bc

GÖÇMEN KIZI

book_age16+
52
TAKİP ET
1K
OKU
dark
love-triangle
family
HE
age gap
fated
badboy
neighbor
stepfather
mafia
gangster
sweet
bxg
kicking
pack
small town
secrets
musclebear
love at the first sight
affair
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Sultan...

Şaibeli geçmişiyle diyar diyar gezinen yaralı bir kadın.

Kürşat...

Belirsiz geleceğine rağmen tövbesiz, kanı deli akan bir adam.

"Benim ateşim seni ısıtmaz Kürşat."

"Yangınsan yanalım, hiç sorun değil."

"Hem, sen benim kaç yaşında olduğumu biliyor musun?"

Bilmiyordu.

Ne yaşını, ne yaşadığı.

Peki, kaç bahar vardı aralarında?

Kaç kış uzaklardı?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
-1-
Koca demir kapı kendine özgü gürültüsüyle açılırken dışarıya adımlayan bir çift ayağın sahibi özgürlüğün şerefiyle gözlerini yumup derince bir soluk aldı. Kahvelerini yeniden açtığında karşısında durmuş kendini izleyen genç adama kolları açtı. "Abim" diye koşup sarıldı Tekin. An itibariyle özgürlüğüne kavuşan Kürşat'ın sağ kolu sayılırdı. Mahallede aldığı isime göre tekinsiz olduğu söylenirdi, ama bu pek onların önemsediği bir şey değildi. "Naber lan Tekinsiz?" diye gülerek sordu Kürşat. Otuzuna merdiven dayayarak çıktığı metris kapısının önünde kardeşi saydığı adama sarıldı. "Ne olsun be abim, yolunu gözledik, çok şükür kavuşturana." diye ayrıldığı genç adama yeniden sarıldı Tekinsiz Tekin. Aralarında en fazla bir iki yaş vardı ama onu hep kendine abi bilmişti ve yüksek ihtimalle bu durum böyle sürecekti. "Tek geldin değil mi?" diye sordu Kürşat. "Sence izin verirler mi?" diye arkasındaki aracı işaret ettiğinde içinden çıkan gençler gülüşerek el sallıyorlardı. Onlardan yana adımladı Kürşat. Bu bir elin parmaklarını geçmeyecek genç adamların içinde tıpkı Tekin'le olduğu gibi bir iki yaşla en büyükleri sayılıyordu ama gördüğü saygı bir başkaydı. "Hoş geldin abi." diyen gençleri tek tek kucaklayıp önden giden aracının içinde mahallenin yolunu tuttuğunda olan değişikliklerden tam olarak haberi yoktu ama o kadar da sağır sultan değildi. "Ahanda Hacı Hüsrev." diye direksiyonu mahallenin girişine yönlendirdi İpsiz İbo. Yan koltukta oturmuş etrafa bakınan Kürşat kahvehane yoluna giden araba içinde sessizce beklerken karşıdan koşturan kadınları görmesiyle dağılan dikkatiyle oraya odaklandı. Park eden araçtan indiğinde kendilerinden yana koşan iki genç kadını dışarı çıkıp izlemeye devam etti. Gözleri kısılıp başı usulca yana düşerken bir an için uzun boylu yetişkin kadının tok bir ses çıkaran topuklu ayakkabılarına baktı. Elini tutup onu koşturan genç kadın ise mahallenin büyümüş küçük kızlarından Çağla'ydı. "Pişt, lan, seninki geliyor." diyen gençlerden biri İbo'ya seslenirken Kürşat onları duymamazlıktan gelerek yabancı kadının koşuşunu izlemeyi sürdürdü. Elele gülüşerek koştura koştura yanından geçip giden kadınlara omzunun üzerinden bakmadan önce burnuna gelen parfümle derin bir nefes almıştı. Farkında olmadan yaptığı bu hareketle ardına dönüp ellerini cebine atarak kendini bekleyen kadınlara sarılıp önünde durdukları kuaför dükkanını açan genç kadını baştan aşağı süzdü. Çok da yüksek olmayan topuklu ayakkabıları ve belinde kurdelası olan hafif kısalıkta bir elbise giymiş, saçlarını öylece bırakırken beyaz ellerinin uzun parmaklı tırnaklarını elbisesinin rengindeki yeşille renklendirmişti. "Dayı!" diye bağırılmasıyla ardına dönüp kendinden yana koşup üstüne atlayan küçük kızı kucakladı. "Dayısının çiçeği." diye kucağındaki sarışın küçük kızı sıkı sıkı sararken yanlarına adımlayan kadına elini uzattı. "Hoş geldin." diye sarılan kadını aynı sevecenlikle sardı. "Ablam." diye kıvırcık saçlarını koklayıp alnına bir öpücük kondurdu. Kardeşine çok daha sıkı sarılan Meral ise içinde yeşeren huzurla gözlerini kapadı. Sanki büyük olan kendisi değilde Kürşat'mış gibi hissediyordu. Bir taneleri daha vardı ama o binde bir arar, kırk yılın başı da uğrayıp gezgin gibi kendi yoluna giderdi. Kürşat'ın yeri ise farklıydı. O hep yanlarında olmuş, inşallah da olmaya devam edecekti. O yüzden ister istemez yeri de hep bir başka kalacaktı. "Hoş geldin dayı." diye söylendi kucağındaki küçük kız. "Hoş bulduk sarışınım." diye onu da kocaman öptü Kürşat. "İn kızım aşağı, koca kız oldun artık." diye kızını uyardı Meral. "Ya anne." diye hayıflanan küçük kız dayısının boynuna sarıldığında Kürşat güldü. "Ne koca kızı ya, küçük tırtıl bu daha." diye söylendiğinde yeğeni Çiçek'in karşı gelmesi uzun sürmemişti. "O kadar da küçük değilim dayı, on iki yaşıma girdim." "Vay anasını sayın seyirciler ya." diye kucağındaki yeğenini gıdıklamaya başlamıştı ki ablasının az evvel izlediği kalabalık kadın topluluğuna doğru el salladığını gördü. Dönüp baktığında mahallenin ayaklı gazetesi olarak bilinen Pınar ile birkaçı oradaydı. Gözleri ister istemez etrafı taradığında aradığı kişiyi bulamayarak kucağındaki Çiçek'i indirip tüm dikkatiyle bakındı. Saniyeler önce kapıdaydı, şimdi nereye kaybolmuştu? "Hoş geldin Kürşat." diye seslenen mahallenin kadınlarına selam verdiğinde kapının boncuklu tülü arasından çıkan genç kadını gördü. Açık saçlarını öylesine toplamış, yakası açık elbisesinden gerdanını ortaya sunmuştu. Ayağındaki ayakkabılarından kurtulup giydiği taşlı terlikleriyle kapı önünde gezinirken o da kendilerinden yana el salladı. Ablası ondan yana ilerlerken o da gayri ihtiyari elini tutan yeğeniyle peşinden adımlamıştı. "Meral, sen gelmiyor musun, az bir şey kaldı, alayım seni de." diye ince bileğindeki saatine bakarak içeriyi işaret etti. "Beni boşver de, bizim Çiçek'i araya sıkıştır sen, sona kalınca mızmızlanmasın." diye kızını gösterdi Meral. Küçük kıza bakarak gülümseyen genç kadının gözleri kızın elini tutan adamı bulmuştu. Kürşat kendisinden yana bakan kadının gözlerindeki yeşili fark ettiğinde bir kez daha baştan aşağı süzmeden edemedi. Güzel kadının meraklı yeşilleri ablası ile kendisi arasında gidip gelirken Meral atıldı. "Kardeşim..." deyişiyle araya girip elini uzattı Kürşat. "Kürşat." diye kendini tanıtırken ismini ağzını doldura doldura söylemiş, dik başını biraz daha dikleştirmişti. Bu genç adamın gözlerindeki gururu kolaylıkla fark eden genç kadın tebessümle kendinden yana uzatılan eli kavradı. "Sultan." Ve onların tanışmasıyla zaman bir an için durmuş oldu. Birbirlerine kenetlenen gözleri başka bir silüet görmezken avucundaki narin eli istemsizce sıktı Kürşat. Bu sertliği hisseden Sultan tepkisizdi. Akşamki düğün için hazırlanan mahallede bir müzik sesi duyuldu. Bu aşka bu alem eğilsin... Karşısındaki uzun boylu güzel kadının yeşillerine dalıp giden Kürşat farkında olmadan tuttuğu nefesini bırakırken bir dört yıl daha düşündü. Bu güzel uğruna, parmaklıklar ardında bir dört yıl daha... Sonra hemen bu düşüncesinden vazgeçti. Belki de olay onun uğruna ondan uzak kalmak değildi. Neden o dört yılı, ve daha nicesini bu zümrüt gözlü güzelin koynunda geçirmesindi? "Sultan." diye kulaklarına çalınan ismi tekrarlayarak başıyla onaylayıp sıktığı eli tutmaya devam ederek tebessüm etti. "Sultan." dedi bir kez daha. Sultanım! Lakin Sultan, onun Sultanı olmaktan çok daha öte bir hayattan geliyordu ve, belli ki Sultanı olmamak için de, kendi çapında, epey bir direnecekti. Ha işe yaramayacağına Kürşat kalıbını basardı ama, o kalıpta bu güzelin elinde kek yapılmasına bile razıydı. ... Eniştesi Birol'un tamirci dükkanına doğru adımlarken kahveden çayını içip çıkmış, kapıda görünmeyen Sultan'ın dükkanına doğru son bir bakış atmış, her bir adımında tonla selam alıp vermişti. Caddeye çıkan halı sahanın yanındaki tamirhaneye vardığında: "Enişte..." diye adımlamasıyla eli yüzü düzgün, güzel giyimli bir adamın eniştesine diklendiğini gördü. "Anladın mı beni?" diye bağıran adama bakarken eniştesi kendisini görmüş, sesli bir şekilde yutkunarak şaşkınlığını belirtmişti. "Kürşat?" "Enişte?" diye yeniden söylenerek yabancı adamdan zoraki aldığı bakışlarını abisi kadar yakın gördüğü eniştesine dikti. Anlaşılan o ki, dört yılda mahalle epey bir değişmiş, hoş olduğu kadar gereksizi de etrafına toplamıştı. "Hayırdır?" diye ağır ağır onlardan yana adımladı. "Hayır mayır yok." diye söylendi yabancı. "Enişte dediğin herif daha kendine bırakılan emaneti koruyamazken nasıl hayır bekliyorsun?" "Ne, emaneti?" diye eniştesinden yana soran gözlerle baktı. "Güya arabamı bıraktım, ama bu tamirci bey ne yaptıysa araba ortada yok." "Doğru mu?" diye adama diktiği bakışlarını yeniden eniştesine yönlendirdi Kürşat. Bunca zaman böyle bir şey olmamıştı. Ufak tefek kapı teker vs alınırdı ama bulmak zor değildi. Oysa şimdi koca arabadan bahsediliyordu. Üstelik bu ukala herifin hâl hareketleri hiç hoş olmazken haklı olması dayanılacak gibi değildi. Başıyla onaylayan eniştesine baka kalırken bir kez daha adamın sinir eden konuşmasını duydu. "Hangi serseri aldıysa, geri getirecek. Yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim. Bu mahalle adam olana kadar yakanızı bırakmam, duydun mu?" diye gürleyerek dükkandan çıkıp gitmişti. Lakin Kürşat hâlâ adamın peşinden bakmakla yetiniyordu. Başı usulca yana düşerken sıktığı yumruğuyla parmakları çıtırdadı. "Kim yaptı?" diye eniştesine döndü. "Kürşat..." diye söze giren eniştesine doğru: "Kim yaptı?" diyerek bağırmasıyla Birol bir iç çekişle konuştu. "Gülsuyundan geliyorlar. Bu bilmem kaç oldu." "Gülsuyu." diye kendi kendine söylenerek dükkandan fırladı Kürşat. Az evvel kendi gibi hışımla çıkıp giden adamı fazla uzaklaşmadan bulduğunda arkasından seslendi. "Arabanı getireceğim." Duyduğu sözlerle arkasına dönen adam yüzüne ukala bir gülüş oturtup söylendi. "Getireceksin tabii." "Ama sen." diye işaret parmağını ondan yana kaldırdı Kürşat. "Bir daha bu mahalleye adım dahi atamayacaksın." "Kim diyor bunu?" diye gülerek Kürşat'tan yana bir adım attı adam. "Hemen söyleyeyim." diye gülümseyerek başını aşağı yukarı hareket ettirip aniden burnuna doğru kafasını geçirdi Kürşat. "Kür-şat!" diye bağırdı. Neredeyse boş olan sokakta kendi sesi yankı yaparken yeniden döndüğünün artık herkes farkındaydı. Hasret bitmişti. Dört yıllık tutsaklık da öyle... Sıra, emaneti olan mahalleyi, yeniden kanatları altına almaya gelmişti. ... Peşine takılan ikiliyle dar sokaklarda ağır ağır hareket eden arabanın içinde etrafı izlerken kendilerine atılan bakışların farkındaydı. Buralara pek uğramazdı, zaten gerek de kalmıyordu. İlk defa Gülsuyu'na geliyordu ve neyi kimi aradığını da tam bilmiyordu. Buna rağmen çabuk öfkelenen biri olarak hemen atağa kalkmıştı. "Dur şurada." diye söylendi Tekin'e. Önlerinde durdukları gençler kendilerine şüpheli bakışlar atarken kafasını camdan çıkarıp seslendi. "Gençler, bakın bakalım." Birbirlerine bakınan gençler hareketsiz kalırken biraz sonra içlerinden biri yerinden kalkıp yanına vardı. "Nerede okuturuz?" diye başı gibi camdan çıkardığı koluyla arabaya vurdu. Sessiz kalan genç üçüne garip garip bakınırken cebinden bir yüzlük çıkardı Kürşat. Arkadaşlarından yana şöyle bir bakınan genç etrafına da küçük bir bakış atıp biraz daha araca sokularak uzatılan yüzlüğü alıp hızlıca cebine attı. "Neco'nun yeri var." Bu kez: "Nerede bu Neco'nun yeri?" diye sordu Kürşat. Gencin omuz silkmesiyle bu kez bir ellilik uzattı. "İlerdeki köşeyi dönün, yol ayrımı var, orada bir yerde." diye uzatılan elliliğe anca bu kadar konuştuğunu belli ederek paraya uzanan gence baktı Kürşat. Burnundan soluyarak parayı uzatıp Tekin'e işaret etti. Yeniden hareketlenen araba birazdan gencin bahsettiği yol ayrımına geldiğinde arka koltukta oturan İbo söylendi. "Keşke bir ellilik daha ateşleseydik." "*mına koduğumun cepcisi." diye kendi duyacağı düzeyde söylenip Tekin'e sol tarafı işaret etti. "Devam et şuradan." "Tamamdır abi." diye gaza yüklendi Tekin. Top oynayan çocukların arasına dalıp usulca ilerlemeye devam ederken çok sürmemişti ki çıkmak sokak olduğu anlaşıldı. "Geri bas." diye sakallarını sıvazladı Kürşat. Vitesi geri takan Tekin çocukların arasından zar zor çıktığında aynı yol ayrımına gelip sağa döndü. Bir sürelik ilerlemeden sonra başka bir yol ayrımı çıkmıştı ki Kürşat küfretmeden hemen önce İbo heyecanla seslendi. "Abi şurada bir tabela görünüyor." Gösterdiği yere doğru sürdü Tekin. Çirkin yeşil bir tabelada Neco'nun Yeri yazan dükkanın önüne park ettiklerinden araçtan inip elleri cebinde tabelaya baktı Kürşat. Yanına gelen İbo: "Yok ananın yeri mk." diye söylendiğinde de tepkisizce dükkana girdi. İçerde çıraktan başka kimseyi göremezken ortadaki aracın altında bir çift bacak gördü. Bacakların önüne gidip başını bir yana eğerek bir süre bekleyip tamiri yapılan arabanın yan tarafına ilerleyip eğilerek bakındı. "Pişt." diye seslendiğinden kendinden yana bakan kirli sakallı adam: "Buyur birader?" diye sordu. "Çık bir çık." diye eğildiği yerden ayaklanıp yeniden giriş kısmına geldi Kürşat. "Hayırdır?" diye ayaklanan adam kirli ellerini kirli bir beze silerek diğerlerine doğru bakındı. "Kime baktınız?" "Neco'ya." diye konuştu Kürşat. Ellerini ardında bağlamış, bu kirli adamın tam karşısında bekliyordu. "Benim, hayırdır?" diye az evvel yüzünde okunan aynı şüpheyle sordu Neco. "Buraya bir araba gelmiş, Gülsuyu'na. Bu dükkana da gelmiş olması muhakkak." derken kaşlarıyla dükkanın köşesinde duran birkaç araba kapısını işaret etti. "Siz kimsiniz, niye soruyorsunuz?" diye onlardan yana bir iki adım attı Neco. Sivil buraya böyle gelmezdi pek, zaten bunlarda da sivil tipi yoktu. Ama ilk kez görüyordu. "Plakası bu." diye cebinden bir parça kağıt çıkarıp uzattı Kürşat. Kağıtta yazan plakaya bakıp kenarda kendilerini izleyen çırağına işaret etti Neco. Fakat daha çocuk birkaç adım atmıştı ki İbo yakasından yakalayıp yanına çekti. "Yok, ama öyle çoluk çocuk göndermiyoruz. Beraber gidip alalım, yoksa..." deyip susan Kürşat'tan yana adımladı Neco. "Yoksa?" Kürşat da ondan yana adımlayarak aradaki mesafeyi en aza indirerek sıktığı dişlerinin arasından söylendi. "Darılırım." "Kimsiniz lan siz?" diye bir ona, bir ardındakilere bakıp sordu Neco. Kürşat da Tekin'le İbo'ya bakıp gülerek cevap verdi. "Adalet takımı." "S*ktirin gidin lan burdan." diye kapıyı işaret etti. "Ama çok ayıp ediyorsun sen şimdi bize." diye ardındakilere bir bakış daha atarak Neco denen adama ani bir tekme savurdu. Az evvel tamirini yaptığı arabanın kaportasına çarparak önüne yığılan Neco yerinden kalkmadan yanına varıp eline bastı. "Araba, nerede?" "Ananın..." diye konuşacak olan adamın çenesine dirseğiyle vurup yeniden eline bastı. "O araba." diye yanına eğilip devam etti. "Bana teslim edilecek. Yoksa seni burada yatırır, hoş olmayan hallere sokarım." diye çocuk sever gibi yanağına hafif hafif vurdu. Öfkeyle kendisine bakan Neco arabayı getirtmeden hemen önce sordu: "Tilki'yi tanır mısın?" Tebessümle bakıp bıyıklarını düzelterek söylendi Kürşat. "Ya o? O beni tanır mı?" ... Güneşin batmasının ardından müziğin yüksek sesi mahalleyi doldurarak ışıklar altında bir cümbüş yaratıyor, bu eski roman mahallesi eğlenceye yönelik tüm hünerlerini ortaya döküyordu. Ortada oynayan genç kızları bir kenardan kahkahalarla izleyen Sultan alkış tutmaktan bir an bile geri kalmayarak arada bir kendini çekiştirmeleriyle kısa süreli bir dansın ardından yeniden köşesine çekliyordu. Pınar'da kendi kızı ve arkadaşlarıyla ortaya düştüğünde gülüşü artan Sultan alkışlamaya devam etti. "Fotoğrafımı çek kız, fotoğrafımı çek." diye kızına seslenen Pınar'a gülerken karşılıklı oynayan gelinle damadın üstüne kırmızı güller atılmaya başlamıştı. Olanları tüm neşesiyle izleyen Sultan hemen ardında kendi duyacağı düzeyde bir ses işitti. "Buranın adetidir." diye kulağının dibine kadar girmiş olan Kürşat hemen ardından duruyordu. Ondan yana bakıp toplamasına rağmen kulak hizalarından çıkan bir iki tutam saç telini kenara çekerek gülümsedi Sultan. Aslında birden onu öyle ardından fısıldarken görmek kendisini ürkütmüştü ama... "Biliyorum." dedi sesini hem yüksek, hem de yalnızca Kürşat'ın duyabileceği düzeyde tutarak. "Buradaki bir buçuk yılım olacak." "Öyle mi?" diye kaşlarını çattı Kürşat. Sessizce elleri cebinde genç kadının yanına durarak oynayanları izledi. Aslında oynayanları izleyen Sultan'dı. Kürşat daha çok onu izlemekle meşguldü. Giydiği straplez kıyafeti, topuklu ayakkabılarını, uzun, pürüzsüz bacaklarını, gerdanını süsleyen kolyeyi, at kuyruğu saçlarını, yeşil gözlerini... Derince bir iç çekerek göğüs dekoltesine bakıp alkış tutan ellerine dikkat kesildi. Orta parmağındaki alyansı görünce hayranlıktan düzelen kaşları yeniden çatılmıştı. "Sizin oralarda da o adet galiba?" diye kulağına doğru eğilip konuştu. "Efendim, anlamadım." diye kendisinden yana dönen Sultan'a kaşlarıyla parmağındaki yüzüğü işaret etti. "Alyansı diyorum, sizin oralarda orta parmağa takılıyor sanırım." "Ha yok." diye güldü Sultan. "Alyans değil bu, öylesine takı olsun diye taktım." diye parmağındaki yüzüğe dokundu. "Ha, ben, şey sandım da..." diye kendi parmaklarıyla oynayarak konuşan Kürşat'a başını iki yana sallayarak cevap verdi. "Yok, ben bekarım." "Hmm, anladım." diye kaşlarını kaldırıp indirerek keyifle önündeki eğlenceye döndü Kürşat. Gözleri kendisi gibi önüne dönen genç kadını yandan yandan süzerken tebessümle baştan aşağı bakındı. Öğrenmek istediği şey de buydu zaten. Gerisine hacet yoktu. Hem nasılsa, yeterince zamanı vardı. Buradaydı, bir yere gitmiyordu. Onun da artık gideceğini -gidebileceğini- hiç sanmıyordu. O sırada duyulan siren sesiyle müziğin sesi az biraz kısıldı. Polis aracından inen orta yaşlı bir memur şöyle bir etrafa bakınıp gördüğü tanıdık yüzle yürüdü. "Kürşat." "Memur abi." diye polisten yana dönüp tokalaştı Kürşat. Sultan bir adım geri çekilerek sessizliğini ve alakasızlığını korudu. "Çıkar çıkmaz ne işler çevirdin lan?" diye söylendi polis. "Ne işler çevirmişim?" "Şikayet var, adamın birine çakmışsın." Burnundan soluyarak omzunun üzerinden ardındaki genç kadına baktı Kürşat. Sultan göğsünde birleştirdiği ellerinden birini boynuna atarak yere bakınıp ilgilenmiyormuş gibi yaptı. "Yenge kusurumuza bakmasın, sen biraz bizimle gel." diye başıyla aracı işaret eden polise baktı Sultan. Bu söze de sağır olacak değildi. "Tabii." diyerek kendisinden yana bir adım atıp: "Kusura bakma, küçük bir yanlış anlaşılma, ama ben halledeceğim." diyen Kürşat'ı başıyla onayladı Sultan. "Gidelim abi." diye gösterilen araca ilerlerken bu tanıdık polis abisinin koluna girip fısıltıyla söylendi. "E söyleseydin ben gelirdim abi, sen niye zahmet ettin. Hem hatunun yanında..." "E bilmiyor mu senin deliliğini?" "Ya biliyor bilmesine ama, biraz pimpiriklidir o, ondan." "Dayı." diyen sesle durup geriye döndü. "Çiçeğim." "Yine mi gidiyorsun." "Yok Çiçeğim, hemen gidip geleceğim." "Söz mü?" diye hüzünlü bir bakış attı Çiçek. "Söz." diyerek kızarık yanaklarından öptüğü küçük kızı annesine bırakıp yeniden araca yöneldi Kürşat. Durup bir kez daha ardına bakarken gözleri bu kez Sultan'ı bulmuştu. Artık gitmek yoktu. Arabaya binerek karakolun yolunu tuttuğunda Tekin ile İbo'nun çıkışmasıyla fısıltılar da son bulmuş, mahalle eğlencesine devam eder olmuştu. Gözden kaybolan aracın arkasından bakan Sultan önüne döndüğünde elinde tuttuğu telefonun titremesiyle ekrana baktı. Arayan yabancı numarayı açıp kulağına götürürken gelen sesi duymak için birkaç adım ilerleyerek diğer kulağını parmağıyla kapatıp seslendi. "Alo?" Ve o yıllardır yok saydığı, unuttuğu, ondan mecburi bir anı taşısada unutmayı tercih ettiği korkunç sesi duydu. "Sultanım!"

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
23.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
544.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.1K
bc

AŞKLA BERDEL

read
90.7K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
85.5K
bc

HÜKÜM

read
229.5K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
35.0K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook