Üst dudağımı ısırıp bakışlarımı ondan kaçırdım, iltifat alınca biraz utanmıştım.
"Utandın mı, minik kedi?" Diye sırıttığında omuz silkip yoluma devam ettim. Beş dakikanın sonunda gelmiştik. Durduğumuzda hızla telefonumu çıkarıp Mete'ye konum attım. Bir saate gelirdi herhalde. Poyraz'ın arkadaşı Sinem biraz geç kalacaktı. Arabadan inip Poyraz'ın yanına bagaja doğru gittim. Bir sürü eşya vardı, çadırlara doğru uzandığımda Poyraz'ın sesiyle durdum.
"Sen bırak, ben taşırım." dediğinde tebessüm belirdi dudaklarımda.
"Hayır yardım edeceğim.” dedim ve alabildiğim kadar şey alıp inleyerek kaldırdım, çok ağırdı be!
"Kızım elli kilo bir şeysin zaten, nasıl taşıyacaksın?" Dediğinde onu takmadım ve elime aldığım şeyleri zorlukla kaldırıp yürümeye çalıştım. Poyraz başını iki yana sallayarak geri kalan şeyleri aldı ve sahile doğru indik.
"Çok ağır" diye söylendiğimde Poyraz elimdekileri alıp kuma koydu, rahatlamıştım.
"Dedim taşıma diye" söylendiğinde ona bakıp omuz silktim.
"Hadi kuralım çadırları!" dedim heyecanla. Hiç çadır kurmamıştım ve merak ediyordum.
"Kurabilecek misin?" Diye bana dönüp tek kaşını kaldırdı.
"Tabiki de!” Mavi çadırı alıp biraz ileriye gittim. Poyraz da o ara diğer iki çadırı aldı.
Başlayalım bakalım.
On beş dakikanın sonunda Poyraz iki çadırı kurmuştu, ben ise hala uğraşıyordum. Hayır bir o üste çıkıyor bir ben!
"Çadırla bu kadar fantezi yeter.” Niye kıskandın mı? Kendi kendime göz devirip çadırı Poyraz'a bıraktım. Şu kamp sandalyelerinden almıştı dört tane, onları kurdum hızlıca. Aldıklarımızı bir yere istifleyip alkolleri soğutucuya koydum. İşlerimiz bittiğinde sandalyelere kurulup birer bira açtık.
"Her şeyi biz yaptık, Mete nerede?" Diye söylendiğinde telefonumu kontrol ettim.
"On beş dakikaya burdaymış" dediğimde başını salladı.
Araba sesi duyduğumda heyecanla başımı arkaya çevirdim, Mete gelmişti. Ellerimi çırpıp sandalyeden kalktım ve hızla arabaya doğru koştum. Mete arabadan inip bana baktığında kocaman gülümsedi. Daha hızlı koşup kollarımı açtım ve boynuna atladım. Elleri belimi bulurken kahkaha atıp döndürdü.
"Seni çok özledim Mete!" Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi.
"Ben de çok özledim Lalin!" diyerek daha da sıkı sarıldı. Poyraz şu an umrumda bile değildi. Geri çekilip gözlerime baktı.
"İyisin değil mi?" Dediğinde başımı salladım usulca.
"İyiyim merak etme.” Burukça gülümsedi. Arkamdan adım sesleri duyduğumda Poyraz'ın bize doğru yürüdüğünü fark ettim. Arkama döndüğümde yüzü gerilmiş, dudakları düz bir çizgi haline gelmiş Poyraz'ı gördüm. Mete bir iki adım öne atarak Poyraz'a baktı ve elini uzattı.
"Mete ben" dediğinde Poyraz Mete'nin gözlerine sertçe bakıp elini uzattı ve tokalaştı.
"Poyraz" Sesi de bakışları kadar sertti. Ortamda elle tutulur bir gerginlik vardı. Şirince sırıtıp ikisinin de kollarına girdim ve yürümeye başladım.
"Eminim çok iyi anlaşacaksınız!” İkiside bana 'tabi tabi..' bakışı atmıştı ama olsun.
"Hazırlamışsınız her şeyi, kusura bakma güzelim annemleri yolcu ettim de geç kaldım" Mete güzelim dediğinde Poyraz çenesini sıkıp bana baktı, ben de bakışlarımla sakin ol dedim. Evet bakışarak anlaşabiliyorduk.
"Sorun değil, annenler nasıl iyiler mi?" Diye sordum.
"İyiler merak etme" Başımı sallayıp sandalyeye kuruldum. Poyraz yanıma, Mete karşıma oturmuştu.
"Kaç gün kalacağız?" Dedi Mete ikimize bakarak. Poyraz omuz silktiğinde göz devirip Mete'ye döndüm.
"Birkaç gün kalırız" Göz ucuyla Poyraz'a baktım. Bir şey demeden birasını içiyordu. Gergindi, bu kamp düşündüğümden de zor olacaktı.
Bir saattir Mete'yle sohbet ediyorduk, eskilerden konuşup kahkaha atıyorduk. Poyraz sadece bizi dinliyor, ağzını açmıyordu.
"Peki benim marketin camına yapışmam?" Dediğimde Mete kahkahalara boğulmuştu. Çok rezil bir insandım.
"Gerizekalı ya! Çıkıştan girmeye çalışırsak böyle olur!” Kahkaha atıp karnımı tuttum, fazla gülmüştüm. Bir araba sesi daha duyduğumuzda bakışlarımızı arkaya çevirdik, Sinem gelmişti.
Poyraz ayağa kalkıp arabaya yöneldiğinde Mete'ye döndüm.
"Kim gelecekti başka?" Dediğinde sırıttım.
"Poyraz'ın bir arkadaşı, sen yalnız kalma diye"
"Gerek yoktu." dediğinde omuz silktim. İkimizde ayağa kalkıp arabaya yöneldik. Sinem arabadan çıkıp Poyraz'a sarıldığında bir şey hissetmedim.
Tamam, belki biraz. Az önce aynısını ben yapmıştım sonuçta bir şey deme hakkım yoktu, demezdim de zaten! Sinem kahverengi saçlı, kahverengi gözlü bir kızdı. Biraz minyondu, fiziği güzeldi. Şöyle bir baktım da, gerçekten güzel bir kızdı…
"Çok özlemişim seni!" dediğini duydum Sinem'in.
Sarılmaları bittiğinde Sinem gülümseyerek bana yöneldi.
"Merhaba, sen Lalin olmalısın!” Dedi sevecen sesiyle. Gülümseyip uzattığı eli sıktım.
"Memnun oldum Sinem." dediğimde gülümseyip Mete'ye döndü. Gözleri hafif irileşirken kendini hızlıca toparlayıp elini uzattı.
"Sinem"
"Mete" dedi elini sıkarak. Mete de onu süzüyordu, beğenmişti. Ayak üstü biraz sohbet edip sandalyelere oturduk. Hava serinlemişti, akşam sahil kenarı çok soğuk oluyordu.
"Sabaha karşı donacağız" dedim ellerimi kollarıma sürterek.
"Üşüdün mü?" Dedi Poyraz bana bakıp. Başımı sallayıp gözlerine baktım. Ayağa kalkıp ateş yakmak üzere getirdiği odunları sandalyelerin ortasına dizdi. Mete ona yardım etti ve ateş yaktılar. Poyraz tekrar yanıma oturduğunda gülümsedim.
"Teşekkür ederim"
"Hasta olma." Hala gergindi sanırım. Gergin olunacak bir şey yoktu ki! O benim çocukluk arkadaşımdı. Şimdiye kadar aramızda bir şey olmadı, ben evlendikten sonra olacak sanki!
Mete ve Sinem koyu bir sohbete dalmış gülüşüyorlardı. Mete bana döndüğünde dikkatimi ona verdim.
"Gitarımı getirdim" Sevinçle ellerimi çırptım. Mete çok güzel gitar çalardı.
"Poyraz çok güzel çalıp şarkı söyler!" Sinem bunu dediğinde şaşırmıştım, bilmiyordum. İlk tanıştığımızda 'Ben Poyraz' dediğinde içimden bir şey çok güzel şarkı söyleyebileceğini söylemişti…Haklıymışım. Poyraz'a evliydik ama hakkında bildiğim çok az şey vardı, huzursuz hissetmiştim.
"Sinem" dedi Poyraz uyarır sesiyle.
"Ya ne olacak, ne güzel beraberiz. Söyle işte!" dediğinde Poyraz onu takmayarak denize çevirdi gözlerini. Açıkçası sesini duymayı çok istiyordum. Poyraz'a dönüp ona eğildim.
"Söylesene.” Şirince gülümsediğimde gözleri gözlerimi buldu. Yeşilleri çok güzel görünüyordu.
"Hiç havamda değilim." dediğinde dudak büzdüm.
"Hadi ama, merak ediyorum!" dediğinde oflayıp başını salladı.
"Ben gitarı alıp geleyim." dedi Mete ayağa kalkarak. Sevinmiştim, şarkı söyleyecekti. Mete elinde gitarıyla döndüğünde Poyraz'a uzatıp yerine geçti. Poyraz bir iki ayar yaptıktan sonra gitarı dizine koydu. Eline gitar gerçekten çok yakışıyordu. Dizlerimi kendime çekip kollarımı doladım ve dikkatle onu izlemeye başladım. Heyecanlanmıştım.
“Anlamam nedenini üzmüşler bebeğimi ah, ah
Tam yüzüne dalmışken çizmiş kendi resmini ah, ah…
N'olursun kaç kurtar kendini bu diyardan, yâr
Güneş'i ararken peşini bırakmaz Ay, Ay
Sar, bu şehri en başından yak
İyice yak
Kim der ki bu rüyadan uyan?
Ona uzan…”
Öyle güzel ki sesi, çalışı. Büyülenmiş bir şekilde ona bakıyordum. Gözleri benden bir saniye ayrılmazken kalbimde ki kıpırtılara engel olamıyordum.
“Ne yalnızlık ne hüzün, bu gecenin gündüzü var, var
Sanma ki ölümsüzüm, bu şehrin duvarları dar, dar…
N'olursun kaç kurtar kendini bu diyardan, yâr
Güneş'i ararken peşini bırakmaz Ay, Ay
Sar, bu şehri başından yak
İyice yak
Kim der ki bu rüyadan uyan?
Ona uzan…”