32.Bölüm(Katil)

2572 Kelimeler
Medya : Öykü ÇETİN Keyifli okumalar... "Gülşah sen.." lafımı bitirmeden kahkaha attı. "Evet ben Öykü senin dostun falan değilim. Senden nefret ediyorum ve şimdi seninle hesaplaşma vakti."  başımı önüme eğdim. Bir insanın dostum dediği kişi bunu nasıl yapabilirdi . Benim ona yaptığım onca iyiliğin karşılığı bu olmamalıydı. Çaresizce yüzüne baktım ve merak ettiğim soruyu sordum. " Neden? " gözlerini kıstı ve yüzüme baktı. Sonra ellerini arkasına koydu ve etrafımda dönmeye başladı. " Senden nefret ediyorum dedim ya." gözyaşlarım akarken başımı yerden kaldırdım. "Bu ne demek Gülşah? Ben sana ne yaptım?" dediğimde, gözlerini kıstı ve suratıma baktı. "Çünkü benim yaşamak istediğim hayatı sen yaşıyorsun ve ben bundan nefret ediyorum Öykü." sonra devam etti. "Senin suçun ne biliyor musun? O restoranda hiç işe başlamayacaktın." bu dediğine öfkelendim. Kaşlarımı çattım ve avazım çıktığı kadar bağırdım. "Ben çok mu meraklıydım Gülşah? Çalışmak zorundaydım, başıma gelen onca şeyi bilmiyor musun sen? Ailemi kaybettiğimi ve çalışmak zorunda olduğumu bilmiyor musun? Neden arkamdan oyun oynadın? Ben sana evimi açtım, mutluluğumu paylaştım en önemlisi sana dostum dedim. Ben bunları hakketmedim Gülşah. "  bu dediğime sinirlenmiş olacak ki, dizlerinin üzerine önüme oturdu ve çenemi sıktı. " Bana bak kızım! Sen Uras'la aşna fişne yaparken ben annem için mücadele ettim. Eğer sen benim gerçekten dostum olsaydın, duyduğun an bana yardım ederdin. Mehmet Han SAYGIN olmasaydı şuan annem hayatta bile olmazdı. Ona bir can borçluydum ve ben herşeyi ona anlattım. " elimi elinin üzerine koydum ve çenemi kurtarmaya çalıştım. Gülşah canı mı yaksa da onun canını yakmak istemiyordum. " Ben anneni öğrendiğim gün Uras'la aramda hiç birşey yoktu. Nasıl bunu isteyebilirdim ondan? Ben gururumu ayaklar altına aldım ve senin işte kalmanı sağladım. Senin için daha ne yapabilirdim? "  öfkesi gitgide daha da artıyordu. Çenemi bıraktıktan sonra ayağa kalktı. "Yalan söyleme Öykü. Herkes farkındaydı Uras'ın seni sevdiğinin, boşuna beni kandırma. Eğer isteseydin beklemezdin. Ya ben senden nefret ederken sırf annem için umut olabilirsin diye onca zaman sana katlandım." dediğinde  fütursuzca ağlamaya başladım.Ben Gülşah'a güvenmiştim. Onun benim hakkımda böyle düşünmesi canımı yakıyordu. En güvendiğimiz insanın yaşattığı hayal kırıklığı ne kadar da zormuş. Gülşah'a güvenmiştim ve güvenmiştim kelimesinin içinde binlerce hayal kırıklığım vardı. Burnumu çektiğim sırada Gülşah bağırarak konuşmaya devam etti. "Anlamıyorum ya Uras sende ne buluyor. Sürekli ağlıyorsun ve sürekli iyisin. Sıkılmıyor musun bu yapmacık hareketlerden?"  ellerimden destek aldım ve ayağa kalktım. Gözyaşlarımı sildikten sonra Gülşah'ın karşısına dikildim. "Ben yapmacık falan değilim. Eğer yapmacık bir insan arıyorsan aynaya bak Gülşah şimdi defol git odadan ve beni yalnız bırak." dediğimde kahkaha attı. " Kızım burası Uras'ın evi değil ve ben de Uras'ın adamı değilim. Bana emir veremezsin."  dalga geçer gibi suratına baktım. "Biliyor musun Gülşah?Birisine çok güvendiğinde iki şey olurmuş. Ya ömür boyu bir dost kazanırmışsın, ya da hayat boyu bir ders, ve sen Gülşah  hayat boyu benim dersim olacaksın. Her aklıma sen geldiğinde insanlara birkez daha güvenmemem gerektiğini anlayacağım. Senden nefret ediyorum ve bunun bedelini ben buradan kurtulduğum gün ödeyeceksiniz. Sende o şerefsiz patronunda ödeyecek. " dediğimde gözlerini kıstı ve yüzüme baktı. "Buradan kurtulmayı düşünüyorsan yanılıyorsun." gözlerini gözlerimden hiç ayırmadı. Ne yaptığını anlamadan pantolonunun belinden bir silah çıkardı. Silahı gördüğümde ağzım açık yüzüne baktım. Bana doğru doğrultmuştu ki geri geri birkaç adım attım. "Buradan kurtuluş yok bayan gerizekalı. Seni geberteceğim ve seni geberttiğimden kimsenin haberi olmayacak. Senin arkadaşın olarak Uras'ın yanında olacağım merak etme."  dedikten sonra iğrenç bir kahkaha attı. Ben ise korkudan ne yapacağımı bilmiyordum. Sonra devam etti. "Hem bakarsın Uras'la yakınlaşırız ve ona seni unuttururum."  başımı iki yana salladım. "Sen Uras'ı mı seviyors-" tetiği çekmesiyle sustum.  Korkuyordum. "Hayır aptal tabi ki sevmiyorum. İkinizden de nefret ediyorum. Ama ben parayı seviyorum. Zenginliği seviyorum. Kısacası senin yaşadığın hayatı seviyorum ve istiyorum. Anlayabiliyor musun?" Ne demem gerekiyordu bilmiyordum. Bir insan bu kadar kötü olabilir miydi? Para ne ki bu kadar çok istiyordu? "Sen sanıyor musun ki bana zarar verirsen Uras seni yaşatır.Bu istediğin şey asla gerçek olmaz. Uras benden başkasını sevmez." dedikten sonra hıçkırarak ağlamaya başladım. O sırada kapı tekmeyle açıldı. Gülşah panikle kenara çekildi ve elindeki silahı önce Mehmet Han 'a sonra yine bana çevirdi. " Sen ne yaptığını sanıyorsun Gülşah? Hemen indir o elindeki silahı. "  Mehmet Han SAYGIN bana doğru yaklaşınca bir el silah sesi geldi. Mehmet Han hemen olduğu yerde kaldı. Gülşah havaya ateş etmişti. Şakası yok gibiydi. Bunu odada ki herkes anlamıştı. Korkarak yüzüne bakmıştım ki sinsice gülmeye başladı. " Ne o patron? Seninde bu gerizekalıdan kurtulmak istediğini düşünüyordum." Mehmet Han' ın işareti ile yanında ki adamıda Gülşah'a silahını doğrulttu. Mehmet Han sinirli bir şekilde cevap verdi. "Saçmalama ben senden öyle birşey istemedim. Sadece Burcu gelene kadar yanımızda kalacak. Ona zarar vermene izin vermem Gülşah. Hadi indir o elindekini." "Sen kendin göndermedin mi beni patron? Şimdi ne oldu?" "Seni gerizekalı. Öykü'yü öldürürsen seni de, beni de yaşatmazlar. Beni  Uras' la uğraştırma." korkuyla Mehmet Han'a baktım. Bana zarar vermesinden korktuğunu yüzündeki ifadeden anlayabiliyordum. Bir anda ne olduğunu anlayamadan Gülşah arkadan boynuma sarıldı ve alnıma silahı dayadı. Çığlık atmaya ve kendimi kurtarmaya çalıştığım sırada Mehmet Han bana yaklaştı. Gülşah bağırarak konuştu. " Yaklaşma yoksa gebertirim." başını sallayan Mehmet Han birkaç adım geri gitti. Bende korkudan debelenmeyi bıraktım. "Senin amacını anladım. Sen Burcu'ya kavuşamamaktan korktuğun için böyle yapıyorsun.Yoksa senin amacın Öykü'yü korumak falan değil."  Mehmet Han' a baktım. Sanırım haklıydı. Gülşah' ın boynuma sardığı kolunu tuttum. "Bırak beni Gülşah" diye öfkeyle bağırdım. Alnımdaki silahı biraz daha bastırdığında dişlerimi sıktım. "Kes sesini Öykü" dediğinde Mehmet Han'a baktım. Ellerini kaldırdı ve sakince konuştu. "Tamam sakin ol Gülşah. Şimdi bana ne istediğini söyle ve delice birşey yapma." Mehmet Han'ın bu söylediğine Gülşah kahkaha attı. Mehmet Han SAYGIN ciddi anlamda panik yapması beni şaşırtmıştı. "Ne mi istiyorum? Beni de birinin sevmesini istiyorum. Sıkıntı çekmemek istiyorum. Parasızlıktan yoruldum, çok param olsun istiyorum. Ve deli gibi beni seven bir adam olsun istiyorum." sustuktan sonra silahı biraz daha bastırdı. Bunların suçlusu olarak beni görmesi çok garipti. Sonra devam etti. "Bu gerizekalı eğer benim salondan çıkmama sebep olmasaydı. Tarif ettiğim gibi birini bulmuştum. Hatta neredeyse ayarlamıştım, ama bu geldi ve elimden son şansın uçup gitmesine sebep oldu. Kısacası bunun yüzünden hayatım altüst oldu. Hayallerimi çaldı ve benim istediğim hayatı yaşamaya başladı." sustu sonra devam etti. " Bir de marifetmiş gibi geldi ve bana Uras'ın onun ne kadar sevdiğini ve yaşadığı hayatı anlattı. Aslında o gün onu gebertmem gerekiyordu ama Burcu 'yu gördüğümde şoke oldum. Bilerek sana haber verdim patron. Senin Öykü' yü kaçıracağını tahmin edebiliyordum."  acılı gözlerle Mehmet Han'a baktım. " Şimdi ben Öykü'yü öldürsem Uras benden değil senden şüphelenir. Kusura bakma patroncum bu iş, senin üzerine kalacak üzgünüm. " dedikten sonra tetiğe parmağını koydu. Korkuyla gözlerimi kapattım. Ne olduğunu anlamadan duyduğum silah sesiyle yere düştüm. Mehmet Han SAYGIN'ın sesini duyduğumda gözlerimi açtım. " İyi misin? " diye sorduğunda heryerime baktım, acı hissetmiyordum. Bu işte bir tuhaflık vardı. Başımı çevirdiğimde Gülşah'ı  kanlar içerisinde gördüm. Çığlık attıktan sonra şoka girdim olduğum yerde titremeye başladım. Mehmet Han kollarımdan tuttu ve yatağın üzerine oturmamı sağladı. Gözlerimi biran olsun Gülşahtan ayıramıyordum. Bu yaşadıklarım gerçek olamazdı. Sonra boğuk bir ses duyuyordum. "Korkma"  diyen Mehmet Han'a bakamıyordum bile. İçinde vicdan olmayan kişi arkadan oyun oynardı ve benim arkamdan oyun oynayan Gülşah başından vurulmuş, kanlar içerisinde yerde yatıyordu. Silah sesleri duymaya başladığımda kendimi yere attım ve duvar dibine oturduktan sonra bacaklarımı kendime  çektim. Ellerimle kulaklarımı kapattım ve başımı eğdim. "Abi geldiler. Burdan çıkman lazım." kafamı kaldırmıyordum ama bu ses başkasına aitti. Sonra Mehmet Han'ın sesini duydum. "Kızı al çabuk"  der demez kolumdan çekilmeye başladım. Onlarla gitmemek için tepindiğim sırada Mehmet Han 'ın sesini duydum. "Öykü ayağa kalk yoksa seni de öldürürüm." dediğinde suratına baktım. Beni hala zorlayan adamın elinden kurtulmaya çalıştım. Çığlık çığlığa bağırıyordum ki. Silah sesleri daha da yakından gelmeye başladığında beni çekiştiren adam bıraktı. "Abi zamanımız yok, yaklaştılar hadi burdan çıkmamız lazım." dediğinde Mehmet Han'a baktım. Parmağını yüzüme doğru salladıktan sonra istemeyerek  de olsa odadan çıktı. Kendimi kaybetmiş gibi çığlık atmaya devam ettim. Hemen duvarın dibine tekrar çöktüm sonra Gülşah'a bakmaya devam ettim. URAS TÜRKOĞLU Depoda olduklarını öğrendikten sonra yüzlerce adamımla oraya gittim. Önüme gelen herkesi hiç acımadan öldürdüm ve deponun içine girdim. "ÖYKÜ" diye avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Tek tek heryeri aramaya başladım. Hiçbir yerde yoktu ve ben kafayı yemek üzereydim. Yanıma koşarak Emir geldiğinde öfkeyle suratına baktım. "Abi SAYGIN arka kapıdan kaçmış. Bizimkileri aramaları için gönderdim ama çoktan kaçmış.Sanırım  Öykü Hanım da yanındadır." dediğinde öfkeyle duvara vurmaya başladım. Yetişememiştim ve o şerefsiz Öykü'yü başka biryere götürmüştü. "Öykü' yü bulacaksın Emir" diye bağırmaya başladım. Emir sessizce başını salladı. O sırada duyduğum hıçkırık sesiyle Emir'e döndüm. "Abi Öykü Hanım? " dediğinde koşarak sesin geldiği koridorun sonundaki odaya doğru koştum.  Kapıyı ittirdiğimde korkudan duvar dibine sokulan Öykü'yü gördüm.Çaresizliğini ve korkusunu gördüğüm an yüreğimde ki alevler arttı. Mavi gözleri ağlamaktan koyulaşmıştı. Gözleri ve çevresi kıpkırmızı olmuştu. İşte tam bu yüzden kaçmak istemiştim. Ne var ki kaçtıkça daha çok ona çekilmiştim. Benim geldiğimi hala farketmemişti. Baktığı yöne kafamı çevirdiğimde başından vurulmuş yerde yatan Gülşah' ı gördüm. Hemen koşarak Öykü'nün yanına gittim ve başını göğsüme koydum. Bu yaşadıkları onun için çok ağırdı. Korkudan titreyen bedenini kollarımın arasına alıp saçlarından öpmeye başladım. "Geldim güzelim korkma. Hepsi geçecek" tepki vermiyordu. Öykü şoktaydı ve hala beni farketmemişti. Saçlarından öptükten sonra kokusunu içime çektim. "Öykü beni duyuyor musun?" diye sordum ve birkaç saniye cevap vermesini bekledim.Cevap vermediğinde, göğsümden başını uzaklaştırdım ve gözlerimin içene bakması için, kollarından tuttum ve salladım. Sadece titriyordu ve yerde yatan Gülşah'tan gözlerini ayırmıyordu. Ona zarar vermek istemiyordum ama buna mecburdum.Elimi kaldırdım ve tokat attım. Biran afalladı ve yüzüme baktı.  Ardından hıçkırık sesiyle karışık ağlamaya başladı. Hemen boynuma sarıldı. "Uras" dedikten sonra ağlaması daha da şiddetlendi. "Geldim güzelim. Kurtardım seni hadi artık ağlama."  birkaç saniye sonra sesi kesildi. Tekrar kendimden uzaklaştırmaya çalıştım ama kendinde değil gibiydi. Hemen Öykü'yü kucağıma aldım. Hızlı adımlarla depodan çıktım ve Öykü'yü arabaya taşıdım. Emir' e onun kullanmasını söyledikten sonra kucağımda Öykü ile arka koltuğa oturdum. "Emir çabuk doktoru ara acil eve gelsin" Emir arabayı çalıştırdıktan sonra telefonunu çıkardı. Doktora haber verirken bende hasret kaldığım yüzü incelemeye başladım. Dudağında kurumuş olan kanıyla yarasını görünce elimi yumruk yaptım. Bunun hesabını soracaktım. Alnında ve çenesinde ise hafif bir morluk vardı. Parmaklarımı yaranın üzerine koydum. Dokunduğum an Öykü acıyla yüzünü buruşturunca hemen elimi deri çektim. Onun acısını sanki yüreğimin en içinde hissediyordum. "Geçicek hepsi geçicek bitanem." dedim. Onu bu halde görmek boğazımda bir yumru oluşmasına neden olmuştu. Bunu ona reva gören SAYGIN'nın cezasını kendi ellerimle kesecektim. Kollarımdaki Öykü'yü kendime doğru çektim. Ne kadar da özlemiştim ona sarılmayı, alnından öptükten sonra boyun girintime başını yasladım. Dakikalarca ona sarıldım. Yarım saat sonra eve geldiğimizde doktor bizi kapıda karşıladı. Öykü kucağımda yarı baygın yatıyordu. Hemen onu odaya taşıdım ve yatağın üzerine yavaşça bıraktım. Bu oda Öykü ile doluyordu. Onsuz bu odanın da, bu evinde hatta bu hayatında anlamı yoktu. Onun yeri benim yanımdan başka biryer olamazdı. Öykü'nün saçlarını geriye doğru attıktan sonra doktora döndüm. "Ne gerekiyorsa hemen yap doktor çabuk ol!" kafasını sallayan doktor hemen Öykü'ye müdahale etmeye başladı. Onu yalnız bırakmayı hiç istemesemde odadan çıktım. Hemen aşağı indim ve bahçeye çıktım. Emir, kapıya çıkar çıkmaz yanıma koştu. "Herkes buraya gelsin." diye bağırdığımda adamlar koşarak yanıma geldi ve önümde durdular.Gözlerimi kıstım ve  tek tek yüzlerine baktıktan sonra parmağımı salladım. "Gözünüzü dört açın, evin çevresinde kuş bile uçmayacak. Eğer bir sorun çıkarsa hepinizi öldürürüm! Anladınız mı?" diye bağırdım. Başlarını tamam anlamında sallayan adamlara öfkeyle baktıktan sonra Öykü'nün yanına gitmek için eve geri döndüm. Hızlıca yukarı çıktım ve odaya girdim. İçeri girdiğimde doktor Öykü' ye serum takıyordu. Yavaşça yanına yaklaştım ve saçlarına dokundum. Benim birşey sormama gerek kalmadan doktor konuşmaya başladı. "Efendim korkulacak hiç birşey yok." gözlerimi ondan ayırmadan, başımı salladım. " Ne zaman uyanacak?" diye sordum. "Sanırım birkaç gündür birşey yememiş.Bünyesi çok zayıf düşmüş. Bende uyuması için iğne yaptım.  Birkaç saat içinde uyanacaktır efendim." başımla onayladım. Dinlenmesi onun için iyi olacaktı. "İşin bittiyse dışarı çık." "Bitti efendim. Geçmiş olsun Uras bey, bu arada burada yazan ilaçları almanız gerekiyor. Birkaç gün halsizliği ve baş ağrısı olabilir. Bunun için vitamin ve ağrı kesici yazdım. Bir de yüzünde ki yara ve morluklar için krem yazdım." elindeki kağıda baktım. "Kapıdaki adamlara ver hemen alsınlar." yüzüme bakmadan başıyla beni onayladı sonra da odadan çıktı. Vakit kaybetmeden Öykü'ye döndüm. Öykü'nün üzerinde Ali' ye ait olduğunu düşündüğüm kıyafetleri gördüğümde gözlerimi kapattım. Uyanınca bunun hesabını soracaktım ona. Hemen komodinin üzerinde duran telefonu elime aldım. Mutfağı aradıktan sonra Burcu'nun odaya gelmesini söyledim ve telefonu kapattım. Birkaç dakika sonra kapıya vuruldu. "Gel" dedikten sonra Burcu içeri girdi. Bu olanlardan haberi yoktu. Öykü'ye acıyan gözlerle baktıktan sonra bana baktı ve başını eğdi. İstemsizce ona öfkeliydim. Öykü' nün başına gelen herşey onun yüzündendi. Öfkeme yenik düşmemek için hemen konuştum. "Öykü' nün üzerini değiştir. Beş dakikan var çabuk ol." dedikten sonra odadan çıktım. Çalışma odasına geçtikten sonra Emir 'i aradım ve çalışma odasına gelmesini söyledim. Kafamı toplamam ve bir karar vermem gerekiyordu. Kapının vurulma sesiyle Emir içeri girdi.  Hiç beklemeden konuşmaya başladım. "Burcu yurdışına gidecek Emir.Evini al, işini kur ne gerekiyorsa yap. Artık çevremde olmasını istemiyorum." dediğimde Emir şaşkınca yüzüme baktı. "Abi emin misin? Yurdışında da olsa onu koruyacak biri olmaz. Ya SAYGIN onu orada bulursa?" diye bana sorduğunda öfkeyle bağırdım. "Onun yüzünden Öykü'den olacaktım Emir. Kimse Öykü kadar değerli değil benim gözümde. Aylardır koruduk işte yeter." "Abi bana sorarsan yapma. Kıza onu koruyacağına dair söz verdin." dediğinde ters bir şekilde Emir' in suratına baktım. "Sen bana akıl mı veriyorsun Emir?" başını olumsuzca salladı. "Estağfurullah Abi. Sana akıl vermek ne haddime. Ama Burcu için endişe ediyorum." tek kaşımı kaldırdım. "Ne demek o?" "Abi yanlış anlama öyle birşey yok. SAYGIN, Öykü Hanımı kaçıracak kadar takıntılı, eğer biz bıraktıktan sonra başına bir hal gelirse üzülürüm." başımı salladım. Emir haklıydı ve ben bu durumdan nefret etmiştim. Burcu 'nun Öykü' nün çevresinde olmasını istemiyordum. " Allah kahretsin. Ne yapacağız o zaman? " diye bağırdım ve sorarcasına yüzüne baktım. " Bilmiyorum Abi. Sen daha iyisini bilirsin. " dediğinde parmağımı yüzüne doğru salladım. "En iyisi o şerefsizi gebertmek. Hala adamlardan ses yok mu?" başını olumsuzca salladı. "Yok abi. Heryerde arıyorlar yakında bulurlar." öfkeyle soludum. "Bir bulmasınlar ben hepsine sorarım." Emir başını önüne eğdi. Aklımdaki diğer soruyu sordum. "Şu Öykü'nün arkadaşı, onu araştırdın mı? Ne yapıyormuş orada?" "Araştırıyorum Abi. En geç yarına haber gelir."  dedi. Başımı tamam anlamında salladım. "Ben odaydayım. Kimse beni rahatsız etmesin Emir. " "Tamam abi" Öykü' nün yanına gitmek için çalışma odasından çıktım. Odaya girdiğimde Öykü'nün üzeri değiştirilmişti. Burcu' ya dışarı çıkması için işaret yaptıktan sonra Öykü'nün yanına oturdum. Elini elimin içine aldıktan sonra elini öptüm. "Hadi aç o güzel gözlerini, konuş artık benimle Öykü." elini birdaha öptükten sonra yüzüne doğru eğildim ve dudağının kenarından öptüm. "Özledim kokunu, özledim bakışını, özledim seni deliler gibi özledim Öykü" dedikten sonra yüzüne baktım. Öykü'yü saatlerce izleyebilirdim. Öyle de yaptım. Hiç bıkmadan dakikalarca onu izledim. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Günlerdir uyumamıştım sanırım yorgunluğumun sebebi buydu. Ellerimi saçlarımın arasından geçirdim. Sanırım soğuk bir duş iyi gelecekti. Öykü' nün alnından öptükten sonra banyoya doğru gittim. On dakika sonra banyodan çıktım. Çıkar çıkmaz Öykü'ye  baktım ama hala uyuyordu. Hızlıca giyinme odasına gittim ve üzerimi giyinmeye başladım. Altıma eşofmanımı giymiştim ki Öykü' nün bağırma sesiyle odaya koştum. Korkuyla Öykü'ye baktım. Beni karşısında gören Öykü önce afalladı sonra kendi bedenini yatakta geri geri çekmeye başladı. Benden kaçmış mıydı? "Bana yaklaşma!" dediğinde şaşkınca yüzüne baktım. Yüzündeki korku ifadesi beni de korkutuyordu.Sesimi kısık tutarak cevap verdim. "Öykü benim Uras"  başını iki yana salladı. "Sakın yaklaşma" dediğinde yüzüne baktım. Yavaşça elimi uzattım. Ağır adımlarla yanına yaklaşmaya başladım. "Artık yanımdasın. Sana kimse zarar veremeyecek güzelim. Korkma yanına geleceğim tamam mı?"  hızla yataktan kalktı ve balkona koştu. "Öykü ne yapıyorsun?" diye bağırdım. Öykü'nün hali beni  korkutmaya başlamıştı. Gözyaşlarıyla bağırmaya başladı. "Herkes katil, hepiniz katilsiniz. Beni de öldüreceksiniz." Bölüm sonu ☺️ Umarım beğenirsiniz Oylamayı unutmayalım
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE