AMARE | 13

1320 Kelimeler
Bu hissettiğim neydi bilmiyordum.. Gözleri gözlerimden bir saniye ayrılmıyordu. Dudaklarında ufak bir tebessüm vardı. Siyaha çalan saçları uzamış, alnına dökülmüştü birkaç tutam, gözlerinin yeşilliği kalbimi hızlandırıyordu. Çok yakışıklı bir adamdı, çok güçlüydü. Sanki kimse bana zarar veremeyecekmiş gibi hissediyordum o benim yanımdayken. Sevgi yoktu aramızda, farkındaydım. Bunlar aşk değildi, aşk çok farklı bir şeydi. Mahkumduk birbirimize, alışmaya çalışıyorduk. Ama yine de aramızda garip bir çekim vardı. Kocamdı, bunu kabullenmiştim. Ve içimden bir ses nedense bu iş açığa çıktığında Poyraz'ın yanımda olup beni savunacağını, kalbimi kırmalarına bir daha izin vermeyeceğini söylüyordu. Gözlerimi ondan ayırmıyordum, kaç dakika olduğunu bile bilmiyordum. Öylece dalmışım yeşillerine, zaman durmuş sanki. Poyraz ayağa kalkarak yanıma geldiğinde başımı yukarı çevirdim. "Lalin, gelsene." Dediğinde usulca başımı sallayıp ayağa kalktım, elimi tuttu. Kalbim hızla atmaya başlamıştı elimi tuttuğunda. Ufacık bir temastı oysa ki. Beni kamp alanından biraz uzağa doğru çekiştirdiğinde ikiletmeyip onu takip ettim. Sahil boyunca yürümüştük biraz, etrafımız ağaçlıktı. Elini belime koyup beni kendisine çektiğinde irileşmiş gözlerimle ona baktım. Sıkıca tutuyordu beni. "Öyle bakma bana" Dedi fısıltıyla. Ay ışığının vurduğu yüzü öyle güzel görünüyordu ki… Usulca yaklaşmıştı dudaklarıma, kalbim atmayı bırakmıştı sanki. Önce nefesini hissettim dudaklarımda, sonra da dudaklarını. Şefkatle öpüyordu dudakları dudaklarımı. Heyecanım bin kat daha arttı. Titreyen ellerim göğsüne gidip tişörtünü sıktığında elleri belime daha da sarıldı. Karşılık vermeye çalışıyordum, titrerken zor oluyordu. Alt dudağım dudaklarının arasındaydı, ayaklarımıza dalgalar çarpıyordu, rüzgar esiyordu yavaştan, yapraklar hışırdıyordu. Öyle huzur buldum ki bi anda, gitti bütün üzüntüm, yaşanmışlığım. Sadece Poyraz oldu hayatımda. Yavaşça geri çekilip gözlerime baktı. Koyulaşmamıştı yeşilleri, parlıyordu. "Çok değişik bir his" dedi fısıldayarak, daha da heyecanlandım. "Ne içindi bu?" Dedim tebessüm ederek. Alnını alnıma dayadı. "Öyle güzel baktığın için" dediğinde uzanıp burnunun ucundan öptüm, içimden gelmişti. "Koca gözlü!" dedi sırıtarak. Kaşlarım çatılmıştı bu sözüyle. "Hiçte bile" dediğimde uzanıp öpücük kondurdu dudaklarıma. Elimi tutup kamp alanına doğru yöneldiğinde aklıma gelen şeytani fikirle sırıttım. Elini bıraktığımda Poyraz dönüp bana baktı. Ayağımla suya tekme atarak onu ıslatmaya başladım. "Siktir, Lalin yapma!” diye geri çekilmeye çalıştı. Kahkaha atıp daha da su atmaya çalıştım. "Güzelim yapma!" dediğinde kıkırdayıp bir kere daha su attım. "Gel lan buraya!" dediğinde kahkaha atıp arkamı dönüp koşmaya başladım. Poyraz arkamda gel buraya diye bağırıyor ben de arkama bakmadan koşuyordum. Mutluluk bütün vücudumu ele geçirmişti. Çok sürmemişti tabi, yakalamıştı hemen. Kucağına aldığında çığlık atıp kollarımı boynuna doladım. "Hak ettin sen bunu" diyerek denize yöneldiğinde ahtapot gibi yapıştım göğsüne. "Ya tamam atma ne olur, çok soğuk" dediğimde atar gibi yapıp tuttu. "Sen bana acımadın!” dediğinde masumca baktım yüzüne. "Sen bana acı" dedim kirpiklerimin altından bakarak.Tek kaşını kaldırıp bana baktı. "Koca gözlerinin beni ikna edeceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun." dediğinde kollarımı boynuna daha da doladım. "Hmm, o zaman farklı bir şey deneyeyim?" Dedim cilve yaparak. Yaklaşıp dudaklarımı dudaklarına sürttüğümde belimde ki eli daha da sıktı belimi. "Atarım bak" dediğinde sırıtarak alt dudağını dişlerimin arasına aldım. "Hıhım" dedim sinsice. Dilimi dudağına değdirdiğimde dişlerini sıktı. "Lalin, atarım bak" "Bence atamazs- amınakoyim!" Cümlemi bitirmeden suyu boylamıştım, şuradan bir çıkayım görürsün sen Poyraz! Ağzıma burnuma su girmişti, genzim yanıyordu. Zorlukla sudan çıkıp yüzüme gelen saçları geri attım. Kahkaha atıyordu pislik! "Sana inanamıyorum!" dedim sinirle. "Lalin çok güzel yapıştın suya!" Hala gülüyordu! "Biraz daha ağzını açarsan mideni de göreceğim hayırlısıyla" diyerek bir iki adım attım suyun içinde, üşüyordum. "Gel tamam kızma.” dediğinde gözlerimi kısıp sudan çıktım. Bizim romantikliğimiz de bu kadar olurdu işte! Kamp alanına doğru yöneldiğimde hala konuşuyordu. "Of, hasta olacaksın!” "Şimdi mi aklına geldi?" Dedim dişlerimin arasından. "Gel hadi üstünü değiştirelim.” "Değiştiririm ben" dedim, kamp alanına gelmiştik zaten. "Ne oldu?" Dedi Mete şaşkınlıkla. "Şu pisliğe sor" dedim sinirle ve çadırıma girdim. Poyraz girmeye çalıştı ama onu gönderip valizi açtım. İç çamaşırlarımı giyip siyah sweatimi ve siyah şortumu geçirdim hızlıca üstüme. Beyaz kaktüslü çoraplarımı giyip beyaz ayakkabılarımı giydim ve saçlarımı taramaya başladım. Saçlarımı zorlukla taradıktan sonra çadırdan çıktım ve ateşin başına geçip oturdum. "İyi misin güzelim?" Dedi Poyraz bana bakarak. Sinirim geçmişti, başımı salladım. Poyraz ayağa kalkıp sandalyeyi çekiştirerek ateşe yaklaştırdı ve yanıma oturdu. Ellerimi ateşe tuttum. Sinem ve Mete hala sohbet ediyorlardı. "Su almayı unutmuşum.” dedi Poyraz bana bakıp. "Yakınlarda market falan var mı?" Dedim. "Evet, gel beraber gidip alalım." dediğinde başımı sallayıp ayağa kalktım. "Biz su alıp geleceğiz, dikkat edin." dedi Poyraz. Sinem başını salladı ve bana bakıp gülümsedi. İyi bir kıza benziyordu açıkçası. Ben de ona gülümsedim ve kamp alanından uzaklaşıp arabaya yöneldik. "Güzelim üşüyor musun?" Dedi Poyraz. "Yok hayır, iyiyim" yanıma yaklaşıp saçlarımı tuttu. "Malım ben ya!" dedi söylenerek. "Bir şey olmaz merak etme" dedim gülümseyerek. Beni düşünmesi hoşuma gitmişti. Arabaya bindiğimizde Poyraz direkt klimayı açtı. Dizlerimi kendime çekip kolumu çeneme yasladım. Poyraz arabayı çalıştırıp kamp alanından uzaklaşırken yan gözle beni izliyordu. "Bazen öküz gibi davrandığımı biliyorum" dedi sessizce. Başımı yana çevirip ona baktım, gözü yoldaydı. "Ama sana zarar verecek bir şey yapmam. Kimsenin zarar vermesine de izin vermem" dedi cümlesini bitirerek. "Biliyorum" dedim fısıldayarak, biliyordum ama onun ağzından duyduğumda daha da anlamlı gelmişti. Dayanamadım ve ona yaklaşıp yanağına ufak bir öpücük kondurdum. Öyle bir gülümsemişti ki, kalbimdeki tüm buzlar erimişti sanki. On dakikanın sonunda markete gelmiştik, on dakikamız bakışarak geçmişti. İnip markete girdik ve yürümeye başladık. "Canın bir şey istiyor mu bebeğim?" dediğinde ona bakıp gülümsedim ve başımı hayır anlamında salladım. "Abur cubur?" Diye sırıttığında dudaklarımı yaladım, canım çekmişti. Önüme dönerek raflara bakmaya başladım. "Demek sen de abur cub-" cümlemi kesen şey o şerefsizi görmemdi. Ali. Beni aldatan o şerefsiz. Öfke bütün vücuduma hızla yayılırken yumruklarımı sıktım. "Lalin, ne oldu?" Dedi Poyraz, cevap veremedim. Gözlerim Ali de kitlenmişti. O da beni fark etmişti. Gözlerini benden ayırmıyordu. Poyraz'ın kolundan tutup gidecekken Ali bize doğru yürümeye başladı. Bakışları bir ben de bir de Poyraz'daydı. "Lalin" dedi bana dönerek. Sinirle yüzümü buruşturdum. Hala ne diye benimle konuşuyordu? "Neden açmadın telefonumu?" Dediğinde hayretle ona baktım. "Ne açacağım senin telefonunu be! Bir sene geçmiş üzerinden hala gelmiş neden açmadın telefonumu diyorsun?” "Güzelim sana anlatacaktım…” dediğinde Poyraz Ali'yi tutup bir anda rafa yapıştırdı. Gözlerim irileşirken Poyraz'ın kolundan tutup çekiştirmeye çalışıyordum, ama kitlenmişti. Elleri Ali'nin yakasında, neredeyse siyaha dönmüş gözleri Ali'deydi. Çenesini sıkıyordu. "O güzelim diyen ağzını sikerim senin!" Diye bağırdığında irkilerek gözlerimi kapattım. Gerçekten sinirlenmişti. "Sana ne oluyor be?" Dedi Ali gözlerini kısarak. "Sana üç saniye veriyorum, şerefinle arkanı dönüp siktir git. Yoksa üç kuruşluk şerefini sikip eline vereceğim" dedi ve rafa sertçe itip ellerini çekti. Keskin bakışları bana döndüğünde yürü diye işaret verdi ve bana yöneldi. İkiletmedim, korkmuştum. Çok sinirli görünüyordu. Arkamı dönüp yürümeye başladığımda Poyraz elini sırtıma koydu. "Elbet tekrar benim olacaksın Lalin!" Eceline susamış bu! Poyraz olduğu yerde durup sinirle derin bir nefes aldı. "Poyraz hadi gidelim" dedim sessizce. "Seni bu şerefsizin eline bırakacağımı sanıyorsan çok yanılıyorsun." İşte şimdi dayağı gerçekten hak etmişti. Poyraz sırıtarak dilini ısırdı. Elini sırtımdan çekti ve yavaşça arkasına döndü. Ali durmuş Poyraz'a aptal aptal sırıtıyordu. "Seni uyardım" dedi ve Ali'ye doğru hızla yürüdü. Ali ne olduğunu anlamadan yüzüne inen yumrukla yere düşmüştü. Elimle ağzımı kapatarak yanlarına doğru koştum, ne yapabilirdim onu bile bilmiyordum. "Poyraz, Poyraz hadi gidelim ne olur!" Diye onu çekiştiriyordum ama Nuh diyor peygamber demiyordu. Ardı ardına yumruk atıyordu. Ali'nin kaşı patlamıştı ve dudağı kanıyordu. "Bana bak, seni Lalin'in yanında görürsem, onunla konuşursan, onunla aynı havayı dahi solursan senin gelmişini geçmişini sikerim, duydun mu beni lan!" Diye kükrediğinde Ali zorlukla başını salladı. Poyraz’ı ilk defa bu kadar küfür ederken görüyordum. "Aptal herif" diye tıslayıp ayağa kalktı. Bana baktığında yüzünde ki sinirli ifade biraz yumuşamıştı. "Korkma güzelim" dedi ve elimi tutup kendisine çekti. Kalbim hala hızlı atıyordu, korkmuştum. Sıcacık dudaklarını alnıma bastırdığında yüzümde bir tebessüm oluştu. Hiçbir şeyi umursamadım o an, ne yerde kanlar içinde yatan Ali'yi, ne bize bakan müşterileri.. Sadece o oldu o an, o ve alnımda ki dudakları. Poyraz değişik bir adamdı, bana bazen kötü davransa da kimsenin bana kötü davranmasına izin vermezdi. Kimsenin bana yaklaşmasına da izin vermezdi, kıskanırdı. Değişikti işte, anlamıyordum. Ama hoşuma gidiyordu bu halleri, onun yanında bütün Dünya karşımda olsa bile korkmazdım. Bilirdim beni bırakmayacağını.Ne ara bu kadar güvendim bilmiyordum, güvenmiştim işte. Pişman da değildim, umarım hiçbir zaman da olmazdım...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE