-2-

2530 Kelimeler
Duymayı hiç istemediği, istemek şöyle dursun hayalini bile kurmadığı sesi işitmesinin ertesi gününe uyandığında saat henüz dokuzu gösteriyordu. Kulağına yeni aldığı küpelerini iliştirip saçlarını düzelterek aynada aksine baktı. Üzerindeki etek ve gömlekle aynı annesine benzemişti. O da sürekli böyle giyinir, başına yazmasını öylesine örtüp uzun saçları yüzüne düşene değin dokunmazdı. Her kadının annesine benzemeye başladığı bir yaşı vardı ya hani, Sultan'ınkide gelmiş olmalıydı. Bunca yıl artık anneme benzemeyeceğim diye diretmişti ama heyhat! İşte yine benziyordu. Bakışlarındaki yeşilden, saçlarındaki dalgaya kadar annesiydi. Zaten evvelden huyunu da ona benzetmiyor muydu? Onun gibi boyun eğmiş, sessiz kalmıştı. Şimdi ise kurtulmuşken, bir daha geriye dönmeyecekti. Hayır, pes etmeyecekti. Kendine verdiği sözü tutacaktı. Derin bir soluk alıp çantasıyla evden çıktı. Kapıyı kilitlemek için anahtarı deliğine iliştirdiğinde yine aynı şey olmuş, kapı tutukluk yapmıştı. "Hay senin gibi..." diye sinirle delikte kalmış anahtarı çekiştirirken: "Sultan!" diye ardından duyduğu sesle yerinde sıçradı. "Ay!" diye bağırarak bir eli ağzında bir eli kalbinde kapıya yaslandığında mahallenin çok konuşan, çok konuşulanlarından Pınar şaşkın şaşkın kendisine bakıyordu. "Noldu kız, hortlak görmüş gibisin, ne bu surat?" Acaba diye düşündü Sultan. Bir buçuk yıldır bu mahalledeydi ve geldiği günden beri de Pınar'la tanışıyorlardı. Lakin şu gün olmuş hâlâ bu kadının ani çıkışlarına alışabilmiş değildi. "Ödümü kopardın! Kapı tutukluk yaptı zaten." diye sitemle kapıya vurdu Sultan. "Ay yine mi?" diye surat asan Pınar'sa gerisinde bekliyordu. "Yine." diye söylenen Sultan yüzünün yarısını kapatan saçlarını sinirle çekti. "Sen hayırdır?" diye sorduğu sırada gözüne ilişen başka biriyle dikkatini ister istemez o yöne verdi. "Günaydın." diye seslenen Kürşat'tı. İki kadında aynı anda cevap verirken Kürşat'ın gözleri Sultan'daydı. Ani bir sessizlik olurken Pınar evin girişindeki basamakları inip: "E hadi." diye seslendi. Onun önden birkaç adım atmasıyla harekete geçen Sultan, Kürşat'ın tam arkasında olduğunun farkındaydı. Saçını kulak ardı edip omzunun üzerinden bakacakken hemen yanına gelen Kürşat bir o kadar hızlı bir şekilde konuşmaya girdi. "Nasılsın?" "İyiyim sağol, sen?" diye tebessüm eden Sultan daha çok bastığı zemine bakınıyordu. Oysa bir kez kafasını kaldırsa genç adamın bu yokuştan yuvarlanma pahasına öylesine adımlayarak gözünü kırpmadan kendisini izlediğini görebilirdi. "İyi diyelim, iyi olalım." Yeniden oluşan sessizlikle bu kez Kürşat'da başını eğip yolu izler olmuştu. İlk kez ne konuşacağını, kelimeleri nasıl sıraya dizip cümleleri nasıl unutmayacağını düşünüyordu. Bir çift yeşil uğruna bu kadar dilsiz kalmak haksızlıktı. Eğer ki bu güzel gözlerin karşısında böyle lâl olursa nasıl mesafe kat edecekti? Yürüdükleri yolda aralarındaki mesafeye baktı. Bu mesafeyi kapatacaktı. Belki yarın, belki yarından da yakın... "Kapıda bir sorun mu vardı?" diye bir an durup ardına baktıktan sonra yeniden adımlamaya başladı. "Kilit biraz zorluyor." diye başıyla onayladı Sultan. Yola tek başına çıktığından beri kimseden en ufak bir yardım almamıştı ama görünüşe bakılırsa şimdi bu genç adam onu kendisine muhtaç bırakacaktı. Zira öyle bir ses tonu vardı ki hayıflanıp şikayette bulunmamak elde değildi. "E değiştirelim." "Akşam bir çilingir getireceğim inşallah." "İstersen anahtarı ver ben halledeyim, sana bırakırım." diyen Kürşat genç kadının adımlarının yavaşlamasıyla durup ondan yana dönerek devam etti. "Ha dersen dün bir bu gün iki, anlarım." "Yok, estağfurullah." "Yok gerçekten, benim için güven önemlidir." diye konuşan Kürşat'a baktı Sultan. Benim için de öyle... Gerçekten dün bir bu gün ikiyken, ne kadar güvenebilirdi? Evde çalınacak öyle pek bir şeyi yoktu zaten ama... Derin bir iç çekip hâlâ elinde tuttuğu anahtarını avucunun içinde sıkarak bakışlarını genç adamınkilere kilitledi. Bu bakışları iyi bilirdi. Ben iflah olmam diyen bir çift göz... İyi de, ne için iflah olmazdı? Güvenilmez adamı bir iki sefer sonra bakışından tanıyan Sultan şimdi bu genç yakışıklı için bir şey söyleyemiyordu. "Adresim var, kapıma dayanırsın." diye yüzündeki hafif tebessümle elini ondan yana uzattı Kürşat. Sessiz bakışma haddinden fazla uzarken avucunda sıkı sıkıya tuttuğu anahtarı Kürşat'ın bekleyen eline bıraktı Sultan. İkiside çıkan şıngırtıdan başka ses duymazken bu anahtar, belki de her şeyin başlangıcıydı. Direnmişti ama, sonunda pes ederek avucuna bırakmıştı. Kim bilir, belki yüreği için de aynı senaryo oynayacaktı. ... Sultan dükkanın yolunu tutarken ardından bakınmaya devam eden Kürşat geri dönüp elindeki anahtarı sevinçli sevinçli havaya atıp tutarak telefonuna sarıldı. Sultanının kapısının önüne geldiğinde başını kaldırıp eve bakarken cebindeki anahtarı ister istemez bir kez daha avucunun arasında sıkıştırmıştı. Bu eve rahatlıkla girip çıkacağı günler çok yakındı, biliyordu. Aksini düşünmeyi bile istemiyordu. Tek düşünebildiği şey onun peşinden, elini tutarak eve girebileceği, vakti geldiğinde de onu kendi evine götüreceğiydi. Hatta burada kalmaya devam edebilirlerdi. Neden olmasındı? Hatırladığı kadarıyla ev güzeldi. İçini dışını şöyle bir elden geçirdikten sonra ev sahibi Nuriye ablanın da gönlü olursa basar parayı satın alırdı. Öyle kira derdi düşünmek zorunda da kalmazlardı. Ee, ne de olsa evin erkeği olacaktı, bunları düşünmekte ona düşerdi. Aklındakilerle yüzü aydınlanırken ismini duymasıyla ardına döndü. "Kürşat abi." Hemen hemen kendi yaşlarında olan adam kendisine saygıdan abi diye seslenerek ondan yana geldiğinde elini omzuna attı Kürşat. "Nasılsın Seyfi." "Eyvallah abi, seni sormalı." "İyi, iyi." diye başıyla onaylayıp yeniden kapıya doğru döndü. "Sana işim düştü Seyfi. Kapı tutukluk yapıyor, bir de anahtar üstünde kalıp duruyor. Bir el atıver." "Estağfurullah abi, benim işim bu." diyen çilingir Seyfi hemen işe koyulmuştu. Başında beklemeyi sürdüren Kürşat ise zaman ilerlerken konuştu. "Üç anahtar olsun ha. Yedek lazım olur." "Tabii abi." ... Dükkanı açmasının üstünden birkaç sat geçmişken öğle yemeğini de yiyip müşteri gelmeden önce kapıdaki küçük tabureye kurulduğunda yorulduğunu yeni yeni fark ediyordu. Üstünden bir yudum aldığı sıcak çay bardağını yanındaki küçük masaya bıraktığında kendinden yana bağırarak koştura koştura gelen biri vardı. Pınar. "Sultaan, kız Sultaan." "Bir gün şap diye düşeceksin en sonunda ha, yine ne oldu?" diye yorulmuş kadını ayaklanıp karşılarken ellerinden tutup otutturmuştu. "Ne oldu?" diye eli belinde başında endişeyle beklerken Pınar konuşamıyor, eliyle koluyla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Zaten ne zaman koştursa böyle nefesi kesilir, ondan sonra da el kol hareketleriyle ancak derdini söyleyebilirdi. "Su mu?" diye soran Sultan'ı her zaman ki gibi başıyla onayladığında Çağla da durumu fark etmiş olacak ki elinde bir bardak suyla çıkagelmişti. "Getirdim getirdim." diye dökmemeye çalıştığı dolu su bardağını soluk soluğa kalmış kadına uzatıp geri çekildi. "İyi misin?" diye soran Sultan da Pınar'ın onayından sonra oturabilmişti. "Ne diye koşturursun anlamıyorum ki." diye eteğini düzeltip bacak bacak üzerine attığında çaprazındaki kahvehanenin kapısında Kürşat göründü. Genç kadından yana gülümseyerek bakınıp bir sandalyeye kurulduğunda Sultan ondan yana bakmamak için direniyordu. Zaten istemeden de olsa nasıl yaptıysa muhabbeti artırmıştı. Daha fazla açık kapı bırakamazdı. Sonuçta genç adamdı, belki farklı düşünürdü - ki, bu da hiç iyi olmazdı. Böylesi işlere ayıracak ne vakti, ne de hevesi vardı. Yalnız kalmak, sıkıntısız monoton hayatını sürdürmek istiyordu. Her şeyden evvel de bela istemiyordu. Kürşat ise kelimenin tam anlamıyla bir bela mıknatısını andırmaktaydı. Sanki ondan yana bir adım atarsa yanacakmış gibi hissediyordu. Bu genç adam ben belayım diye bas bas bağırmaktaydı. "Ay sabah diyecektim de, fırsat olmadı." "Ne diyecektin, ne oldu yine?" Sultan'ın bu sorusuyla saçlarını kulak ardı eden Pınar bir an için gözlerini kaçırdıktan sonra konuşabildi. "Söyleyeceğim ama, kızmak yok. Hemen öyle celallenmeyeceksin." "İyi söyle hadi." "Söz ver." "Pınaar!" "Ay, söz ver yaa." diye sitem eden kadına gözlerini deviren Sultan elinin tutulmasıyla tebessümle yeniden ondan yana bakıp pes etti. "İyi tamam, söz." "Hah, bak şimdi. Sana bir talip var." Konuşmak üzere ağzını açan Sultan ellerini de çekmişti ki Pınar müsaade etmedi. "Ya hemen gözlerini belertme öyle, bir dinle. Senle aynı yaşta, üstelik meslektaşsınız." "Ee." dedi bıkkınlıkla Sultan. Mahalleye geldiğinden beri bu kaçıncı talibiydi sayamıyordu. Üstelik adamların kendisini görüp görmediğinden bile bir haberdi. Pınar nerdeyse her Allah'ın günü karşısına yeni bir fotoğrafla geliyordu hepsi bu. "Ee'si, bir tanışsan. Bak valla çok düzgün çocuk." "Ağzıma bir laf geliyor ama..." diye yönünü mahalleden yana çevirip yan yan Pınar'a baktı. "Bir annesi varmış, o da oğlancağızı evlendirince memlekete gidecekmiş. Bunca yıl yememiş içmemiş para biriktirmiş bir yuvam olursa dar dıkız kalmayayım diye. Maşallahı var valla. Hem bak fotoğ..." "Bak şimdi ağzımı bozacağım ha." "Bir fotoğrafına bak bari." "Hayır efendim istemiyorum ya." "Ya içkisi yok kumarı yok, gül gibi çocuk." "Sen mi doğurdun, nereden biliyorsun?" diye dayanamayarak söylendi Sultan. Çoktan atışmaya başlamışlardı ama, bu atışma sadece birkaç dakika sürer, sonra her şey normale dönerdi. Yine de bu birkaç dakikada Pınar Sultan'ın sinirlerini tepesine çıkarmayı başarıyordu. "Bakmadın bile." diye fotoğrafı uzattı Pınar. "İstemiyorum çünkü." "Belki beğeneceksin." "Hayır beğenmeyeceğim." "Ne inat damarın varmış hah." "Evlenmek istemiyorum." "Bekar mı öleceksin." "Belki ölürüm." "Çoluk çocuğa karış." "Hayır ya." "Yaşın kaç oldu." "Olsun." Derken derken Sultan söylenen Pınar'a cevap vermeyi sürdürmesine rağmen kalkıp içeri girmiş, Pınar da arkasından mümkün olduğunca sessiz sessiz bağırmaya devam etmişti. "Evde kalacaksın." "Kalırım!" diye içerden bağırdı Sultan. Burnundan soluyarak kalabalık mahalleye şöyle bir göz atan Pınar gördüğü kişiyle yerinden fırladı. Kahvehanenin önüne geldiğinde Tekin'le oturan Kürşat'ın başına dikilivermişti. "Kürşat." diye bağırdı tiz sesiyle. Kadının farkında olmayan Tekin yerinde sıçrayıp parmağını ağzına atarken Kürşat usul usul tepesinde dikilen kadına baktı. Kim bilir yine ne isteyecekti? "Ablam." diye cevap vermeyen adama gülümseyerek yeniden seslendi Pınar. Ellerini göğsünün altında birleştirmiş, tuttuğu çantasıyla hâlâ gülerek bakınmaktaydı. "Ablam?" diye sorarcasına yukarı diktiği gözleriyle başını iki yana salladı Kürşat. "Ablam." diye bir kez daha söylenen kadına bir kez daha sorarcasına cevap verdi. "Ablam?" "Senden bir şey isteyeceğim ablam." diye sandalyeyi çekip masaya kurulduğunda Tekin ile Kürşat birbirlerine bakınmaya başlamışlardı. "Hayırdır, ablam?" diye Tekin'den aldığı bakışlarını yeniden Pınar'a dikti Kürşat. Bir kadının isteklerinin hiçbir zaman bitmediğinin kanıtıydı Pınar. Onu yıllardır tanırdı ve her daim işini görürdü. Ama ne yazık ki bu işler ve istekler hiçbir zaman bitmiyordu. Hem de hiç! "Tekin, kuzum sen bir içeriye bak bakayım, taş çalan var mı?" dediğinde Kürşat'tan yana baktı Tekin. Genç adamın başıyla onaylayıp içeriyi işaret etmesiyle; "O zaman ben, bir içeri bakayım, taş çalan var mı diye." diyerek yerinden kalktı Tekin. İçeri girmesiyle de Pınar Kürşat'tan yana dönüp tüm cırtlaklığıyla konuştu. "Sana bir işim düştü ablacım. Ne de olsa sen, bu genç yaşına rağmen mahallemize abilik yapıyorsun." "Estağfurullah." "E hepimiz bir derdimiz olduğunda, önce sana koşuyoruz, yalan mı?" "Estağfurullah." diye kendini yineledi Kürşat. Biraz daha böyle konuşmaya devam ederse hayatının geri kalanında estağfurullah çekmek zorunda kalacak gibiydi. "Demem o ki, herkese bir abiliğin dokunmuştur. Şimdi de gel, Sultan'a bir abilik yap." "Estağfur..." diye kendini kaptırarak söze giren Kürşat son anda durumun vehametini anlayarak durup söylendi. "Kime?" "Sultan'a, yok mu bizim Sultan." "Sultan'a?" diye harflere bastırıp sesini az biraz yükselterek sordu Kürşat. Ardından küçük bir yutkunmayla onayladı. "Hayrolsun." "Ama aramızda kalacak." "Olur." diye bir kez daha onay verip kuaför dükkanından yana kısa bir bakış atıp yanındaki kadına döndü. Merak ediyordu; İlk görüşte vurulduğu kadına nasıl bir abilik yapacaktı? "Bak şimdi, bizim Sultan'a bir talip var." "Efenim." derken çatık kaşları bir anlığına kalkıp yeniden çatılmış, gözleri ister istemez anlık şokla kapanmıştı. "Ne var?" "Talip talip. Dünür yani." "Dünür." diye Pınar'ı tekrar ederek açtığı gözleriyle sinirle etrafı süzerken sakallarını sıvazladı. Demek bir talibi vardı. Elbette bu mümkün olabilecek bir şeydi. Nasıl olsa genç, güzel, hoş, alımlı, tatlı bir kadındı. Neden olmasındı ki? Zaten olmasa şaşardı. Ne biçim şeyler düşünüyordu böyle? Şuan önündeki masayı ters çevirmemek için kendini zor zaptederken bir de onun başkaları tarafından beğenilebileceğini, güzelliğini, alımını mı düşünüyordu? Hem, kimdi o aklı kıt? "Eee?" diye zoraki bir ses çıkardığında artık elini kolunu da nereye koyacağını bilemez durumdaydı. "Şimdi ben anlattım Sultan'a, onun da gönlü var ama..." "Gönlü var!" diye aniden Pınar'ın sözünü hayretle kesti Kürşat. Bir de gönlü vardı öyle mi? Daha neler! "Ama işte, insan bir çekiniyor yine de. Sonuçta yalnız, genç bir kadın, karşısındaki adamın kim olduğu, neci olduğunu bir bilmek ister." "Tabii tabii." diye onayladı Kürşat. Tanımalıydı, bilmeliydi. Ne de olsa evlenecekti. Evlenecek! Şuan öylesine sinirliydi ki, belli etmemek için çoktan dişlerini sıkmaya başlamış, çatık kaşları iyice çatılmıştı. "Diyorum ki sen bir sorsan, soruştursan. Bir abilik yapsan." "Ben?" diye yeni bir şaşkınlıkla baktı Kürşat. "Hıhı, sen." Bir de gidip onun için müstakbel talip beyimi araştıracaktı? "Kimmiş bu, canına sus... Iıı, talip bey?" diye duraksama eşliğinde sorduğunda Pınar konuşmaya başlamıştı ama ne yazık ki Kürşat artık dinlemiyordu. Zaten kabahat kendisindeydi. Ne diye görür görmez niyetini herkese belli etmemişti ki? Şimdiye yanına erkek sinek bile yaklamaşamazdı. Ama salak gibi basit bir beğeni olduğunu düşünüp zamana bırakmış, adamlar da kapıya dizilmişti. Kim bilir kendisi burada değilken, onu daha tanımazken kimler gelip geçmişti. Her bir düşüncesinde biraz daha öfkelenirken sıktığı yumruklarını nedeniyle parmakları çıtırdamaya başlamıştı. Üstelik bir de o kabul etmişti, öyle mi? Buna gerçekten cesaret etmiş miydi? Demek bir de evliliğe niyeti vardı? E iyi işte, kendisini görseydi ya! Ona olan bakışlarını hiç mi fark etmemişti? Pınar'ın gitmesiyle sessizce oturmayı sürdürürken Tekin her daim oturduğu sandalyesine kuruldu. "Hayırdır abi, ne olmuş?" Sessiz kalan Kürşat diziyle birlikte masayı da titretmeye başladığında Tekin ondan yana eğilip seslendi: "Abi?" "Evleniyormuş." diye söylendi Kürşat. Genç adamın: "Kim?" diye sormasına kalmadan da yerinden fırladı. Kuaför dükkanının önüne geldiğinde ceketinin yakalarını düzeltip cama elinin tersiyle sertçe vurdu. Birkaç vuruşun daha ardından boncuklu örtünün arkasından tebessümle çıktı Sultan. O yeşil gözleri sanki hiç kör değilmiş gibi olağanüstü bakarken Kürşat'ın kahveleri olabildiğince ruhsuzdu. "Anahtarını getirdim." diye cebinden çıkardığı anahtarı genç kadından yana doğru havaya attı. Avucuna düşen anahtarı gözlerini kırpıştırarak zoraki yakalayan Sultan ise: "Sağol da..." diye söze girdiği sırada öfkeyle susturdu Kürşat. "Gerçi bundan sonra yaptıracak daha iyi biri vardır ama, olsun, söz vermiş bulunduk. Çeyrek yerine kabul edersin artık, hadi eyvallah." Sözlerini bitirip hırsla uzaklaştığında gerisinde şaşkınca kalan Sultan yanına gelen Çağla'ya baktı. "Bu neydi şimdi?" Omuz silkti Çağla. "Belki bir şeye sinirlenmiştir." "Tamam da benim şuçum ne?" diye başını iki yana salladı Sultan. Ardından çırağının peşi sıra yeniden dükkana girerken söylendi. "Ayrıca çeyrek ne alaka ya?" ... O sinirle sokakları aydımlayan Kürşat için bir türlü akşam olmuyor, zaman geçmek bilmiyordu. Lakin hava çoktan kararmış, düşünceli bir vaziyette elleri cebinde gezinen Kürşat başı yerde mahalleye geri dönmüştü. Köşeyi dönerken başını kaldırıp mehtaba bakınan gözleri şimdi camında kapalı yazılı bir tabela asılı olan kuaför dükkanının önündeydi. Camın üzerindeki koca SULTAN yazısı onu yerine mıhlarken sadece birkaç saatte nasıl böyle darma duman oluşunu merak ediyordu. Yaşı çok ileri olmayabilirdi, ama toy düşüncelere kapılacak yaşı da çoktan geçmişti. Öyleyse neydi kalbinin bu denli hızlı atışı? "Hayırdır, kalp ağrısı mı?" diyen sesle kendine geldi. Çatılan kaşları sesin geldiği yönü, karanlık sokağın ilerisini bulurken oturduğu arabanın kaportasından kalkan kendi yaşlarındaki genç adam Kürşat'tan yana adımladı. Ağır adımları karanlık olduğu kadar sessiz olan bu sokakta tıkırdarken iki genç adamın gözleri buluştu. "Sen.." diye lafa gireceği sırada sözü kesildi. "Tanışmıyoruz." dedi genç adam. Çok hafif kirli sakallı, genç görünüşlü, kendine güvendiği sokak lambasında parıldayan gözlerinden belli olan biriydi. "Tilki derler bana." diye sözlerini sürdürdüğünde sessizliğin yeniden hakim olmasıyla gülümsedi Kürşat. Aşağı yukarı salladığı başını aşağı indirirken gülümsemesi biraz daha belirginleşti. Sonunda dişleri görünür bir hâl aldığında usulca söylendi. "Kurt ile karşılaşmamış her köpek kendini asil zannedermiş." Bu sözlerini duymayan genç adam alnına düşen bir tutam saçını eliyle geriye atarak birkaç adım daha attı. Kürşat'la hemen hemen aynı yaşta olduğu aşikârdı, fakat giyim kuşamıyla çok daha genç görünüyordu. Kolu ve boynundaki dövmelerine baktı Kürşat. Kaşları ister istemez çatılırken genci izlemeye devam etti. "Bana bir araba borcun olduğunu duydum." diye konuştu Tilki. "Ee, alacağı vaktinde tahsil etmek gerek." dediğinde Kürşat'ın kaşları mümkünmüşçesine biraz daha çalışırken sessiz mahallede bir yaygaradır koptu. Üstelik bozulan sadece sessizlik değildi. Gecenin kör karanlığında uzun, dar sokak öyle bir aydınlandı ki, gürültünün sebebi bariz ortadaydı. Ne kadar araç varsa alarmları çalıyor, ileride yanan bir aracın alevleri artarken yaydığı duman ha bire yükseliyordu. Gürültünün etkisiyle bir an için gözlerini kapayıp açan Kürşat karşısındaki genç adamın ilerisine, yanmakta olan arabaya baktı. Büyüyen ateşin çıtırtısı fazlasıyla duyulurken iki gündür tüm yaşananlar gözlerinin önünden film şeridi gibi geçti. İçerden çıkışı, yeniden mahalleye gelişi, ailesini kucaklayışı... Sultan'ı görüşü... Ne yani? Boşuna mı dönmüştü?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE