Üzerimdeki bornoz ile mutfakta atıştırmalık bir şeyler ayarlarken Ardıç telefonla konuşarak aşağı indi. "Yarın bu nikah olacak. Ne gerekiyorsa yap."
Başımı kaldırdım. Nikah hemen yarın olacak mıydı şimdi?
"Tamam, daha sonra haberleşiriz Furkan."
Ardıç telefonu kapatıp mutfağa girdi. O da belindeki havluyla duruyordu. "Ne yapıyorsun?"
"Kendime tost yapacağım. Sen de ister misin?"
Başını salladı. "Olur."
Dolaptan gerekli malzemeleri aldıktan sonra tezgaha bıraktım. "Nikah hemen yarın mı olacak?"
"Evet. Yoksa erken mi?"
"Erken olması önemli mi? Zaten sahte bir evlilik."
Başını salladı. "Aynen öyle. Sahte bir evlilik Larin."
"Kaşar peyniri sever misin?"
"Olur." peynirleri ve domatesleri doğrayıp ekmek arasına koyduktan sonra marul da ekledim. Böylesi daha lezzetli oluyordu.
Tostları tabaklara koyduktan sonra birini Ardıç'ın önüne bıraktım. Sandalyeyi çekip oturduktan sonra ayağa kalktı. "Kuru kuru yemek olmaz."
Dolaptan meyvesuyu getirip masaya bıraktıktan sonra iki bardak daha getirip doldurdu. "Al bakalım."
"Teşekkür ederim."
Meyve suyumdan bir yudum alıp bardağı bıraktığımda tekrar yerine oturdu. "Bir ailen yok mu?"
"Bilmiyor musun sanki? Hakkımda her şeyi biliyorsun ya hani..."
"Biliyorum ama bir de sen anlat bakalım."
"Annemle babam ben on üç yaşındayken trafik kazasında öldüler. Bana da Ali'nin ailesi baktı. Çocukluk arkadaşım zaten kendisi."
"Bu kadar mı?"
Tostumdan bir ısırık alırken başımı salladım. "Daha trajik bir şey bekliyorsan yoktur. Ölümlerini de kabullendim zaten. Her insan ölmek için yaşar."
"Sen de mi ölmek için yaşıyorsun?"
Başımı olumsuzca salladım. "Aslında ben biraz daha fazla para kazanıp en azından ölene kadar daha rahat bir hayat yaşamak için yaşıyorum."
Dudağının bir kenarı yukarı doğru kıvrıldı. "Şu an karşımda olmanın sebebi de para zaten."
"Sen ne için yaşıyorsun peki?"
Tostundan aldığı ısırığı yuttuktan sonra konuştu. "Sevişmek için yaşıyorum ben."
"Çok spesifik bir örnek oldu." gülmüştüm ama o konuşurken bile kızarabiliyordum. Aklı fikri gerçekten de sevişmekte miydi? Tuhaf bir adamdı.
Tostumdan bir ısırık daha aldıktan sonra meyvesuyumu da içtim. Karnımı doyurduktan sonra ayağa kalkıp tabağımı ve bardağımı lavabonun içine bıraktım. Daha sonra yıkardım diye düşünüp arkamı döndüm.
Ardıç tostunu bitirmişti. Onun da tabağını aldıktan sonra meyve suyusuna hiç dokunmadığını fark ettim. "İçmiyor musun sen?" elimi bardağına götürdüğümde elimi tuttu.
"İçeceğim."
Başımı salladım. "Peki." onun da tabağını lavabonun içine bıraktıktan sonra mutfaktan çıkacaktım ama Ardıç'ın sesiyle duraksadım.
"Bekle."
Arkamı dönüp ona baktım. "Bir şey mi oldu?"
Meyve suyundan bir yudum alıp ayağa kalktı. "Gel ve otur."
Yine itaatkar hallerine başlamıştı. İkiletmeden dediğini yapıp benim için çektiği sandalyeye oturdum. Sandalyenin yan tarafına geçip kendine doğru çektikten sonra önüme oturdu. Kalçalarımdan tutup kendine doğru çekip sandalyenin ucuna oturttuktan sonra ağır hareketlerle bornozumun ipini açtı. Yavaşça bornozun yakalarını ayırdıktan sonra dizlerinin üzerinde doğrulup bardağını aldı.
Bir eli bardağındayken diğer elini vajinama getirip okşamaya başladı. Bacaklarımı daha çok açtığımda iç kısımlarına küçük öpücükler bıraktı. Her dokunuşu beni mahvediyordu.
Öpmeyi bırakıp vajinama döndüğünde elindeki meyve suyunu yaklaştırdı. Ve işte o zaman ne yapacağını anladım. Başını vajinama yaklaştırıp meyve suyunu vajinamdan aşağı dökerken dudaklarını vajinama bastırdı. Bir yandan meyve suyunu döküyor bir yandan da vajinamı emiyordu.
Derin bir nefes alıp elimi saçlarına götürdüm. "Ardıç... Ne yapıyorsun?"
Nefesimi kesiyordu emdikçe. Dili hiç durmadan vajinamı darma duman ederken yutkundum. Siktir... Kim meyve suyunu böyle içerdi ki? Bu adam gerçekten delirmişti.
"Ahh, Ardıç!" dilini içime sokup çevirdiğinde zevk sularım ağzının içine dolmuştu bile. "Ahh, Siktir, çok iyi. Yapma yapma, çok iyi."
Geri çekildi. "Beni mahvediyorsun Larin."
Titreyen bacaklarımla ayağa kalktım. Bornozuma sarınıp kemerini bağladığımda kaşlarını kaldırdı. "Dahasını istiyorum." diye mırıldandığında sadece omuz silktim.
Ona karşı koymak çok zordu ama dünden beri mahvolmuştum zaten. Şu an istemiyordum.
"Yorgunum. Dinlenmek istiyorum ben müsaadenle."
"Seni dinlendirebilirim."
"Ben sevişmeden dinlenmek istiyorum Ardıç."
Güldü. "Kaçıyorsun yani?"
"Hayır, kaçmıyorum. Bu evde senden uzağa ne kadar kaçabilirim ki? Sadece dün gece beni çok zorladın. Ve sabah da ve banyoda bile. Şimdi bir kez daha olmaz. Robot değilim ben Ardıç."
"Ben istediğim her zaman olacak Larin. Senin bundan kaçışın yok."
Dili keskindi ama geri duracak da değildim. "Benim bedenim. Ben de olmayacak diyorum."
Karşısına dikildiğimde gülümseyip başını çevirdi. "Pekala." kabul mu etmişti o? "Nasıl olsa yarın karım olacaksın. Her istediğimde beni tatmin etmek zorunda kalacaksın."
"Karın olsam bile bana saygı duymak zorundasın."
Başını eğip yüzüme doğru yaklaştı. "Merak etme, karım olduğunda saygıyla sikerim seni." gülüp geri çekildiğinde içimden küfürler ettim.
"Yok öyle bir şey." dediğimde çoktan mutfaktan çıkmıştı bile.
"Ardıç duydun mu? Yok öyle bir şey. Olmayacak öyle bir şey!"
Duymazdan geldiğinde mutfaktan çıktım. Merdivenlere yönelmişti. Onunla beraber olmakta sorun yoktu ama hâlâ onu avucumun içine alabilmiş değildim. Ali'nin de dediği gibi, onu yöneten ben olmalıydım ama o hala sözleriyle bana yön vermeye çalışıyordu.
"Ardıç, duydun mu beni?"
Hiç takmıyordu bile. Odasına çıkana kadar onu takip ettim. Kapıyı açıp içeri girdiğinde tam girmek üzereyken bana döndü. "Bu odaya girdiğinde çıplak olmak zorundasın. Hatırlıyorsun değil mi?"
"Evet ama şu an konuşuyoruz."
"Benim konuşacak yerlerim ağrıyor. Odana geç."
"Ama eminim sevişecek yerlerin ağrımıyordur. Pis herif!"
"Hadi Larin, hadi. Ya odana git. Ya da soyun ve yatağıma gir. Seçim senin."
Güldüm. Demek artık böyle oynayacaktı. "İyi, tamam. Ben odama gidiyorum. Sana da sıkıcı odanda iyi eğlenceler."
Arkamı dönüp tam karşıdaki odama girdim. Kapıyı kapatıp dolabıma yaklaştım. İçinden kıyafetlerimi çıkarırken sinirlenmiştim. "Bu adam erotizmden başka bir şey bilmiyor mu ya? Odun gibi. Ben onu nasıl parmağımda çevirecektim ki?"
Tabiki de bu sorunun cevabını Ali bana verirdi. O da erkekti.
Telefonumu alıp Ali'yi aradım. Her zamanki gibi çalar çalmaz açmıştı. "Söyle kardeşim?"
"Ali? Direkt konuya gireceğim. Bir erkek nasıl elde edilir?"
"Erkeğimizin adı Ardıç mı?"
Omuz silktim. "Her ne haltsa işte. Onu delirtmek istiyorum. Benim için delirsin, sözümden çıkmasın istiyorum. Ne yapacağım?"
"Şimdi kanka biz erkekler sikimizle düşünüyoruz çoğu zaman. O yüzden bizi avucunuzun içine almak oldukça kolay. Bir erkeğin kalbine giden yol sikinden geçer. "
Kaşlarımı çattım. "Midesi değil miydi o?"
"Onu kim söylediyse uydurmuş. Bak yirmi altı yıllık erkeğim yok öyle bir şey. Yemek de önemli tabi ama kadın daha önemli."
"İyi de bunu zaten söyledin daha önce de. Zaten adama her istediğini veriyorum. Daha ne yapacağım?"
"İstediğini vermeyeceksin. Öyle bir dünya yok. Bak mesela yeni duştan çıkmışsın tamam mı? Evde bıcır bıcır gezeceksin. Yanından geçeceksin, adamın siki hemen kalkacak. Böyle umutla sana yanaşacak sen de kendini biraz tattıracaksın. Ama dahası yok. "
" Az önce yaşandı. "
" Sonuç? "
" Kapıyı yüzüme kapadı. "
" Demek ki olmuş. Böyle devam. "
" Nasıl olmuş? Kapıyı yüzüme kapadı diyorum."
" Ya tamam işte, adam kalkmış sikiyle yanında duracak değil ya. Kalkıp gidecek haliyle. "
" Öyle mi diyorsun? "
"Tabi kızım. Sen böyle davranmaya devam."
"İyi, peki. Tamam yani. Buysa yaparım ben."
"Yap ve beni de haberdar et. Yeter bıktım şu herifin s****i konuşup durmaktan."
Güldüm. "Sağol Ali. Bir tanesin ya sen."
"Ne demek kızım. Bir zengin hatun da bana bulsan iyiydi de..."
"Bakarım çevresine, illa vardır birileri."
"Hay ağzını öpeyim iyi dedin ya!"
"Öpme ağzımı. Hadi kapatıyorum ben."
"Tamamdır kanka, çıldırt pezevengi."
"Tamam, denerim."
"Görüşürüz."
Ali telefonu kapattığında kendimi yatağa bırakıtm. Demek ki az önce yaptıklarım işe yaramıştı. O halde yapmaya devam ederdim ben de.
~ ~ ~ ~ ~