Hayatta bin türlü insanla uğraşıyordum yetmezmiş gibi ailemin içindeki çürükleri kazıyordum sahi ya o çürükleri aileye ben sokmuştum. Urazla seviştiğim için kendimden utanıyordum keşke daha az ahlaklı birini bulsaymışım önüme gelen ilk kişiyle sevişip çocuk yapmak zorunda bırakan çaresizliğimi sikeyim. En azından Aras ben doğurana kadar dayanacak gibi bir de bu bebeğin iliği de uymazsa gel bak işe yemin ederim bir çocuk daha yapamam artık. Arası kurtarmanın bir yolu yok mu yani bir ilik dahi mi olmaz uyan.
Abimin metresini mi bulsam acaba. Bir aralar metresi var diye dolanıyordu ortalıkta dedikodular İlyasta yalanlamamıştı lan olur mu olur bak. Bu niye benim aklıma gelmedi ki ya abimin metresinden de çocuğu varsa eğer böyle bir şey varsa Aras kurtuldu demektir zaten. Ulan abi uçkuru düşkünlüğün ilk defa bir işe yarayacak da oğlunun hayatı kurtulacak inşallah kazayla falan hatunu hamile bırakmışsındır. Ulan ettiğim duaya bak tövbe tövbe ya ben boş yere mi hamile kaldım şimdi hay aklımı sikeyim. Çaresizlik insanın iliklerine işlediğinde doğru düzgün düşünemiyormuş demek ki kafamı duvarlara vuracağım ama sonra.
İlyasla konuşmam gerekiyor o kadını tanıyordum eminim o tanımıyorsa bile abimin mutlaka kadının korumalığını sağlamak için birilerini onunla tanıştırmış olmalıydı. Eve gitmekten vazgeçip taksiye ofisin adresini vermiştim İlyası ofiste bulamazsam kesi nişanlısının koynunda bulurdum abim kılıklı uçkuru düşük. Bizim ailenin erkekleri ne kadar meraklılar aldatmaya hayır babam da böyle değildi amcam da o zaman kesin dedeme çekmişler. Babaannem eskiden hep anlatırdı dedemin kendine metres tuttuğu kadınları nasıl saç baş yolduğunu.
Ofise geldiğimde arabadan inip içeriye ilerledim ve danışmada oturan Şafağın yanına ilerledim. “İlyas burada mı?”
“Evet içeride Reha abinin eski odasında.”dediğinde hızlıca içeriye dalmıştım ama yanlış vakitte dalmıştım adamın dur durağı yoktu ki nişanlısıyla ofiste öpüşük yiyişiyordu. “Ne yapıyorsun lan ahlaksız!”kenarda duran koltuk minderini alıp kafasına yapıştırdığımda Narin utanarak geri çekilmişti.
“Ya ne ahlaksızlığı ya nişanlım o benim.”diye sızlandığında göz devirdim.
“Nişanlın eve gitsin o halde ablası bizim senle daha önemli işlerimiz var.”yakasına yapıştığım gibi ofisten çıkarmıştım ofisin bahçesine çıktığımızda yakasını elimden kurtardı.
“Ne yapmaya çalışıyorsun? Senin benim kız arkadaşlarımla ne alıp veremediğin var?”dediğinde omuz silktim.
“Meselemiz hayat memat meselesi İlyas abimin metresini bulmamız gerekiyor.”
“Sebep? Yani kadını yolacaksan eğer biraz geç kaldın abim ölmeden önce yolsan daha etkiliydi sonuçta adam gitti kavga bitti.”
“Salak salak konuşma İlyas. Bu hayat memat meselesi Arasın hastalığı ortaya çıktığından beridir hepimiz ilik verdik hatta alakası olmayan insanları bile ilik vermelerini sağladık hiç biri uymadı hatta ben bir ümit gittim dangalağın birinden hamile kaldım ki buna hiç gerek olmaya bilirdi. Abimin bir metresi vardı bu kesin ve hiç birimiz düşünmediği de o ya o metresten de bir çocuğu varsa abimin?”dediğimde kaşları çatıldı.
“Olabilir mi dersin?”dediğinde kafamı hızlıca salladım.
“Reha abim bu bilirsin kadınlara çok düşkündü evlendikten sonra da rahat durmamış çoluğa çocuğa da bayılırdı sence yapmış olabilir mi?”
“Bir çocuğu daha var mıdır diyorsun yani? Olur mu olur ama abimin metres tuttuklarını tek tek gezmeye kalkarsak bütün şehirdeki çocuklar bizim yeğenimiz bile çıkabilir.”dediğinde göz devirdim.
“Saçmalama İlyas o kadar da değil yengem bu kadını nasıl öldürememiş onu şaşıyorum zaten abim onu en son aldatmaya kalkıştığında kadına tetikçi yollamıştı bunu nasıl sağ bırakmış acaba.”dediğimde omuz silkti.
“Abim herkesten kadını sakladığı için olabilir.”
“Senden de mi İlyas?”
“Kadınla bir restoranda görüşmüştük abim tanıştırmıştı ama kadının şuan nerede yaşadığını en kötü Akın biliyordur.”dediğinde kollarımı göğsümde birleştirdim ara o zaman çağır.
“Tamam.”telefonunu çıkartıp Akını aramıştı konuştuğunda bende bahçedeki banka oturup beklemeye başlamıştım. Akının gelmesi yarım saati bulurken olayı ona da özet geçmemiz gerekmişti olan biteni anlattığımızda tahmin ettiğimiz gibi gelişmişti Akın o kadının kim olduğunu biliyordu hatta abimin gayrı meşru çocuğunu da biliyordu ama Aras için kullanmak onun da aklına gelmemişti gelse bile cezaevindeydi zaten aklına gelen ilk an bizi arayıp söyleyemezdi.
“Lütfen abimin her gördüğü kadından çocuk yapmadığını söyle Akın.”dediğimde Akın omuz silkti.
“Benim bildiğim bir tane var oda şuan altı aylık bebe olması lazım.”dediğinde gözlerim parlamıştı.
“Harbi mi? Ay ne çok severim ben bebekleri.”diye bir anda gevşediğimde hafifçe öksürüp kendime geldim.
“Yalnız çocuğun hayatı tehlikeye girmesin diye temas kurmuyordum uzaktan takip ediyordum klasik koruma tedbiri bilirsin bizden ne kadar uzak o kadar iyi.”dedi Akın.
“Abi haklısın ama geç bile kaldık Arasın hayatı söz konusu.”dedi İlyas haklı olarak.
“Bu saatten sonra diğer yeğeninizin de hayatı söz konusu olabilir muhtemelen donör olayından sonra kadınla çocuğu yurt dışına yollamamız gerek buda hayatlarının tekrar alt üst olması demek.”dedi Akın.
“Ölmeyecekler en azından hayatlarının alt üst olmasını yaşamalarına değişiriz şimdi oraya götür bizi.”dediğimde cebinden arabasının anahtarını çıkardı birlikte arabaya ilerlediğimizde İlyası itip ön tarafa ben binmiştim İlyasta bana bilenerek arka koltuğa geçtiğinde Akın arabayı çalıştırıp sürmeye başladı.
“Ya Akın abi bizim altı aylık yeğenin cinsiyeti ne abi?”diyen İlyas olmuştu doğrusu bunu bende merak etmiştim.
“Kız.”dediğinde ikimizinde yüzünde güzel bir gülümseme oluşmuştu.
“Ay kız yeğenim varmış bunca zamandır.”diye mırıldandığımda İlyas hafifçe omzuma vurdu.
“Yeğenimiz abla.”dediğinde göz devirdim.
“En azından ailedeki kızların nesli tükenmeyecek.”diye dalga geçtiğinde Akın göz devirmiştim ben ailedeki tek kızdım ve yeğenimde benimle birlikte ailenin ikinci kızı oluyordu tabi kimsenin haberi olmadığı için ben hala tek kız olarak kalıyordum.
“Hahaha çok komik Akın!”diye terslediğimde bizi bizim yaşadığımız semtten oldukça uzak bir yere getirmişti hatta neredeyse İstanbulun sonuna gelmiştik. Bu trafikle birlikte birkaç saatimizi alırken telefonum titremeye başlamıştı telefonumu elime aldığımda aramakta geç bile kalan Urazın aradığını fark ettim. Şuan onunla uğraşamazdım telefonu tamamen kapattığımda arka cebime sıkıştırdım bu hayatta hiçbir şeyi önemsemiyordum sayılı şeyler dışında. Babaannem, yeğenim ve karnımdaki bebeği her şeyden çok önemsiyordum diğerleri onların yanında o kadar değerli kalmıyordu benim için çünkü hepsi öyle ya da böyle kendilerini korurlardı.
En sonunda villa tarzı küçük bir eve geldiğimizde arabayı durdurmuştu. Arabadan indiğimizde Akının arkasından evin kapısına ilerledik Akın demir kapıyı açıp bahçeden çelik kapıya ilerledi kapıya vurduğunda birkaç dakika sonra içeriden ses gelmişti.
“Kim o?”gür bir kadın sesiydi.
“Benim Akın Çağlayan.”evin kapısı büyük bir şiddetle açıldığında kapıdaki kumral kadın ne olduğunu şaşırmış Akına bakıyordu.
“Senin burada ne işin var? Yani en son görüştüğümüzde güvenliğimiz için bir daha yanına gelirsek ancak ölüm kalım meselesidir demiştin bir şey mi oldu? Tehlike de miyiz?”diye tedirgince konuştuğunda Akın omuz silkti.
“Tehlikede değildiniz ama artık olabilirsiniz. Buraya gelmemiz gerekirdi ama dediğin gibi ölüm kalım meselesi içeriye girebilir miyiz Efsun.”dediğinde kaşlarımı çattım kadının adı Efsundu demek ki. Kapının önünden çekilip geçmemiz için müsaade ettiğinde içeriye adımlamıştık salona geçtiğimizde yerdeki oyun halısının üzerinde sırt üstü yatan bir kız bebek vardı tepesinde asılan oyuncakları yakalamaya çalışıyordu.
Ve koltuğun önündeki büyük sehpa da bir sürü çizimlerle doluydu etraftaki tablolara da bakılırsa kadın oldukça iyi bir sanatçı olmalıydı. Koltuklara geçtiğimizde Efsun denen kadın yanımıza gelip neşeli bir tonla konuştu. “Ne içerisiniz? Kahve yapayım mı yoksa önden bir çay demlememi ister misiniz?”dediğinde Akın konuştu.
“Üçümüze orta kahve kafi Efsun.”dediğinde kız Amerikan tarzı mutfağa geçmişti. Mutfaktaki kahve makinesini çalıştırıp üç fincan kahve yaptığında tepsiye koyup hızlıca yanıma geldi ve tepsiyi önümüzde koydu. Kahvelerimizi aldığımda Efsun küçük kızını kucağına alıp karşıma oturmuştu.
“Eee Akın abi bunlar kim?”dediğinde Akın abi tanıştırmaya başladı.
“Rehanın kardeşleri Ruhsar ve İlyas.”dediğinde Efsunun eli ayağı birbirine girmiş şaşkınlıktan ne diyeceğini şaşırmıştı.
“Şe-şey ben ne desem bilemedim şimdi yani hoş geldiniz.”kız kendince utanmakta haklıydı abimizin metresiydi.
“Utanma geçmişte birlikte ne halt ettiğiniz umurumda değil. Şuan umurumda olan tek bir şey var oda yeğenim Aras ve onun hayatını kurtarmak için bir diğer yeğenime ihtiyacım var.”dediğimde kadın bir an afallamıştı.
“Benim kızımla ne alakası var.”dedi Efsun.
“Kızının adı ne Efsun.”dedi İlyas.
“Yare Çağlayan.”dedi Efsun.
“İşte bizim Yareye ihtiyacımız var Efsun çünkü Yarenin abisi yani abimin diğer oğlu Aras ilik kanseri kimsenin iliği uymadı bir tek kardeşi kaldı Yare abisi Arasın tek şansı olabilir.”
“Olmaz.”dedi Efsun. “Buraya gelmeniz bile büyük tehlikeyken kızımı alıp oraya götürmekten bahsediyorsunuz olmaz ikimizin de can güvenliği yok.”dediğinde kafamı salladım.
“Haklısın ikinizin de can güvenliği yok ama ben sana söz veriyorum.”elimi uzatıp elinin üzerine koydum. “Benim adım Ruhsar Çağlayan ve sana söz veriyorum hayatınız asla tehlikeye girmeyecek senin ve yeğenimin güvenliği için elimden gelen her şeyi yapacağım bir ömür müdavimin olacağım hayatınız boyunca hiçbir şeye ihtiyacınız olmayacak bu ilik meselesi bittiğinde de yurt dışında yep yeni bir düzeniniz olacak.”dediğimde kafasını hafifçe eğip kızını izledi birkaç dakika düşündüğünde derin iç çekti.
“Tamam sözünü tutman şartıyla yardım ederim sadece.”dedi Efsun.
“Çok teşekkür ederiz.”dediğimde ayaklandım. “Hadi eşyalarınızı toparlayın o halde fazla bir şey almanıza gerek yok sadece gerekli eşyalar sizi yakında güvenli bir eve yerleştireceğiz ilik meselesi hallolana kadar yüksek koruma ile kalacaksınız diğer eşyalarınızı İlyas sonra getirtir.”dediğimde Yareyi kucağıma bırakıp çanta yapmaya gitmişti. Kucağımdaki küçük kızla bakışırken hafifçe gülümsedim insanın kucağında bu kadar şirin bir şey olunca ister istemez yumuşuyordu.
“Merhaba.”dedi İlyas Yarenin minik elini tutarken. Yarenin bileğindeki künyeyi fark ettiğimde çevirip üzerinde yazanda göz gezdirdim.
“Babasının meleği.”
Yazıyordu. Kucağıma çekip sıkıca sarıldığımda yanaklarını öptüm oda benim yeğenimdi oda abimin emanetiydi bu saatten sonra umursadığım kişiler listesine bir kişi daha eklenmişti. Küçük saçlarını okşadığımda başına minik bir öpücük kondurdum boncuk gibi bakışlarını bana çevirdiğinde minik ellerini yüzüme uzatıp yanaklarıma dokunmuştu.
“Hangi evden bahsediyordun?”diyen Akına döndüğümde bakışlarımı Yareden çektim.
“Ofise yakın olan küçük evden.”dediğimde kafasını sallamıştı telefonunu çıkarıp bahçeye çıktığında güvenliği organize etmeye gittiğini anlamam uzun sürmemişti. Şimdi benim de böyle kucağımdaki gibi ay parçası bir bebeğim mi olacaktı? Sen abinin hayatını kurtar Yare ben kendi bebeğimle yep yeni bir hayat kuracağım.
“Amcasının bal tanesi.”diye gereksiz bir biçimlere giren İlyasa bakıp yüzümü buruşturdum.
“Ya İlyas seviyorsun bari düzgün sev ya ağzını burnunu yamultma çok komik oluyorsun.”Yare bile gülmeye başladığında beni onaylamıştı. Yarenin yanağına kocaman bir öpücük kondurduğumda derin bir nefes çektim çok güzel bir kokusu vardı.
“Ohh halasının küçük kuşu.”dediğimde bu kez Akın göz devirdi.
“Ha iyi ki bir yeğeniniz olduğunu anladınız çocuğu yiyeceksiniz.”diyen Akın yanımıza gelip Yareyi kucağımızdan almıştı.
Bir yarım saat içerisinde toparlanıp evden ayrıldığımızda hep beraber arabaya doluşmuştuk gerçi bir araba gelmek yaptığımız en büyük hataydı. Biz niye cümbür cemaat bir arabaya sıkıştıysak iyice fare deliğine doluşmuş gibi olmuştum. Dikiz aynasından annesinin kucağındaki yeğenimi izlemeye başlamıştım. Yol boyunca onu sırıtarak izlediğimde oda bana gülerek bakıyordu. Aramızdaki elektrik şimdiden hoşuma giderken birkaç saatlik yolun ardından önce onları yerleştirmiştik yanlarına bakıcı olarak tedbir amaçlı İlyası diktiğimizde Akın beni gece bir gibi eve getirmişti.
Evin önünde indirdiğinde yaşayacağım arbedeyi düşündükçe kanım çekilmişti hiç kavga çekecek halde değildim ama muhtemelen üste çıkmak için kavga edecek ya da susacaktı. Güvenliği geçtiğimde adamlar çoktan sarılıp Uraza haber vermek için aramaya başlamışlardı bile hatta kapıyı bana burnundan solan Uraz açmıştı. Kapının önünde karşı karşıya kaldığımızda derin bir nefes aldım ve göz devirip onu ittim içeriye ilerlediğimde kapıyı sertçe kapatmıştı.
“Hem suçlu hem güçlü.”diye mırıldandığımda arkamdan bağırdı.
“Aynen öyle evet o benim!”dediğinde takmadan salona ilerledim koltuğa kurulduğumda karşıma geçip sehpanın üzerine oturdu.
“Ne? Ne dik dik bakıyorsun?”diye sızlandığımda yutkundu.
“Hiçbir şey demeyecek misin Ruhsar?”dediğinde göz devirdim.
“Ne dememi bekliyorsun ha her şeyi öğrendim diye böyle sana çıkışıp bağırıp çağırmamı bekliyorsan şansına küs ben değer vermediğim insanlara karşı bağırıp çağırmam nefesimi dahi yormam zaten ömrün bebek doğana kadar sonrasında boşanacağız bence kavgalık bir durum yok ha başka ne halt yemek istiyorsan gidip yiyebilirsin ama bilgin olsun bende yerim.”deyip ayaklandığımda sesini çıkartamamıştı karşısına dikilip hesap sormamı hatta onu vurmamı bekliyordu zaten vuracaktım sadece zamanı değildi.
“Bir dakika bana hesap sormayacak mısın?”
“Sandığın kadar değerli değilsin.”odaya girdiğimde dolaptaki eşyalarımı hepsini gelişi güzel kucakladım ve karşı odaya ilerledim karşı oda misafir odasıydı oraya girdiğimde eşyalarımı yatağın üzerine bıraktım böyle böyle üç tur yaptığımda makyaj masamı boşaltmak için tekrar odaya geldim makyaj masamın üzerindeki her şeyi toparlayıp misafir odasına bıraktığımda Uraz sertçe kolumdan tuttu.
“Bırak kolumu!”diye sinirle soluduğumda bende yatak odasına çekti.
“Sen istesen de istemesen de karımsın Ruhsar bu odada kalacaksın!”dediğinde suratına sert bir kafa attım.
“Bok kalırım seninle aynı odada orospu çocuğu!”diye cırım cırım yırtındığımda o burnunu ovarken bende misafir odasına girip kapıyı çarptım kapımı arkamdan kilitlediğimde yatağımın üzerindeki kıyafetlerimi toparlayıp dolabıma doldurdum. Nazikçe ve kandırarak yaptıramadıklarını zorbalıkla yaptıra bileceğini sanıyordu aptal! Sinirle dolabın kapaklarını çarptığımda öfkeden yine ellerim titremeye başlamıştı. Maya artık Urazın abimle bir ilgisini bulamadıysa onu liğme liğme edecektim.
Benim sinirimin üzerine yeni açtığım telefonuma bir bildirim düşmüştü telefonu elime aldığımda mesajlara girdim Mayanın adını anmıştım ve dakikasında mesaj gelmişti cidden bu kadar ballı olamazdım. Mesajlara girdiğimde derince yutkundum.
Gönderen: Maya
Buldum sonunda araştırmalarım sonuç verdi. Birkaç arkadaşlarımın da bağlantıları ile abinin aniden ortadan kaybolan bir adamına ulaştım. Senin dediğin şu adam hani Rafet onu buldum abin öldüğü zaman yanında olan kişinin Uraz olduğunu doğruladı. Hatta ve hatta Urazın abini öldürdüğünün görüntüsü bile var. Duygusal insanları hiç beklemedikleri yerlerinden vururlar akılcı insanları güvendikleri en sağlama aldıkları yerlerinden vururlar. Reha abiyi de çözmüşler onun akılcı bir adam olduğunu biliyorlardı Uraz abinin dostuydu abin ona güveniyordu ve güvendiği yerden vuruldu bu adamda en uzağa kaçmanın kendi yaşamı için kurtuluş olduğunu düşünmüştü görüntü kaydı bende istersen sana yollarım.
Bunu bekliyordum ama beni beklediğimden daha çok etkilemişti. Mesaj kutucuğuna girip klavyede parmaklarımı gezdirdiğimde hızlıca videoyu atmasını istedim. Video geldiğinde ellerim titreyerek açmıştım. Abimle konuşuyorlardı silahların olduğu depoda her şey birkaç saniye içinde oluyordu abim Uraza arkasını döndüğü anda Uraz silahını çekip abimin kafasına sıkıyordu. Babamın hep bir lafı vardı sırtını duvardan başka hiçbir yere dönme diye.
Sen o kadar as kes ayağının bastığı her yeri her kesi korkudan titret ama gel en yakın arkadaşın arkanı döndüğünde kafana sıksın. Hacı dayının hep bir sözü vardı deli kanlı adam sırtından vurulur derdi gerçekten de öyleydi. Muhtemelen bu ani ihanet abimin bile beklemediği bir şeydi istediğim tedariği elde etmiştim yarın akşam her şeyi bitirecektim. Uraz Aykırı yarın akşam ölü bir adam olacaktı ve bende kendimi temize çekme oyununa başlayacaktım.
Sahte kimlik ve pasaport yapan Fırata mesaj çekmem gerekiyordu bana yarın için yardımcı olacak bir kimlik ayarlaması gerekti.
Gönderilen: Fırat
Fırat ben Ruhsar yarın için bana acil bir sahte kimlik lazım ne kadar istiyorsan haber et yeter.
Telefonumu kenara bıraktığımda yatağa oturdum ve sırtımı yatak başlığına yasladım telefonuma cevap gelmesi uzun sürmemişti.
Gönderen: Fırat
Olur abla. Ücret on bin dolar yalnız.
Gönderilen: Fırat
Çüş lan bana da mı kazık şerefsiz! Neyse hadi öyle olsun ama senden herhangi bir şekilde sahte bir kimlik aldığım ortaya çıkarsa veya ötersen artık ölü bir kişilik olursun Fırat beni bilirsin derini yüzerim senin.
Gönderen: Fırat
Benden laf çıkmaz abla neyse senin aklında herhangi bir isim var mı?
Gönderilen: Fırat
Salak salak işlerle beni oyalama Fırat salla işte bir şeyler.
Telefonu kapattığımda komodine koydum ve kalkıp dolaptan pijama çıkardım. Üzerimdeki kıyafetlerimi çıkardığımda pijamalarımı giydim ve makyaj temizleme mendili ile yüzümdeki makyajı sildim. İşimi bitirdiğimde mendili çöpe attım ve yatağa ilerledim yorganı kaldırıp yatağımın içine girdiğimde gözlerim dolu dolu olmuştu. Yumruklarımı sıkarken derince iç çektim gözlerimi kapatıp yorganı sıktım abimin katili yan odada uyuyordu ve ben sabretmek zorundaydım. Sabret Ruhsar yarın her şeyi usulünce halledeceksin sabret.
Kinine hapsolma Ruhsar sakin kal sabretmeyen lider olamaz bunu sana baban defalarca söyledi. Bu kinine dur demezsen eğer ailenin başına Aykırıları durduk yere musallat edeceksin bu işi onları musallat etmeden halletmen gerekiyor. Senden beklenilmeyeni yap hayattaki en büyük zevkini uygula insanların yapamazsın dediği şeyi yap! Ne derler bilirsiniz kan davanı kanından olmayan birine aldırırsan senden dava güdemezler! Bende aynen bunu yapacaktım ortada olmayan birini bu işe katacaktım hiç olmayan birini.
Kendi kendime sırıtmaya başladım gözlerimi sildiğimde elimle ağzımı kapatıp deli gibi güldüm kendime geldiğimde yıpranan sinirlerimi sineye çekip kafamı yastığa yasladım ve bir an önce yarın olmasını istedim. Bir an önce yarın olsa da planladığım her şeyi devreye soksam bir an önce Urazdan kurtulsam o kadar rahatlayacaktım ki. Kendimi zor tutuyordum elimde olsa yan odaya girer onu gebertirdim.
Tamam biraz bebeğini yeni bulduğun yeğenini düşle de bu manyak düşünceleri biraz olsun terk et yoksa bu düşünceler seni her zaman ki gibi yiyip bitirecek Ruhsar. Gözlerimi yumup yatakta cam tarafına döndüm ve beklemeye başladım. Kaçan uykumu beklerken dudaklarımın üzerinde hissettiğim baskı ile gözlerimi araladım. Üzerime çıkan Merti gördüğümde şaşkınlığım hat safaya çıkmıştı. İki tatlı sözünden etkilendiğim doğruydu ama evime yatağıma gelecek kadar fazla mıydı bunu bilemiyordum.
“Ne yapıyorsun?”diye mırıldandığımda hafifçe gülümsedi.
“Onlar sevmeyi yan yana olmak sanıyorlar Sitare.”diye mırıldandığımda saçımı kulağımın arkasına itmişti. Dudakları tekrar dudaklarımı bulduğunda ona engel olmamıştım öpüşmelerimiz hızlandığında ellerini vücudumda dolaşırken buldum. Pijama üstümü çıkartıp attığında öpüşmelerimizi şehvet ele almıştı beni kucağına çektiğinde ellerimi boynuna yerleştirip saç diplerini okşarken yumuşacık dudaklarını emdim ve kucağına iyice yerleştim.
Ellerini belime koyduğunda beni iyice kendine çekip belirgin sertliğine yaslamıştı. Beni kucağına alıp ayağa kalktığında sırtımı soğuk duvara yasladı ve daha sert öpmeye başladı. Ellerini göğüslerimde südyenimin açık bıraktığı yerlerde gezdirmeye başladı. Dudaklarımı bıraktığında boynuma yöneldi boynumu öpüp emmeye başladığında kafamı duvara yaslayıp derince inledim. Öpücükleri boynumdan çıkıp aşağıya doğru indiğinde südyenimden arta kalan kısımlara öpücükler kondurdu.
Derince iç çekerken inlemelerim boğazımı tırmalıyordu sırtımı sertçe duvara vurduğunda daha çok inledim. Südyenimi çekiştirdiğinde zar zor yutkunmuştum ellerimle Merti durdurduğumda içime kaçan sesimi zor bulmuştum. “Ya-yapma lütfen eğer bunu yaparsak benim ondan bir farkım kalmayacak.”dediğimde elini yüzümü çıkartıp yanağımı okşadı.
“Siktir et o şerefsizi senin saçının telini bile hak etmeyecek ibnenin teki.”yanağımı eline bastırdığımda gözlerimi yumup iç çekmiştim. Üzerime gelen soğukla ürperdiğimde gözlerimi araladım. Mert yoktu yataktaydım ve pijamam üstümdeydi kapı hala kilitliydi ben rüya görmüştüm! Gözlerim dehşetle aralanırken derince yutkundum bu nasıl rüyaydı lan böyle.
“Hay sikeyim ben böyle işi! Senin gibi hamilelik hormonunun Allah cezasını versin lan bu nasıl rüya.”yataktan kalktığımda koşar adım banyoya girdim kendime gelmem lazımdı hem de acilen. Hala gördüğüm rüyanın etkisindeydim içim kıpır kıpırdı soğuk suyu açtığımda üzerimdeki kıyafetleri fırlatıp attım ve kendimi soğuk suyun altına bıraktım. Gözlerimi kapattığımda soğuk suyun içinde kendimi bırakmıştım soğuk su tenime iyi gelirken tüylerimi diken diken etmiş ve üşümemi sağlamıştı.
Banyodan çıktığımda havluya sarılıp odaya geçtim dolaptan kıyafet bakınmaya başladım. Saat sabahın altısı olmuştu hazırlanıp kahvaltı yapmak istiyordum hiç Urazla yüz yüze gelmek istemiyordum. Dolaptan dar deri bir pantolon aldım pantolonun arka kısmında uzun bir fermuar detayı vardı pantolonu üzerime giydiğimde dolaptan siyah bir üst aldım. Uzun kollu göğüs dekoltesi fazla olan kolları tülden ama aynı zamanda boğaz detaylıydı göğüslerin olduğu yer fazlasıyla açıktı. Saçlarımı tepeden at kuyruğu yaptığımda yüzüme hafif bir makyaj yaptım ve silahımı belime yerleştirip dolaptan deri ceketimi aldım.
Siyah topuklu botlarımı giydiğimde odadan çıkıp aşağıya indim. Mutfağa girdiğimde kendime tost yapmaya başladım. Tostumu pişirdiğimde tost makinesinin fişini çektim ve masaya oturup tostu yemeğe başladım. Tostumu bitirdiğimde evden çıkmak için kapıya ilerledim kapıyı açtığımda Uraz arkamdan bağırmıştı ama umursamadan dışarıya çıktım ve arabaya ilerledim. Arabama bindiğimde arkamdan gelişini umursamadan arabayı çalıştırıp hızlı bir şekilde evin bahçesinden çıktım. Efsunu bıraktığımız eve sürmeye başladım Yareyi alıp hastaneye götürüp test yaptırmamız gerekiyordu.
Efsunu bıraktığımız eve geldiğimde arabayı park edip güvenlikten geçtim ve evin kapısının önüne gelip kapıyı çaldım. Kapıyı İlyas açtığında beni içeriye buyur etmişti ben kahvaltımı ederken vs biraz fazla oyalanmış olacaktım onlarda çoktan kalkmış ve kahvaltılarını bitirmek üzereydiler. Onlarla birlikte bir bardak çay içtiğimde hazırlanmalarını beklemeye başlamıştım. Hazırlanıp geldiklerinde ise hep beraber evden çıkıp hastaneye gelmiştik. Hastanede Yareye test yaptıklarında testin sonucunun akşama çıkacağını belirtmişlerdi eğer pozitif olursa yarın ameliyata alabileceklerini de eklemişlerdi.
Hastaneden çıktığımızda İlyas bakıcılığına kaldığı yerden devam edip onları alıp eve götürmüştü bende kendi arabama binip Fıratın mekanına sürdüm eski depo yazane tarzı yere geldiğimde arabadan inip içeriye ilerledim ve bağırmaya başladım. “Fırat! Neredesin?”diye bağırdığımda derinden bir ses gelmişti.
“Buradayım Ruhsar abla.”ileriye doğru yürüdüm Fıratın olduğu yere geldiğimde çantamdan çıkardığım on bin doları önüne attım.
“Nerede benim sahte kimlik?”dediğimde oda kimliği önüme bırakmıştı. Kimliği elime aldığımda memnuniyetle gülümsedim. “Sağ ol sonra görüşürüz belki.”diye mırıldandım ve arkamı dönüp ilerlemeye başladım.
“Her zaman beklerim.”diye arkamdan bağırdığında umursamadan çıktım ve arabama ilerledim arabaya bindiğimde bu kez bir diğer işim bir makyaj mağazasına uğrayıp saç açıcısı ve açık kestane saç boyası almak olmuştu başka bir mağazaya uğrayıp mavi renk lens de aldığımda hepsini çantama eklemiştim. Buradan çıkıp bir avm’ye geldim ve bir sürü mum aldım avm’deki çiçekçiye girip bir sürü gül yaprağı aldığımda avm’den çıkıp hepsini arabaya taşıdım.
Arabayı bu kez bir restoranın önüne çektiğimde güzel güzel yemekleri hazırlatıp paketlettirmiş ve onları da arabaya taşıttırmıştım en son durağım olan dağ evine geldiğimde paketlerin hepsini eve taşıdım. Mutfağa yemek paketlerini taşıyıp bıraktığımda aldığım gül yapraklarını bütün salona yaydım salondaki büyük masayı ortaya kurup açtığımda her yeri mumlarla donatmıştım yemekleri sofraya taşıyıp tabaklara böldüğümde bütün mumları yakmaya başladım ve Uraza mesaj attım.
Gönderilen: Uraz
Seni dağ evinde bekliyorum acil konuşmamız gereken konular var ilişkimizle ilgili.
Kısa sürede onaylayan cevap gelmişti. Telefonumu kapattığımda koltuğa kuruldum ve gelmesini beklemeye başladım. Yarım saat içinde geldiğinde arabayı ne kadar hızlı kullandığını anlamıştım en az bir saati vardı bu yolun. Evden içeriye girdiğinde dona kalmıştı yanıma geldiğinde hafifçe gülümsedim ve sofrayı işaret ettim.
“Umarım açsındır.”şayet yediğin son yemek olacak.
“Açım.”zıkkım ye!
“Yemek yerken konuşmak istiyordum.”diye mırıldandım.
“Tabi güzelim.”o pis suratıyla sırıtırken sandalyemi çekmişti oturduğumda sandalyemi hafifçe itti ve karşıma geçip oturdu birlikte yemeğe başladığımızda konuşmaya başladım.
“Aslında seni buraya tamamen abim hakkında konuşmak için çağırdım bilirsin siz eski dosttunuz.”dediğimde ağzına attığı eti zar zor yutmuştu.
“Evet öyleydik.”hafifçe gülümsedim.
“Abim öldüğünde onu o gün hiç görmüş müydün? Yani en son nasıl görünüyordu?”dediğimde yüzü gerilmişti elindeki bıçağı sinirle kavrarken kendine hakim olamayıp ağzından kaçırmıştı.
“Her zaman ki gibi kendini beğenmişti.”dediğinde bir an duraksadım oda duraksamıştı bakışlarımız birbirimize döndüğünde kendini ele vermenin tedirginliği vardı üzerinde.
“Abim hep öyle kibirli bir adamdı babaannem hep söylerdi seni kurşun yarası öldürmez seni bıçak yarası öldürmez seni öfken öldürecek diye.”yarım ağız güldü.
“Haklısın fazla kibirliydi senin gibi öfkesine sahip çıkamazdı.”kafamı salladım.
“Yine de dost kazığını hak etmemişti.”dediğimde köftemin bir parçasını kesip yedim. Benim söylediğim son şey ile yediği şey boğazında kalmış gibi öksürmeye başladı ve bana döndü.
“Anlamadım?”dediğinde omuz silktim.
“Yine aynı şekilde aptalı oynuyorsun doğru bir atasözü aslında ben olsam bende aptalı oynardım ne derler bilirsin. Nerede aptalı oynayacağını biliyorsan zekisindir!”
“Saçmalama da çıkar ağzındaki baklayı Ruhsar!”diye sinirle konuştuğunda çatalımı bıçağımı bırakıp ona döndüm ve ellerimi birleştirdim.
“Abimi sırtından vuracak kadar aşağılık olmanı diyorum inkar etmene gerek yok videonuzu gördüm!”dediğimde bu kez oda elindeki çatal bıçağı bırakmıştı. Ona fark ettirmeden belimdeki silahı aldığımda onun elleri hala masanın üzerinde duruyordu bana tek laf etmeye kalkmadan belindeki silaha davrandığında zaten avucumda duran silahı kaldırıp ondan önce davrandım ve emniyetini açıp ateş ettim.
Onun abime yaptığı gibi kafasından vurduğumda germe geri sandalyesiyle birlikte arkaya düşmüştü. Derin bir nefes aldığımda kafamı hafifçe arkaya attım ve gözlerimi yumup kendime gelmeyi bekledim sinirden titreyen ellerime hakim olmaya çalışırken sinirimin geçmesi adına ona kadar saydım ve gözlerimi araladım.
“Ben seni uyarmıştım kimse Ruhsar Çağlayan ile dans edemez.”