"Sonunda telefonlarımı açabildin bücür. Ne o trip falan mı yiyorum?"
Boğazımı temizleyip gözlerimi sıkıca yumdum. Normalde açmayacaktım ama elim açma tuşuna basınca istemeden açmıştım. Sesi kulağıma dolarken bile yanaklarımın al al olduğunu ve kızarıklığın kulağıma kadar vardığını hissedebiliyordum.
"Hayır. Sadece konuşmak istemiyorum."
Berke'nin nefes sesi kulağıma dolarken karşıdan karşıya geçmeden önce ışığın yeşil yanmasını bekledim ve hızla karşıya geçtim.
"Ne oldu Dila? Yine mi Lara konusu? Neden onunla sevgili olduğumu anladığını düşünmüştüm."
Boşta kalan elimle montumun fermuarını açıp kapatmaya başladım. Ona rüyadan bahsedip gözünden düşmek istemiyordum bu yüzden tiyatro ile gelişen oyun yeteneğimi kullanmaya karar verdim.
"Hayır, sadece yalnız kalmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Lara anlamaması için seninle konuşmasam bir süre daha iyi."
Berke'nin kahkahası kulağıma dolarken gelmek istediğim kafeye varmıştım ama onunla konuşmayı bitirmeden kızlarla konuşamazdım.
"Lara'nın götümüze radar takmadığına inancım tam. Bence kıskançlığı bir kenara bırak da doğruyu söyle."
Kıskanç demesiyle kulağımın daha da fazla yanması bir oldu. Ona kötü davranmak istemiyordum ama kendimi kabuğuma çekme yöntemim buydu. Ona değer veriyordum ama ona olan değerimin diğerleri gözünde yanlış anlaşılmasından da suçluluk duyuyordum. Kalbimi yokla diyorlardı ama bu saçmaydı. Arkadaşlar da birbirini kıskanabilirdi. Ama rüya işin içine girince aklımda binbir düşünce ile tek yapabildiğim kendimi suçlamaktı.
"Seninle yakın olmamam ikimiz için de daha iyi yeşilli. Hani Ayaz grubun adını bela mıknatısı yapmıştı ya, işte o bela mıknatısı benim. Daha fazla kimsenin canını sıkmak istemiyorum."
"Benim canımı falan sıkamazsın bücür. Bana ne olduğunu söyleyecek misin yoksa inanıyormuş gibi mi yapayım?"
Sıkıntıyla üfledim. Ona söylemeyecektim. Benden soğumasını ve gözünde iğrenç biri olmak istemiyordum çünkü şu an tek sırdaşım o sayılırdı.
"Lütfen zorlama Berke. Seni seviyorum ama... ama suçluluk duyuyorum. Kapatmam gerek."
Cevap vermesine izin vermeden suratına kapattım ve telefonu sessize alıp devam ettim mırıldanarak. "Sana rüyamı anlatamazdım, yeşilli."
Silkelenip ellerimi ovuşturarak kafenin içine girdiğimde Deniz ve Simge'nin yan yana oturmuş bir şeyler konuştuğunu fark ettiğim gibi gergince yanlarına ilerledim ve hafifçe elimi kaldırım selam verdim.
"Merhaba. Geldiğiniz için cidden çok teşekkür ederim." Karşılarına oturup montumu ve şapkamı çıkartıp onlara döndüm. Deniz, her zamanki gibi neşeliydi ama Simge biraz daha durgundu. Gökdeniz konusunda olabilirdi bu durgunluğu.
"Tabii ki geleceğiz. Ne kadar sinirli olsak da sana sen bizim kankamızsın." Deniz kollarını göğsüne bağlayarak devam etti. "Şimdi dökül bakalım yalancı çoban seni."
Ve her şeyi ağlayarak, tekrardan anlattım. Suçluluk duyduğum için yüzlerine bakmak yerine ellerime ya da dışarıda hafiften yağan kara bakıyordum. Kendimi tutamayıp yanaklarımın ıslanmasına izin vermiştim ve onlar beni kesmeden dinlemişlerdi. İlk olayın olduğu günkünden daha farklılardı.
"Tiyatro konusunda suçun olmadığını biliyoruz ama yine de bunu Lara'dan öğrenmek istemezdik." Simge kızıl saçını kulağının arkasına itip ellerini masaya koymuş mavi gözlerini bana dikmişti.
"Ben de böyle olmasını istemezdim kızlar. Herkesi kaybedeceğimi bilsem hiçbirini yapmazdım."
Deniz başını iki yana sallayıp güldü. "Dila, seni yıllardır tanıyorum ve kesinlikle yapardın. Çünkü sen salaksın kızım. Tamam, tiyatro olayını anladık da sana ne ya Berke'den kuzum? Götüne mi battı da güzelim ilişkini mahvettin."
"Deniz! Sakin ol biraz." Simge, Deniz'i uyarırken başımı iki yana salladım. Hak ediyordum böyle bir azarı.
"Anlatamayacağım şeyler biliyorum Berke hakkında. Ben de sandım ki Lara ile olursa mutlu olur..."
Deniz, alnına vururken Simge başını iki yana sallayıp gözünü devirdi. "Bebeğim, kuzum buna cidden inandın mı sen ya? Bir kızla kötü anıları silinmez."
"Silinmez ama sonraki hayatı daha iyi geçer."
Üçümüz de farklı iki açıdan bakıyorduk. Onlar mı fazla katıydı, yoksa ben mi fazla hayalperesttim anlayamıyordum.
Bir anda Berke'nin Lara ile olduğu gerçeği aklıma geldi. Aylardır uğruna anonim olduğum shibim gerçekleşmişti ve şu an mutlu olmam gerekirken tırnaklarımı avucumun içine batırarak kanatacak kadar sinirliydim. Berke, her şeyin farkında akıllı bir çocuktu ama yine de o kızın yanında olması bile sinir bozucuydu.
"Berke'nin Lara'ya yanık olduğunu nereden anladın?" Deniz merakla sorarken aklıma o yazıyı okuduğu gün geldi.
"Kısa saçlı ve yeşil gözlü birinden bahsetmişti. Sınıfta, o tanıma uyan tek kız Lara'ydı."
Deniz ve Simge birbirine bakarken ben avucumda oluşan minik yaralara bakıyordum.
"Hayırlı olsun kanka ya." diye mırıldanınca Simge bakışlarımı tekrar onlara çevirdim.
"Neden ki?"
Deniz sahte bir gülümseme ile Simge'nin cümlesini devam ettirdi. "Yeni bir Bihter-Behlül vakasının Bihter'isin. Sanırım bu olayda Berke, Behlül; Alkın da Adnan bey oluyor."
Diziyi izlemesem de yasak aşk temalı olduğunu kitap özetinden biliyordum. Hızla başımı iki yana sallayıp yüzümü buruşturdum. Neden herkes bu imada bulunmak zorundaydı ki? Neden psikolojimin iyi olmadığını ve rüyalarımda garip şeyler gördüğümü anlayabiliyordum artık. Hepsi bu düşünceler yüzündendi!
"Berke'ye aşık değilim, o da bana aşık değil! Hatta, Alkın da bana aşık değil ama ben Alkın'a aşığım!" Sesimin haddinden fazla yükselmesiyle birkaç masa bize dönünde Simge özür bakışları atıp hızla önüne döndü.
"Alkın sana aşık değilse ben de Gökdeniz'le ayrılmadım!"
Ah, doğru onlara kişilik bozukluğunu tam olarak açmamıştım.
"O zaman hayırlı olsun Simgeciğim, Gökdeniz'le ayrılmadın. Alkın, beni kendi kişiliğiyle sevmiyor ve geldiği gibi tedavi olacak. Tahminen yarın falan dönmeleri lazım."
"Oha ya! Ben nereye düştüm! Önce bir enişte beyimi kızlarla samimi oldu diye kaybediyorum sonra da diğer enişte beyimin de aslında zibilyon kişilikli olduğunu ve seni sevmediği için kaybediyorum. Bu bana yapılmaz!"
Deniz hüzünle gözünü kaparken burukça gülümsedim ardından Simge'ye döndüm.
"Gökdeniz'i kızlarla mı gördün? Ama bana öyle bir şey anlatmadı."
"Birkaç kız ile samimi gördüm ve ben de ara verelim dedim ama bilmiyorum."
Ofladım. İkimizin de üzerinde kara bulutlar dolanıyordu sanki. Ne bahtsız insanlardık böyle.
"Kızlar, ajan Deniz size gerekli bilgileri sağlayacak. Ayaz bebeğim sağ olsun Gökdeniz hakkında bütün detayları öğreneceğiz. Alkın'a gelirsek... iyileştiğini bize tabii ki bebeğim haber verecek." Deniz, neşeyle gülümserken biraz onlara yaklaşıp sessizce konuştum.
"Hani hepinizin önünde ayrıldığımız zamanı hatırlıyor musunuz?" İkisi de başını salladığında devam ettim. "İşte o gün ben annesiyle bir şey konuşmak için evine gittim. Sonra... asansörde Alkın'la karşılaştım."
Simge ağzı açık ne olacağını beklerken Deniz sinsi gülüşüyle fısıldadı. "Asansör fantazisi."
Eline bir tane vurup kızarmış yüzümü saklamak için saçımı önüme getirdim. "Başta tepkisinden korksam da benden özür dileyip bana yapıştı. Daha önce... hiç böyle olmamıştı. Çok garipti ve sanki uzun süre dudağımdaki hissi geçmedi. Bana yüzüğü ve bilekliği geri verdi. Yüzüğü kolyeye takıp boynuma astım. Kolye de evde."
Deniz ve Simge iki elimden tuttuğunda gülümsedim. Onlarla olan samimiyetimi özlemiştim. Sadece söylemedim diye kızmışlardı ve bunda da haklılardı. Berke'ye yazmam da hata gibiydi ama pişman mıydım orası tartışılırdı.
"Her şey çok güzel olacak kuzum. Sadece sabret." Deniz gülümserken Simge devam etti.
"Sabredersen doğru olan şey seni bulur. Hem... belki bir süre kalbinin sesini dinleyip hislerini tartsan daha iyi olur senin için."
Kaşlarım kalkarken konuşmama izin vermeden Deniz lafa karıştı. "Dila... Simge haklı. Berke'ye karşı gerçekten hiçbir his hissetmediğine emin misin? Hiç öyle durmuyor."
Ellerimi çekip yüzümü sakladığım saçlarıma daldırdım ve gözlerimi kapattım. Kimse bana inanmıyordu bu konuda. Acaba... Berke de mi böyle düşünüyordu? Hislerimin arkadaşça olduğunu düşünüyordum, değilse bile belli etmek gibi bir hata yapmazdım çünkü Berke'nin tek kız arkadaşı olmak epey iyiydi. Hem... Alkın bu kadar aklımdayken kalbimde Berke olamazdı ki.
"Berke sadece arkadaşım kızlar. Onu cidden seviyorum ama aşık değilim. Onun kız arkadaşı olmamış ve istemeden bir sürü şey paylaştık, bu da bizi daha samimi yaptı. Lütfen imada bulunup ikimizi de zor durumda bırakmayın çünkü daha az önce, benimle görüşmemesini istedim. Böyle dedikçe kafam daha da karışıyor ve cidden... ama cidden bok gibi hissediyorum."
İkisi de sessizce durunca gülümseyip ayaklandım ve aralarına geçip sıkıca sarıldım onlara. Umarım dediğimi uygularlardı yoksa cidden kafam gibi kalbimin de karışacağına emindim. Çünkü bu kız salaktı ve kendisini sorgulamaya bayılırdı.