Gecenin köründe çalan telefonumla ağlamaklı sesler çıkartarak uyandım. Yatağımın yanındaki komidine nasılsa telefonumu sesliye alıp koymuştum ve evi inletircesine çalmasıyla hızla alıp açtığım gibi kulağıma yasladım.
Saat gecenin üçünü biraz geçiyordu ve yarım açık gözlerimle arayanın Berke olduğunu zar zor seçebilmiştim. Dağınık saçlarım kapalı gözlerime gelirken başımı yatığıma yaslayıp uykulu ve kesinlikle boz ayıya benzeyen sesimle Berke'ye ses verdim.
"Efendim? Umarım beni uyandırmak için ciddi bir sebebin vardır yoksa sakın gittiğin yerden dönme."
Telefonundan hışırtılar gelse de pek umursamadan yorganımı kafama kadar çekip telefonu kulağım yasladım.
"Tavuk musun kızım sen? Sırf seni aramak için gecenin köründe karlı bir tepeye çıkıyorum yine yaranamıyorum."
İstemeden esneyip gözlerimi ovuşturdum. "Lütfen çabuk anlat Berkeciğim çünkü yarın erken kalkıp provaya gitmeliyim ve sen değil Kaya ile gidiyorum!"
"Kaya kim lan?"
Omuzlarımı silkip üfledim. Yorganımı başımdan ittirip doğruldum ve başımı yatak başlığına yaslayıp ona cevap verdim. "Senin yerine... daha doğrusu Joe'nun yerine gelen çocuk."
"Sen bana şu olayı iyice anlatsana bakayım. Neden çıkardı beni o kadın?"
Gözümü açıp devirdim ve tekrar gözümü kapattım. "Berkeciğim valla bilmiyorum. Sen çıkmak istediğini söylemişsin kadın da çıkarmış."
"Ben bir şey demedim amına koyayım."
Telefonu biraz kulağımdan uzaklaştırıp Berke'nin küfürlerini duymamaya çalıştım. "O zaman Lara bir şeyler yapmıştır yeşilli. Artık şaşırmıyorum ya. Kız resmen beni yerin dibine sokmak için her şeyi yapıyor. Sevgilin ama ne yapayım ya."
Berke ofladığında istemsizce sırıttım. Sevgilisi olduğunu söylediğimde deliriyordu ama onu delirtmek hoşuma gidiyordu.
"O kızla sevgili sayılmam bücür. Biliyorsun kendimi ajan olarak feda ettim yani bir tebrik falan etsen bu yeşillini."
"Ben sana kendini feda et mi dedim ya? Bak Berke cidden senin de başına bela olmasını istemiyorum. Şimdiden seni tiyatrodan çıkarttırmış nasılsa. Lütfen ondan ayrıl."
Doğruydu. Benim yüzümden ona katlanmasını istemiyordum. Amacını Berke ile çıkmadan da öğrenirdim zaten.
"Benim işime karışma bücür. Emin ol çok şey öğrendim ama bir geri döneyim o zaman yapacağım bir şeyler."
Onlaylar mırıltılar çıkartıp gözlerimi açtım ve tavanıma çevirdim bakışlarımı. Yıldızlar, gecenin karanlığında parıldarken aklıma istemsizce Alkın geldi.
"Siz neden köye gittiniz? Tamam diğerleri benden nefret ediyor da sen neden söylemedin bana ha? Lara bile biliyor pis yeşilli."
"Ben de gideceğimizi bilmiyordum bücür. Sabah kapıma Bartu dayandı ve birkaç parça eşya sıkıştırıp götürdü beni. Lara'ya da ben söylemedim. Aden'den öğrenip seni delirtmek için söylemiştir."
Gözlerimi kıstım. Yav pislik. Her şeyi kendi üzerine çekmekte üstüne yoktu.
"Çabuk gel ve Joe'yu kendine al yeşilli. Kaya iyi biri gibi ama güvenemiyorum. Bence Lara'nın asıl amacı Kaya yerine Görkem'i falan almaktı da olmadı."
Berke'nin nefes sesi kulağıma geldiğinde dışarıda olduğunu hatırlayıp yatağımda kıpırdandım. Hava burada bile çok soğuktu ki onların gittiği yerde kim bilir nasıldı.
"Büyük ihtimal bücür. Sana Alkın'ın burada biraz daha iyi olduğunu söyleyeyim de merak etme. Biraz dalaşıyoruz ama köy havası iyi geldi sanırım. Oraya dönünce geri kalan günler yatılı tedavi olacak, sonra da okuldan sonra tedaviye gidecekmiş. Ayaz söylüyordu. Tedavisi tam anlamıyla iyileştiğini düşündüklerine kadar sürecekmiş."
Derin bir nefes aldım. İyi olması beni rahatlamıştı. Berke, içimi okuyup soramadığım soruyu cevapladıği için ona ayrı minnettardım.
"Ve eklemeden duramayacağım ama gözüm üstünde. Alkın iyileşene kadar diğer itlerden korumak benim görevim. Kaya maya dinlemem dalarım."
İstemsizce gülümsedim. Alkın'ın bana aşık olma ihtimalinin düşüklüğüne aldırmadan böyle konuşuyorduk işte.
"Tüh be ben de sıradaki hatamı Kaya olarak seçmiştim. Hatta sahnede öpüşecektik, tüh."
"Dila. O küçük dilini koparmamı istemiyorsan yerinde uslu uslu durursun."
Güldüm ve ona öpücük attım. "Şaka şaka. Şu anlık ot gibi yaşamak istiyorum sadece. Kafamdaki düşünceleri ve hayatımı düzene sokmadan ne Alkın'ın yerini ne de izini silmek istiyorum. Neyse ya, saat epey geç oldu. Donma dışarıda git yat. İyi geceler yeşilli."
"İyi geceler bücür." Telefonu kapatıp gülümseyerek komidinin üzerine bıraktım. Alkın'ın iyi hissetmesi beni o kadar rahatlatmıştı ki uykuya kendimi teslim edebilirdim.
"Yapamayacağım, çok kalabalık." Üzerimdeki kabarık elbiseye aldırmadan koşturarak sahnenin olduğu taraftan olabildiğince uzaklaştım. Sahne korkumdan bayılabilirdim.
"Dila sakin ol. Şimdiye kadar çok iyi oynadın." Alkın, üzerinde o dönemlere ait bir takımla duruyordu. Saçları daha özenle dağıtılmıştı ve şirin gözleri minicik açılmıştı.
Gözlerimi kırpıştırarak onu incelemeyi kestim. Neden böyle giyinmişti ki? Yoksa... o mu tiyatroya katılacaktı?
"Bunu yapabilirsin, her şeyin üstesinden geldin. Aylarca binbir sorunla uğraştın. Tek sorun bir avuç insan mı?"
Başımı iki yana sallayıp elbisemin uçlarından tutarak ona ilerledim ve kollarımı boynuna sardım. "Teşekkürler, Alkın. Yanımda olduğun için teşekkürler."
Saçlarımı bozmamaya özen göstererek okşadığında istemsizce kollarımı daha da sıkı sardım.
"Aradaşlar bunun içindir. Her zaman destek olacağıma söz vermiştim ya." Kollarımı boynundan ayırdığımda şaşkınca suratına bakıyordum. Arkadaş? Bazı anları hayatımdan silmiş olmalıydım.
Buruk bir gülümsemeyle onu onaylarak makyaj masasına ilerledim ve aynadan kendime baktım. Saçlarım, omuzlarımdan dökülecek kadar uzamıştı ve kabarık elbiseme uygun bir şekilde topuz yapılmıştı. Makyajım da elbisemin tonlarındaydı.
Ellerime masanın üzerinde bulduğum siyah, dirseklerime kadar gelen eldivenleri giydiğimde Lara'nın kabarık elbisesiyle Alkın'ın yanına gittiğini gördüm.
"Takım çok yakışmış sevgilim."
Midemde garip ağrılar oluşurken kusacakmış gibi hissedip hızla kalktım ve onların yanından olabildiğince uzaklaşıp elimi yüzüme kapattım. Neler oluyordu böyle? Ne zaman sevgili olmuşlardı? Ne zaman arkadaş kalmaya karar vermiştik? Onca anıdan sonra nasıl arkadaş kalabilmiştik? Nasıl dudaklarımızdaki izi silebilmiştik? Anlayamıyordum.
"Dila, hadi sahne sırası sizde." Drama hocasının neşeli sesiyle ellerimi yüzümden çekip ona baktım.
"Tamam, geliyorum." Gülümseyerek yanımdan uzaklaşırken sahneye doğru ilerledim ve olabildiğince rahatlayarak sahneye girdim. Lara, karşı tarafımda bana bakarken ona kötü bakışlarımı atmaktan çekinmiyordum.
"Prensi ilk ben gördüm Sofia. Onu benden çalmaman için her şeyi yapacağım. O beni seviyor!" Repliklerden alakasız bir şeyler söylerken kaşlarım çatıldı ve izleyicilerin arasına oturmuş drama hocasına çevirdim bakışlarımı. Hiçbir sorun olmamış gibi gülümseyerek bizi izliyordu. Anlamadığım şeyler giderek çoğalıyordu.
"Senden prensi çalmak gibi bir amacım yok Elizabeth. Asıl onu sen benden çaldın. Her şeyimi elimden almaya kalkan sensin!" Sert adımlarla yanına ilerlerken topuklu ayakkabımın sesleri tiyatro salonunda yankılanıyordu.
"Benim olanları alırım, Sofia. Sen bir engeldin, ben de seni kenara attım." Sinsi gülüşüyle bana bakarken yumruğumu sıktım. Senaryodan çok mu uzaktık yoksa baştan mı yazılmıştı anlamıyordum. Tek bildiğim Alkın'dan bahsettiğimizdi.
"Seni sevmiyor ve sevmeyecek." Onu ittirirken sinsi halini çıkarıp beni sertçe ittirdi ve yanıma ilerleyip bağırdı.
"Prensi ben istedim ve aldım! Her istediğimi aldım ve alacağım. Seni küçük böcek!" Beni birkaç defa ittirken sendeleyip düşecekken ona tutundum ve ardından sertçe ittirip düşmesine izin verdim. Hızla yalandan gözleri dolarken seyircilerden alkış gelmesiyle şoklar içinde onlara bakıp hızla sahneyi ittirdim.
"Ne yapıyorsun, Dila? Bunların hiçbiri repliklerde yoktu! Neyin var senin?" Kendi kendime söylenirken iki kız beni çekip yeni elbisemi giymem için yardım etti. Anlayamıyordum hala. Nasıl oluyordu da böyle oluyordu. Çok garipti. Berke ya da Kaya nerdeydi? Hani onlardan biri Joe olacaktı. Alkın mı Joe'du yoksa. Ama bu saçmaydı çünkü Joe'nun esmer ve yeşil gözlü olacağını söylemişlerdi.
Beyaz ve gri işlemeli kabarık elbisemle kendimi süzdüm. Epey güzel bir elbiseydi ama hangi sahne için kullanacağımı bilmiyordum. Gösteri tam anlamıyla felaket gidiyordu ve bir şey yapamıyordum.
"Hazır mısın? Seni baloya götürecek kavalyen benim." Kaya'ya garip bakarken ona soru sormam gerektiğini hatırladım.
"Neler oluyor Kaya? Neden Joe değilsin ya da neden butün oyun değişti? Lütfen cevap ver."
Kaya gülümseyerek kolunu bana uzattığında koluna girip ilerlemeye başladım. "Oyunun adını hatırla Dila. İşte o zaman bazı şeyler yerine oturacak."
Gözlerimi kapatıp oyunun adını düşündüm. Sahte Prens'ti oyunun adı. Gözlerimi şaşkınca açıp ona döndüm. Alkın, sahte prensti şu an.
"Ama... neden? Neden her şey değişti? Bir şey anlamıyorum."
Sahneye girerken son sorularıma cevap vermedi ve eğilip birkaç adım gerileyerek beni sahnede bıraktı. Alkın, üzerinde lacivert ve beyazdan oluşmuş bir takımla karşıdan gelirken yutkundum. Yanıma geldiği gibi ellerimi tuttu.
"Senden özür dilerim prensesim. Seni kandırdığım için, kendim olmadığım için özür dilerim. Ben, prens değilim sadece onun çulsuz şövalyesiyim."
Gözlerime bakarken yüzümü buruşturmamak için kendimi zorladım ve ellerimi çekip ondan uzaklaştım. "Bana yalan söylemeseydiniz keşke. Ben prense değil, size aşık olmuştum oysaki. Başkası gibi davranmanıza gerek yoktu."
"Beni affedin prensesim." Derin bir nefes alıp ona döndüm ve burukça gülümsedim.
"Kız kardeşim size aşık. Onunla olun lütfen. Beni boşuna kandırmayın, beni sevseydiniz onunla konuşmazdınız."
Alkın başını yere eğdiğinde tekrar seyircilere döndüm. Hala ciddi ciddi bizi izlemeleri mi komikti yoksa bu oyunun biraz da bizim hayatımıza benzemesi mi anlayamamıştım.
Ayak sesleri bana yaklaşırken tekrar onu reddetmek istesem de bir anda beni kendisine çevirdiğinde Berke'nin yeşil gözleriyle karşılaşınca sevinçle gülümsedim. Neredeydi şimdiye kadar? Bu saçmalıklar da neydi?
Ona Berke diye seslenmemek için dilimi ısırıyordum o ise bir şey demeden gözlerime bakıyordu. Yavaşça ellerime uzanıp kaldırıp ellerimi narince öptüğünde seyircilerden ıslıklar ve alkışlar gelmeye başlamıştı.
"Prenses Sofia... şövalyem için sizden çok özür dilerim. Ben, prens Joe, sizi kandırmak istememiştim. Bana yardım ettiniz, hiç çekinmediniz, fakir rolündeyken bile elbiseniz batacak diye korkmayıp yanımda oldunuz. Siz, gerçek bir prensessiniz."
Replikler kesinlikle son provamızdaki gibi değildi ama elimi omzuna getirip gülümsedim.
"Ben herkese yardım etmeye çalışırım prens Joe."
Berke, bir elini yanağıma getirirken diğer eliyle belimden tutup beni kendisine çektiğinde istemsizce ona yaslanıp anlamsızca ona bakıyordum.
"Sizi seviyorum prenses. Beni sevmezseniz anlarım ama ben sizi cidden seviyorum. Bunu hak etmesem de seviyorum."
Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırıp o elini de belime indirdiğinde ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum. Sadece bana yardımcı olması için Berke'ye bakıyordum ama gerçek dışıydı sanki. Hiçbir yardımı dokunmuyordu.
"Ben de o yardım ettiğim adamı seviyorum, prens. Sizi sevmek için prens kelimesine gerek yok." Bir anda ağzımdan çıkan cümleye anlamsızca baktım. Neler oluyordu bilmiyordum ama bunlar şaka olmalıydı.
Berke gülümseyerek dudağıma eğilmeye başladığında bir elimi boynuna götürüp gözlerimi kapattım. Öpmeyeceğini bildiğim için biraz olsun rahattım ama oyundaki hiçbir şey yerinde değildi. Bir anda dudaklarımda onun dudaklarının baskısını hissettiğimde çevremdeki insanların alkış ve ıslıkları silindi. Berke'nin dudakları, dudaklarımın üzerinde ahenkle dans ederken öylece kalmıştım.
Beni kendisine biraz daha çekince şaşkınlıkla dudaklarımı ve gözlerimi araladım. Tek görebildiğim buğulu bir şekilde bir yüzdü ama... Berke olduğundan pek emin değildim. Neler dönüyordu?
"Dila, kızım uyan!" Annemin sesiyle gözlerimi araladım gibi doğrulup etrafıma baktım. Nefesim düzensizdi ve ter içinde kalmıştım.
"Sayıklıyordun. Rüya mı gördün?" Annem beni kendisine çekerken omzuna başımı koyup ağlamamak için dişimi sıktım.
"Önemli değil annem. Sen git ben geliyorum birkaç dakikaya." Annem iki yanağımdan öpüp kalktığında boynuma astığım yüzüğü çıkarıp ona sıkıca tutundum. Bir yandan dudaklarımın alev alev yandığını hissetsem de diğer yandan yüzüğüme tutunuyordum.
Böyle bir rüya gördüğüm için bile suçlu hissediyordum. Resmen... rüyamda son şok olarak Berke'yle... Devam edemeyecektim.
Elimi yüzüğümden çekip parmağımı dudağıma değdirdiğim gibi ağlamamak için bacaklarımı kendime çektim ve yüzümü bacaklarıma gizledim. Korkunçtu... aşırı korkunç.
Ve nasılsa sanki dudağımdaki dudaklarını gerçekten hissetmiştim...