Zeynep, yatak odasında pencerenin önüne geçti. Dışarıdaki gece karanlığı, odanın loş ışığıyla birleşiyor, gölgeler duvarda dalgalanıyordu. Ellerini birbirine kenetledi, nefesi hafif hızlıydı; kalbindeki çarpıntı sadece korku değil, aynı zamanda çaresiz bir his taşıyordu. "Sanırım… bunu sana söylemek zorundayım," diye fısıldadı, sesi titrek ama içten. "Her şey… her şey benim için biraz fazla ağır, fark etmemiş olabilirsin ama… içimde bir fırtına var. Her adımda… kaybolacakmışım gibi hissediyorum." Gözleri pencereden yansıyan ay ışığıyla parlıyordu. "Bazen düşünüyorum… her şey kontrolüm dışında. Ama yine de… bazen senin yanındayken, sanki bir yerlerde durabiliyorum. Ama aynı zamanda korkuyorum. Bu hisler karmaşık, tehlikeli ve inanılmaz." Zeynep, ellerini hafifçe göğsüne bastı. Kalbi hem

