"Açık konuşuyorum hile açanın yedi sülalesini ağlatırım."
Tehditime karşı hepsi göz devirip bilgisayarlarına döndüğünde oyunu başlattım.
Aslında sözlerimin tek hedefi Taehyung'du. Oynadığımız online Savaş oyununda kaybedeceğini anladığı an hile programını açıyordu. Dördümüz aynı takımda olabilirdik ama hile ile birinci olmak istemiyordum. Oynadığım oyundan yalnızca zevk almak istiyordum.
Bir dolandırıcı olarak hileye karşı olmam komik görünebilirdi ama sonuçta oyunu zevk için oynuyordum. Dolandırıcılığı ise para kazanmak için. İkisi tamamen farklı şeylerdi.
"Silahım yok silahım! Adam taradı beni resmen, korusanıza!"
Jimin, sinirli bir şekilde bağırdığında kıkırdadım. Adam her türlü donanıma sahipti, harika bir hackerdı ama asla oyun oynayamıyordu.
Yoğun tartışmalı oyunumuz bittiğinde tam bir el daha oynayacaktık ki namjoon'un içeri girmesi ile herkes oyun sekmelerini kapattı.
Yani fırça falan atacağı yoktu da ondan çekiniyorduk. Aslında tam olarak çekinme denemezdi, saygı duyuyorduk.
"Rahatınıza bakın. Bugün iş yok, ofisimden bir şey alıp çıkacağım. Şu adamla ilgili temiz bir plan yapmaya çalışıyorum."
Namjoon'u onayladığımızda dediği gibi yapmış, odasından bir dosya alıp gitmişti.
Saatler süren oyun maratonunun sonunda küçük bir ihtiyaç molası vermiştik.
"Kolsuz musun sen? Önündeki adamı nasıl öldüremiyorsun?" Jungkook, jimin'in tepesine dikilip konuşmaya başladığında Jimin onu umursamadan bilgisayarını kapattı. "Oynamıyorum ben daha, işim var. Gidiyorum."
Küçük bir çocuk gibi konuşup ofisten çıktığında ardından yalnızca kafamı iki yana salladım. Bu oyun işini fazla abartıyorlardı. Stres atalım derken daha çok stres oluyorlardı.
Telefonuma bugün mesaj gelince mesajı okuyup Taehyung'a döndüm.
"Senden bir iyilik isteyeceğim?"
Şaşkınlıkla kaşlarının havalanmasını normal buluyordum çünkü ben kimseden bir şey istemezdim. İstesem bile rica ederek değil de direktif vererek yaptırırdım, bu da onlara nazım geçtiği içindi.
"Arabamı almaya gider misin hazırmış."
Taehyung, hala şaşkınlıkla bana bakarken bıkkın bir nefes verdim. Ben bu yüzden ricada bulunuyordum işte, anlamıyordu.
"Manyağın biri arabama çarptı, araba hazırmış gidip al. Benim çok önemli bir işim var."
Cümlemi tamamlar tamamlamaz kendime önemli bir iş bulmaya çalıştım. Kesinlikle işler bir yalan söylemek istiyordum.
"Tamam. Konumu bana at." Taehyung, sorgulamadan ofisin çıkışına yöneldiğinde şaşırma sırası bendeydi. Şu an elli tane soru sorması gerekiyorken hiçbir şey sormadan gidiyordu.
"Ne işin var senin?" Jungkook'a dönüp omuz silktim ve Taehyung'un gittiğine emin olduktan sonra konuştum. "Üşendim. Eve geçiyorum ben."
Ofisten çıktıktan sonra kendimi küçük evime attım. Bugün günlerden kutsal cumaydı ve buluşma saatine daha dört saat olduğu için rahat rahat uyuyabilirdim.
Tatlı uykumun en güzel yerinde telefonum sürekli çalıyordu ve ben arayanı dövmek istiyordum. Buluşma saatine daha vardır diye düşünüyordum, o nedenle telefona bakmadan sessize alıp uyumaya devam etmek istedim ama yalnızca istedim çünkü uykum dağıldığı için tekrar uyuyamıyordum.
Telefonumu elime aldığımda manyağın aramalarını ve mesajlarını görünce keyifle gülümsedim.
Manyak: Nasıl güvenip arabanı vereceğim? Ya hırsızsa?
Aradım açmadın, benden günah gitti verdim arabanı.
Yalnız yaptığın çok ayıp haberin olsun.
Hilda: ayıp?
Manyak: kendin gelmeliydin.
Hilda: gelmeyeceğimi söyledim. Arabamı sana bırakacak halim de yoktu.
Manyak: gelen tip tam olarak neyin oluyor ?
Hilda: tip değil Taehyung. Sevgilim oluyor, rahat bırak beni hadi
Manyak: sevgilin olmadığını biliyorum Hilda :)
Hilda: nereden biliyorsun?
Manyak: anlarım ben.
Benimle görüşmeyi gerçekten istemiyorsun?
Hilda: bunu yeni mi anladın?
Manyak: biraz manyak olduğun için bazı yapıyorsun diye düşünmüştüm ama zaten daha fazla da uğraşamam.
Hilda: aman ne olur uğraş!
Manyak: yalvarsan uğraşmam artık. Vakit kaybısın. Hadi bay.
Cevap vermeden telefonu masanın üzerine bırakıp odama doğru ilerledim. Adam ciddi ciddi manyaktı ya. Zaten akıllısı beni bulmazdı.
Siyah deri şortmun üzerine siyah tül bir bluz giyip saçlarımı tepede topladım. Aslında açık saçı dağa çok seviyordum ama şu an fön ile uğraşamayacaktım. Makyajımı yapıp koyu kırmızı rujumu da sürdükten sonra Taehyung'a mesaj attım. Arabam onda olduğuna göre onunla gidecektim.
Kapının önünde olduğuna dair bir mesaj geldiğinde üzerime son kez bakıp postallarımı ayağıma geçirdim.
Geldiğimiz barı gördüğümde bakışlarım Taehyung'a kaydı. Her cuma gecesi aynı bara giderdik ama burası başka bir yerdi.
"Namjoon hyung istedi."
Söylediği şey ile kaşlarım daha da çok çatıldı. Namjoon, bize katılmazdı ki. "Sebep?"
"O da gelecekmiş bu gece işte. Bizim gittiğimiz yeri beğenmiyor, burası daha kaliteliymiş."
Suratımı buruşturarak arabadan inip bara doğru ilerlemeye başladım. Namjoon, bizi buraya çağırdıysa hesabı da o ödeyecekti anlaşılan. Hoşuma gittiğini inkar edemezdim.
Taehyung'un peşinden gittiğimde jungkook, jimin, Hera ve Soohee görüş alanıma girdi. Masalarına ulaştığımda hepsine selam verip boş bir sandalyeye oturdum.
Namjoon, bizi burada toplamış ama kendisi gelmemişti.
"Namjoon nerede?" SooHee'ye dönerek yüksek sesle konuştuğumda gülümseyerek girişi gösterdi. "Geldi işte." SooHee heyecanla yerinden kalktığında göz devirdim. Cıvık cıvık bir ilişkileri vardı ve gözlerim kanıyordu.
"Beşle başlayalım mı?" Jungkook hevesle konuştuğunda kafamı iki yana salladım ve sinsice gülümsedim.
"Beş ne lan? Bebek miyiz biz?"
Jungkook, tek kaşını kaldırıp sinsice gülümserken Hera kahkaha atarak ufak bardakları doldurmaya başlamıştı.
"Yavaş gidin."
Jimin'in uyarıcı sesine aldırmadan bardağı elime aldım.
"Bırak içsinler, izlemesi çok zevkli."
Hera, büyük bir keyifle konuşup bize destek olduğunda göz kırptım. Biz üç gerizekalı (Jungkook, Taehyung ve ben) içince kendimizi kaybediyorduk ve asla pişman olmuyorduk çünkü eğlenmeyi biliyorduk.
Taehyung, yüzünü buruşturarak dördüncü bardağını içtiğinde ben beşinciyi masaya bırakmıştım. Altıncıyı da alıp tek seferde içtim. Hera, hepimize onar bardak doldurmuştu ve ilk bitiren ben olmalıydım.
Onuncu bardağı masaya bıraktığımda kahkaha atarak elimi havaya kaldırdım. Gözlerim çok net görmüyordu ama sanırım jungkook son bardağını ağzına götürüyordu. Tam zamanında kazanmıştım!
Taehyung'u rakip olarak görmüyordum çünkü hala önünde dolu dört bardak vardı ve bu her zaman böyle olurdu.
Masadakiler beni alkışladığında tamamen alkolün verdiği rahatlıktan dolayı masanın üzerine çıkıp eğilerek selam verdim. Bir elimi göğsüme yumruk yaparak koyduktan sonra diğer yumruk yaptığım elimi havaya kaldırdım.
"Hilda, her zaman kazanır!" Kendimi övmeye başladığımda namjoon'un belimden tutarak beni masadan indirdiğini hissettim. Bizden utandığını söylerdi ve muhtemelen şu an yine utanıyordu ama asla umrumda değildi.
"Kız yarı İngiliz. İngilizler su yerine bira içiyor, siz de bu kıza kafa tutuyorsunuz. Üstelik yıllardır."
Hera'nın haklı tespitine karşılık elimi ona doğru uzattım. "Çak bir beşlik." Elini elime vurduğunda Taehyung'un homurdanarak bir şeyler söylediğini fark ettim ama asla duymadım.
Her seferinde mızıkçılık yapmak onun işiydi.
Yüksek sesli müzik eşliğinde dans ederken bir yandan da içmeye devam ediyorduk. Taehyung'un omuzlarına ne ara çıkmıştım tam olarak hatırlamıyordum ama görüş açısı oldukça iyiydi. Mekandaki herkesi görüyordum ve yakışıklıları seçebiliyordum.
Çok değil, iki üç masa ileride oturan bedenle göz göze geldiğimde gözlerimi kısarak daha dikkatli bakmaya başladım. Kendimi kaybedecek kadar çok içmiştim ve hayal görmem çok normaldi.
Gerçi, ben ne diye bu manyağın hayalini görecektim ki?
Tamam, kabul gayet yakışıklı ve çekici bir adam olabilirdi ama 'ben şerefsizim' diye bas bas bağırıyordu. Yani nikahıma alacak halim yoktu ama şerefsizlere uğraşamazdım.
Ona daha dikkatli bakarken dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Masası kalabalıktı ve hemen kolunun altında acayip güzel bir kadın vardı. Demek ki zevkli biriydi, brova.
"İn artık omuzlarım ağırdı."
Taehyung, mızmızlanarak konuştuğunda saçlarını çekiştirdim. Burası acayip güzeldi, biraz daha manyağı izlemek istiyordum.
"İnmezsen ikimiz birden yere yapışacağız."
Bıkkın bir nefes verip inmeye çalıştığımda Jimin, belimden tutarak inmeme yardımcı oldu.
"Cişim geldi." Asla mızmızlanarak konuşan bir insan değildim, yani normalde değildim ama içki içtiğimde bir miktar kendim olmaktan çıkıyordum.
"Gel." Jungkook, kolumu tutarak yürümeye başladığında gülümseyerek kafamı omuzuna yasladım. Bu ekipteki herkesi çok seviyordum. Hepsi benim için çok değerliydi, bir aileden daha da öteydiler çünkü bir ailem yoktu. Yani büyükbabam ve minnoş büyükannem hariç.
Ah bak şimdi onları da özlemiştim.
"Buradan çıkışta büyükanneme gideceğim."
Söylediğim şey ile jungkook alnıma bir fiske vurup kıkırdadı. "Git de kadının kalbine insin. Bıktı senin ayyaş hallerinden."
Omuzlarımı düşürüp kafamla onu onayladım. Büyükannem içmemden nefret ediyordu ve her fırsatta bununla alakalı nasihatler veriyordu.
"Kapıda bekliyorum hadi."
Jungkook'un beni ittirmesi ile kadınlar tuvaletine girip boş kabinlerden birinin içine girdim. Kısa sürede işimi hallettikten sonra kabinden çıkıp ellerimi yıkamaya başladım.
Normalde bar tuvaletlerinde kusan ya da ağlayan kadınlar olurdu ama burası oldukça sakindi. Namjoon, nezih bir mekan seçtiği için olabilirdi.
Ellerimi kurulayıp kapıya doğru ilerlediğimde kapı açıldı ve içeriye manyak girdi.
"Burası kadınlar için." Tamamen sarhoş olduğum için kahkaha atıyordum yoksa bu durumda gülünecek bir şey yoktu.
Yamuk bir gülüş atıp bana doğru adımladı ve tam karşımda durdu.
"Seninle uğraşamayacağım dedikçe karşıma çıkıyorsun."
Bedenimi sürdüğünü fark ettiğimde istemsizce hıçkırdım ve kafamla onu onayladım. Umarım onu takip ettiğimi falan düşünmüyordu yoksa bu kafayla sabaha kadar gülerdim.
Eli saçlarıma gittiğinde istemsizce gözlerim kapandı ve derin bir nefes aldım. Bu ona verdiğim bir tepki değildi, sarhoşluk belirtileriydi.
"Ayılmana yardımcı olabilirim." Kulağıma fısıldayarak konuştuğunda gözlerimi kocaman açarak bir adım geri çekildim. Sendelemiştim ama dengeyi sonunda sağlamıştım.
"Sapık mısın sen?" Kaşlarımı çatarak konuştuğumda gülerek ellerini havaya kaldırdı.
"Hiçbir sapık imada bulunmadım. Sadece sana kahve ısmarlayacaktım.'
Kesinlikle yalan söylüyordu. Başbakan sapık bir ima yapmıştı. Sarhoştum ama o kadar da anlıyordum yani.
"Param var benim. Kendi kahvemi kendim alırım."
Yanından geçeceğim sırada önüme geçerek beni durdurdu. "Eğlenceli bir hatuna benziyorsun, seninle biraz uğraşacağım."
Alaycı bir şekilde gülerek tüm gücümü toplayıp bacak arasına bir tekme attım. Acıyla inleyerek bacak arasını tuttuğunda omuzunu patpatlayarak kapıya doğru ilerledim.
"Bir süre kimseyle eğlenebileceğini sanmıyorum."