Burcu Güven - Aşk Benim Neyime
"Zümra?"
Gizem odaya girdiğinde ona dönüp bakmadım. Yatakta cenin pozisyonunda kızarık şişmiş gözlerle hala elimdeki o notu tutuyordum.
Terk edilmiştim.
Yatağın ucu çöktü. "Yemek yemeyecek misin?"
"Canım... istemiyor." Sesim öyle bitkin öyle yorgundu ki... Feyyaz'ı düşünemeden edemiyordum. Bir saniye bile çıkmıyordu aklımdan.
Feyyaz...
"Ama hamilesin arkadaşım, yemene içmene dikkat etmen lazım." Elim istemsizce karnımı bulduğunda yastığa gömülerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Gizem arkamdam saçlarımı okşuyordu. "Annem yok... Feyyaz gitti... Ne yapacağım?! Ne yapacağım ben Gizem?!"
"Ağla... Ağla rahatlarsın canımın içi." Gizem'in çaresiz iç çekişlerini duymuştum.
Banyoya geçtiğimde aynadaki buğuyu sildim. Zoraki duşa sokulmuş, suyun altında ne kadar kalmıştım bilmiyordum.
Duş bile toparlayamamıştı beni. Aynadaki kim tanımıyordum ama bildiğiniz Zümra Sayar olmadığı kesindi.
Bakışlarım lavabonun kenarındaki jileti buldu. Anlık bir deli cesaret... Uzanırken karnımda hafif bir hareketlenme hissettim. Elim havada kalırken gözlerim doldu. "Sen... Yaşamak istiyorsun değil mi..." Sesim öyle fısıltılı çıkmıştı ki kendimi duymamıştım. "Özür dilerim..." Karnıma sarıldı hıçkırıklarım artarak yere çöktüğümde ağlamaya devam ettim.
&
Feyyaz Giresun'a geldiğinde temiz havayı içine çekti. Bir taksi çağırdı. Çantasını bagaja atarken bindi araca. "Belediye plajına abi."
Şoför başını eğerken yola koyuldular. Radyodan şarkı yükseldiğinde irkilerek kafasını çevirdi radyoya.
Ah yine hasret yağdı üstüme
Sevdam kor oldu düştü gönlüme
Bunca gün geçti de gelmedi yine
Çok zormuş çekmek böyle bir çile
Başını ağırca cama çevirdi. Sahil şerit gibi akıyordu. Deniz dalgalıydı. Hava kapalıydı. İçi gibi kasvetliydi hava da.
Vay vay vay vay benim halime
Aşk benim neyime
Vur gönül teline
Yangınım olsun
Vay benim halime
Taksi sokakta durduğunda ücreti ödeyip indi, çantayı aldığında kapattı bagajı. Araç uzaklaşırken başını kaldırdı binaya doğru. Ne kadar olduğunu bilmediği süre boyunca burada kalacaktı. "Hadi bakalım Feyyaz..."
"Abi! Topu atar mısın?!" İrkilerek başını çevirdi. Top kayarak ayağın dibinde durduğunda gülerek ayağıyla durdurdu. Çantayı yere atıp topu sektirdi. "Atayım koçum.." Ama topla oynuyordu hala.
Çocuk bıkkınlıkla kollarını düşürdü. "Abi of ya..."
Feyyaz sırıttı. Arkasına baktı çocuğun. Diğer üç beş çocuk da onu seyrediyordu. "Maç mı yapıyorsunuz siz?"
Çocuk başını salladı. "Nerede?" diye sordu bu kez Feyyaz.
"Şurada," deyip ilerideki parkın bitişiğindeki halısahayı gösteriyordu. "Al bakalım." deyip topu fırlattı. "Sahip çıkın topunuza bir dahakine de beni de alın."
"Her zaman bekleriz abi." dedi çocuk topu alırken göz kırptı, ardından topu sürerek arkasını dönüp giderken Feyyaz gülerek izledi. "Ulan... Bilmiş..."
"Feyyaz oğlum?"
Feyyaz başını çevirdi. Kapının girişinde Hafize Anasını gördü. "Ana dur çıkma..." Kadın onu dinlemeyip inadıyla bastonunu çıkarırken karşısında dikilmişti bile. "Ne zaman geldin sen?"
"Bir iki saat önce."
"Ne ile geldin otobüs?"
"Yok an uçak ile," durdu. "Sen niye ayaktasın?"
"Markete gitmeyeceğim mi evladım?"
"E ben giderim," dedi çantasını da sırtına atarken. "Sen durma ayakta."
"Ölmedim daha," dediğinde içi sızladı Feyyaz'ın. Beraber apartmana girdiklerinde Hafize anası zorlukla yürüyordu. "Erken geleceğini bilseydim yemek hazırlardım oğlum."
"Ana saçmalama sipariş veririz çıkalım bir eve."
Eve girdiklerinde Feyyaz elini yüzünü yıkamış salona gelmişti. "Bu sokağın aşağısında pideci vardı sanki?"
"Var," Kadın telefon defterini uzattı ona. "Numarası burada."
"Neyli olsun?"
"İstemem ben oğlum, çorbam var." Bir şey demeden sehpanın üstünden deftere bakarken numarayı çevirip siparişi verdi. "Kolay gelsin, koçum iki kıymalı pide istiyoruz. Mazhar apartmanı. 2.kat daire 3. Tamam? Hadi kolay gelsin." Telefonu kapattı. "Buralar serinlemiş Ana."
"Yaz bitiyor... Normal."
Feyyaz doğru dercesine başını salladı. Biraz sessizlikten sonra kadın ellerini bastona bastırdı. "Zümra nasıl? Sen bırakmazdı o. Nasıl yolladı buralara?" diye muzipçe güldüğünde Feyyaz'ın suratı düşmüştü. "Kavga mı ettiniz?"
"Yok..." dedi kadına kaçamak bakış atarken. "Ayrıldık." Daha doğrusu terk ettim.
"Nasıl ayrıldınız? Evlenmek üzereyken?" Kadın şaşkınca bakarken Feyyaz bir şey diyemiyordu. "Oğlum evlilik arifesinde olur öyle küçük tartışmalar... Kırmayın birbirinizi."
"Küçük değil ana..." Yerinde kıpırdandı. "Bana yalan söyledi, kandırdı beni, bunlar ufak şeyler değil..."
"Allah allah..." dedi Hafize Ana, o an anladı ki üstüne gitmeyecekti, zannettiğinden fazlası vardı.
Kapı çalındığında Feyyaz ayağa kalktı. "Bakayım." Koridora çıktığında boğazındaki düğümü göz ardı etmeye çalışıyordu. Gözlerini yumup açtı. İç çekti. Geçecek...
Geçecekti elbet...
&
"Şu nasıl?"
Gizem dolabımın önünde dikilmiş askıları üzerinde tutuyordu. Günler haftalara devrilirken, babam annemden dolayı böyle olduğumu düşünüp bana izin vermişti ama artık şirkete dönmeliydim. Çünkü işler birikmişti çünkü göze batıyordum.
Makyaj masasından kalkmadan Gizem'e bakarken küpemi takıyordum. "Mavi olan."
"Değil mi? Bence de."
Aynaya doğru döndüm fırçamı yanaklarıma sürerken. "Sonunda ya sonunda renk geldi sana. Şunu da sür bakayım." Gizem yanıma gelip far fırçasını gözüme sürmeye çalışırken heri çekildim. "Gizem dur allah aşkına. Gloss rimel yeter. Allık da var zaten."
"Hayır efendim o eski makyajını yapacaksın o eski Zümra'yı istiyorum ben." Gözlerimi devirdim. "O eski Zümra gelemez Gizem, sen de biliyorsun."
İç çekti. "Of Zümra tamam şunu sür bari biraz daha iyi gösterir seni." İstemiyorum dercesine elimi uzatırken aynadan kendime baktım. Düzleştirdiğim saçlarım, hafif yaptıpım makyaj renk gelmişti yüzüme. O solgun bakımsız halim yoktu.
Hazırlanıp aşağı indiğimizde yalnız değildi bizimkiler. Yalım buradaydı. Gizem ile bakışırken bize döndü. "Ben dışarıdayım."
Başımı sallarken Yalım yanıma geldi. "Çok güzel olmuşsun."
"Teşekkür ederim."
"Çıkalım mı?"
"Aslında biz Gizem'le şirkete geçecektik."
Yalım ellerini cebine soktu. "Ondan önce seni bir yere kaçırmak istiyorum eğer izin varsa."
"Yalım hiç havamda-"
"Lütfen. Israr ediyorum." İç çektim. Çantamı bıkkınlıkla omzuma asarken abim de aramıza teşvik etmişti. "Selam gençler."
"Selam sana da genç." dedi Yalım sırıtarak. Gülüştüler.
"Nereye?"
"Şirkete." dediğimde Yalım araya girdi burnunu kaşıyarak. "Aslında Zümra ile konuşmak istiyordum da izin varsa onu bir yere götüreceğim."
"İzin ne demek? Sorman hata." Abime döndüm. "Abi!" dedim gözlerimi büyütürken. "Ne var ya? Nişanlın o senin. Biz izni çoktan vermişiz. Gidin bir yemek yiyin konuşun. Sonra şirkete geçersin zaten." Omzuma vurdu. "Hadi kaçtım ben." Sinirle topuğumu yere vurmak istiyordum.
Yeniden başbaşa kaldığımızda Yalım bana eliyle buyur etti, önden yürüyüp evden çıkarken arabaya binmiş hatta binerken kapımı açmıştı. Bu kadar centimenlik fazla deyip sinirle kemerimi çekiştire çekiştire takarken o da arabaya binmiştik.
Günler sonra evden çıkıyordum kendimi bulduğum yere bak. Kollarımı göğsümde topladım. Şansımı seveyim cidden. Yola koyulduğumuzda camdan manzarayı izliyordum. O sırada radyodan tanıdık bir melodi yükseldi.
Ben benden geçtim bir senden vazgeçemem
Dokunulmazımsın benim yüreğime hükmedemem
"Sabah sabah bu ne melankolik..." deyip değiştireceği sırada durdurdum. "Bırak çalsın..." Tereddütle bana baktığını elinin havada kaldığını fark ettim. "Peki." dedi. Umarım bir şey anlamamıştır...
Dirseğimi cama koydum. Yanağımı yaslarken yolu izliyordum. Sahil şerit gibi akıp giderken gördüğüm deniz değildi.
Geçen kış Feyyaz ile balık ekmek yediğimiz geldi aklıma.
Güneşimi kaybettim gözlerini görmem gerek
Işıldayan gözleri yüzümü severken parmak ucu yanağımı okşuyordu. Soğuk esinti yayılırken balıkçının arabasından yanan ışıklar yüzümüzü aydınlatıyordu. Beremi düzeltti. "Üşüdün mü?"
"Senin yanındayken mi? Sanmıyorum." Gülümsedim. Parmaklarımı aldı avuçlarının arasına. Isıtmaya çalışırken okşaması içimi de ısıtırken kıkırdadım. "Sana eldiven almalıyım."
"Belki de ben almışımdır?" dediğimde tek kaşını kaldırdı. "Ne demek o?"
Kabanımın cebinden bir çift eldiven çıkardığımda hem ona hem bana eldiven almıştım. "Bunlar hem sana hem bana. Giyince bu desenler birleşiyor." deyip gösterdiğimde önce o giydirdi eldiveni, ardından ben. El ele tutuştuğumuzda birleşen desene baktığımızda başını kaldırdı. "Ben seni hak edecek ne yaptım acaba..." Kaşımla gözümün arasını öptüğünde gözlerimi yumdum.
"Zümra?" İrkilerek gözlerimi açarken yutkundum. "Ne oldu?"
"İyi misin?" Yerimde doğrulurken başımı salladım. "İyiyim..."
"Geldik," Gözlerimi ondan çekip ön cama kaydırdığımda ormanın ortasına açılmış bir restorandı. Serpme kahvaltı mangal yapan bir yer olmalıydı. Arabadan ineceğin vakit bileğime uzanırken elim kapı kolunun üzerinde kaldı. Omzumun üzerinden arkaya Yalım'a baktım. "Zümra... Senin sevdiğin biri var, değil mi?"
Yutkundum.
Kaçışım yoktu sanırım.
"Bunu içeride konuşalım mı?"
"Olur." Başını salladığında arabadan indik beraber, arabayı uzaktan kilitleyip bana baktığında telefon sesi böldü, Yalım önüne dönerken ben de cebimden çıkarıp ekranı çevirdim. Kaşlarım çatıldı.
Abim.
"Ne var abi?" diye bıkkınlıkla açtığımda sessizlik içimi sıktı. Ardından sesi... "Zümra... Annem..."
Donakaldım. Bir kelime çıkamazken ağzımdan o da konuşamadı fazla. "Annem..."
Telefonu tutan elim kucağıma düşerken gözlerim doldu hızla.
"Zümra ne oldu?" Yalım'ın sarsmaları seslenmesi artık uzaktan uğultuymuş gibi gelirken bakışlarım tek bir noktadaydı.
Annem de yoktu...
Artık yoktu.
&
Günler olmuştu.
Dün çocuklarla halısaha maçı yaparken tüm yaşadıklarını unutmuş gibiydi. İç çekti. Ta ki bir telefona kadar...
Feyyaz... Abi... Zümra'nın annesi vefat etmiş...
Başını kaldırdı göğe. Ellerini cebine sıkıştırırken içinin de sıkıştığını hissediyordu. Kafası da karışıktı. Ne yapsa bilemiyor nereye gitse ayakları duraksıyordu.
Oturduğu bank sarsılınca afallayarak başını çevirdi. "Hafize ana?" Bastonuyla oturuyordu. "Ne ara geldin? Nasıl geldin?"
"Dalmışsın..." Yutkundu Feyyaz. Hafif serin bir rüzgar esti üstünden. Ceketine sarılırken başını çocuklara doğru çevirdi. "Çocukları izliyordum." O kadar çok koşturuyorlardı ki üşümeyeceklerine emindi. "O mu?"
Hafize ana anlamıştı. Anlardı her zaman.
"O," dedi bakışlarını halısahadan çekmeden. "Hep oydu..." Dudaklarını büktü, gerildi. "Ne olursa olsun hep o olacakmış gibi..."
"Zümra ne yaptı sana Feyyaz?"
"Ana-"
"Oğlum..." Durdu kadın bakışları sekteye uğradı. "Ben zamanında birini sevdim. O da beni sevdi. Kimdi o bilir misin?"
Feyyaz başını iki yana salladı. "Hasan." Feyyaz'ın yüz ifadesi değişti, yerinde dikleşirken afalladı. Kaşları çatılır gibi olurken vücudu kadına doğru döndü. "Hasan baba? Bizim mahalledeki?" Sık soluk alıyor gibi çıkıyordu sesi.
"Ta kendisi..."
"Hasan babanın birini sevdiğini biliyordum ama..."
"Ben olduğumu bilemezdin... Biliyorum oğlum." Hafize ana kafasını çevirdi. Kavak ağacı sallandı. "Babam vermedi beni ona. O da askerliğe gideceğim dedi gidiş o gidiş. Ne döndü buralara ne de ulaştı bana... O gelene vakit bizimkiler beni çoktan beni evermişti. İki çocuğum oldu. Mutlu bir evliliğim. Çocuklarım gittiler hayatlarını kurdular. Eşim vefat etti. Tek bir gününden bile pişman olmadım Allah'a şükür. Neyden pişman oldum bilir misin evladım?" Feyyaz'a döndü. "Onunla vedalaşamamaktan, konuşamamaktan. Meğersem evleneceğimi bildiğinden hiç gelmemiş bana. Gelmek istediğinde çok geçmiş. Bilmiyorum... Ulaşsaydı konuşsaydık şu an biz mi evli olurduk..." Feyyaz'ın bacağına koydu elini kadın. "O yüzden oğlum, ileride pişman olacaksan gururundan dolayı hiçe sayma. Git yüzleş. Konuş. Olacağı varsa olur."
"Peki ya olmayacağı varsa?"
Gülümsedi Hafize Ana. "Orasını Allah bilir."
Sessizleşttiler. "Hasan baba... Aynı mahalledeydiniz," Cümlelerini nasıl diyeceğini bilemiyordu Feyyaz. "Yani hiç karşılaşmadınız mı Ana? Hiç konuşmadınız mı? İstemediniz mi?"
"Bunca yıl geçmiş oğlum... Artık konuşsak nafile."
Feyyaz o anladı.
Bazı şeyler zamanında olmalıydı.
&
Karanlık içinde odadaydım.
Gözlerim boşluğa bakarken yek hissettiğim bir kokuydu.
Annemin kokusu.
Başımı yastığa gömerken kıpırdamadan yatıyordum yatakta. Onun yatağında. Aşağıdan sesler geliyordu. Kavga mı ediliyordu başka bir şey mi... Umrumda değildi hiçbiri.
Annem yarın defnedilecekti.
Mis kokulu annem.
Yeni kurumuş gözlerim nemlenirken aklıma ansızın ses geldi.
"Zümra... Feyyaz'a söyle artık söyle de gitmeden göreyim onu son kez."
"Anne konuşma böyle sen daha düğünümüzü göreceksin." Elini sıkarken gözleri öyle olmayacağını gösterdiğinde ağlayacak gibi olmuştum. Hemen sarıldım. "Deme bir daha. Daha torunlarını göreceksin sen."
Ayılmış gibi başımı yastıktan çekerken doğruldum hafifçe. Vücudumun her bir yeri ağrıyordu sanki. Yutkundum. Annem onu görmek istemişti. Son kez de olsa görmek...
Ah yine hasret yağdı üstüme
Sevdam kor oldu düştü gönlüme
Bunca gün geçti de gelmedi yine
Çok zormuş çekmek böyle bir çile
Bunca yıl geçti de gelmedi yine
Çok zormuş çekmek böyle bir çile
"FEYYAZ!" Kapıya vuruyordum. "Feyyaz annem öldü... Annem öldü Feyyaz! Annem öldü öldü Feyyaz!" Kapıya vurarak ağlarken hiç açılmayacağını bildiğim halde şiddetim artıyordu. "Sözüm vardı..." Neredeyse inleyerek ağlarken kapıya yığıldım ve ağırca yere düştüm. Alnım kapıya yaslanırken gök gürültüsü daha da arttı. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu ve ben ıslanıyordum.
Ama umrumda değildi.
"Yalvarırım aç... Sözümü," Hıçkırarak ağlamaya başladım bu kez. "Tutmam lazım... AÇ!" Güçsüzce kapıya vurmaya devam ettim. "Aç... Aç...." Nefesim tükendi. "Annem... öldü benim... Sen yoksun." Karnıma ağrı girdiğinde inleyerek olduğum yerde kıvrandım. "Öldü... annem... Benim. Annem. Öldü." Cenin pozisyonunu alırken gözlerim şişti dakikaların sonunda. "Sana çok ihtiyacım var..." Hıçkırık. "Sana... Anneme..."
Vay vay vay vay benim halime
Aşk benim neyime
Vur gönül teline
Yangınım olsun
Vay benim halime