezsin, Dila. Özür dilemene gerek yok. Onunla birkaç defa konuşmak bile benim için bir hayaldi. Büyük ihtimal her lise aşkı gibi bir defterin içinde anılarım, sevgim çürüyüp gidecek. Şu an acı çekmem beni güçlendiriyor, hayata hazırlanıyorum."
Bakış açısı beni istemsizce gülümsetti. Doğru söylüyordu. Şu an aşık olduğumuz kişiyle hayatımızın sonuna kadar beraber kalacakmışız gibi hissediyorduk çünkü ergendik. Her ergen gibi ben de aşk acısından öleceğimi sanmıştım ama ölmemiştim. Birkaç yıl sonra aklıma bile gelmeyeceklerdi belki de. Neler olacağını bilmiyorduk.
"Aslında haklısın Öykü. Ama ne olursa olsun senin canını yakmak istememiştim. Hala bizimle arkadaş olabilirsin. Seni grubumuzda görmek isteriz."
Öykü gülümseyerek uzun saçlarını düzeltti. Onun samimiyetine inanıyordum nedensizce. Belki de cidden herkese hemen güvenmeyi bırakmam gerekiyordu.
"Teşekkürler, Dila. Sen gerçekten iyi bir kızsın. Bana ve Berke'ye yardım etmeye çalıştığını biliyorum ama şunu unutma; herkese yardım edemezsin. Bazen bencil olman gerekecek yoksa seni üzerler."
"Üzülmek uğruna da olsa sevdiklerime yardım etmeye devam edeceğim."
Öykü buruk bir şekilde gülümsedi. Sanki yaşamıştı bir şeyler. Gözlerindeki o donuk pırıltıdan anlayabiliyordum.
"Ne ben, ne de Berke senden daha önemli değiliz, Dila. Kendini düşünmeden, olaylara iki yönden de bakmadan adım atma hiçbir şeye. Bak, ben bunu yaptım ve cidden üzüleceğim olaylar yaşadım. Sen de sonuçları düşünerek adım at. Üzülmeni istemiyorum."
Yerimden inip ona sıkıca sarıldım. Bir nevi birbirimize veda ediyorduk.
"Teşekkürler Öykü. Umarım mutlu olursun."
"Umarım sen de Dila, umarım."
Öykü bana sarılmayı bırakıp bakışlarını arkama çevirdi, ardından gözlerini kaçırarak hızla önüne dönüp ilerlemeye başladı. Ben de arkamı döndüğümde sinirli yeşil gözlerle karşılaştım.
"Hayatıma karışma, Dila!"
Sesi koridorda gezinirken birkaç adım gerilemiştim. Sinirlendiğini bedeninin kasılmasından anlayabiliyordum. Acaba ne kadar zamandır bizi dinliyordu.
"Senin iyiliğin iç-"
"Benim iyiliğimi falan düşünme. Yerini bil yeter. Şimdiye kadar hep yakın davrandım sana ama tepeme çıktın. Hayatıma karışamazsın!"
Kalbimin kırıldığını hissediyordum. Öykü'nün dedikleri kulaklarımın içinde dönüp duruyordu.
"Sadece yardım et-"
"Yardıma ihtiyacım yok Dila! Tamam, sikik ailem beni resmen kapıya atmış olabilir, sen de bana acıyıp bir kızla mutlu olacağımı sanacak kadar saf olabilirsin ama ben yalnız kalacağım! Bana acıma, acınmaktan nefret ederim."
"Sana acımı-" Tekrardan cümlemi kesti.
"Acıyorsun! Gözlerinden görebiliyorum. Senden tek bir isteğim var, Dila. Lütfen... bak, ben lütfen diyorum o kadar ciddi. Lütfen bana acıma."
Gözlerindeki kırgınlığı gördüm sanki. Ona acıdığım için kız aradığımı düşünüyordu. Ben bunun için aramıyordum ki. Gerçek sevgiyi en çok hak eden kişi için gerçek sevgiyi bulmasını istiyordum sadece.
"Sana acımıyorum, yeşilli." Cümlemi bitirmeme izin vermesi ile kollarımı bedenine sardım. Bana sarılmadı ama bir ses ile ayrılmak zorunda kaldık.
"Bari okulda gizli, saklı yerlerde buluşun!"
Bartu sinirle konuşup ilerlerken oflayarak Berke'yi orada bırakıp Bartu'nun peşinden koşmaya başladım. Berke'nin ailesi ile olan olayı anlatamadığım için neden sarıldığımızı da anlatamayacaktım.
"Bartu yanlış anladın!"
"Dila, yeter artık. Ben salak mıyım?"
Durup bana döndüğünde nefes nefese kalmıştım. Ben de durdum ve gözlerimi ona diktim. "Seni cidden arkadaşım sanmıştım. İleride gerçekleri öğrenince pişman olacaksın, Bartu. Benim ya da Berke'nin hiçbir suçu yok. En birinci kankan olmadığımı belli ettiğin için teşekkürler."
Bartu'yu öylece bırakırken kötü hissediyordum, hem de çok kötü.