5. BÖLÜM

2059 Kelimeler
Cemal Süreyya 'Peki ya sizin hiç fotoğrafını açıp yüzünü en ince ayrıntısına kadar incelediğiniz biri oldu mu?'diye sormuş. Umut arkasında ki adamın yüzünü en ince ayrıntısına kadar ezberlemişti. Kendisine ait olan fotoğrafları başucunda ki çekmecesinde, defterinin arasında saklıyordu. Saatlerce bıkmadan gülen yüzüne baktığını bilirdi. En küçük benine kadar ezberlemek isterdi.. Mesela sol gözünün altındaki beni iyi bilirdi Umut. Göz kapağının üstünde de vardı bir tane. Bir de sağ tarafında sakallarının üstünde vardı iki tane beni. Boynunda kulağının altında vardı bir adette. Sol yanağında gülerken oluşan büyük bir gamzesi vardı. Sakalları gizlerdi o gamzeyi. Gözleri gülerken farklı bakardı. Daha parlak olurdu mavileri. Daha açık bir renge bürünürdü. Turkuaz rengi gibi... Sanırım turkuaz rengini bu yüzden çok seviyordum. Sinirlendiğinde ise lacivert'e dönerdi. Koyulaşırdı. Kaşlarının ortasında iki derin çizgi oluşurdu. Dişlerini çoğunlukta sıkardı. Bunun farkında bile olmazdı çoğu zaman. Bu yüzden de sık sık diş ağrısı çektiğini bilirdim. Çocukken sokakta oynadığı bir oyun yüzünden alnı yarılmıştı. Çok belli olmasa da dikkatli bakıldığında belli oluyordu atılan dikişler. O izi hiç bir zaman sevmiyordu. Nedeni ise alnını buruşturduğunda herkeste oluşan çizgiler onda oluşmazdı. Çocukken bunu sinir bozucu bulurdu. Çok kez o üç dört çizgiyi elleri ile oluşturmaya çalıştığına şahit olmuştum. Umut bu adamı sahip olmadan ezberlemişti. Çayı şekersiz içerdi, kahve ise çok az içtiğini görürdü. Sınırlıdır kahve içişi... O da sütlü ve şekersiz. Tam çay tiryakisiydi yani. Çay tiryakiliğinin yanında bir de sigara tiryakiliği vardı. Çayın yanında mutlaka eşlik ettiği sigarası. Yanından bir saniye bile ayırmazdı. Kimseden çakmak istediğini görmemişti bu zamana kadar. Çakmağı her daim yanında bulundururdu. Kıyafetleri her zaman temizdi. Çamurlu bir yolda yürürken dikkatli yürür çamur sıçramamasına dikkat ederdi. Temizliğe büyük önem verirdi. Annesine olan düşkünlüğü babasından sonra daha da artmıştı. Sanki bir tek onun için yaşar olmuştu. Kardeşim dediği insanlara gözü kapalı güvenir, sırtını yaslardı. Ve haftada bir kere bile olsa mutlaka demlenirlerdi. Bazen mekanı kapatır sadece kendilerine ayırırdı, bazen de içeride ki insanlarla birlikte otururlardı. Umut arkasını döndüğünde mavilere baktı. Deniz rengindeydi. Durgun, sakin, huzurlu... Bir efsaneyi gerçekleştirmekten söz ediyordu. Elimi uzatıyorum gel diyordu. Bakışlarımı uzakta denizin ortasında dantel gibi süsleyen kız kulesine çevirdim tekrardan. Kavuşamayan iki aşık... Ta ki şimdiye kadar. Ellerini uzattı ellerine. Sıcacık avuçları Umut'un ruhunu sarmaladı. Savaş'ın sıcaklığını tüm ruhunda hissetmişti. Tadı aynı yuva gibiydi. ''Sessiz bir yerde detaylıca konuşalım komşu kızı.'' dedi. Elleriyle, ellerini sarmalayıp başını olumlu anlamda salladı Umut. Birbirine geçmiş parmaklarına baktı. Kayıp yapbozun parçasının bulunması gibiydi adeta. Gözlerinde okunan şefkat ve sevdanın hissi ile Umut'un yüzünde tebessüm oluştu ona karşı. İki sevdalının adımları onları tek bir noktaya götürdü. İkisinin de birlikte gitmeyi hayal ettiği tek bir nokta. Yeşiller metrelerce uzun taş binanın üzerinde gezindi. Galata kulesi gecenin karanlığına inat muhteşem bir ışıkla parlıyordu adeta dolunaya eşlik ediyordu. Adımları usluca taş merdini tırmandı. Sonra asansöre binip o muhteşem manzaraya ev sahipliği yapan terasa çıktılar iki sevdalı. Orada sessizce İstanbulun kalabalığını izlediler. Haliç'i, vapurları, uçan martıları bir yerelere koşturan insanları. Savaş Umut'u demirle arasına almış, başını saçlarının arasına gömmüştü. "Kız kulesi boğazı nasılda güzel aydınlatıyor."dedi Umut. Savaş gözlerini açıp başını hafifçe yasladığı yerden doğrulttu. "Aynı senin benim kalbimi aydınlattığın gibi komşu kızım." Umut tebessümle kendini Savaş'a yasladı. " Sence de konuşmamız gereken konular yok mu?" Savaş başını olumlu anlamda sallayıp "Sakin bir yerde konuşalım mı?" Umut "Olur."dedi sessizce. Terastan çıkacakları zaman Umut durup son kez boğazı dantel gibi süsleyen Kız Kulesine baktı. "Kız kulesi, Galata'ya kavuştu mu sence?" Savaş başını olumlu anlamda salladı. "Bir ömür." dedi sessizce. El ele galatanın sokaklarında yürüyorlardı. Asmalı mescit sokağına girdiğimizde geldiğimizi anlamıştı Umut. Şimdi yazan tabela bakıp içeri girip köşede rahat gözüken koltuklara oturdular. İlk defa buraya geliyordu Umut. İçerinin ortamı oldukça güzeldi. Huzurlu ve rahatlatıcı bir atmosferi vardı. Bakışları karşısında oturan Savaşa kaydığında dikkatle kendisine baktığını gördü Umut "Seni dinliyorum Savaş."diye mırıldandı Umut. Savaş ağzını açıp konuşmaya başlayacağı sırada yanlarına gelen garson ile durdu bir an. "Hoşgeldiniz." Deyip menüyü uzattı. "Hoşbulduk. Ne yemek istersin komşu kızı?" Başımı iki yana salladı Umut. "Hiçbir şey. Sadece papatya çayı alayım." Garson başını olumlu anlamda salladı. "Bende demli bir çay alayım." "Başka bir şey var mı?" Savaş Umut'a bakıp "Tatlı bir şey yemek ister misin?" diye sordu. Umut başını iki yana sallayıp, sabırsızca"Hayır, istemiyorum." Dedi . Bir an önce bu konuşmanın yapılmasını ve üzerinde oluşan bu stresten kurtulmak istiyordu sadece. "Bu kadar kardeşim." Garson siparişleri onaylayıp yanlarından gittikten sonra Savaş boğazını temizledi. "Beni sadece dinlemeni istiyorum Umut." Başını tamam dercesine sallayıp onu dinlemeye başladı Umut. "Babamın vefatından sonra gün geçtikçe değiştiğimi hissetmeye başlamıştım. Eski düşüncelerim, eski hareketlerim, eski davranışlarım... Her yeni günde hiç tanımadığım bir ben ortaya çıkıyordu yavaş yavaş. Yeni bir kalp... Her yeni bir gün daha da karanlık, her yeni bir gün daha da bataklık, çıkmaz sokak gözüküyordu gözüme. Annemin depresyona girmesi, üç kişilik ailede sadece iki kişi kalmamız. Beni en çok değiştiren olaylardan biri ise sanırım okulumu terk etmem olmuştu. Babamın emanetini en iyi şekilde korumam lazımdı. Orayı işletip unutturmamam, yok etmemem lazımdı. Benim için annem ve orası babamdan kalan tek şeylerdi. Ve onlara elimden gelenin en iyisi ile sahip çıkmalıydım. Sizler her sabah okula gitmek için erkenden uyanırken, ben her sabah babamın emanetini açmak için erkenden uyanırdım. Sizler okul köşelerinde hocaların soruları ile cebelleşirsen ben babamın emanetini ayakta tutmakla cebelleşiyordum. Sizler kendinizi yükseltip, geliştirirken, ben sadece o taş duvar içerisinde bir yaşam sürüyordum. Bambaşka eğlenceli dünyanızda gün geçtikçe bana yer olmadığını düşünürdüm. Hoş hala daha düşünüyorum bazen ." Dedi ve bir süre soluklandı. "Caner Yaman'ın 'Güzel Kaybettik' kitabını hatırlıyor musun?" Başımı olumlu anlamda salladı Umut. Merak ettiğim bir kitaptı, arkadaş ortamında konuşurken kendisinde olduğunu ve isterse bana verebileceğini söylemişti. Almıştı. Hala daha kitaplığında gözünün önünde dururdu. En önde, diğer kitaplardan farklı bir noktada... Çünkü o kitap özeldi. "Hatırlıyorum."dedi sessizce. Arka fonda kısık bir seste Ella Fitzgerald Cry Me A River çalıyordu. Hoş bir tınısı vardı. İnsanı başka bir ortama, kendi dönemine sürükleyen bir ses tonuna sahipti. "Orada işaretlediğim bir sayfa vardı, görmüşsündür. Beni oldukça etkileyen ve belki de beni anlattığını düşündüğüm bir söz vardı o sayfada. Şöyle yazıyordu. Adamın nedenleri vardı," "Kadının beklentileri." Diye devam etti Umut. "Olmadı." "Olmadı." "Olamadı." "Olamadı." İkimiz aynı anda söylemiştik. O sayfa benimde dikkatimi çekmişti. Öyle ki bazen o sayfayı açıp tekrar ve tekrar o cümleyi okuduğumu bilirdi Umut. Sonra o sayfada parmaklarımı dolaştırırdı. Bilirdi ki o sayfada sevdiği adamın parmakları dolaştı. Gözlerimi kapatır hissetmeye çalışırdı. "Ben. Ben o gün sen bana elini uzattığında, gözlerimin içine bakıp tutmam için yalvardığında yapamadım. Ben o gün nedenlerimin kurbanı oldum. Tutmak istedim, sımsıkı tutup hiç bir zaman bırakmamak... Ama bazen bir şeyler olmaz komşu kızı. Düşüncelerimiz bize engel olur."dedi yüzünü buruşturarak. Yüzünde acı çeken bir ifade yer almıştı. "O gün beni sevdiğini söylediğin an... Bilemezsin komşu kızı. O an kalbimin neler hissettiğini bilemezsin. Nasıl duygular içinde olduğunu bilemezsin, bende anlatamam zaten. Hani dedim ya babamdan sonra her günüm karanlıktı diye. Benim hayatımda bir daha mutlu son olmayacak diye düşünürdüm. O gün benimde hayatımda mutlu son olabilirdi dedim. Savaş dedim kendi kendime. 'Oğlum kız sana elini uzatıyor tutsana. Oğlum kız sana seni sevdiğini söylüyor elini tutsana!' Ama sonra bilmiyorum hayat şartlarımız göz önüne geldi. yaşadığım stresler...'' Savaş başını iki yana salladı. "Umut. Komşu kızı. Şu üç günlük dünya da kalbimi karanlıklardan kurtulduğunu hissettiğim tek anlar seni düşlediğim anlar. Sen yüreğime öyle bir geldin ki..." Elini kalbine götürüp "Bu kalp sana sevdalı komşu kızı. Bu kalp sana bağımlı. Senden vazgeçemiyor. Yıllar geçti daha da var oldun yüreğimde." Dediğinde gözümden bir damla yaş düştü. Kalbinde ki sevdanın halen daha karşılığı olduğunu bilmek belki de dünya üzerinde mucizenin varlığına şahit olmak gibi eşsiz bir şeydi. "En başta korktum, çünkü gelişin öyle ani oldu ki... Sevdam asla ihanet olmaz. . Sen üniversite mezunu olacaksın ben ise lise mezunu. Sen kendini geliştirip çok iyi yerlerde var olacaktın, ben yine mahallemizde ki baba yadigarında. Yanına yakışacağını düşünmüyordum. Hala daha düşünmüyorum. Bir arkadaş ortamında benden..." "Senden utanabileceğimi nasıl düşünürsün Savaş? Hiç mi beni tanımıyorsun?" Diye usulca sordu Umut. Aslında bu düşünce ile incinmişti. Öyle bir insan değildi ve Savaşın böyle düşünmesi Umut'u üzmüştü. O tarz insanlardan nefret eder ve hiçbir şekilde arkadaşlık kurmazdı. Oldu ki onunla birlikte okul gurubundaki kişilerle vakit geçirse ve onun düşündüğü gibi davranılsa vereceği tepkiyi kestiremiyordu Umut. İlk işi o tarz insanlarla aynı ortamda bir daha nefes almamak olurdu. "Hayır sen öyle bir insan değilsin komşu kızı ama arkadaşlarının düşünceleri değiştiremezsin. Ve bilirsin ki her insan arkadaşlarından etkilenir." Başını olumsuz anlamda salladı. Garson siparişlerimizi getirdiğinde ikimizde sustuk. "Eyvallah kardeşim." "Teşekkürler." Deyip papatya çayından bir yudum aldıktan sonra bakışlarını içeride olan bir kaç müşteriye çevirdi. Büyük bir arkadaş grubu cam kenarında büyük bir gürültü ile oturuyordu. Neşe dolu kahkahaları içerinin her bir köşesinde yayılıyordu. İki sevgili sarmaş dolaş oturmuş tabletten bir şeylere bakıyor, bir kişi ise elinde kahvesi kitabını okuyordu. İnsanlar güzel havanın tadını çıkarmak istediğinden dolayı bahçede var olan insan yoğunluğu içeriye göre daha fazlaydı. Bakışlarını tekrardan Savaşa çevirdi. Savaş elini Umut'a uzattı. ''Hatırlıyor musun kız kalesine gittiğimiz günü. ayrılmamızın üzerinden altı ay gibi bir süre geçmişti O gün tekneden indikten sonra Galata'ya bakıp bir cümle kurmuştun?'' Kaşlarımı çatıp ne dediğini hatırlamaya çalıştı Umut. ''İnsan içinde ki umutları yitirince Galata'nın yapacağı bir şey kalmıyor...'' "O kurduğun cümle benim o an aklımı başıma getirdi. Ve o an nedenlerimin, bu korkunun yanında bir hiç olduğunu anladım. Ben senden ayrıldığım ilk an pişman oldum zaten komşu kızı. Umudunu benden yana bitir dedim ama Bunu sadece dilde söyledim. O kızla ile karşına çıktım ama onu yapmamın nedeni benden ümidini tamamen kesmen içindi. Çünkü sen her gözlerime umut ile baktıkça benim içimde ki vicdan azabı daha da artıyordu komşu kızı. Ancak her ne yaparsam yapayım, kalbim ve gözlerim sana sevdalı yaşamaya devam etti. Umut... Bugün sahilde cevabın olumluydu ancak ben yine sana sormak istiyorum. Biliyorum ve görüyorum. Kırgınlıkların var, geçmeyen belki de hiç geçmeyecek kırgınlıkların. Korkuların var. bunları sana unutturmam mümkün değil belki ama hatırlatmamak için elimden gelen her şeyi yaparım. Seni her gü daha çok mutlu ederim. dudaklarından gülümsemeyi eksik etmem. Yine kavgalarımız olur, hissettiğimiz kıskançlıklar için tartışırız ama sonra ben seni öperim ve barışırız. Umut ben senin bana ait olmanı çok özledim. Ben seni çok özledim Umut. Cevabın ne olacak bilmiyorum. Ama şimdi ben sana uzatsam elimi tutar mısın?" Umut masanın üzerinde kendisine uzatılan ele baktı. Yıllar önce kendisi uzatmıştı. Nedenlerinin ne kadar boş olduğunu duydukça kızmıştı Savaş'a. Umut kendince haklı, Savaş kendince haklıydı. Peki ya yarın öbür gün başka bir şey olsa kendinden yine vazgeçerse... Bir eğitim farklılığı ve hayat şartlarının getirdiği zorunluluklar yüzünden bu adam kendisinden vazgeçmemiş miydi? Peki ya bundan daha büyük bir sorun çıkarsa? Yine vaz geçer miydi? Bakışlarını kendisine tedirgin ve korkulu gözlerle bakan Savaşa çevirdi. "Yarın öbür gün başka bir şey olsa yine benden vazgeçersen? Bana basit gözüken bu iki nedenden ötürü vazgeçen bir insan neden başka bir gün daha büyük bir sorunda benden vazgeçmesin ki?" "Sen şu an bu elimi tutsan komşu kızı sadece sevdama tekrardan karşılık bulduğumu anlayacağım. Ben senin elini Mehmet amca ile konuşmadan, onun iznini almadan asla tutmam. Ben bunu. bir kez daha Mehmet amcama yapamam. Onun bana yaptığı babalığın karşılığı asla gizliden yaşanacak ilişki olamaz. gençken yaptım ama bundan sonra asla. Ancak onun izni ile bu eli tutarım. Şimdi sen bu eli tutarsan sana söz veriyorum ki ben bu eli bir daha bırakmam ama sen bırakır mısın? Onu bilemem, geleceğin bize neler getireceğini bilemediğimiz gibi. Ama ben tuttuğum eli bırakmam komşu kızı. Hele de bu el yüreğimin eli ise... Seninle süslediğim, düşlediğim hayalleri gerçekleştirme izni ver bana Umut... Benim o hayallerin gerçekliğine ihtiyacım var. Sadece seninle var olacak hayallerin gerçekliğine ihtiyacım var." Umut Savaş'a inanmak istiyordu, o eli tutmak istiyordu ama kalbine batan kırıklar engel oluyordu. Bu kırıklar gurur muydu? Bilmiyordu. Hiç bir şey bilmiyordu... Sadece Savaş'ın kendisine umut dolu gözlerini biliyordu, sevda ile dile gelen gözlerini... Masada ki avuca bıraktı elini. Gözünden bir damla yaş süzüldü usulca. "Beni bırakmayacağına inanmak istiyorum Savaş, güvenmek istiyorum buna. Ben artık olmayacağını bile bile hayal kurmak istemiyorum. Ben artık olacağını bilerek hayal kurmak istiyorum. Aşk istemektir Savaş. Benim istediğim aşk senin aşkın. Ben seni yaşamak istiyorum, bütünümle seni yaşamak istiyorum." Elinden tutuyorsun. Sımsıkı sarıyorsun o narin eli. O da sana tutunuyor. Yaslıyor başını omzuna güven içinde. Sonrası derin bir sessizlik... ... ... ... Susuyorsunuz saatlerce. Konuşmuyorsunuz. Birbirinizde sessizliğin huzurunu dinliyorsunuz. Tek konuşanlar vardı birbiri için atan kalpler...  Sen diyorsun ki "Saçlarını seviyorum kadın. Sahra çölünü andıran o eşsizleri seviyorum. Gülüyor sessizce. Mırıldanıyor sonra. Sessiz ve narin sesi ile karşılık veriyor sana.' Gözlerini seviyorum adam. O eşsiz deniz gözlerini seviyorum.' Yüzünde huzurlu bir tebessüm. Şükrediyorsun Tanrı'ya. Bu anı yaşattığı için şükürler ediyorsun...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE