11.Bölüm

1924 Kelimeler
Sezen Aksu - Ne Ağlarsın Hastayı yoğun bakımda tutacağız. Önümüzdeki 24 saat kritik. Çaresizce bilmem kaçıncı defa telefonu kulağımdan indirirken Gizem'in uzattığı bardağa baktım. Kahve. "İstemiyorum..." dedim kısık sesimle. Boş bakışlarım yoğun bakım kapısından ayrılmazken içeride sadece babamın olduğunu biliyordum. Abim bahçedeydi. Begüm'ün daha haberi yoktu. Haberi olmayan tek o değildi. Feyyaz. Sabahtan beri ulaşamıyordum ona. Annemin kahvaltısını verir sonra çıkar yanına giderim diyordum ama hiç bir hesabım uymamıştı. "İç biraz canımın içi." "İstemiyorum Gizem. Zorlama." "Saatlerdir böylece duruyorsun Zümra. Korkutuyorsun beni." Durdu iç çekerek. "Zeynep teyze iyi olacak tamam mı?" "Duymadın mı..." Sesim içime kaçmıştı sanki, nemli gözlerimi ona çevirdim dudaklarımı ısırırken. "Kritik dedi doktor. Ya... Bu kez tamamen kaybedersek onu?" "Şışt," Gizem hızla göğsüne çekti beni. "Olmayacak öyle bir şey sil at kafandan." Çok değil saniyeler sonra midem ağzıma gelirken hızla yerimden fırladım. Ağzımı kapatmaya çalışarak koştur koştur tuvaletlere giderken içeri girmemle ilk kabine gidip eğilmem bir oldu. Ne varsa boşaltmıştım. Zaten dünden beri doğru düzgün lokma koymamıştım ağzıma. Sifona basıp çıkarken Gizem'in tedirgin bakışlarını gördüm. "İyi misin Zümra?! Öyle koştur koştur gidince panikledim!" Baygın baygın bakıyordum. Elimi alnıma götürüp saçımı geriye atarken soğuk soğuk terlediğimi anladım. İçim çekiliyordu sanki. Lavaboya yaklaştım. Aynada kendimle yüz yüze gelirken buruşturdum suratımı. Betim benzim solmuştu. "Midem bulanıyor..." Karnımı tuttu. "Kusacak mısın?!" Başımı salladım. "Bilmiyorum..." Soğuk soğuk terliyordum, her an midem ağzıma gelebilirdi. "Ah Zümra..." Sersemce Gizem'e yaslandım. Kollarıyla beni sardı. "Ben hiç iyi değilim Gizem." Saçımı okşadı. "Geçecek canım geçecek neler geçmedi ki..." Yeniden kusma refleksi geldiğinde hızla ayrıldım ama hemen geçivermişti. "Bu böyle olmaz," dedi Gizem. "Hazır hastanedeyken bir serum taksınlar?!" "İstemiyorum Gizem..." "Onu istemiyorum bunu istemiyorum kötek istiyorsun sen," dediğinde halsizce baktım. "Halim yok..." "Ondan diyorum ya işte... Gel inat etme." Dakikalar sonra sonuç beni ikna etmesiyle biterken bir odada yatakta yatmış serum yiyordum. Halsizce kafamı yastıkta kaydırdım. Gizem başucundaki sandalyeye yerleşmiş telefonuna bakıyordu. "Testler ne zamana çıkacakmış..." Başını kaldırdı elinde telefonu tutmaya devam ederken. "Birkaç saate dedi ama serumun bitince bakarız yine bir..." Bir şey demeden başımı tavana doğru çevirdim. Bıkmış gibi bakındım. Hasta olmaktan nefret ediyordum. "Feyyaz nerede..." diye fısıldadığımda Gizem'in iç çektiğini duydum. "Aradım bir kaç defa, açmıyor." Feyyaz neredesin... Çok değil yarım saat sonra serumum bittiğinde doktor ve hemşire beraber odaya gelmişlerdi. Zamanlamanın böylesi. "Zümra Hanım nasıl hissediyorsunuz kendinizi?" "Daha iyiyim serum iyi geldi..." "Kendinize dikkat etmelisiniz. Ben size birkaç vitamin ek takviye yazdım. Bol bol sıvı tüketmeyi ihmal etmeyin lütfen. Beslemenize ayrıca dikkat edin." Bu kadar direktif niye veriyordu şimdi? "Anlamadım ilaç neden vermediniz?" Duraksadı. "Ne için?" "Kusma. Kusma şikayetim vardı... İlaç vermeniz gerekmez miydi?" Özel hastaneye geliyoruz doktora tedaviyi ben söylüyorum. "Elbette biliyorum şikayetinizi ancak hamilesiniz. Hamilelere ilaç veremiyoruz." Hamilesiniz. Hamilelere ilaç veremiyoruz... Hamilesiniz. Hamilelere ilaç veremiyoruz... Hamilesiniz- "Zümra!" Yerimde sarsıldığımda sanki bir uykudan uyanır gibi irkildim. Şaşkınlığım yüzümden akıyor olmalıydı. "Hamile miyim..." "Anlıyorum ki haberiniz yok. Sizi jinekolog arkadaşıma yönlendireyim. Ona da görünmeniz de yarar var." Benim zihnim halen Hamileyim diye yankılanıyordu. "Gizem ben hamileymişim..." dedim gözlerim dolarken. Yanıma oturup elimi tuttu hemen. Gözlerine baktım. "Hamileymişim..." "Biliyorum birtanem duydum..." "Ne yapacağım ben..." Ellerim karnımı buldu. Yutkundum, gözümden bir yaş düştü. Gizem hızla bana sarıldı. Omzunda sarsıla sarsıla ağlamaya başladım. "Ne yapacağım..." & "Feyyaz abi hoş geldin," Feyyaz Gürkan'ın evine girerken kapıdan çocuğun omzuna el atarak şçeri girdi. Salona girdiklerinde ev biraz dağınık be havasızdı. Gürkan çekinerek gözlüklerini düzeltti. "Abi kusura bakma kaç gündür pc başındayım, bir iş var da yetiştirmek için uğraşıyorum..." Feyyaz gülümsedi. "Çok kalmayacağım. Gürkan," cebinden not parçasını çıkarıp uzattı. "Bunu al koçum, içinde her bilgi yazıyor. Kendi payını da al. Sonra kimin paraya ihtiyacı varsa dağıt." "Abi euro hesabı bu?" Bir banka hesabı olduğunu anlamıştı Gürkan ama Euro olmasını beklemiyordu. "Çok paradır bu." "Gürkan ne dediysem onu yap. Alacağını al. Kalanını dağıt." "Ne alacağı Feyyaz abi? Senin bana borcun olmaz. Yok da yani." Gülümsedi Feyyaz. "Ben bir süre buralarda olmayacağım. Giresun'a gidiyorum. Bir durum olursa haber edersin." "Ayıpsın abi." Feyyaz başını sallarken arkasını dönüp gidiyordu ki, "Ha abi, bu arada Zeynep Sayar diye bir hasta buldum. Kadın yıllardır mide kanseri ile mücadele ediyormuş. Medicana'da şu an. Yeni kayıt geçirmişler." Feyyaz duraksadı. En azından bir gerçek... Yutkundu. Zeynep anne hastaneye kaldırılmıştı bir de öyle mi? Telefonu dünden beri kapalıydı. Zümra defalarca kez aramış olmalıydı. İçine umut doğdu. Belki bu kez anlatır senin sormana gerek kalmaz Feyyaz. "Sağ ol koçum adresi ver sen bana." "Hemen abi." Feyyaz Gürkan'ın evinden ayrılırken sahile indi. Hasan babasıyla konuşmak istiyordu. Ne zamandır uğrayacağım deyip uğrayamıyordu. Meyhane'den içeri girdiğinde yerleri silen adamdan başka kimse yoktu. "Birader bir baksana!" "Buyur abi." "Hasan baba nerede?" "Bahçede abi. Bir sorun mu var? Varsa halledelim." "Yok koçum, kolay gelsin," diyerek adamın yanından ayrılırken sahile indi. Gördü Hasan babasını. Teknenin ucunda ağları örüyordu. "Baba?" "Feyyaz?" Adam gözlüklerinin altından bakıverdi. "Hoş geldin oğlum, buyur otur." Tekneye binip kalasın üstüne oturdu. Demire tutundu. "Hayırdır hangi rüzgar attı seni buraya?!" Feyyaz başını eğdi. Ardından denize çevrildi bakışları iç çekerek. "Zümra rüzgarı..." Adını söylemek ne zordu ilk zamanlarda... "O mesele..." Hasan baba karşısına geçerken o da Feyyaz gibi denize bakıyordu. "Konuştun mu?" Feyyaz başını salladı hayır dercesine. Hasan baba iç çekti. "Bak oğlum... Kader geçmişte yaptıklarımızdır. Bugün ne yaşıyorsan dünün seçimidir. Bir yol ayrımındasın evlat, bana sorarsan hangisi doğru yol? Doğru yol yok. Senin seçimin o yolu doğru yapacak." Eğildi. Adamın bacağına vurdu dostça. "Bugün hangi yolu seçersen yarın o yoldan dönemezsin, ve o sonda pişman olmamak var. Pişman olanlar hep dikkat et, yanlış yolu seçtim derler. Nitekim oğlum, Feyyaz, iyi düşün iyi karar ver oğlum." Hasan babanın sözleri derinden etkilemişti Feyyaz'ı. Sonuç olarak hastanenin bahçesinde arabası park halinde oturmuş bekliyordu. O an kalbinin sesini duymuştu ve dinlemişti. Zümra ile konuşacaktı. Geçmişi silip bembeyaz bir sayfa açmaya hazırdı. Arabadan indiği vakit hastanenin kapısından çıkan Zümra'yı gördü sonra o herifi. Kapıyı avucunda sıkarken ne arabaya geri bindi ne de inip kapattı kapıyı. Gözlerini ileride banka oturan, Zümra'sına dokunan adamdan alamıyordu. Bakışları kısıldı. Parmakları bembeyaz kesildi. Dişlerini sıktığı yanaklarının kasılmasından anlaşılıyordu. Zümra hiç reddetmiyordu o adamın dokunuşlarını... Gözlerini yumdu anlık. Açtığında bir detayı daha fark etti. Yüzü solgundu. Ölü beyazlığı vardı sanki üzerinde. Bakışlarına öfkeden başka duygu da karışmıştı: Endişe. Bir an her şeyi siktir edip yanlarına varacaktı ki adamın yanağından öpmesiyle olduğu yerde kalakaldı ardından yanlarına yaşça büyük bir adam dikildiğinde iyice eli kolu bağlanmıştı. "Öyle olsun..." Yutkundu düğüm düğüm boğazıyla. "Öyle olsun Zümra'm..." Arkasını dönüp gittiğinde her şey için çok geçti. & Bir kaç gün sonra annem odaya alındığında hala uyuyordu. Durumu stabildi. Yine de doktorlar gözetim altında tutmamız gerektiğini söylediği için hastanedeydik halen. Bana kalsa onu direkt eve götürürdüm. Burada olduğu her vakit ölüm çağırıyor gibi hissediyordum. İçimdeki sıkıntı yine baş gösterince oflayarak şakaklarımı ovaladım, gözlerimi yumdum. Kapı açıldı aniden. Babamdı. Gözlerimi bayarak kafamı çevirirken onunla konuşmadım. Zaten birkaç gün önce tartışmamızdan beri onunla konuşmuyordum. Annem bu haldeyken hala beni Yalım'la baş göz etmeye çalışıyordu ya sinirliydim. "Zümra kızım sen git eve ben kalacağım bugün refakatçi." "Gerek yok..." dedim anneme bakarken. Güzel nur yüzlüm benim. "Sen Yalım'la ilgilen." Öfkeyle soluk verişini duydum. "Bu konuda tartışmayalım şimdi." "Bence de baba," dedim hiddetle ona dönerken. Sanki hiç tartışmamışız gibi bir de tartışmayalım diyordu ya şaka gibi. "Annem bu haldeyken bence de." "Zümra..." "Annem mutlu olmamı isterdi baba. Kızının mutsuz bir evlilik yaptığını görse çok üzülürdü." Bakışlarındaki o tedirginliği gördüğümde anneme baktı. "Teşekkür ederim ama sana, annem ölüm döşeğindeyken bile beni mutsuz ettiğin için." Babam gözlerini yumdu. Konuşmadık bir süre. Ne kadar kırgın olduğumu o an anlamış gibi bakışlarını bana çevirdiğini hissettiğimde başımı kaldırdım. "Eğer istediğin o herifse... Nerede kızım? Bu zor zamanında yanında olması gerekmiyor muydu?" Bu gerçek acı gibi suratıma çarpıldığında yutkundum. Sessiz kaldım. Bir şey diyemedim. "Tamam," dedi babam. "O tamirciyi-" "Feyyaz! Onun bir adı var baba! Feyyaz!" "Pekala... Feyyaz. Madem seni çok seviyor sen de onu, getir bakalım. Tanışalım. Söz veriyorum ne seni ne de onu rencide edecek bir şey yapmayacağım." Durdum. "Yalım peki?" "Bir tanışalım ondan sonra duruma göre nişanı atarsın." Durdu. "Ama eğer olmazsa da zorlamayacağım seni." "Gerçekten mi?" Başını salladı. "Şu birkaç günde daha iyi anladım kızım. Ne eşimin ne de çocuklarımın mutluluğundan önemli hiç bir şey yok hayatımda." & Arabayı tamirhaneye sürerken başımı çevirip yan koltukta duran pastane kutusuna gülümseyerek baktım. Artık bir engel yoktu. Babam izin vermişti. Hamile olduğumu da Feyyaz'ın sevdiği krokanlı pasta ile kutlayacaktım. Önce bir paçasını alacaktım tabii... "Allahım binlerce kez şükürler olsun..." Annemin durumu da iyiydi, Feyyaz'a artık yalanlar söylemek zorunda da kalmayacaktım... Sonunda istediğim oldu! Arabamı bu kez saklamayacaktım bu yüzden direkt dükkanın önüne çektim. Kutuyu eline alıp indiğimde merdivenleri çıkmaya başladım ancak kapalı gördüğü peteklerle yavaşladı adımlarım. "Allah allah... Nasıl ya?" Elimi cama dayarak içeriyi görmeye çalıştım. Gerçekten de kimse yoktu. Kapalıydı. "İyi de... Bu saatte hiç kapalı olmaz ki..." Tamam akşamın sekiziydi ama gece yarısına kadar açık durduğunu bilirdi. Şaşkınca birkaç saniye duraksarken aydınlanmış gibi telefonumu cebinden çıkardım. Kulağıma götürdüğüm an aradığınız kişiye ulaşılamıyor sesinden sonra şaşkınca ekranı gözüme çevirdim yeniden kulağıma yapıştırdım. "Yok artık... Şaka herhalde." Tamam birkaç gündür konuşamamıştık sesini her duyamadığımda delirmiştim ama hiç de kapalı olmazdı ki telefonu. Aramayı yeniden çevirdiğimde de aynı sesi duydum. "Zümra kızım?" "Ayten teyze?" İrkilerek sersem halinden kurtularak basamakları indi. "Dükkan niye kapalı?" "Ben de sana soracaktım kızım haberin yok mu?" "Yok. Hiç bir şeyden haberim yok benim." Bir elinde kutu diğer elinde telefon çaresizce durdu. "Feyyaz dün gece Giresun'a gitti, bu notu da sana bıraktı." Kutuyu kenara koyarken notu aldım, açtım katlarını yavaşça. Her bir satırı okudukça ellerim titriyordu. Zümra... Ne garip bir hismiş... Ne yazacağımı o kadar bilmiyorum ki, insanın aklı da kalbi de darmağınken kalemle boşluğu izlemek ne garipmiş... Ben seni gördüm biliyor musun... O adamla. İki kez. Birincisinde nişanlandın. İkincisinde seni öptü. Ne düşünüyorum hayatında biri varken beni nasıl sevebildin... Affedersin sevmek falan diyorum beni nasıl kandırdın nasıl inandırdın merakımdan soruyorum hadi ben aptalım körüm ya sen senin hiç mi vicdanın sızlamadı?! Dur dur... Seni suçlamayacağım bunun için yazmıyorum bu mektubu. Ne için yazıyorum biliyor musun defalarca kez gözlerinin içine bakarak acaba bugün mü söyleyecek bana doğrulatı diye beklediğimi söylemek için yazıyorum. Sana veda etmek için yazıyorum. Sen rahat ermişsindir şimdi ama benim içimde nasıl yara oldun bir bilsen... Kahretsin ki seni sevmemek için unutmak için vereceğim çaba senin yalanlarından daha fazla. Değer miydi... Başımı iki yana salladım istemsizce. "Değildi yalan... Sevgim yalan değildi Feyyaz." Bekle dedim kendi kendime bekle oğlum Feyyaz seni seviyorsa anlatır seni seviyorsa dayanamaz seni seviyorsa... Hep seni seviyorsa dedim ama şunu ınuttum sen beni hiç sevmedin ki... "Sevdim! Sevdim! Nasıl sevmem?! Nasıl söylersin bunu bana?! Ben seni çok sevdim!" Gidiyorum. Gözbebeklerim irileşti. Ben sana veda edemem Zümra Sayar. Varsın bir korkak vardı dersin. Yüzüme söyleyemedi bunları diye. Ben seni ölsem de unutamam sen hayatında mutlu ol. Yine de... Her şeye rağmen... Hep mutlu ol... Feyyaz. Ne ağlarsın benim zülfü siyahım Ne ağlarsın benim zülfü siyahım Bu da gelir bu da geçer ağlama Göklere erişti feryadım ahım Bu da gelir bu da geçer ağlama Bu da gelir bu da geçer ağlama Göklere erişti feryadım ahım Bu da gelir bu da geçer ağlama Bu da gelir bu da geçer ağlama Bir gülün çevresi dikendir hardır Bir gülün çevresi dikendir hardır Bülbül gül elinden ah ile zardır Ne de olsa kışın sonu bahardır Bu da gelir bu da geçer ağlama Bu da gelir bu da geçer ağlama Ne de olsa kışın sonu bahardır Bu da gelir bu da geçer ağlama Bu da gelir bu da geçer ağlama Daimiyem her can ermez bu sırra Daimiyem her can ermez bu sırra Eyüp sabır ile gitti Mısır'a Koyun oldum ağladım ardısıra Bu da gelir bu da geçer ağlama Bu da gelir bu da geçer ağlama Koyun oldum ağladım ardısıra Bu da gelir bu da geçer ağlama Bu da gelir bu da geçer ağlama
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE