Abiler neden her işimizi zora sokmak için yaratılmıştı tamam bu her abi için geçerli değildi. Akın benden sadece birkaç yaş büyüktü ama ona abi demekten hoşlanmıyordum. Ona bir şeyi yapmamasını dediğinde o onu mutlaka yapar bu kez yap dediğim şeyi de abartmıştı bakalım başımıza nasıl bir iş açılacaktı.
Elimdeki telefonu sehpaya attığımda sinirle kalktım ve pizza kutusunu da attım. “Ne oldu ya neye kızdın?”diyen Uraz’ı takmadan yukarıya çıktım. Odaya girdiğimde üzerimi değiştirip bir gecelik giydim ve yatağa serildim feci uykum vardı sadece birkaç saat uyuyup Arasın yanına gidecektim sonra da koştur babam koştur fellik gibi ortalarda dolanacaktım.
Gün boyunca yeterince yoruluyordum zaten bir de bebek meselesi patlak vermişti. Bütün bu düşünceler içinde uyumak için beynimi çıkarmayı düşünsem de vazgeçtim ve götümü dönüp bir şekilde uyumayı başardım. Ben uyandığımda saat öğlene geliyordu hızlıca yataktan kalktığımda yatağı toplama gereği bile duymadan dolabı açtım üzerime giyecek bir şeyler lazımdı.
Üzerime yeşil gündelik kısa bir elbise giydiğimde ayaklarıma beyaz sporları giymiştim saçlarımı tepede toplarken küçük bir omzuma asmalık çanta aldım. Çantanın içine silahı telefonumu ve anahtarlarımı koyup hızlıca evden çıktım. Dışarıdaki arabama bindiğimde hastaneye sürmeye başladım oldukça geç kalmıştım muhtemelen Aras beni beklemiş olmalıydı. Sessiz araba yolculuğundan sıkıldığımda radyoyu açmıştım rastgele çevirdiğimde hoşuma giden bir türkü çıkmıştı beni anımsatıyordu.
Sene 341 nefsime uydum
Sebep oldu şeytan bir cana kıydım
Katil defterine adımı koydum
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Ne güzel söylemiş yazan Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz diye sahi böyle bir dizi vardı baya izlerdik. Düşüncelerimin arasından sıyrılıp sözlerine kulak verdim sözleri çok fazla anlam taşıyordu benim için
Sen üzülme anam dertlerim çoktur
Çektiğin çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Çok zamandır çektim kahrı zindanı
Bize mesken oldu Sinop'un hanı
Firar etmeyilen buldum amanı
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Sinop kalesinden uçtum denize
Tam üç gün üç gece göründü Rize
Karşıki dağlardan gel oldu bize
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Bir yanımı sardı müfreze kolu
Bir yanımı sardı Varilcioğlu
Beş yüz atlı ile kestiler yolu
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Şarkı bittiğinde hastaneye de varmıştım zaten arabayı park edip kontakla birlikte radyoyu da kapatmıştım. Arabadan indiğimde hastaneye doğru ilerledim hastaneden içeriye girdiğimde bizimkilerin olduğu kata çıktım İlyas’ı burada yakalamak beni şaşırtmıştı doğrusu. “Vay vay vay İlyas Bey.”dediğimde göz devirdi.
“Efendim abla.”
“Sen uğrar mıydın ya?”diye dalgaya aldığımda göz devirmişti.
“Buradayım ya.”
“Hıhı.”omuz atıp yanından geçtiğimde Aras’ın odasına girdim bana bakıp başını çevirdiğinde bozulduğunu anlamıştım hızlıca yanına geldiğimde yamacına girdim. “Bir tanem çok ama çook üzgünüm bebeğim uyuya kalmışım.”dediğimde bakışlarını bana çevirdi.
“Tamam affettim kızmamıştım zaten.”dediğinde güldüm ve burnuna vurdum hafifçe.
“Hadi birlikte bahçeye çıkalım yürüyelim hava alalım biraz ha?”dediğimde kafasını sallamıştı. Yatağından indiğinde penguenli terliklerini giymişti elini tuttuğumda birlikte odasından çıkmıştık bahçeye yöneldiğimizde hastanenin çıkış kapısından bahçeye de çıkmıştık.
Güzel çimenler ve çiçeklerin arasında turlamaya başladık Aras hastane bahçesindeki çiçeği yolduğunda eğilmemi işaret etmişti çiçeği kulağımın arkasına sıkıştırdığında gülümsedim. Elini tutup hafifçe öptüm saçlarını okşadığımda gülümsemişti. Ahh bir tanem benim biricik yeğenim Allah o yüzündeki gülümsemeyi soldurmasın senin kuzum.
Elini sıkıca tuttuğumda birlikte bahçedeki oturaklara ilerledik oturduğumuzda sohbet etmeye başladık sürekli annesini sorması beni geriyordu ama bir şeyler uydurmaya çalışıyordum. Nereye kadar böyle sürecekti bilmiyordum ama sürdüğü yere kadar gitmek zorundaydı. “Hala.”
“Efendim halacığım.”
“Annemi arayalım mı?”
“Arayalım halacığım.”telefonumu aldım yengemin telefonunu önceden teyzeme vermiş ve tembihlemiştim ben ararsam açmayacak ve sanki yengemmiş gibi mesaj atacaktı aynı şekilde planı uyguladığımızda telefon kapanmış ve mesaj gelmişti. “Ah bak mesaj attı.”gösterdiğimde gülümsemesi yüzüne yayılmıştı.
“Toplantıdaymış!”dediğinde kafamı salladım.
“Dedim ya kuzum benim birkaç işim kalmıştı yurt dışında onları halletmeye gitti ve çook meşgul olduğu için seni arayamıyor ama oda seni çok özlüyor bir tanem.”
“Anladım olsun sonunda gelecek ama.”kafamı salladım.
“Gelecek.”gelmek zorunda!
“Hadi odaya dönelim ben biraz üşüdüm.”
“Tamam canım dönelim.”elini tuttuğumda hastanenin içine dönmüştük onun odasına çıktığımızda yatağına girip televizyon izlemeye başlamıştı bende odadan çıktığımda İlyas peşime takılmıştı. Birlikte hastaneden çıktığımızda hızlı adımlarla arabama ilerledik önce istihbaratçı Yavuza teklifini kabul ettiğimi söylemem gerekiyordu ondan sonra bu gece icraata geçecektim.
İki tır uyuşturucu çalacaktık resmen ülkeye nüükler atmak gibiydi o iki tır uyuşturucu bir dağılsa ortalığa nüükler etkisi yaratırdı zehirlenmedik insan kalmazdı vallaha. “Çantamdan telefonumu ver de bir halta yara.”dediğimde arka koltuğa uzanıp çantamı aldı ve içindeki telefonumu çıkartıp bana uzattı telefonu alıp açtığımda Yavuzu arayıp telefonu kulağıma yasladım.
“Alo?”arabayı sürerken direk meseleye girmiştim.
“Yavuzcuğum teklifini kabul ediyorum ve bu gece icraata geçiyorum bana bilgileri vermen gerek buluşalım mı?”
“Olur aynı restorana gel bir yemek daha yiyelim seninle.”
“Hay hay hiçbir şey yememiştim zaten iyi olur benim için.”
“Görüşürüz o halde.”
“Görüşürüz.”telefonu kapattığımda göz devirdim ve restorana sürdüm geldiğimde arabayı kendim park ettim ve İlyasa çevirdim bakışlarımı. “Beni burada bekle ve sakın ardımdan gelip işime burnunu sokma dönüşte de sen kullanacaksın arabayı!”
“Tamam.”dediğinde arabanın kapısını sertçe çarpıp kapatmıştım. Hızlıca restorana ilerledim geçen ki masamıza oturduğumda o gelmeden kendi siparişimi vermiştim o geldiğinde bu durumu fazla takmamış kendi siparişini vermişti benim ki önce geldiğinde ben yemeğe başlamıştım bile konuşmak için kendi yemeğinin gelmesini beklemişti.
“Eee olayın detayını vermeyecek misin? Buraya yemek yemeğe mi geldik sadece?”hafifçe burnunu sildiğinde güldü.
“İki tır bu akşam saat gece iki de hangardan çıkacak.”önüme bir harita bırakmıştı. “Bu istikameti kullanacak ona göre planını hazırla.”
“Bir plana ihtiyacım yok tırın önünü keseceğiz adamları indirip tırlarıp alacağım.”sırıttı.
“Pekala tırları haritanın arkasında yazan güvenli depoya bıraktırtmanı istiyorum ben oradan onların yerlerini değiştirteceğim ve Akın Çağlayan sabaha çıkmış olacak.”kafamı salladım.
“Anlaştık.”
“Tırın modeli plakaları haritanın arkasında yazılı.”
“Tamam.”yemeğimi bitirmeden haritayı katlayıp kalktım hızlıca restorandan çıktığımda arabada beni bekleyen İlyasın yanına geldim. İlyas sürücü koltuğunda beni bekliyordu arabaya bindiğimde elimdeki haritayı ona fırlattım irkildiğinde haritayı açıp incelemeye başladı.
“Bu ne?”
“Akın’ın çıkış bileti bu istikametlerden arkada yazan tırlar geçecek sizde en kuytu noktada pusu kurup tırları alacaksınız ve yine arkasında yazan mekana bırakacaksınız ben olmayacağım oldukça yorgunum muhtemelen ya uyuyor olurum ya da Hacı dayıya gitmiş olurum bilemiyorum.”
“Tamam ben çocuklarla hallederim.”
“Bu konudan kimseye bahsetme özellikle sevgiline.”
“Sevgilimle iş konuşmuyorum ben.”
“Senin işin belli olmaz canım.”göz devirdi.
“İşi halledemezseniz beni arayın hallederseniz de iş tamam diye mesaj atın.”
“Tamam seni nereye bırakayım peki?”dediğinde omuz silktim.
“Ben kendim giderim sen benim arabamı al.”onu bırakıp indiğimde caddeye çıktım ve taksi çevirdim. Taksiye bindiğimde beni Urazla olan evime bırakmasını istedim daha doğrusu adres tarif ettim beni adrese getirdiğinde ücreti ödeyip indim. Ayaklarımı sürüye sürüye eve girdiğimde kapıyı kapattım saat geç olmamıştı hava da kararmamıştı ama kendimi oldukça yorgun hissediyordum o yüzden uyumak istiyordum.
Merdivenlerden çıkıp odamıza girmiştim. Üzerimdeki fazlalık kıyafetleri çıkartıp attığımda yatağa sürünerek girmiştim. Kendimi ölü gibi yatağa bıraktığımda derince iç çektim arkamdaki çarşafı bacaklarımla üzerime attığımda ellerimle düzeltip uyumak için pozisyon almıştım. Uzun bir süre uyumaya uğraşmıştım en sonunda uyumayı başardığımı kendi horlama sesimi duymamdan anlamıştım.
Bir süre sonra her şeyle bağlantım kesildiğinde tamamen uyumuştum. “Ruhsar.”omzumun dürtüklenmesiyle yüzümü buruşturdum. “Ruhsar diyorum!”omuz silktiğimde yatakta döndüm. “Ruhsar uyumaya mı geldin kızım? Hayır uyumaya geldiysen niye buraya geldin.”dediğinde göz devirdim.
“Kocamın evi ister gelirim ister giderim.”diye sızlandım.
“Mutsuzluğunu gizlemek için uyumana gerek yok.”dediğinde hafifçe güldüm.
“Mutsuz değilim.”
“Öylesin.”dedi ve duraksadı. “Bir sürü kişiyi kaybettin hayatında.”
“Kaybetmedim.”diye mırıldandım ve yatakta oturur pozisyona geldim elimi kalbimin üzerine koydum. “Buradalar.”kafasını olumsuzca salladı.
“Yerini dolduramadığın her ölüm koca bir kayıptan ibarettir.”
“Olabilir.”diye mırıldandım ve kollarımı göğsümde bağladım.
“Benden gizli iş çeviriyorsun çok canını yakarlar Ruhsar.”dediğinde göz devirdim.
“Canımı yakacak kadar cesareti olanın sonuçlarına katlanacak kadar da güçlü olması gerekir Uraz.”
“Pekala dediğin gibi olsun.”elimi tuttuğunda hafifçe gülümsedi. “Ben buradayım yardıma ihtiyacım olduğu her an.”dediğinde elimi çektim.
“Sen bana mı yürüyorsun?”omuz silktiğinde sırtını yatak başlığına yasladı.
“Güzel kızsın neden olmasın.”dediğinde göz devirdim.
“Salak.”elini boynuna koyduğunda boynunu ovdu ve hafifçe güldü.
“Bana salak demen bile çok çekici.”
“Nerem çekti seni acaba?”
“Adın bile çekici. Ruhsar ruhu sarmalayan kadın Ruhsar.”yüzümü buruşturdum.
“Salak aşığı mı oynamaya karar verdin yoksa ahh yazık.”diye taşak geçtiğimde göz deviren o olmuştu bu kez.
Yere attığım çantayı yerden alıp içindeki telefonu çıkardığımda mesajlara girdim İlyas işi halletmişti aferim ona kedi olalı bir fare tutmayı becermişti en sonunda. Sıkı bir tebessüm sunduğumda telefonu bir kenara attım ve yatağa çıktım. “Şimdi beni neden uyandırdın acaba?”tehditkar sesimle konuştuğumda hafifçe yutkundu.
“Özlemişimdir belki.”
“Yuh be allahın sapığı her gece her gece çocuk yapacağız dedik ya iyi faydalandın sende.”götümü dönüp yatağa girdiğimde gür bir kahkaha atmıştı.
“İyi be istemiyorsan istemem de.”
“Uyuyordum yeterince açık değil mi?”
“Aslında seni uyandırma sebebim bu kadar erken gelmeni merak etmemdi.”
“Yorgundum o yüzden.”diye mırıldandım.
“Anladım.”birkaç dakika öylece uzandığında en sonunda bana dönüp sırtımı göğsüne çekti. “İyi geceler Ruhsar Aykırı.”dediğinde yarım ağız sırıttım hoşuma gitmişti ama belli etmedim şımartmaya gerek yoktu yeterince götü kalkıktı zaten bir de ben gaz vermemeliydim.
“Elin kolun rahat dursun kopartmayayım.”diye tehdit etmiştim kıkırtısını kulağıma dolarken gözlerimi yumdum.
“Hala!”
“Halacığım.”karanlık çimenlerin ardında ilerlerken etrafımda dönüp sesin geldiği yeri arıyordum bir türlü sesin nereden geldiğini anlayamazken bambaşka bir çocuk sesi duymuştum.
“Anne!”bakışlarımı tekrar etrafımda gezdirdiğimde kulağıma gelen küçük kız sesini anlamlandıramamıştım.
“Hala!”
“Anne!”arkamı döndüğümde en sonunda sesin tamamen oradan geldiğinden emin olmuştu koşar adımlarla sese doğru koşmaya başlamıştım ben koştukça benden uzaklaşıyordu daha hızlı koşmaya çalıştım ve daha hızlı.
“Neredesiniz!”diye bağırdım.
“Buradayız anne!”dediğinde bir anlığına duraksadım bana demişti anne diye o benim kızım mıydı?
“Buradayız hala.”
“Sizi göremiyorum.”diye bağırdığımda ses kesilmişti ortam tamamen karanlığa büründüğünde uzandığım yataktan fırlamıştım.
“Hah!”derin nefesler alırken terlediğimi fark ettim elimle anlımdaki teri silerken elimi yüreğimin üzerine koyup derin nefesler almaya başladım Urazda benimle birlikte uyandığında şaşkınca beni izliyordu.
“Ruhsar iyi misin?”dediğinde yutkundum ve kafamı salladım elini anlıma koyduğunda kaşları çatılmıştı. “Ateşin var.”dediğinde kendi elimi anlıma çıkardım.
“Bilmem var mı gerçekten?”dediğimde kafasını salladı ayağa kalkıp beni kucakladığında kollarımı boynuna doladım gerçekten halim yoktu o kadar koşturmadan sonra ne doğru dürüst uyku ne de doğru dürüst yemek yiyebilirdim.
Banyoya girdiğimizde duş fıskiyesini açmıştı benimle birlikte altına girdiğimizde üşüdüğümü hissettim titremeye başladığımda kafamı onun göğsüne yasladım ve acıyan boğazıma rağmen konuştum. “Galiba hasta oldum ben ben koskoca Ruhsar hasta oldu.”
“İnsansın da sende hasta olursun.”dediğinde güldüm.
“Ailem beni bazen robot zannediyor da onlar beni robot yerine koydukları için bende kendimi robot yerine koydum sanırım.”diye sızlandım.
“Sen robot değilsin Ruhsar sende hasta olursun seninde duyguların vardır sende insansın hata yaparsın bir insana dair her şey sende de var.”
“Tamam boş yapma başım ağrıyor boğazım ağrıyor zaten.”
“Ateşin düşsün o zaman götürüp bırakacağım yatağa rahat rahat zıbarırsın bende gider ilaç alırım.”
“Hıhı.”diye mırıldandım ateşimin dindiğine emin olduğumda beni banyodan çıkarmıştı gri pijama giydirdiğinde yatağa girmeme yardım etmişti yorganı tepeme kadar çektiğimde uyumaya çalıştım ama kemiklerim ağrıyordu.
“İlaç almaya gidiyorum ben tamam mı?”dediğinde kafamı salladım.
“Defol git.”diye mırıldandım.
Odadan çıktığında ne kadar zaman geçti bilmiyordum ne kadar zaman sonra gelmişti onu da bilmiyordum yanıma geldiğinde elinde birkaç tane hap ve bir bardak su vardı. Yanıma geldiğinde beni kaldırdı ve ilaçları içirdi sonra yarı baygın bir şekilde geri yatırmıştı. Hasta olmaktan nefret ediyordum hasta olunca bir insana ihtiyaç duymaktan da nefret ediyordum.
Asla kolay kolay hasta olmazdım ama bir hasta olursam da kolay kolay iyileşemez böyle sürünürdüm. Urazın eline düşmek hiç hoşuma gitmemişti aşağıda kim bilir neler yapıyordu umurumda da değildi açıkçası eğer beni mahcup edecek bir şey yaparsa onu döverdim kocam mocam demem sopaylan girişirdim yani.
URAZ
Hazır çorba hah iyiymiş yapalım bakalım. Sanki hayatımda çok çorba yapmışım da bunu bile yapmayı bilmiyorum paketin arkasını çevirdiğimde beş bardak su koydum ve paketi boşalttım. Karıştırmaya başlamıştım ama topak topak bir halta benzememişti çokta garip kokuyordu tavuk çorbası diye almıştım acaba bozuk muydu?
Paketi alıp tarihine baktım gayette geçmemişti hayır yani annem yapınca böyle kokmuyordu. Göz devirdim ve karıştırmaya devam ettim zamanla ısındıkça topaklanması geçmiş normale dönmüştü daha güzel bir hal aldığında kaynamaya bıraktım çorba tamamen piştiğinde bir kase alıp içine doldurdum.
Kaseyi tepsiye koyduğumda yanına bir bardak su koydum ve tepsiyi kucağıma aldım. Merdivenlerden yukarıya çıktım odaya girdiğinde henüz uyumadığını görmüştüm yanına gelip oturduğumda diklendi. “Mutfağı havaya uçurmadın inşallah?”diye kafa bulduğunda güldüm.
“Uçurmadım.”
“İyi aferim ver şimdi şunu bana telefonumu da şarja tak bir zahmet.”telefonu aldığımda tepsiyi eline tutuşturdum.
Tepsiyi aldığında odadan çıktım alt katta telefonu şarja taktığımda ekrana düşen mesajı kaydırdım. Tehdit mesajına benziyordu beni asıl şaşırtan gönderen kişiydi bu nasıl bir cüretti anlamamıştım bile bu adam daha düne kadar korkudan titrerken nasıl böyle bir mesaj atabilirdi.
GÖNDEREN: Necmi Karataş
Sizin soyunuzu sopunuzu yok etmezsem bende Necmi değilim!
Göz devirdim kimse kağıt üzerinde de olsa karımı tehdit edemez. Telefonu kenara bıraktım yukarıya çıktığımda odaya girdim Ruhsar çoktan yemeğini yemiş tepsiyi komodine bırakmış ve yatağa uzanıp ilaçların etkisiyle uyumaya başlamıştı. Yanına geldiğimde elimi anlına koydum ateşinin olmadığına emin olduğumda odadan çıktım.
O uyanana kadar dönmem gerekiyordu. Hızlıca evden çıktığımda neredeyse koşar adım arabama ilerledim arabaya bindiğimde Necmi’nin mekanına sürdüm. Mekanın biraz uzağında indiğimde arabanın bagajını açtım ve bagajda duran dürbünü alıp mekanı incelemeye başladım. Giriş çıkışları adamların dizili olduğu yerleri vs incelemeye başladığımda içeriye birkaç özel arabanın girdiğini fark ettim.
Kaşlarım çatılırken incelemeye devam ettim arabadan inen adamı tanıyor olmalıydım bir yerden tanıyordum ama nereden. Hadi ama gözüm ısırıyor tanıyor olmam gerek bu adam kimdi kimdi kimdi pekala tamam hatırladım.
“Sabri Karaman.”diye mırıldandım. “Uyuşturucu baronu it.”