19. Bölüm

1856 Kelimeler
Olaylı Kıbrıs günleri tarifeli uçakla İstanbul’a dönerken ‘iniş için kemerlerinizi bağlayın ve koltuklarınızı dik konuma getirin.’ Uyarısı ile bittiğini anladım. Kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Ruh halim berbattı. Otele geri dönüp eşyalarımı topladığım an ve taksiye binerek hava alanına gidip uçağa bindiğim süre tamamen bende yoktu. Kendimi bu kadar çaresiz ve aciz hissetmemiştim birkaç yıldır. Her yeni bir yok oluşta kendi içime daha fazla kapanıyorum. Her çaresiz ve aciz kalışta daha fazla duvar örüyorum içime… Sınavlarım var… Onlara konsantre olmalıyım. Geçmişi değiştiremem ve düşünmeyi bırakmalıyım. Bu girdabın içine sürüklenmek istemesem de, girdap sürekli beni içine çağırıyordu. Karanlığa ne kadar çok bakarsam, o da bana bakmaya başladığı anlardan bir tanesindeydim. Birilerine içimdeki çığlığı anlatsam umursamayacaklar, boşver diyecekler, değmez, geçer… Hep aynı cümleleri farklı şekilde söyleyecekler… Birisi beni anlayacak mı? Birisi seni anlayacak mı? Bizler anlaşılmadan, kendimizi ifade etmeden ölüp gidecek zavallı ölümlüler miyiz yoksa? Ben bir kitap değilim, ben bir ressam değilim, ölmeden anlaşılmaya ihtiyacım var… Eve geldikten sonra sınav takvimime baktığımda daha 20 gün vardı ilk sınavıma. İki hafta sürecekti. Ders çalışmaya çalışsam da aklım sürekli geçmişte ve anılardaydı. Bir iki gün sonra telefonum çaldı. Bilmediğim bir numaraydı. Acaba dedim… O mu? Açtım telefonu. O değildi. Umut işte… Benimle görüşmek istiyordu ama daha önce hiç görüşmediğim biriydi. İsmi Leyla’ymış. Söylediği referanslar sağlamdı. Aslında görüşmek istemiyordum. Sizi birazdan arayacağım diye kapattım. Bir daha aramayacaktım. Referanslarını yine de teyit ettim. Bu ara temkinli olmakta fayda var. Belki de biriyle konuşmaya ihtiyacı vardı… Belki de sekse ihtiyacı vardı… Belki de sevilmeye… Görüşmeyi kabul ettiğimi söyledim. Yeri ve saati belirledik. Ünlü bir otelin bar kısmında görüşecektik. Tam vaktinde oradaydım ve tek başına oturmuş beni bekliyordu. Görür görmez tanıdım. Leyla, uzun ve dalgalı kumral saçlarıyla dikkat çekiyordu. Saçları, omuzlarına dökülürken, hafifçe ışıltılı görünüyordu. Her hareketinde, saçları bir tür dans eder gibiydi. Yüzü, keskin hatlara sahipti; elmacık kemikleri belirgin ve yüksekti. Gözleri, badem şeklinde ve yeşildi. Bu gözler, bakanı içine çeken bir derinliğe sahipti. Bakışları, bazen bir fırtınayı, bazen de bir dinginliği anlatıyordu. Kirpikleri, uzun ve kıvrıktı; makyajla değil, doğal bir güzellikle çerçevelenmişti. Leyla'nın dudakları, dolgun ve kırmızıydı. Dudakları, hafifçe kuru ve çatlamıştı; sanki bir tür içsel huzursuzluğun izlerini taşıyordu. Burnu, ince ve düzgündü; yüzüne bir asalet katıyordu. Çenesinde, küçük bir çukurluk vardı; bu, onun yüzüne bir tür naiflik ekliyordu. Leyla'nın bedeni, ince ama kıvrımlıydı. Omuzları, zarif bir şekilde düşüyordu; kolları, uzun ve narin görünüyordu. Göğüsleri, dolgun ve şekilliydi; her hareketinde, onlar da bir tür dans eder gibiydi. Beli, ince ve kıvrımlıydı; kalçaları, geniş ve çekiciydi. Bacakları, uzun ve düzgündü; her adımında, bir tür zarafetle hareket ediyordu. Oldukça seksi ve güzeldi. Bir jigoloya para harcamak için de oldukça gençti. Yargılamıyorum. Çünkü bazen biriyle dertleşmek ve sevişmek istersin. Sonrasında ise gitmesini beklersin. İşte gitmem için para ödeyenlerden bir tanesi daha… Gözlerinde bir buğu vardı. Gözlerindeki yalnızlık onu ele veriyordu. İçsel bir huzursuzluğu olduğu vücut dilinden belliydi. Evet aynı zamanda bir heyecanı kalbinde taşıyordu. Bu normal bir şeydi. Bir şeylerden kaçmaya çalışıyordu. Belki de uzaklaşmaya ihtiyacı vardı bir saniyeliğine bile tüm sorunlarından ve hayatından… Bazıları bunun için intihar etmiyor mu? Bazısı da bir yabancıyla beraber olarak bu sorunlarını atlatıyor… Bazısı da arkadaşlarıyla vakit geçiriyor… İlk seçenek dışındaki tüm seçeneklere tamamım… Leyla konuşuyordu ama kelimeleri seçiyordu. Düşünerek konuşmaya gayret ediyordu. Kültürlüydü ve oldukça fazla kitap okuduğundan emindim. Kendini güzel ifade etme kabiliyeti vardı. Şiir gibi konuşuyordu. Kendine hem çok güveniyordu hemde öz güvensizdi… Bir şeyler yaşamış olmalıydı. İçtiği şarap sayesinde biraz kontrolü kaybetmeye başlamıştı. Derin bir nefes aldı. “Sence ben güzel miyim?” “Evet oldukça güzelsin…” “Sence genç miyim?” “Birlikte olduğum bir çok kadından gençsin. Kaç yaşındasın 30?” Bir kahkaha attı. “Yaklaştın…” Sonra kahkahası bir anda hüzne bulandı. Ses tonu ciddileşti. “Biliyor musun? Ben hep güzel olmak zorundaydım. Annem, bunu bana küçük yaştan itibaren aşıladı. 'Leyla,' derdi, 'bu dünyada güzel olmayan kadınların hiçbir şansı yoktur. Güzel ol, mükemmel ol, herkesin gözdesi ol.' Elindeki kadehi sıkıca tutuyordu. “İlk okula gitmeye daha başlamamıştım. Yürüyüş dersleri ile başladı her şey. Bale kursu ile devam etti. Annem temizliğe giderdi. Gündelikçiydi. Sürekli gittiği bir evin sahibinin bale ve dans kursu vardı. Annem biraz acındırarak kendisini oraya kayıt ettirdi beni. Her hafta sonu lüks arabalar otoparkta beklerken ben Annem ile beraber otobüsten inip o kursa giderdik. Annem kursu temizlerken ben ise dans ve bale eğitimi alırdım. Annem bana her zaman; “Şu arabaları görüyor musun? Onlara sahip olabilmen için güzelliğini ve aklını kullanmalısın. Yoksa benim gibi gündelikçi, temizlikçi birine dönersin.” Diye telkinde bulunurdu. “Annem çok güzel bir kadınmış zamanında. Yanlış tercihlerinin bedelini ödüyor. İki abim ve ben…” Anlatırken göz teması kurmuyordu… “Bale, dans kursları yetmezmiş gibi bir de piyano kursu. Annem sosyeteye giderdi temizliğe. Oradan getirdiği kıyafetleri bizlere giydirirdi. Eski kıyafetlerde değil hani. Hepsi yeni. Onlar sayesinde hep zengin gibi göründüm. Havalıydım.” “Okulda çocuklar benimle arkadaş olmak isterlerdi. Fakat Annem’in kesinlikle katı kuralları vardı. Zengin olmayan biriyle asla konuşmayacaksın. Gerekmiyorsa selam bile vermeyeceksin!” “Bir iki kere okuldan çocuklarla konuştuğumu görünce canımı yakmıştı. Hemde kötü yakmış ve bir sürü ceza vermişti bana.” “Babam sorumsuzdu. Nerede akşam orada sabah takılırdı. Sürekli içer ve arkadaşları ile takılırdı. Eve para getirmediği gibi annemin çalıştıklarını da elinden çeker alırdı.” “Şimdi anlıyorum da belki de Annem’in bu mükemmeliyetçi tavrı yüzünden evden uzaklaşmayı seçmiş olabilirdi.” “Abilerim benden yaşça büyüklerdi, onlar da evden erken yaşta ayrılmışlardı. Belki de herkes Annem’den kaçmak için böyle bir şey yapmayı tercih etmiş olabilirlerdi.” “Ben Annem’in mükemmeliyetçi tavırları arasında kayboldum. Kendimi yeterince güzel, kültürlü, becerikli, kitap kurdu hissedemedim. Yaşıtlarım akıllı telefonlarla oyunlar oynarken ben kitapların içinde kayboldum. Hata yapacağım ve Annem’i utandıracağım diye ödüm kopardı. Çünkü Annemin gözlerindeki hayal kırıklığını her gördüğümde, içimde bir şeyler ölüyordu.” “Müzik kariyerim Annem kabul etmese de çok erkenden bitti. Bunu kabullenmesi biraz zaman aldı. Lise de dizi seçmelerine katılmaya başladım. Annem her defasında ‘kazanmak zorundasın’ diyordu. Yeterli görülmüyordum. Gençtim. Bir de bilirsin dizi sektöründe bir yerlere gelebilmek için bazı tavizler vermek zorunda kalabilen potansiyeldeki insanlar biraz daha şanslı olduklarından bahsetmeye gerek bile yok.” “Annem her defasında bunu büyük bir başarısızlık olarak görür ve beni suçlardı. Neden seçilemedin? Ne yaptın? Bu sefer neyi yanlış yaptın? Ne oldu? Gibi bir sürü soru sorardı. Cevabını bilmediğim sorulardı… Seçilen kız senden daha mı güzel? Daha mı yetenekli… gibi şeyler söyler dururdu. Ben de cevap veremezdim. Çünkü gerçekten bilmiyordum. Belki de, o mükemmelliğe ulaşmak için yeterince çabalamıyordum. Belki de, hiçbir zaman yeterince iyi olamayacaktım.” “Şarkıcılık, dizi oyunculuğu, mankenlik derken üniversiteye başladım. Zaman nasıl geçti anlamadım bile inan. Üniversiteye giderken bir ajansa kabul edildim. Bu arada özel üniversiteyi tam burslu kazanmadım diye annem benimle uzun bir süre konuşmadı. Bu konuşmamalarına alışkındım. Ne zaman bir başarısızlığa imza atsam benimle konuşmazdı.” “Ajansta ufak roller almaya başladım. Konuk oyuncu olarak. Birkaç reklamda oynamaya başladım. Ufak ufak tanınıyordum. O sıralarda benden yedi yaş büyük bir iş adamı ile tanıştım. Medyatik olmayan zenginlerden. Henüz 23 yaşındaydım o da 32 yaşındaydı. Hemen peşime düştü. Dünyaları ayaklarıma seriyordu. Sürekli pahalı hediyeler almaya başlamıştı. Bu durum Annemin dikkatinden kaçmadı.” “Sonra bana bir ev aldı. O evde onunla birlikte oldum. Beraber bir hafta tatile gittik. Annemden çoktan izni almıştı zaten. Annem’e her geldiğinde merhaba der ve ona da hediyeler getirirdi. Üniversiteyi bitirdim, Sonra ne zaman evleneceğimizi sorduğum da, bilmiyor musun? Dedi… Neyi dedim… Ben zaten evliyim, üç tane de çocuğum var.” “O an… yer yarılsa da içine girsem diye bekledim ama hiçbir şey olmadı. Erkek yalanları, istemeden evlendim, ailem baskı yaptı. Nikahımız olmasa bile benim kocası olduğunu söyleyip durdu. Allah yukarıda bir günden bir güne maddi olarak herhangi bir ihtiyacım olmadı.” “Lüks bir sitede oturuyordum, kredi kartımı o ödüyordu. Çalışmadığım için de özel bir sigorta yaptırtmıştı bana ve aylıkta belli bir para yatırıyordu hesabıma.” “Aslında senin yaptığın işin farklı bir şeyi. Annem’e bu durumu söylediğim de, umursamadı bile. Çünkü ona göre böyle lüks bir yerde yaşamanın da belirli bir bedeli vardı ve ben bu bedeli ödemek zorundaydım. Sabırlı olmalıydım. Çünkü ben gençtim ve güzeldim. Sonunda karısından boşanıp benimle evlenecekti. Bu bir çocuğa bakardı.” “Beş yıl boyunca, onunla birlikte oldum. Ama bu beş yıl, benim için bir tür hapishaneydi. Her gece, onun evine döneceğini bilerek uyuyordum. Her sabah, onun çocuklarına sarıldığını hayal ederek uyanıyordum. Ama ben, hiçbir zaman sesimi çıkarmadım. Çünkü annem, bana hep 'güzel ol, mükemmel ol' demişti. Ben de, o mükemmelliği korumak için her şeye katlandım.” “Çünkü böyle bir hayat için bedel ödemek zorundaydım…” “ “İki kere çocuğumuz oldu ama kürtaj ile aldırttı. Zorla yaptı bunu. İkinci kürtajdan sonra her şey değişti. Aramız iyice açıldı. Haftada en az üç dört gün benimle vakit geçiren adam artık gelmemeye başladı. Sonrasında ise başka bir kızla birlikte olduğunu duydum. Benden daha genç, daha güzel, daha mükemmel…” “Benim karısına yaptığım şeyi, bir başkasının da bana yapacağı aklımın ucundan bile geçmemişti.” “Ayaklarına kapandım, iş yerine gittim, yalvardım, beni terk etme diye ağladım, intihara kalkıştım. Hiç biri onu geri döndürmedi ve beni terk etti. Benden ayrılırken seni hiç mağdur etmedim. Eğer benimle tanışmasan şimdi banka kredisiyle ev almış, iki çocuklu bir çalışandın diyerek beni küçük gördü. Annemin beni bir mal gibi gördüğüne ve değer vermediğini suratıma bir tokat gibi çarptı.” “Anladım ki, en yakınına güvenip anlattığın tüm yaralarını, korkularını ve acılarını sana karşı bir kurşun olarak kullanabiliyor… Bunları söylerken çok acımasızdı…” “O başka bir kız buldu, ben ise ortada kaldım. Annemin umurunda bile olmadı. Evler, araba, yazlık, bankadaki para… Bu hayatı sürdürmek için yeterliydi ve yeni birilerini bulabilirdim.” “Kendimi bir hiç gibi hissettim. Evin şımarık çocuğunun alınması için ağladığı ama elde ettikten sonra hevesi geçince kırıp bir kenara attığı eski bir oyuncak gibi hissettim. İçimde, büyük bir boşluk oluştu. Bu boşluk, beni yutmaya başladı. Her gece, ağlayarak uyudum. Her sabah, boş bir yatakta uyandım. Koca bir hiçlik var içimde…” “Sen söyle ne yapmalıyım?” “Sen bir oyuncak değilsin sen bir insansın…” dedim ve gözlerine baktım. Onunla göz teması kurmak istiyordum. “Sen değerlisin…” “Kimin için?” “Kimse için değil, kendin için değerlisin, kendin için değerli olmalısın. Başkası için değil kendin için yaşamalısın. Hayat seninle de, sensiz de devam ediyor. Hiç mi yapmak istediğin bir şey yok?” “Bazı istekler için yaşımın artık uygun olmadığını düşünüyorum…” “Biliyor musun? Eskiden yaş diye bir şey yoktu. Doğum günü diye de bir şey yoktu. Bu yalnızca bir yanılsama… Ne yapmak istersin 20 yaşındaki Leyla olsan?” “Moda tasarım derdim galiba…” “Tamam git al eğitimini, başla yavaştan… Ne yapmak istiyorsan yap, ne denemek istiyorsan onu dene. Hayat senin hayatın. Başkalarının ne istediği kimin umurundaki… Ne istiyorsan onu yap…” “Sen ne istiyorsun…” dedi… Gözlerinin içine doğru baktım; “Seni…” Utandı ve sonrasında, gülümsedi… “Paranı ödedim ama yalnızca konuşmak içindi, zorunda değilsin benimle sevişmeye…” “Zorunda değilim elbette. İstemediğim hiçbir şey yapmadım ben. Parasıyla bile. İstemiyorsan beni anlarım… Ama ben seni istiyorum…” Tekrar gülümsedi… “Ne kadar çok istediğimi söylemeye utanıyorum…” Kartı çıkarttı. “201 nolu oda… Ama sen arkadan gel lütfen… Ben seni arayacağım.” “Uyar…” İnstagram: Ekapiskay lütfen eklemeyi unutmayın.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE