Dile getirilmeye korkulan her düşünce eninde sonunda sahibine ihanet eder .
Heaven gecenin ilerleyen saatlerinde korkunç bir susamışlık hissiyle uyandığında odanın karanlığına alışmak için gözlerini bir kaç kez açıp kapatmak zorunda kaldı . Uyku hali henüz üzerinden gitmemişken , uzun bacakları yatakta halsizce kıpırdandı. Baş ucunda bulunan su bardağının boş olduğunu gördüğünde sıkıntıyla bir nefes vererek huzursuzca yatağından kalkıp, odanın köşesinde bulunan su testisine doğru yürüdü. Testinin de boş olduğunu fark ederken bu saatte kimseyi rahatsız etmek istemedi. Odada bulunan bir başka yatakta uyuyan Katherine'e kısa bir bakış atarak eline bir mum aldı. Odadan çıkarken ses çıkarmamak için oldukça gayret göstererek parmak uçlarında yürüyordu.
Mumlarla aydınlatılmış koridora çıktığında sessizce ilerlemeye başladı . Bir kaç kapının açılıp kapanan sesini duyarak tedirgin olurken bir kadından çıktığına emin olduğu şuh kahkahayı duydu. Sesin kime ait olduğunu bilmiyordu fakat ,bir adamın daha sesi kulağına geldiğinde saklanmak için kuytu bir köşe aradı. Bu saatte istediği en son şey insanları uygunsuz bir halde yakalayan kişi olmaktı. Zira böyle bir durumda şüphesiz korkunç bir skandalın parçası olacaktı.
Sesler giderek yaklaşırken durmadan arkasına bakıyor ve birinin ya da birilerinin gelip gelmediğini kontrol ediyordu. Yeniden arkasına baktığı anda önünü görememiş ve bir nesneye ya da bir duvara çarptığını düşünmüştü fakat çıkan inleme benzeri sesle şaşkın bir halde başını çevirdiğinde dudaklarına kapanan büyük eller olmasaydı neredeyse çığlık atacaktı.
"Bayan Watson!" Christian diğer beylerle oynadığı pokeri gecenin geç saatlerine kadar devam ettirmişti ve herkes uyumak için ayaklandığında kütüphaneye gitmiş kısa bir süre kitap okumuştu. Saat üç sularına gelirken ancak uyumaya gitme ihtiyacıyla yerinden ayrılabilmişti. Koridorda olabildiğince sessiz bir şekilde yürürken ne yazık ki aniden önüne çıkan kadını fark edememişti. Sertçe göğsüne çarpmasıyla dudaklarından çıkan acı iniltiyi bastırmaya çalıştı. Kim olduğunu anlamak ister gibi hafif loş ışıkta kadına baktığında kendisini yeni fark etmiş olduğunu ve neredeyse korkuyla çığlık atacağı izlenimine kapıldı. Gayri ihtiyari bir şekilde kadının dudaklarını elleriyle kapatırken onun Bayan Watson oluşuyla afalladı. Gecenin bu saatinde ne halt etmeye koridorda dolanıyordu?
"Burada ne arıyorsunuz?"
Heaven karşılaştığı adamın Christian O'Sullivan olduğunu fark ettiğinde bulunduğu durumun bir rüyadan ibaret olduğunu düşünmek istedi. İri elleri dudaklarını ve neredeyse yüzünün yarısını kaplamıştı. Sorduğu soruya cevap vermesini bekliyordu fakat bu şekilde nasıl cevap verebilirdi?
Christian onun dikkatle kendisine diktiği bakışlarından bulundukları durumun farkına vardı. Bedenleri arasında yok denecek kadar az bir mesafe vardı ve üzerine giydiği ince gecelik bütün hatlarını hissetmesine ve ondan yayılan sıcaklıkla titremesine neden oluyordu. Soluğu kadının yüzüne dökülen bir kaç tutam saçı hafifçe dalgalandırıyor, bedeni bu görüntü karşısında istemsizce geriliyordu. Düşüncelerini toplayarak "Lütfen bağırmayın." dediğinde kadının onaylayan baş hareketinden güven alarak ellerini çekti. Fakat hala uzaklaşmamıştı.
"Anlamanız ne kadar da uzun sürdü." Heaven kısık bir sesle sitem ettiğinde Christian sinirlenmemek için derin bir nefes aldı . Her durum ve koşulda söyleyecek iğneleyici bir sözü olan başka bir kadın tanımıyordu.
"Bu saatte koridorda dolaşmanız uygun değil. "
"Sizin de öyle. " Heaven her ne kadar sitem etse de dükle karşılaştığı için biraz olsun rahatlamış hissetmekten kendini alamadı. Tanrı korusun tanımadığı, en azından dükü tanıdığı kadar ,tanımadığı bir adamla karşılaşmış olsaydı işler çok daha karmaşık hale gelebilirdi. Aralarındaki yakın temasla yutkunurken bir adım geriledi.
"Ben bir beyefendiyim." dedi Christian . "Siz ise bir hanımefendi. Ve açıkça belirtmeliyim ki bir kadının bunca insanın bulunduğu bir evde gecenin bu saati yalnız dolaşması hoş karşılanmayacaktır."
"Durumun ehemmiyetinin en az sizin kadar farkındayım Lordum fakat susadım." Heaven düke açıklama yapmak zorunda olduğuna inanamadı fakat onun bir kadın ve erkeğin maruz kalabileceği durumlar konusunda hassasiyet belirten nutuklarını dinleyecek değildi. Üstelik kendisinin dışarıda olması için çok haklı bir nedeni vardı . Susamıştı ve odasında bir damla su yoktu fakat Lord O'Sullivan için aynı neden geçerli miydi? Onun bu saatte nerede olduğu tam bir muammaydı. Tanık olduğu duruma bakılırsa böyle organizasyonlarda kaçamaklar yapmak yeni bir adet değildi.
"Her odada bir dolu sürahi bulunuyor Bayan Watson görmemiş olmanız imkansız ."
"İçinde su olmadığı fikri size makul geliyor mu Lordum yoksa sarsılan güven duygunuzu tatmin etmeniz için gidip sürahiyi getirmem mi gerekiyor ?"
Christian kadının son sözleriyle alayla güldü. Bu durum koridorda olmasını açıklıyordu fakat yine de dikkatli olmalıydı. Başka biri onu bu şekilde vücudunun önemli bir kısmını görmeye değer kılacak bir gecelikle gördüğünde kendisi kadar sağduyulu olamayabilirdi. Bu düşünceyle kaşları çatılırken duyduğu kadın kahkahasıyla başını koridorun köşesinden uzattı fakat Heaven onun bu hareketi karşısında "Tanrım !" diyerek onu çekiştirdi. "Bu çok yakışıksız."
Christian' başını Heaven'a doğru çevirerek "Hangi açıdan baktığınıza bağlı. " dedi imayla.
"Siz hiç uslanmaz mısınız?" diye sordu Heaven . Yaratılışının kusursuz bir çizgisi gibi duran kaşlarını olabildiğince çatarken "Farkedilebilirsiniz." diye devam etti .
"Onlar da öyle ..." Christian Heaven'ın tedirgin hali karşısında yapabilseydi eğer büyük bir kahkaha atardı. Belli etmemeye çalıştığı utangaçlığı ve saflığının el değmemiş masumiyeti karşısında şaşkına uğramamaya çalıştı.
"Yine de bu bizim sorunumuz değil. " Heaven başını olumsuzca sallarken seslerin giderek yaklaştığını fark etti.
"Sanırım bu tarafa doğru geliyorlar. " Christian gelenlerin kim olduğundan emin olamasa bile bu kadar rahat olmamaları gerektiğini düşünüyordu.
"Ah.. Lordum. " diyen kadının yarı sarhoş olduğu ses tonundan anlaşılırken Christian Heaven ile burada bulunuşlarını açıklayamayacaklarını biliyordu. Aniden Heaven'ın elini tutarak "Gel benimle. " dedi . Kütüphaneye giden koridor boyunca hızlı adımlarla yürüyerek Heaven'ı da peşinden götürüyordu fakat Heaven sürükleniyormuş kelimesini tercih ederdi.
Kütüphaneye girip de kapıyı arkalarından kapattıklarında Christian hala Heaven'ın elini bırakmış değildi ve bu durum ikisi için de bir ilkti. Elini ilk çeken Heaven olurken küçük bir öksürükle durumu toparlamaya çalıştı.
"Şimdi tüm sorunlarımızı çözmüş mü oluyoruz ?" diye sordu etrafına bakınarak. Bu defa da bir adamla kütüphanede yalnız yakalanma ihtimali vardı .
"Pek dahiyane sayılmaz ama daha iyi bir fikriniz var mı Bayan Watson ?" diyerek aynı şekilde cevap verdi Christian. Eli karıncalanıyordu ve bu histen hoşlanmadığı açıktı.
Heaven buna cevap vermek yerine ters ters bakmakla yetindi. En nihayetinde koridorda bulunan genç kadının ve adamın uzaklaşmasını beklemek zorundaydılar. Sıkıntıyla derin bir nefes alıp etrafına bakındı yeniden . Masada bulunan sürahiye doğru yürüdüğünde içinin dolu oluşuyla en azından bir konuda işe yarar bir fikir olduğunu kabul edecekti. Elindeki yarısı çoktan yanmış mumu masaya bıraktıktan sonra bir bardak su doldurup içmeye başladığında bir kaç damla su dudaklarının kenarından çenesine doğru akmıştı.
Christian ise bu süre zarfında dikkatle Heaven Watson'ı izlemekten kendisini alamıyordu. Gerçekten susamış olduğunu düşünürken dudaklarından çenesine oradan da köprücük kemiğine doğru ilerleyen damlanın izlediği yola dalgınlıkla baktı. Sesli bir şekilde yutkunurken Heaven Watson'ın sorarcasına bakışını fark ederek başını çevirdi.
Heaven nihayet susuzluğunu giderdiğinde üzerindeki bakışları hisserek başını çevirmişti . Fakat dükün koyulaşmış bakışlarıyla kendisini izlediğini fark ettiğinde tam olarak ne hissedeceğini bilmiyordu yine de karnında oluşan karıncalanmaya engel olamamıştı.
Elinde tuttuğu kadehi yavaşça masaya bırakarak gerisin geri pencereye doğru yürüdü. Sessizlik giderek büyürken dükün odadaki varlığının da giderek hissedilebilir oluşuyla yeniden boğazının kuruduğunu hissediyordu. Şimdi yeniden su içmek için arkasını dönmek zorunda kalacaktı fakat bunu istemediğinden emindi.
Christian daha önce bir çok kadınla yalnız kalmış , beyefendiliğine yakışmayan türlü münasebetler yaşamıştı fakat şimdiye kadar hiç böylesine tedirgin , hiç böylesine nefes almasını zorlaştıran bir an yaşadığını hatırlamıyordu. Heaven'ın masaya bıraktığı mumu alarak bir başka mumu yaktığında odanın karanlığını biraz olsun kırdığını düşünürken yaptığının ne kadar büyük bir hata olduğunu Heaven Watson'ın pencere önündeki varlığına başını çevirdiğinde anlamıştı. Mum ışığı ,giydiği ince geceliği saydamlaştırıyor , bedeninin en ücra köşelerini hatırı sayılır bir biçimde gözler önüne seriyordu. Bu iç gıcıklayıcı görüntüye bakmamak için çaba harcıyordu Christian . Elinden geldiğince zihnini oyalayacak her nesneye ayrı ayrı bakıyor , renklerini ayırt etmeye hatta yapılış şekillerini anlamaya çalışıyordu. Fakat her defasında gözü pencere önünde zarafet timsali bir şekilde duran kadına çevriliyor kendisine neredeyse iç çektiriyordu.
Tüm bu çabalarının , kendisini zorlukla durdurmasınnı tek bir nedeni vardı. Şu an bu kitaplarla çevrili odada arzulamaya başladığı kadını, onu tatmin edecek her türlü hisle ve şimdiye değin ulaşamadığı tüm hazlarla karşı karşıya getirmeye direnmesinin tek bir nedeni....
Bu kadın karşı çıktığı her şeydi ve şimdiye kadar bu denli bir tutkuyla istediği tek şey . Yine de itiraz eden mantıklı yanını gayretle ön plana çıkarmaya çalışıyordu . Çok inançlı bir insan sayılmazdı hatta en son pazar ayinlerine ne zaman katıldığını bile bilmiyordu fakat şu an da karşılaştığı bu büyük ikilem Tanrıya serzenişte bulunmasına neden oluyordu .
Tüm hislerini alaşağı eden kadın Heaven Watson olmak zorunda mıydı?
Heaven pencere önünde sayamadığı kaçıncı dakika olduğunu bilmiyordu fakat üzerine binen bu tedirginlik hissinin ve karnında giderek büyüyen karıncalanmanın mantıklı tek bir açıklamasını bulamıyordu. Fakat aynı şekilde arkasını dönüp dükle karşı karşıya gelmek de istemiyordu. Vücudunun giderek ısınmaya başladığını, soluk alış verişlerinin bu sessizlikte duyulur hale geldiğini biliyordu fakat arkasını döndüğü anda hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı hissinden de kurtulamıyordu. Daha önce hissetmediği bu duyguların manasını çözmüş değildi fakat nedenini anlayabilmesi için çok çaba harcamasına gerek yoktu. Adamın bakışlarının kendi üzerinde olduğundan neredeyse emindi. Zira ne zaman kendisine baksa tam da omurgasının başında , tüm bedenini mum alevi gibi titreten bir hisle boğuşmak zorunda kalıyordu.
Tanrının kendisine yardımcı olmasını dilerken aniden bahçeye çıkan kadın ve adamı fark ederek şaşkınlık dolu bir ses çıkardı.
"Sorun nedir ?" Christian giderek uzamaya başlayan sessizliğin bölünmesi ile birlikte kendi içinde verdiği savaşı sonlandırırken endişeyle pencereye doğru yürüdü. Heaven'ın dikkatle baktığı yöne çevirdiği bakışları durumu hiç de yadırgamadığını belli ediyordu.
Leydi Gillian ve Lord Nelson bahçenin karanlık bir bölümüne doğru hızlı adımlarla ilerliyordu.
Başını gayri ihtiyari Heaven'a doğru çevirdiğinde onun ne düşündüğünü anlamakta zorlandı.
"Pek memnun görünmüyorsunuz."
Heaven koyu kahve bakışlarını olabildiğince bir yavaşlıkla Christian'a doğru çevirdi . "Böylesine nahoş bir duruma şahit olduğum için mutlu mu olmalıydım?"
" Çok gergin görünüyorsunuz?" Christian kaşlarını çatarak baktı . Onun elbette her zaman kendisine terslenmek için bir nedeni vardı fakat şu an kaçıp gitmek ister gibi bir hali vardı . Belki de Lord Nelson'dan hoşlanıyordu ve gördükleri hoşuna gitmemişti. Bu düşünce kadar canını sıkan başka hiçbir şey olmadığı kanaatine vardı . Lord Nelson aptalın tekiydi ve asla nerde nasıl konuşacağını bilmezdi . Bayan Watson gibi bir kadının dengi olamazdı. İçinden sessiz bir küfür söylendi. Şimdi de Bayan Watson'ın dengi olan insanları mı düşünecekti?
Heaven Christian ile bu denli yakın olmanın kendisini rahatsız etmesini beklerken bedenindeki sıcaklığın giderek arttığını hissediyordu. Bir bakire olabilirdi fakat bir azize olmadığı kesindi. Cecilia ve Lord Nelson'u gördüğü anda hissettiği duyguların ne anlama gelebileceği düşüncesiyle şaşkına uğramıştı. Christian O'Sullivan 'ı arzuluyordu ve bu şimdiye kadar savunduğu her şeye ihanet sayılırdı. Şimdi pencereden yansıyan ay ışığında bile parıldayan buz mavisi bakışlarıyla kendisine böyle baktığında Heaven yanlış bir şey yapmaktan kaçınmak istedi.
Toparlanarak bir adım geriledi ve " Sanırım artık gidebiliriz. " derken cevap beklemeden kütüphanenin kapısına doğru yürüdü fakat kolunu tutan güçlü parmaklarla olduğu yere çivilendiğini hissediyordu
Christian Heaven Watson'ın aniden değişen ruh hallerine uyum sağlamakta zorlanırken onun yanaklarının ay ışığında giderek pembe bir hal alması ve nefesinin olduğundan daha şık hale gelmesi karşısında büyük bir farkındalıkla karşı karşıya geldi. Kendisi Heaven Watson'ı ne kadar arzuluyorsa o da aynı hisler ile savaşıyordu. Gitmek için arkasını döndüğünde onu durdurmak niyetinde değildi fakat bedeni kendi kararlarını sorguluyordu.
"Ne yapıyorsunuz?" diye sordu Heaven titrek bir sesle . Kaşları bu defa acı çekiyormuş gibi çatılmıştı.
"Neden kaçıyorsunuz Bayan Watson ? " diye soran Christian bir adım yaklaşsa da ellerini Heaven'ın kolundan çekmemişti.
Heaven mantıklı bir açıklama yapmak için kendisini zorladı. Çenesini dikleştirerek "Kaçmıyorum Lordum . İzin verirseniz uyumaya gidiyorum." dedi.
Christian bir süre kadının kendisine diklenen sivri çenesini ve dolgun dudaklarını inceledi. Şimdi onu öpse sanki zaman duracak gibiydi. Öpseydi eğer tüm evren yeniden yaratılacak , tüm kainat bu öpüşle yıkıma uğrayacaktı. Böylesine öpülesi dudaklara sahip hiçbir kadın tanımıyordu ve aynı dudaklar kendisini yaralamak için bıçaklarını biliyordu. Hayır , dedi kendi kendine . Bu kabul edilemezdi. Tüm bedeniyle ve aklıyla karşı çıktığı bu kadını arzuluyor olamazdı.
Heaven adamın kendi içinde bir sorgu halinde olduğu düşüncesine kapılırken burada biraz daha durursa eğer içinde bulunmaktan kaçındığı bir skandalın başrolü olacağından emindi . Aniden kolunu çekerek bir kaç kelime söylemek ister gibi dudaklarını açıp kapadı fakat sonra koşar gibi hatta kaçar gibi odadan çıkıp Christian'ı kendi iç savaşında yalnız bıraktı.