4. BÖLÜM

2539 Kelimeler
Savaş bir haftadır olduğu gibi mekanında bir rakı masasında oturarak dalıyor, o günü tekrar ve tekrar kendine hatırlatıyordu. Yine ve yine kendini rakıda buluyordu. Yine ve yine kaybettiğini rakılarla uğurluyordu. Babası ile oturduğu ilk rakı sofrasında babasının kendisine dediği söz aklında çınladı bir an için. "Vazgeçtiklerimize içilmez, kaybettiklerimize içilir..." Gökhan sessizce yanına oturdu ve Galata'nın iki sokak aşağısında genellikle çocuklarla takıldıkları mekanın duvarına yazılan bir yazıyı söyledi. Fazlasıyla göze çarpan bir yazıydı. "Özlemek için Nazım var, Mavi için Edip, Rakı için, Can Yücel, Sevmek için Ahmet Arif... Bazen özledim diyemezsin Ben Nazım okuyorum, Sen ne yapıyorsun?" "Bazen Ahmet Arif okuyorum, Bazen Nazım, şimdi ise Can Yücel..." dedi sessizce elinde ki rakı bardağına bakarak. Bir yetmişlik devirmişti neredeyse... Gökhan dostuna baktı. "Ben ne yaptım Gökhan?"diye usulca sordu. Artık ağlamıyordu. İçinde ki acı o gün ki gibi yanarken, artık o gün ki gibi göz yaşı dökmüyordu yer yüzüne... Daha çok içine akıtıyordu yaşlarını... Sessizleşmişti Savaş. Zaten yıllardır sessizdi ama iyice kabuğuna çekilmişti bir haftadır. Sabah çok geç saatlerde kalkıyor, geceleri çok geç bir saatte kendini rakıya feda etmiş bir şekilde eve geri dönüyordu. "Sen uzakta kalmayı tercih ettin kardeşim. Uzaktan bakmayı... Uzaktan sevmeyi..." "Doğru. Ben onun gözlerine uzaktan sahip oldum, ellerini hep uzaktan tuttum, yüzüne hep uzaktan güldüm... Eli elime değmedi yıllarca ama ben onu ta en içimde hissettim. Gözlerim gözlerine sevgilim diye değmedi ama ben kalbimden hep seni seviyorum diye seslendim." Dalgın bir şekilde tekrar içindekileri anlattı bir rakı sofrasında. "Git. Çık karşısına... Tekrar ve tekrar söyle. Bıktıracak kadar, usandırana kadar... Kalbinden geçeni söyle" Savaş kendi kendine güldü. "O gitti Gökhan." Diye sessizce mırıldandı. "Artık Etmez. Kabul etmez kardeşim. Neden biliyor musun sevdiğim kız bana acı çektirmek istiyor. Yıllarca onunla dost kaldım ben! Yıllar boyu onunla dost kalarak en büyük acıyı yaşadım zaten! Ama bu ona yetmedi. Acımı görmedi, acı çekmemi istedi. Zaten acı benim yoldaşım olmuşken, sevdiğim bunu görmezden geldi..." Bardağında son kalan yudumu içen Savaş kadehini tekrar dolduracakken Gökhan engelledi. "Hadi kardeşim seni evine götürelim."deyip elini omzuna atıp ona destek oldu yürüyebilmesi için. **** Savaş öğleden sonra dışarı çıktığında mahallenin içinde başı yerde, kendini dışarı kapatmış yavaşça kendi yolunda yürüyordu. Çevredeki esnaflar selam verse de görmemiş ya da duymamıştı. Bir hafta olduğu gibi çevrede ki insanlarda Savaş'ın bu halinin farkındaydı ama ne olduklarını bilmiyorlardı. Çünkü Savaş her mahalleden geçtiğinde tanıdığı, samimi olduğu esnaflarla selamlaşır, sohbet ederdi. Ama şimdi tüm dünyadan soyutlanmıştı. Ritüel haline getirdiği gibi sokaklarda aylak bir şekilde dolaştı. Nefes aldı, nefes verdi. Tekrar ve tekrar içinden ağladı. Aklında her defasında yaptığı gibi kendini suçladı. Bir mazoşist gibi kendine acı çektiriyordu. İçinde yanan ateşi sürekli büyütüyordu. Sessiz kalışını düşündü önce... Uzaktan sevmek hem kendisini hem de onu yaralamıştı. Miniğini yaraladığını görmemişti sanmıştı ki uzaktan sevmek en iyisi. Onu üzmem sanmıştı. Sonra korkmuştu. Onlar dostlardı. Çocukluklarından tut lise yıllarına kadar, en iyi, en yakın arkadaşlardı belki de... Arkadaşlığını da kaybederim deyip susmuştu. Ama şu sözü unutmuştu "Erkek dediğin korkak olmaz!" Sonra aklına Aslı geldi. Tekrar lanetler etti kendine. Sadece sevdiğinin kendisinden uzak kalmasının tek yönünün bu olduğunu sanmıştı. Ne kadarda yanılmıştı. Oturduğu bir banka. Sessizce göz gezdirdi. Ne yapıyordu. Akşam olmasını bekliyordu. Tekrar mekana gidecek tekrar bir yetmişlik devirecekdi. Ve daha fazlasını. Miniğini düşündü. Aldığı bilgilere göre şu an odasından çıkmıyordu. Her gün ağladığını... Konuşmadığını... "Neden bu haldeyiz?" Diye sordu kendine. Bazen bu olanlara anlam veremiyordu. Sadece geçmişe gitmek istiyordu. Kalbine Umut'un düştüğü ilk güne gitmek. Yada vazgeçtiği ilk güne... O zamana gidip, kendine sıkı bir yumruk atmak istiyordu. Kendine gel demek istiyordu. Onu sonsuza kadar kaybedeceksin demek istiyordu. Kolunda ki saate baktı. Akşam olmasına üç saat vardı. Usulca ayaklandı Savaş. Belki de kendini bugün rakıya değil, biraya teslim etmeliydi. ****** Umut bir haftadır olduğu gibi dışa doğru olan pencerenin kenarında oturmuş dışarıyı izliyordu kızarmış ve şiş gözlerle. Didem kapının kenarına yaşlanmış arkadaşına bakıyordu. Normal diye düşündü Didem. Yılların yorgunluğu, acısı, üzüntüsü... Hepsini bu bir haftada çıkarmıştı Umut. Elinde ki telefonla kızlara mesaj attı. "Pencerenin kenarından ayrılmıyor. Kahvaltı bile yapmadı." Fulya anında cevap vermişti. " Bu böyle nereye kada devam edecek. İkiside perişanlar. Savaş her akşam sarhoş, Umut her akşam iki gözü iki çeşme." "İkisi de acı çekiyor. Gerçekleri bildikleri halde." Diye yazmıştı Çağla. Sıla "Zaten gerçekleri bildiklerinden böyle acı çekiyorlar. Her şey gün yüzüne çıktı. Verdikleri uğraşlar, korkuları, aşkları... Yapmadıkları... Yapamadıkları... Şu an bunlar için bu acılar çekiliyor." Dedi. Elif ise "Ben Savaş'a anlam veremiyorum. Geçen haftaya kadar içimde 'hep ya sevmiyorsa' diye geçiyordu. Yani düşünsenize sen birini seviyorsun ama aklına başka birini sokuyorsun. Elin başka birinin elini tutuyor. Sizce bu ne kadar mantıklı?" "Aşkta mantık arandığını kim ne zaman söyledi güzelim?" Diye yazdı Didem. "Buraya gelin. Yine bir şekilde aklını meşgul etmeye çalışalım." "Bırak Didem. Bizim yapacağımız bir şey yok artık ortada." Diyen Elif'in sözüne şaşırdı Didem. Kızlar Elif'in haklı olduğuna dair mesajlar atarken Didem bu sefer kaşlarını çattı. "Nasıl bir şey yok? Farkındaysanız bizler onun arkadaşıyız! Ona böyle bir günde destek çıkmalıyız. Onu böylece kendi haline bırakalım da ağlaya ağlaya kendisini bitirmesini mi bekleyelim?" "Didem! Umut’un yalnız kalmaya ihtiyacı var. Bizim görevimiz birbirlerine karşı olan itiraflarına kadardı. İçlerinden geçen, kalplerinden geçenlere bizler karışamayız. İçlerinde yaptıkları mahkemede söz hakkımız yok. Sadece uzaktan izlemekle mükellefiz. Dahası yok." Diye anlatmaya çalıştı Fulya. Didem derin bir nefes alıp "Tanrım."diye mırıldandı sinirle. Her ne kadar bir şeyler yapmak istese de kızlar haklıydı. Bundan sonrası ona yasaktı. Sınırdı. Ama şunu söylemeden gidemeyecekti. "Eğer şu an kalbin, aklın, bedenin onun yanında olmak istiyorsa, acı çektirme onlara Umut." Umut arkadaşını duymuştu ama ses etmemişti. Didem arkasını dönüp gidecekken Umut anlattı kendini. "Yoruldum Didem. Paramparçayım. Kalbim, beynim yorgun. Ne dediklerini duyamayacak kadar sağırım artık onlara." "Güçlü insanlar, pes etmezler Umut. Savaşırlar sonuna kadar. Yorgun olsalar bile devam ederler. Güçlü insanlar sağlam gösterir kendini. Kırılmamış gösterir. Sen paramparça da olsan, yok da olsan güçlüysen sağlam göstereceksin kendini dünyaya." Umut arkadaşının sözlerini duydu duydu ama emin değildi. Kalbi kırgındı. Kalbi kırıktı. O kırıkların arasından kan akıyor, canını yakıyordu. Her ne kadar aşkı ile tamir etmeye çalışsa da engel olamıyordu yorgunluğuna da, kırgınlıklarına da, paramparça oluşuna da. Bir yanı ona sadece sarılmak istiyordu. Seni seviyorum dediği andan beri sadece sarılmak... Diğer yanı ise sövmek istiyordu. Bu zamana kadar yaşadığı acılar için sövmek istiyordu. Aslında Umut güvenmiyordu. Savaş'ın aşkına güvenmiyordu. Savaş’a güvenmiyordu. Onu seviyordu ama güveni yoktu artık. Önceden hem güveni, hem de gönlü vardı. Ama bu bir haftadır geriye sadece sevgisi kalmıştı elinde. Güveni olmayınca da sevgi pek bir işe yaramıyordu sanki. Yıllar önce yaşadığı o Ası olayına bir çok kez intikam almak istemişti. Bir çok kez Savaş'ın karşısına gerçek edindiği bir sevgili ile çıkmak istemişti. Onun yaptığı gibi, elini tutmak, Savaş’ın gözleri önünde ona sarılmak istemişti. Ama sonra sevgisi baskın gelmişti intikamına. İntikam iyi bir şey değildi. Kötüydü. Kötü hissettirirdi. İnsanı içten içe yerdi. Umut’da sevdasına karşı koyamadığı için unutmayı seçmişti. Unutmak iyiydi. Daha iyi gelmişti. Ama Savaş yine her zaman ki gibi Umut’un kalbini kan revan edip o kızı hatırlatmıştı. Unutmak için verdiği emekleri sadece tek bir kelime ile çöpe atmıştı. Zamanında Umut kendini savaşacak kadar güçlü hissediyordu. Her şey ile herkes ile savaşacak kadar güçlü. Ama sadece dakikalar içerisinde Umut’un gücü tükenmiş, yorulmuştu. "Canımı yakan şeyler var. Boğazımda düğümlenen bir hıçkırık var. Ne kadar yutkunursam yutkunayım hep orada. Canımı yakarak, mazoşist bir şekilde yutkunduğum şeyler bunlar... Hiç bitmeyen, hiç geçemeyen şeyler var." ****** Savaş elinde ki biraları alıp sahilin kumsal kısmına doğru ilerlemeye başladı. Ayakkabısının içine dolan onu rahatsız eden kumlara inat daha da bata çıka yürümeye başladı. Daha içmeden sarhoştu. Aşk sarhoşuydu. Acı sarhoşu... Akşamın karanlığında oturdu yıldızlara bakarak. Saatler süren yolculuktan sonra geldiği bu yer merkezden biraz daha uzak kalarak eşsiz bir gökyüzü manzarası sunuyordu kendisine... Eline biralardan birini alıp açtı. Yıldızlara doğru kaldırdı. Dolunay selam verircesine parlıyordu. "Çok sevenlere... Çok sevilenlere..." Yudumladı birer birer. Tekrar düşündü. Tekrar acılar çektirdi. Tekrar gözyaşı döktü içine... Bazen gelecek beklediğin gibi gelişmiyordu, boktan hem de siktiri boktan şeyler olurdu. Lanetler ederdin. Sen hayattan bazı şeyler alırdın, o senden bazı şeyler alırdı aldıklarına inat. Zamanını bilmezdin orası ayrı. Sadece hayatın senden alacakları şeyleri merakla beklerdin. Ümit ederdin en sevdiğin şeyleri almasın diye. Ama ümit etmek yetmiyordu. İstemek lazımdı çok istemek. Bunun için uğraş vermek gerekti belki de. "Ulan ben senden neyini aldım ki sen benden sevdamı aldın be?" "Elbet bir şey çalmışsın ki senden sevdanı çalmış bu kahpe hayat evlat." Savaş yan tarafından gelen sese baktı. Saçı başı birbirine girmiş bir adam yanında oturuyordu. Üstü başı yırtık, evsizin tekiydi belli ki. Savaş gözlerini kısıp sordu. "Senden ne çaldı?" Adam gözlerini yıldızlara dikti. "Kadınımı."diye fısıldadı sessizce geceye karşı. "Desene ikimiz de aynı dertten muzdaribiz." Adam omzunu silkip " Belki."dedi. Sonra işaret parmağı ile Savaş'ın elinde ki birayı gösterip "İçebilir miyim? Diye sordu. Savaş güldü. "Rakı sofrasında Gökhan, burada da sen eşlik et bakalım bana."deyip uzattı. "İsmin ne?" "Bilmiyorum." Dedi adam. Aslında dikkatli bakıldığında yaşlı değildi. Adam belki kırkbeş yaşında ya da elli yaşındaydı. Belki daha az... "İsmini bilmiyor musun?" Diye sordu Savaş kaşlarını çatarak. "Bilmiyorum dedim ya! Bana en son kadınım seslendi ismimle... Daha da kimse söylemedi adımı ondan başka." "Kadının seni terk mi etti?" "Senin kadının seni terk mi etti?" "Ben onu bıraktım. Ben uzaktan sevdiğini yaşayanlardandım. Uzakta kalmayı tercih eden biri nasıl tek edilir ki..." "Kadınım beni asla terk etmez." Savaş kaşları ile adamı işaret edip "Etmiş belli ki baksana şu haline." Biradan bir adam içiyor bir Savaş içiyordu. Yavaşça tüketiyorlardı, kanlarına karıştırıyorlardı. Adam kaşlarını çatıp "Çok sinir bozucusun. Kadının seni terk etmekte haklıymış." Dedi. Bu sefer Savaş kaşlarını çattı. "Ben ona hiç sahip olamadım dedim ya! Ben uzakta kaldım onu kaybettim. Çok sinir bozucusun!" "Her gece, bir sahilde dolaşırım. Kadınım yanımdayken çok güzel bir evimiz vardı. Onun güneş gibi doğduğu, içini sımsıcak yaptığı bir evimiz. O zaman da kadınım nerede ben oradaydım. Şimdi de öyle. Kadınım nerede ben orada." "Kadının nerede o zaman?" "Benim kadınım engin deniz şimdi. Adı gibi deniz oldu. Her bir parçacığında kadınımı buluyorum, her ciğerlerime dolan kokuda kadınımı kokluyorum." "Üzgünüm." Diye mırıldandı. Adam bakışlarını geldiğinden beri ilk defa Savaş’a çevirdi belki de. "Senin kadının nerede?" "Benim kadınım yanı başımda. Her gün doğuşunda, her orman kokusunda... Elimi uzatsam tutacağım kadar yakınımdayken... Artık elimi dahi uzatsam tutamayacağım kadar uzakta belki de." "Gitti mi?" Savaş güldü. "Gitti. Seviyorum dedim acı çek dedi. Seviyorum dedim, ağla dedi. Seviyorum dedim gitti." "Yazık olmuş. Yaşamamışsın kadınını. Oysa ben yıllar boyu yaşadım onu. Hala yaşıyorum. Yaşayacağım..." "Şanslısın. Hayat elinden almış ama hala onu yaşıyorsun. Şanslısın." "Sende şanslısın. Hayat, kadınına tam sahip olmadıysa sen benden daha şanslısın." Savaş adamın gözlerine baktı. "Gözlerin dalgalı. Deniz gibi." Adam ilk defa güldü. "Kadınım gibi." Adam bu sefer Savaş'a baktı. "Gözlerin derin. Orman gibi." Savaş güldü. "Kadınım gibi." "Öğrendin artık." "Öğrendim. Ona sahip olamasam da, o benim kadınım. Hayat elimden alsa da o benim kadınım. O benden gitse de o benim kadınım." "Çünkü senin kalbin artık kadının." Diye mırıldandı Adam. "Çünkü yıllardır benim kalbim kadınım." "Git ona!" "Gelmez!" "Git ona evlat." "Gelmez be babam. Hata yaptım çok hatalar." "Hatalar insanı olgunlaştırır. Sen onun kalbini kırdın, ancak ve ancak sen düzeltirsin." "Tekrar kırarsam." "Tekrar düzeltirsin." Savaş kaşlarını çattı. "Kalp bu nasıl her defasında kırıp düzelteyim" "O zaman neden tekrar kırarsam diye soruyorsun?" Savaş sessizliğe gömüldü, aynı yanında oturan Adam gibi. "Git artık kadınına, beni de kadınımla baş başa bırak." Savaş tebessüm etti yanında duran diğer birayı adama verdi. Adam, Savaş'ın elinden alıp "Eyvallah."dedi. Hakk'ın yasak ettiğini Hakk'la kabul ettik diyen insanlardık. İki adamın da yüzünde hafif bir tebessüm... Savaş ayaklandı usulca arkasını döndü bir kaç adım attı. Başını kaldırdı onu gördü. Kadınını! Savaş bir adım attı, kadını bir adım attı. Savaşiki adım attı, Umut iki adım attı. Savaş koştu, miniği koştu. Ta ki karşı karşıya gelene kadar. "Sana güvenmiyorum!" "Tekrar güvenmeni sağlarım!" "Zor güvenirim. Yıkıldı bir kere!" "Çabalarım! Yılmam! Güvenini kazanmak için her şeyi yaparım." "Neden gelmedin Savaş?" "Korktum umudum. Peki sen niye gittin?" "Yanlış. Ben hiç gitmedim Savaş.. Sen hiç gelmedin." Savaş usulca başını salladı. "Doğru, ben gelmedim. Ama şimdi geldim. Sana diyeceğim iki şey var. Sana yalvarıyorum. Ve seni çok seviyorum." Savaş'ın gözünden bir damla yaş düştü. O yaş düştü, Umut öldü. O yaş düştü Umut sözlerinden pişmanlık duydu. "Özür dilerim."deli ağlayarak. Savaş Umut’un gözlerinden akan yaşları sildi. "Kurban olayım ağlama!"dedi. Ama bunu derken bile Savaş'ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu aynı Umut gibi. "Ağla dedim, acı çek dedim. Ben nasıl dedim bunları sana Savaş. Ben değildim sanki. Sadece onlar kırgınlıklarımdı. Kalbimde ki kırıklarımdı Savaş." "Biliyorum güzelim. Bana izin ver o kırıkları tamir edeyim. Kendi ellerimle açtığım o yaraları iyileştireyim. İzin ver bana." Umut sevdiği gözlere baktı ve usulca fısıldadı. "İstemediğim şeyler yaşandı. İstemediğim şeyler gördüm. İstemediğim şeyler yaşattın bana. Ama ben yine seni istedim Savaş. Sadece seni. Kırgınlıklarıma inat, ruhuma batan kırıklarıma inat. Sadece seni istiyorum ben." Savaş iki eliyle miniğinin yanaklarını kavradı ve alnını alnına yasladı. "Kurban olayım söyle. Yalvarıyorum söyle kadınım! Duymaya, hissetmeye ihtiyacım var!" "Seni seviyorum." İşte o an Savaş ruhunu teslim etti. Hakk'a şükretti bu anı yaşattığı için, hayata teşekkür etti kadınını geri verdiği için. Savaş’ın sıcak dudakları kadınının alnını buldu. Gözlerinden yaşlar süzülerek öptü usulca ve mırıldandı. "Hakk ve kullar şahidim. Yıldızlar ve ay şahidim. Gökyüzüne eşlik eden Deniz şahidim olsun ki helalimsin Umut. Kadınımsın! Benimsin!" "Hakk ve kullar şahidim. Yıldızlar ve ay şahidim. Gökyüzüne eşlik eden Deniz şahidim olsun ki helalimsin Savaş. Erkeğimsin! Benimsin!" ****** Adam usulca kavuşanlara baktı. Güldü. Kadere inat güldü. Acılarına inat güldü. Üzerinde ki ince yer yer yırtılmış ceketin iç cebinde ki fotoğrafa uzandı. Genç, güzeller güzeli bir kadın ve yakışıklı, yağız bir delikanlı birbirlerine bakıyorken çekilen bir fotoğraf. Aşk dolu bakışları çeken yer yer yırtılmış bir fotoğraf. Katlanmış eskimiş bir fotoğraf... Elinde ki kağıt parçası her ne kadar eski gözükse de aradan geçen sadece yedi yıllık bir süreçti oysa. Adamın aklında ise sadece bir kaç saat önce yaşanmış bir süreçti. Her anını, her dakikasını tekrar ve tekrar canlandırıyordu adam. Unutmamak için. Fotoğrafın arkasını çevirdi. -Deniz&Tarık...- 'Onlar artık sonsuza kadar mutlu kervanındalar...' Deniz'inin el yazısının üstünden geçti parmak uçları. Tarık'ın gözünden bir damla yaş düştü. "Sonsuza kadar mutlu..." Fotoğrafta ki Denizini öptü. Tekrardan kalbinin üstünde yer alan cebine yerleştirdi nazik bir şekilde. Fotoğrafa zarar vermekten korkarcasına... Oturduğu yerden kalktı Tarık. Bakışları gecenin karanlığıyla savaşan, karanlık denize baktı. Bugün biraz hırçındı sanki. Kadını kendisine mi kızgındı? Anlamış mıydı? "Kavuşmayalım artık kadınım? Özlemedin mi erkeğini?" Deniz sanki dalgalarını bu soru üzerine daha da hırçınlaştırdı. Derdini anlatmak istiyordu ama adam artık anlamayacak durumdaydı. Bir adım attı. "Özledim seni" Bir adım daha attı. "Aşığım sana!" Bir adım daha attı. "Sana sarılmak istiyorum." Bir adım daha attı ve denizi teninde hissetmeye başladı. Dalgalar üzerine doğru vuruyordu. "Sende kaybolmak istiyorum." Dedi. Bir adım attı. "Derinliklerinde kaybolmak istiyorum kadınım." Deniz neredeyse dizlerine geliyordu artık. "Kokuna bulanmak istiyorum." "Seni istiyorum kadınım." "Seni hissetmek istiyorum." "Eskisi gibi..." "Sana kavuşmak istiyorum artık kadınım" Deniz artık çenesindeydi. Deniz sanki inadına onu geriye itmek istiyordu. Dalgaları yüzüne her vurdukça geriye götürmeye çalışıyordu. Ama denizin bilmediği bir şey vardı, yüzüne vuran her dalga da daha çok nefesi kesiliyor ve kadınına daha çok yaklaşıyordu. Sadece tek bir adım ve sonra kadınına kavuşacaktı. "Seni seviyorum... Kadınım..." ****** Savaş bir an için arkasını döndü. O karanlıkta denizin içinde kaybolan adamın kafasını gördü sadece. O an sadece denize doğru koştu ama aşık tarafı onu son adım da durdurdu. Anlıyordu ve bir şey yapamıyordu. Savaş kadınına kavuştu. Adam kadınına kavuştu. Bu gece bu Hakk, kullar, yıldızlar ve ay... Gökyüzü ve Deniz aşıkların sevdalarına şahitlik etti. Her iki adam da kadınlarına kavuşmanın huzurunu kalplerinde hissetti. Tarık da, Savaş'ta tamamlandılar bu gece...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE