bölüm 1 (ölüm)
1.Bölüm (Ölüm)Medya:Öykü ÇETİN
Tam bir ay oldu.Ailemi canım annemi ve babamı kaybedeli....
1 ay önce...
Kasım ayının ilk iki haftasını geride bırakmıştık. Hava yine buz gibiydi ve sisten göz gözü görmüyordu.Etraf sanki bembeyaz çarşafla örtülmüş gibiydi. Kar yeni gelin neşesi ile bir oraya bir buraya savuruyordu eteklerini.Rüzgarı es geçmek olmaz tabi.Rüzgar o kadar sert esiyordu ki,ağacın dalları adeta saygıdan eğilmiş gibiydi.
Ellerimi cebime soktum ve telefonumu çıkardım. Seçil'i aramam gerekiyordu. Telefon numarasını çevirdim ve soğuktan titreyen elim ile kulağıma götürdüm.Birkaç çalma sesinin ardından Seçil'in sesini duyar duymaz konuşmaya başladım.
" Seçil neredesin? Hava çok soğuk dondum burada" dedikten sonra boşta kalan elimi montumun cebine soktum.
"Öykü af edersin ,hemen geliyorum.Sen tam olarak neredesin?"
"Kampüsten çıktım. Dışarıda seni bekliyorum." dediğimde hızlıca cevap verdi.
"Tamam canım iki dakikaya oradayım."soluk soluğa söylediği kelime ile kıkırdadım. Sanırım yanıma gelmek için çoktan koşuşturmaya başlamıştı.
"Tamam"dedikten sonra telefonu kapadım. Etrafıma baktığımda soğuktan korunmaya çalışıp kaçışan insanları gördüm.Bir süre sonra gözlerim ile Seçil'i aramaya başladım, ama ne yazık ki göremiyordum.
"Öykü"Arkamdan gelen ses ile o yöne döndüm. Seçil'in koşarak yanıma geldiğini geldiğini gördüğümde tebessüm ederek başıma iki yana salladım.Bu kız kesinlikle tam bir baş belasıydı. Aniden soluk soluğa boynuma atıldı. Her ne kadar gönül almak istesede, sitemkar bir şekilde söylendim.
"Dondum burada Seçil, her zaman geç kalıyorsun. Bildiğim kadarıyla senin dersin0 yoktu. Hem neredeydin sen? " sorguya çekmeye başlamıştım ki hemen söze atladı.
"Evet dersim yoktu. Bizim sınıftaki çocuklarla kantinde kahve içiyorduk. Saatin farkında değilim. Zaten zaman nasıl geçti onu da anlamadım. Sen aradığında da hemen kalktım. Beklettiğim için kusura bakma. " dedikten sonra dudağını büzdü. Bu haline kayıtsız kalamadım. Kolumu boynuna doladıktan sonra hemen kendime çektim.
"Dudağını da büzer imiş. Tamam tamam bir şey demedim. Bu arada gerçekten çok üşüdüm. Hadi artık eve gidelim. Biraz daha burada oyalanırsak zatürre geçirebilirim." dediğimde kıkırdadı.
"Hadi"dedikten sonra Seçil'in koluma girip çekiştirmesi ile buz kaplı zeminde dikkatlice yürümeye başladık.
Düşmemeye özen göstererek durağa kadar gelmeyi başarmıştık.Çok bekleyeceğiz diye korkmuştum ama Allah'tan otobüs erken gelmişti. Soğuk havalarda tıka basa dolu olan otobüs şansımıza bugün boştu.Durakta bekleyen birkaç kişinin ardından bizde otobüsteki yerimizi almıştık. Okuduğum üniversite ile evimin arası yaklaşık yirmi dakika idi. Boş olan koltuklardan birine oturduğumda Seçil' de hemen yanıma oturdu. Birbirimize bakıp gülümsedikten sonra Sıkıcı ve sessiz geçen yolculuktan sonra evimin olduğu sokağın başında otobüsten indik.
"Sonunda gelebildik. Bugün hava gerçekten çok soğuk ya" kafamı sallayıp Seçil'i onayladım.
"Gerçekten çok soğuk." dedikten sonra daha çok Seçil'e sokuldum. Yüzüne baktığımda gülümsedi. Gülümsemesine bende gülümsedim. Seçil bizim iki sokak ilerimizde oturuyordu. Çocukluğumuzdan beri hiç ayrılmadık. Aynı okullara gittik. Üniversite tercihlerini bile beraber yapmıştık. Aynı üniversiteyi kazandığımızı öğrendiğimizde sevinçten çıldırmıştık. Bölümlerimiz farklı olsa da umursamamıştık. Her gün beraber gidiyor eve beraber dönüyorduk. Benim için çok değerliydi. Eve doğru ilerlediğim vakit sokakta ki kalabalık dikkatimi çekti. Normalde sakin olan sokak, bugün oldukça kalabalıktı. Bu duruma şaşırmıştım.
"Burası neden bu kadar kalabalık Seçil? " bilmem dercesine omzunu kaldırdı.
"Anlamadım ki. " şaşkınca birbirimize baktıktan sonra kalabalığa doğru ilerledik. Kalabalığın benim oturduğum binanın önünde olduğunu gördüm. Ardından ben Seçil'e, o ise bana baktı. Evin önündeki kalabalığa anlam verememiştik.Yürümeye devam ederken bizim binadan çıkan birkaç polis memurunu gördüm.Adımlarımı hızlanırmaya başladım. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. İçimde ki merak duygusu yerini korkuya bırakmıştı. Hemen Seçil'in kolundan çıktım ve elimle kalabalığı yararak binaya doğru yürüdüm. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki, önüme çıkan polis memuru ile adımlarımı durdurdum.
"Hanımefendi giremezsiniz" şaşkınca yüzüne baktım.
"B-ben burada oturuyorum memur bey. Hem ne oldu burada, neden burdasınız?" Dediklerimi umursamayan polis memuru beni kalabalığa doğru ittirdi.
"Hanımefendi içeri girmeniz yasak. Burada bekleyin." içeri giremeyeceğimi anladığımda geriye doğru birkaç adım attım. Kalabalığa göz gezdirip, Seçil'i aramaya başladım. Kalabalığın gerisinde duran Seçil'i gördüğümde yanına doğru gittim. Merakla yüzüme baktı.
"Ne olmuş Öykü?" ellerimi iki yana açtım.
"Anlamadım ki. Polis memuruna sordum ama cevap vermedi. Sadece içeri giremezsiniz dedi." Seçil başını salladı.
Arkamızda konuşan kadınların dediklerini dinlemeye başladım.
" Ali abi ve Özlem ölmüş diyorlar. Duydun mu?" Duyduğum söz ile adeta kanım dondu. O an ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Hayır ben yanlış duydum. O kadın Ali, Özlem demedi değil mi? Kendimi toparlamaya çalıştım. Bahsettiği kişiler benim annem ve babam olamazdı. Yalan söylüyorlardı ya da ben yanlış duymuştum. Seçil'e baktığımda eliyle ağzını kapattığını gördüm. O da benim gibi duyduklarına şaşırmıştı. Öfkeyle arkamı döndüm ve ailemin öldüğünü söyleyen kadının kolunu tuttum.
"Ne dedin sen?" Allah'ım ne olur yanlış duymuş olayım. Hem ağlıyor hem de cevap vermesini bekliyodum. Beni gördüğüne şaşırmış olan kadın kafasını yere eğdi. İsmini bilmesem de bu mahallede oturduğunu biliyordum.
" Öykü çok üzgünüm ama öyle söylüyolar bende bilmiyorum kızım." dediğinde onu sarstım.
" Yalan. Bu doğru değil tamam mı? " diye bağırdığım da etraftaki kalabalık bize döndü. Seçil hemen kadının kolunu bırakmam için elimi tuttu. Bunu kabul edemezdim. Ailemi kaybetmiş olamazdım. Ayaklarım beni taşıyamaz oldu ve olduğum yere diz çöktüm. Sanki o an bütün dünya durdu. Sesler, nefesim, duygularım, hayatım hayallerim hepsi buhar olup uçtu. Bu yaşadıklarım çok ağırdı.
Seçil'in sesiyle oturduğum yerden kalmaya çalıştım.Kendimi zorlayarak polislerin yanına doğru yürüdüm. Onları iterek binaya girmeye çalıştım ama iki polis buna engel oldu.
" Yalvarırım bırakın. Ailemin öldüğünü söylüyolar.Ne olur bırakın." yalvarırcasına yüzlerine baktım. Bana üzüldüklerini yüzlerindeki ifadeden anlıyordum ama hiç izin verecek gibi durmuyorlardı.Yaşlı gözlerle cevap beklediğim sırada Seçil yanıma geldi. Kolumdan tuttuktan sonra beni çekiştirmeye başladı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ağlamam her dakika daha da şiddetleniyordu.
"Öykü yalvarırım gel. Daha ne olduğunu bile bilmiyoruz. Ne olur ağlama." acınası bir halde Seçil'in yüzüne baktım. Nasıl ağlamazdım ki bu insanlar ailemin öldüğünü söylüyorlardı.
"Seçil ailemin öldüğünü söylüyorlar." dediğimde gözyaşlarım hiç durmaksızın akıyordu. Kendimi kaybediyordum.
"Kabul etmiyorum. Bunu kabul edemem. Onlar ölmüş olamaz. Seçil ne olur birşeyler yap" Seçil'de daha fazla dayanamadı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Etraftaki kalabalık acıyan gözlerle bana bakıyorlardı. Birden insanların bakışı binaya yöneldiğinde hızlıca ayağa kalktım. Onların baktığı yere baktığımda binadan elinde ceset torbasıyla çıkan üç kişiyi gördüm. Siyah bir torbanın içinde bir insanı taşıyorlardı.Elimi kalbimin üzerine koydum. O torbanın içinde sanki kalbimi taşıyorlardı. Kalbim sıkışmaya başlamıştı. Ağlamaktan puslanan gözlerimi ovuşturdum. Ardından başımı kaldırdım ve gökyüzüne doğru kafamı kaldırdım. Yüzüme düşen kar tanelerini keşke içimdeki ateşi söndürebilseydi. Usulca gözlerimi kapattım.
"Allah'ım ne olur. Ben onlarsız yaşayamam." gözyaşlarımı karışan kar taneleri yüzümden aşağıya yol çiziyordu. Seçil soğuk parmaklarıyla gözyaşlarımı silmeye başladı. Hemen etrafıma baktım. Gözlerim annemi ve babamı arıyordu. Bir ümit görürüm belki dedim ama yok. Hiçbir yerde yoklardı. Yoksa bu doğru muydu? Ailem ölmüş olabilir miydi? Bu düşünlerle boğuşurken tekrar binaya baktım. Bir ceset daha mı? O an dünyam başıma yıkıldı.
Doğru muydu? O iki kişi annem ve babam mıydı? Yanlarına doğru koşmak istiyordum.Tam koşacaktım ki birden gözlerim karardı. Sonrası mı?
Sonrası yok.
Bundan sonrası yok.
Söylenecek söz yok.
Konuşulacak kelime yok.
Benim bir ailem yok.
*************************
Gözlerimi açtığımda bembeyaz bir odadaydım. Kolumda ki serumu görünce hastahanede olduğumu anladım.Başımda ki zonklamayla elimi alnıma götürdüm. Ne olduğunu hatırlamaya çalışıyodum. Beynimin içinde sanki bir sis bulutu vardı ve ben hiçbirşey hatırlayamıyordum.Karşımda gözleri kızarmış ve şişmiş Seçil'i gördüğümde beynimi zorladım. Susuzluktan kurumuş olan boğazımı zorlayarak konuşmaya başladım.
"Bana ne oldu Seçil?"
"Öykü b-ben" hıçkırarak ağlamaya başladı. Gözlerimi kapadım.Kafam kazan gibiydi ve ben hiç birşey hatırlayamıyordum.
"Çok üzgünüm Öykü"biran afalladım. Aklıma gelen görüntülerle, bağırmaya başladım. Olanları hatırladıkça kendimi kaybediyordum. Boğazım yırtılırcasına bağırdım. Kendimi kaybetmiştim. O sırada içeriye giren birkaç hemşire sakinleşmem için beni tutuyordu. Konuştuklarını bile duyamayacak kadar kapatmıştım kendimi.Gözyaşlarım yanaklarımda kendine bir yol çizmişti ve yağmur gibi akıyordu. Avazım çıkana kadar bağırmaya başladım.
"Anneeeeeee..."
" Babaaaaaaa... "
Gözyaşlarım hiç durmaksızın akarken kendimi durduramıyordum. Şuan yarama merhem olacak, annemi ve babamı yanımda istiyordum.Çok mu şey istiyordum. Vızıltıdan ibaret duyduğum sözler arasında herkes sakin olmamı istiyordu. Bu sanki ne mümkündü. Kolumda hissettiğim sızı ile yüzümü buruşturdum. Son gördüğüm yüz tanımadığım iki hemşireye aitti. Kollarımdan tutan iki hemşire ile gözgöze geldikten sonra bedenim bir kuş kadar hafifledi. Gözyaşlarım yanaklarımdan usulca ilerlediği sırada bedenimi teslim ettim. Sakinleşmeye başlamıştım. Vücudum beni terk etmiş gibiydi. Ellerimi kollarımı hareket ettirecek halim yoktu. İçimde yanan ateş ise hala yanmaya devam ediyordu. Ben sakinleşmek istemiyordum ki. Sadece anne mi ve babamı istiyordum. Gözlerim bu yükü daha fazla taşıyamayınca kendiliğinden kapandı.
3 gün sonra...
Ailemi kaybetmiştim. Seçil hastanede yanımdan hiç ayrılmamıştı. Ve bir gün boyunca uyutulmuştum. Ailemi toprağa daha dün verdim. Onları toprağın altında bırakmak o kadar zordu ki. Eskiden yağmur yağdığı zaman camı açar toprak kokusunu içime çekerdim. Islak toprak kokusuna bayılırdım. Dünyada bu koku kadar güzel kokan birşey olduğunu düşünmezdim. Şimdi ise o kokudan nefret ediyordum.O ıslak toprağa ,bu hayatta en çok değer verdiğim ve sevdiğim iki kişiyi koymuştum. Saatler dakikalar benim için o kadar uzun geçiyordu ki.Her gün birsürü insan geliyor, "Başınız saolsun" dedikten sonra gidiyorlardı. Seçil'in annesi Neriman teyze hiç durmaksızın misafirlerle ilgileniyordu.Onların hakkını asla ödeyemezdim. Kendimi o kadar yorgun ve bitkin hissediyordum ki. Ayağa kalktıktan sonra odama doğru yürümeye başladım.
Yatağımın üzerine uzandıktan sonra olanları düşünmeye başladım. Neden, niçin niye?Aileme ne olduğunu bile bilmiyordum. Nasıl ölmüşlerdi kim yapmıştı. Bunları düşününce kafayı yiyecek gibi hissediyordum. O sırada kapının vurulma sesi geldi.
"Gel"dedim güçsüz sıkan sesimle. Boğazım o kadar kötüydü ki konuştukça canımın yandığını hissediyordum. Kapı aralandıktan sonra Seçil başını uzattı.
"Öykü yanına gelebilir miyim? " içeri gelmesi için kafamı salladım.Seçil yanıma oturduktan sonra bana sarıldı.
"Canım iyi misin?" kafamı iki yana salladım.
"İyi mi? " dedim ve dudağımı kıvırdım.
"Ölüyorum Seçil yaşarken diri diri öldüğümü, nefessiz kaldığımı hissediyorum. Ben şimdi ne yapacağım? Sanki kalbimi sökmüşler ateşe atmışlar. İçim yanıyor. Bacaklarım tutmuyor. Söylesene ben onlarsız nasıl yaşayacağım. İyi değilim Seçil hiç iyi değilim." yüzüme öylece baktı. Benim için çok üzüldüğünü biliyordum. Ellerini elimin üzerine koydu.
"Çok zor biliyorum Öykü. Ama dayanmak zorundasın. Onlar seni böyle görmeyi asla istemezlerdi. " kafamı salladım. Onlar benim üzülmemi gerçekten istemezlerdi. Gözlerimi usulca kapattıp gözümdeki yaşın yanağımdan süzülüp akmasına izin verdim. Ardından avcumun içi ile gözyaşlarımı sildim.
Seçil haklıydı. Onlar bana asla kıyamazdı. Ağladığımı belkide şuan hissedip bana kızıyorlardı. O an kendime bir söz verdim.Belki çok zor olcaktı ama toparlanacaktım. Onlar için bunu yapacaktım. Asla yıkılmayacak, kendi ayaklarım üstünde duracaktım. Hayatta olsalardı benden bunu isteyeceklerine emindim. İstediklerini yapacaktım ve başaracaktım. İçimi çektikten sonra Seçil'in gözlerinin içine baktım.
"Seçil nasıl olmuş, kim yapmış? Biliyor musun? " içini çekti. Gözlerini gözlerimden kaçırdığında bildiğini anladım. Yüzüme bakmadan konuşmaya başladı.
"Öykü aslında karakola gitmemiz gerekiyor. Senin kendine gelmeni bekledik. Hem yapan -" sustuğunda çenem titredi.
"Yakalanmış mı?" başını usulca salladı. Gözlerimi kapattım. Canım o kadar çok yanıyordu ki. Yakalanmış olması bile içimi soğutmaya yetmemişti. Cezasını çekecek düşüncesi bile yüreğimdeki yangın söndürmüyordu. Sakinleşmeye çalışarak sorularımı sıraladım.
"Kim ve neden yapmış?"
"Gittiğimizde herşeyi sana anlatacaklar." başımı salladım. Hemen ayağa kalktım. Seçil anında başını kaldırdı ve şaşkınca yüzüme baktı.
"Seçil o zaman şimdi gidelim. Ben herşeyi öğrenmek istiyorum." sesim kararlıydı.
"Emin misin? İstersen birkaç gün sonra gidelim. Hem sen biraz daha toparlanmış olursun. " hayır anlamında kafamı salladım.
"Eminim. Hadi artık gidelim. Beklemenin anlamı yok.Herşeyi öğrenmek istiyorum." Seçil beni onayladıktan sonra ayağa kalktı.
"Sen nasıl istersen."
**********************
Evden çıktığımızda buz gibi keskin soğuk yüzüme çarptı. Soğuk havaya meydan okurcasına hızlı adımlarla yola doğru yürümeye başladım. Sokaktaki kimsesizliği kendime benzetiyordum. Issız, soğuk ve kimsesiz. Tıpkı koca dünyada benim bir başıma kalmam gibi... Düşüncelerimi Seçil'in sesi bozdu.
"Hey! " Caddeden geçen bir taksiye eli ile durmasını işaret etti. Ani frenle duran taksi geri geri bize doğru yaklaştı. Hızlı adımlarla taksiye yöneldik. Taksiye bindikten sonra Seçil gideceğimiz karakolun adresini şoföre söyledi.
Başımı cama yasladım ve duyacağım şeylere kendimi hazırlamaya çalıştım.Kasvetli havaya bakarak hem düşündüm hem de ağladım. O gün o evde ne yaşanmıştı. Kim, neden ailemi benden almıştı.Bir insanın canından daha önemli olan şey neydi?Beni bir başıma bu dünyada sahipsiz bırakmaya ne hakkı vardı. Bu sorular kafamı allak bullak ederken Seçil'in sesiyle ilkildim.Beni dürttüğünde ona döndüm.
"Geldik Öykü" etrafıma baktıktan sonra başımı olumlu anlamda salladım. Derin bir nefes aldıktan sonra onu beklemeden taksiden indim. Gerçekleri bir bir duyacağım karakola baktım. Gözyaşlarım günlerdir kurumak bilmiyordu. Yanağımdan süzülen yaşlar soğuk havanın tersine sıcaktı. Elimin tersiyle burnumu çekip, gözyaşlarımı sildim. Seçil'in koluma dokunması ile sıçradım.
"Öykü istersen sonr-" lafını kestim.
"Hayır Seçil. Herşeyi öğreneceğim." dudaklarını birbirine bastırdı ve başını salladı. Seçil'i arkamda bırakıp karakolun merdivenlerinden hızla çıkmaya başladım. İçeri girdiğimde etrafıma baktım. Sağ tarafta oturan polis memurunu gördüğümde ona doğru yürüdüm. Duymam gereken herşeyi artık duymak istiyordum.
"Kolay gelsin. Yetkili biri ile görüşebilir miyim?" kafasını kaldırdıktan sonra yüzüme baktı.
"Buyrun ben yardımcı olabilirim. Hangi konuda görüşmek istiyorsunuz?" Seçil'in yanıma gelmesi ile ona baktım. Ardından tekrar polis memuruna döndüm.
"B-benim annem ve babam üç gün önce öldürüldü. Ama konu hakkında hiçbir bilgim yok." karşımdaki polis bakışlarını üzerimde gezdirdi. Bana üzülmüş müydü?
"Öncelikle başınız sağ olsun. İsminizi öğrenebilir miyim?"
"Öykü ÇETİN"
"Peki Öykü hanım anneniz ve babanızın isimleri nedir?" içimi çektim.
"Ali ve Özlem ÇETİN" isimlerini söylerken bile burnumun direği sızlamıştı. Karşımdaki polis memuru başını salladı.
"Siz burada bekleyin. Ben birazdan size haber vereceğim." başımı olumlu anlamda salladım. Ayağa kalktıktan sonra yürüdü ve koridorun sonundaki odanın kapısının önünde durdu. Kapıya vurduktan sonra içeriye girdi. Ayakta durmakta zorlandığımı hissettiğimde Seçil kolumdan tuttu. Boş olan sandalyeye beni otutturduktan sonra yanıma oturup elimi tuttu.
"Öykü iyi misin?" yüzüne baktıktan sonra cevap vermeden başımı eğdim. İki dakika geçmemişti ki odadan çıkan polis memurunu gördüm. Bize doğru geldiğini gördüğümde zorlanarak ayağa kalktım.
" Buyrun Öykü hanım amirim sizi bekliyor. "eli ile az önce çıktığı odayı gösterdi.
"Teşekkür ederim." Seçil'in yardımı ile odaya doğru yürüdüm. Kapıya vuracağım sırada koluma dokundu.
" Öykü sen içeri gir. Ben seni burada bekliyorum." onayladıktan sonra kapıya vurdum. Ardından beklemeden içeri girdim.İçeri girdiğimde masanın başında oturmuş kırklı yaşlarının sonlarında olan adama baktım.
"Geç kızım" eliyle gösterdiği masanın tam karşısında ki siyah koltuğa oturdum. Ellerimi ovuşturduktan sonra adama baktım.
"B-ben şey için-" dedikten sonra sustum. Nasıl denirdi ki, ailemin katilini öğrenmeye geldim diye. Gözyaşlarım yanaklarımı ıslatmaya başlamıştı. İçimi çektiğim sırada adam konuşmaya başladı.
"Biliyorum kızım. Şimdi anlatacaklarımı iyi dinle. Öncelikle başın sağolsun."
"Dostlar sağolsun. Sizi dinliyorum. "
"Kızım ailenin katili henüz on yedi yaşında bir delikanlı. Hırsızlık yapmak için evinize girmiş.Söylediğine göre, eve girdiğinde içeride kimse yokmuş. İşine yarar birşeyler aramaya başlamış. O sırada annen eve gelmiş. Karşısında hırsızı gördüğünde bağırmaya başlamış. Hırsız ne yapacağını bilememiş ve annenin ağzını kapatmaya çalışmış. Ama annen bağırmaya devam etmiş. O da elindeki bıçak ile anneni-" duyduğum sözler gerçek olamazdı. Gözyaşlarım yağmur gibi akıyordu. Canım anneme nasıl kıymıştı. Bana acıyan gözlerle karşımdaki adama baktım. İçimi çektikten sonra devam etmesini istedim.
"Devam edin lütfen. " kafasını salladı.
"Tam o sırada babanda annenin peşinden içeri girmiş. Elindeki poşetleri bırakamadan o katil babana da saldırmış. Ve baban da orada vefat etmiş." Bu nasıl bir dünyaydı. On yedi yaşındaki bir çocuk ailemi benden koparacak kadar nasıl duygusuz ve cani olabilirdi. Duyduklarım içimi parçalarken ağlıyordum.
" Kızım gerçekten senin için çok üzgünüm. Ama için rahat olsun ailenin katili yakalandı. Ve en ağır şekilde cezalandırılacak. " o katilin aldığı ceza umrumda bile değildi. Ailemi benden koparmıştı. Gerisinin ne önemi vardı ki?
"O zaman neden hala içim yanıyor? "
"Yaşadıkların çok ağır kızım. Ama ailen eminim ki üzüldüğünü görmek istemezdi. Benim de senin yaşlarında bir kızım var. Kendini toplamalısın ve hayatına kaldığın yerden devam etmelisin. Başka yapabileceğin hiç bir şey yok. " Hayatıma devam etmek ha. Hayat mı bıraktılar. Ailemi benden kopardılar. Ne için, para, namus, televizyon mu? Ne için kim için? Keşke her şeyimi alsalardı. Ama ailemi bana bıraksalardı. O bana yeterdi.
Kendimi toparlamaya çalıştım. Hayat bana büyük bir oyun oynadı. Ama pes etmek yok Öykü. Direneceğim ayaklarımın üstünde duracağım. Söz veriyorum anne, kızın pes etmeyecek. Söz veriyorum baba, kızın okuyacak şimdi olmasa da okuyacak. Büyük bir kız olacak. Hep mutlu olacak.
Günümüz...
1 ay tam 1 ay....
Artık daha iyiydim ve kendimi az da olsa toparlamıştım. Hala ara ara ağlıyor sonra kendimi toparlamaya çalışıyordum. Ağlamak ile elime bir şey geçeceği yoktu. Ailemden sonra okulumu dondurdum. Çünkü çalışmam gerekiyordu. Biraz çalıştıktan sonra, para biriktirip önümüzdeki sene okuluma tekrar devam edecektim. Tabi öncelikle iş bulmam gerekiyordu. Karakoldan geldiğimden beri evden dışarı çıkmamıştım. Masada oturmuş, iş ilanlarına bakıyordum. Saate baktığımda 14:53 olduğunu gördüm. Birkaç saattir hiç aralıksız ilanlara bakmıştım. Acıkmıştım ama evde yapabileceğim doğru düzgün hiç bir şey yoktu. Babamın okulum için biriktirdiği parayı o katil bulamamıştı. O para ile bir süre idare edebilirdim.
Odama geçtikten sonra dolabımdan siyah bir kot ve kırmızı boğazlı bir kazak aldım. Üzerimi giydikten sonra çantamın içinden cüzdamı aldım. Montumu aldıktan sonra evden çıktım.Havalar çok soğumuştu. Yeni yıla girmemize çok az bir zaman kalmıştı. Oyalanmadan mahalle bakkalına doğru ilerledim. Bakkala girdiğimde meymenetsiz adam beni gördü ve sırıtmaya başladı.
"Ooo kimler gelmiş. Sen yaşıyor muydun?" Karşımdaki adamdan nefret ediyordum. Ev sahibim aynı zamanda mahalle bakkaldı. Konuşmayı düşünmeden hemen istediklerimi söyledim.
"Süt, ekmek, makarna birde yağ"
"Emriniz başım üstüne, hemen veriyorum." istediklerimi tezgahın üzerine bıraktıktan sonra poşete koydu. O sırada beni incelediğini hissediyordum. Yüzüne bakmamaya çalışarak cüzdanımı açtım.
"Ne kadar? " dedim. Bir an önce şu lanet dükkandan çıkmak istiyordum.
"Senden para isteyen mi oldu gülüm. Vermesen de olur. " derin bir nefes verdim.
"Sen ne diyorsun be? Eğer bana bir daha gülüm dersen yemin olsun dükkanını ateşe veririm. " işaret parmağımı yüzüne doğru salladım. Hem korkmuş hem de çok sinirlenmiştim. Korktuğumu belli etmemeye çalıştım. Bu adam kendini ne sanıyordu?
"Parasal sıkıntı çekmiyor musun? O yüzden istemedim. Hem aramızda paranın konusu bile olmaz. Hem illaki ödeşiriz." sırıtarak yüzüme baktığında, yüzümü buruşturdum.
"Sen kim oluyorsun da benimle bu şekilde konuşuyorsun? Sana bu hakkı kim veriyor? Dükkanını başına geçirmemi istemiyorsan bir daha benimle bu şekilde konuşma. Al şu lanet paranı" Yüzüne yirmi lira attıktan sonra bakkaldan çıktım. Ben ne yapacaktım. Hızlı adımlarla eve doğru yürüdüm. Bir an önce o adamın evini boşaltmam gerekiyordu. Bunu aklımın bir köşesine yazdım. Ama bunun için önce iş bulmak zorundaydım.
*******************
Eve geldikten sonra alelacele kendime makarna yaptım. Tabağımı mutfağa götürdüğüm sırada çalan telefon ile ilkildim. Elime aldığımda yüzümde bir gülümseme oluştu çünkü arayan Seçil idi. Hiç beklemeden cevapladım.
"Alo Seçil"
"Öykü ne yapıyorsun? " gülümsedim. Onu gerçekten çok seviyordum. İyi ki hayatımdaydı. O olmasaydı ben ne yapardım? Her zaman yanımdaydı ve en kötü günlerimde yanımda olduğu için çok şanslıydım.
" Şimdi bir şeyler yedim. Sen ne yapıyorsun?"
"Bende birazdan yatacağım. Ama öncesinde sesini duymak istedim."
"İyi yaptın ama artık uyumalısın. Hem yarın sabah dersin var hadi yat yarın yine konuşuruz. "
"Tamam canım hadi iyi geceler çok öpüyorum seni" ahizeden gelen öpücük seslerini duyduğumda yüzümde tebessüm oluştu.
"İyi geceler bende seni öpüyorum. " Telefonu kapattıktan sonra saate baktım.Nerede ise gece yarısı olmuştu. Bugün zamanımın çoğunu ilanlara bakarak geçirmiştim. Uykumun geldiği hissettiğim gibi odamın yolunu tuttum.
Yatağıma yattıktan sonra başucumda duran çerçeveyi elime aldım. Ailemle mutlu günlerimizden kalan fotoğraf karesini öptükten sonra göğüsümün üzerine bastırdım. Gözlerimi kapatmadan önce onlara seslendim.
"iyi geceler anne"
" iyi geceler baba"
Bölüm sonu ☺️
"UMARIM BEĞENİRSİNİZ" ☺️
OYLAMAYI UNUTMAYALIM ☺️