3.BÖLÜM

2177 Kelimeler
Aracın sessizlik içinde ilerlemesiyle parmaklarımı kucağımın üzerinde ezdim. Şuan bana hayal gibi gelen bir an yaşıyordum. Mahallemin sokağındaydım, evime geri dönmüştüm. Beni Ankara'ya getirdikten sonra evime kadar eşlik etmek istemişlerdi. Kalbimin kuş gibi çırpınışlarını duyuyordum. Heyecanla bakıyordum evimin pencerelerine. İçten içe kendime kızıyordum. Korhan haklıydı, yeşil gözlü adam bana göremediğim gerçekleri göstermişti. Onlar yüzünden ölmeyi düşünmek aptalcaydı, babamı ardımda bırakıp gitmeyi düşünmek saçmalıktı. Aracın yavaşladığını hissettiğimde gözlerim camdan dışarı kaydı. Gözlerim iki katlı müstakil evde durdu. Pembe duvarları eskimiş, bazı boyaları soyulmuştu. Çok eski bir ev olsa da yuvamdı burası benim. Askerlerin araçtan indiğini gördüğümde kendimi toparlamaya çalıştım. Babama kavuşacaktım. Titreyen parmaklarımı hiçe sayarak kapının koluna uzandım. Yavaşça açarak, ayağımı dışarı çıkardığımda askerin beni beklediğini gördüm. "Bıraktığınız için teşekkürler." Başını hafifçe salladığında aracın içindeki telsizin sesini duydum. Asker aceleyle arabaya binerken, okuldan eve gelirken kapıyı aceleyle çaldığım gün geldi aklıma. Sınavdan yüksek almış, babama söylemek için geldiğimi hatırlıyordum. Beni terden sırılsıklam gördüğünde kızmış, sonra da kıyamamış kollarına çekmişti. Adımlarım hasretinden ağladığım kapıya yaklaştı. Gözlerim hafifçe sulanırken, dudaklarım aralandı. Nefes almak istedim ama ciğerlerim sanki yeminliydi beni öldürmeye. İki basamaklı merdiveni çıkarak tam kapının önünde durdum. "Acil gitmemiz gerek, komutan çağırıyor." Askerlerin sesini duyduğumda başımı hafifçe çevirdim onlara. "Evimdeyim sağ olun. Beklemenize gerek yok." Sesim oldukça yumuşak ve boğuk çıkmıştı. Askerler arabaya yönelirken önüme döndüm. Arkamdaki aracın motor sesini duydum. Sokağı dolduran ses ile birlikte araba hareket etmeye başladı. Kendimi toparlayarak elimi kaldırıp, kapıya yaklaştırdım. Yumruğumu kapıya vurarak sabırsızca beklemeye başladım. Hiçbir ses gelmezken, bir kez daha vurdum kapıya. Evde yok muydu? Kapının gıcırtılı sesini duyduğumda dudaklarım kıvrıldı. Aralanan kapı ile içeri baktığımda karşımda kimseyi göremedim. Kapının kolunun bırakılması ile gözlerim aşağı düştüğünde beni inceleyen küçük bir kız gördüm. "Kimsiniz?" diye sordu merakla gözlerime bakarak. "Babamı arıyordum." Babam taşınmış mıydı? "Duygu! Kızım sana kaç defa demedim mi kapıya koşma diye!" İçeriden gelen kadın sesiyle kaşlarım çatılırken küçük kız kıpırdandı yerinde. Başıyla arkasını yokladı. "Anne burada bir abla var." Karmakarışık hissediyordum, babam neredeydi? "Gir içer-" Açık kapıdan gördüğüm Duygu'nun hemen arkasında beliren kadına baktım. Elindeki bezle parmaklarını kurularken gözleri beni bulmuştu. Adımları bıçak gibi kesilirken gözleri kızına düştü. "Kızım gel buraya!" İsminin Duygu olduğunu öğrendiğim kız annesine doğru koştuğunda gözlerim evin içinde dolaştı. Hep temizlediğim, teker teker astığım tablolar salonu süsülüyordu. Duygu annesine sarıldığında yutkundum. "Babam nerede?" Kadın ne diyeceğini bilemedi. Ağzımdan düşen iki kelime ile önce kaşları çatıldı sonra ise rahat bir nefes aldı. "Ahmet az önce çıktı, birazdan gelir. Sen içeri geç istersen." Yabancılık çektiğim evi süzerken içeri adımımı attım. "Dur! Yani ayakkabını çıkar istersen, yeni temizledim." Uyarısı ile irkildiğimde önüne döndü. Kimdi bu kadın? Babam benim yokluğumda bu kadınla birlikte bir yuva mı kurmuştu? Ayağımdaki babetleri çıkararak oturma odasına doğru yavaşça adımladım. İçeri girdiğimde beni değişik bir koku karşıladı. Babam ya da benim birlikte yaşadığımız zaman ki gibi kokmuyordu. Aile gibi kokmuyordu. Zar zor kaldırıp temizleyebildiğim koltukların yerleri değişmişti, vitrinde duran küçük resimlerimiz, saatlerin yerleri hepsi değişmişti. "Anne bu abla neden babamı soruyor?" diye fısıldadı çekingen sesiyle. Baba mı? "Duygu, yukarı çık sen. Kitabını oku, ödevini de yapmayı unutma." Henüz ismini bilmediğim kadın Duygu'yu yukarı gönderirken odadaki bakışlarımı kadına çevirdim. "Siz kimsiniz?" dedim kendime hakim olmaya çalışarak. Neden evimde tanımadığım insanlar vardı? Kızının gittiğini görünce derin bir nefes alıp, bana baktı. "Ben Nermin, Ahmet'in karısıyım." Dedikleri ile dudaklarım şokla aralanırken kadının tuhaf bakışları üzerime değdi. "Karısı mı? Babam, ben kaçırılmışken seninle mi evlendi?" İnanamıyordum, babam bunu yapmazdı. "Sen kaçırılmadan öncede birlikteydik sana söyleyecekti ama ortadan kaybolunca söyleyemedi." "Sizde ben yokken evlenelim mi dediniz?" "Neden bu kadar sert çıkışıyorsun? Ahmet senin için çok endişelendi." Neden bahsediyordu bu kadın? Resmen ben orada can çekişirken evlenmişlerdi! Bende, babam benim yüzümden ne haldelerdir diye düşünüyordum. "Bunu yapmış olamaz! Benim babam bunu yapmaz!" dedim sesimi yükselttim ona. Ona bağırdığımı gördüğünde burun kıvırdı. Gözlerimin içine bakarak yüzünü buruşturdu. "Koskoca kızsın, benimle evlenirken sana soracak değildi ya?" "Bunu yapmazdı." diye fısıldadım o sırada kapıdan gelen kilit sesini duyduğumda dondum. Gelmişti, işte. Kapının açılması ile kalın bir ses duydum. "Prensesim, nerede benim?" Kalbimin üzerine küçük bir kıymık batarken, içimdeki bütün umutların söndüğünü hissettim. Prensesim. Hani senin tek prensesin bendim baba? Adım sesleri salona doğru gelirken kadın gülümseyerek arkasını döndü. Kapının pervasına yaklaşarak durdu. "Ahmet, misafirin var." Misafir? Kendi evimde misafir de olmuştum. Neler oluyordu Allah aşkına? İçeri giren adamı gördüğümde çenemin titrediğini görmesin diye dudaklarımı birbirine bastırdım. Günler sonra gözlerim babamın yüzünde değdiğinde benim gibi kapının eşiğinde durduğunu gördüm. "Leyla?" Leyla vardı, babasının küçük Leyla'sı. "Baba." Beni beklemediği gözlerinden belliydi. Hiç gelmeyeceğimi düşünüyordu. Ben ise buraya gelmek için Allah'a yalvarıyordum. "Kızım!" dedi bana yaklaşırken. Aramızdaki mesafeyi kapatarak bana yaklaştığında bedenim titredi. Kolları bedenime dolanacakken geriye doğru bir adım attım. Babamdı ama korkuyordum işte, yeniden tenime değecek olan parmaklardan. "Babana sarılmayacak mısın?" Parmaklarımı göğsümün üzerinde dolarken gözlerim arkasında kalan kadını buldu. "Kim bunlar baba?" diye fısıldadım gözlerimin sulandığını görmesin diye başımı eğerken. "Gel bir sarılayım sana!" "Evimizde ne arıyorlar?" Açtığı kolları havada kalırken titreyen bedenimi durdurmaya çalıştım. Yaprak gibi, ayazın ortasında kalmış olan çıplak beden gibi titriyordum. "Kızım sana söyleyemedim. Bu kadın, Nermin. Bu evde yaşıyor." Karım dememişti. Bilmediğimi mi sanıyordu? "Karın mı?" diye fısıldadım gözlerimin içine baksın, hayal kırıklığını, yeşerttiğim tüm umutlarımı nasıl söndürdüğünü görsün istedim. Bakmadı. "Evet, yeni bir ailemiz olacak. Sen, ben, Nermin ve küçük kardeşin." "Baba, beni kaçırdılar." Beni kaçırdılar baba. Bana vurdular baba. Beni dövdüler, işkence ettiler baba, sen neredeydin? "Biliyorum, hepsi çekti kızım." Üzerime doğru bir adım attığında başımı iki yana salladım. "Hayır! Ben teröristlerin elindeyken sen burada evleniyor muydun? Orada geçirdiğim tüm vaktimde Allah'a seni bir kez göreyim diye yalvarırken sen yeni ailenle vakit mi geçiriyordun?" "Senin için karakola gittim." "Zahmet etmişsin." dedim dişlerimi sinirle birbirine bastırarak. Yüreğim çok yorgundu. Kalbim bir darbeyi daha kaldırmayacak haldeydi. "Senin haber izlerken Diyarbakır'da nöbet tutan aileleri görmüştük ya hani? Sen onlar kadar bile değilmişsin! Onlar çocuklarının yolarını beklerken sen burada, bu kadınla!" dedim gözlerim ardında kalan Nermin'e kayarken. "Küçük prensesinle!" "Abartma Leyla! Alt tarafı bir aydır yoksun. Hem Nermin'e bu diye hitap etme. Şimdilik görmezden geliyorum ama bir daha böyle seslendiğini duymayayım." Babam neredeydi? Bu kadın onun kalbine ne yapmıştı? "Gerçekten mi? Ben ne söylüyorum, sen beni dinliyor musun?" "Yorgunsun, gidip biraz dinlen. Nermin senin için bir oda hazırlatsın." Babam içimdeki ümitlerin hepsini kökünden koparmıştı, hem de hiç acımadan. Kalbimi öyle bir yakmıştı ki bir daha toparlayamayacaktım. "Nasıl olduğumu bile sormadın ama yine söyleyeyim." Akan burnumu çekerek, yanağıma akan göz yaşını sildim. "Günlerce yemek yemedim baba, susuz kaldım. Dövdüler beni onlara karşı çıktığım için, taciz ettiler! İşkencelerine maruz kaldım baba! Hiç mi merak etmedin beni?" Gözlerinin içine baktım. Bana üzüldüğünü görmek istedim, küçük bir endişe kırıntısı ama yoktu. "Bunları daha sonra konuşacağız yukarı çık ve biraz dinlen." Başımı ısrarla iki yana salladım. Bu adam neden duymuyordu beni? "Allah aşkına ne oldu sana baba? Ne yaptı bu kadın sana?" dedim suçlarcasına ardında kalan, bizi sessizce izleyen kadına bakarken. "Sen saçımın teline zarar gelse üzülürdün. Gittiğimden beri beni aramamışsın bile! Evlenmişsin!" "Yeter artık Leyla! Çocukluğu bırak! Bugün güzel bir gün evine döndün." Dudaklarımdan küçük bir hıçkırık kaçarken gözlerimi ondan çektim. "Nermin, Leyla için oda hazırla da yatsın." Rüyada mıydım? Hayır bu olsa olsa kabus olurdu! Uyanmak istiyordum. "Sana misafir odasından birini hazırlayayım canım. Senin odanda Duygu kalıyor." Daha ne kadar kıracaktı kalbimi? Eve geldiğimde kapıyı babam açacak sanmıştım, onu kucaklayacaktım. Bedenime değen tüm kirli dokunuşları şefkatle silecekti ama gel gör ki ne şefkati ne de kucağı vardı. Babam koltuğa çökerken yanağımdaki göz yaşını sildim. Nefes almak için, biraz dinlenebilmek için sustum. Tek kelime etmedim. Yavaş adımlarla odadan çıkarken Nermin önüme geçti. Babamın uzaktan akrabaları gelirken onlara hazırladığım odanın kapısını açtı bana. "Dinlen, yemek olunca seslenirim." Samimiyetten uzak sesiyle odanın içine adımladım. Kapıyı arkamdan kapatırken gözlerim boş yatakta gezindi. Kendi evimde bir hayalettim, bir misafir. Kalbim sızladığında dudaklarımı birbirine bastırdım. Avuç içimi dudaklarımın üzerine bastırarak, hıçkırığımı yuttum. Babam, gitmişti benim için. * "Yemek hazır canım, seni bekliyoruz." Kalçamı soğuk zeminden kaldırarak elimi yatağın üzerine koydum. Nermin'in bakışları üzerimdeyken onu umursamadan ayaklandım. Ne halde olduğumu umursamadan kapıyı açık bıraktı ve merdivenleri indi. Hiç iştahım olmasa bile aşağı inmek istiyordum. Belki bana tüm bu olanları açıklardı. Odadan çıkarak merdivenleri inerken kulaklarıma babamın kahkaha sesleri ve küçük bir kız çocuğunun gülüşleri geldi. Tuttuğum trabzasını sıkarak adımladım. Ben cehennem ateşinde yanarken cennette yaşıyorlardı onlar. Adımlarım mutfak kapısına yöneldi, henüz birkaç adım atmıştım ki babamın küçük kızına güzel hitaplarını duydum. İçim cayır cayır yanarken sesimi çıkarmadan yaklaşım masaya. Duygu'yu tek dizine oturtmuş, gıdıklıyordu. Eskiden beni de kucağına alır, gıdıklardı. "Otur lütfen Leyla." Gösterdiği sandalyeye ilerlerken babam Duygu'yu kucağından kaldırarak yanındaki sandalyeye oturttu. Sandalyeyi çekerek oturduğumda gözlerim önümdeki sofraya kaydı. Burnuma kabak kokusu sinerken yüzümü buruşturmamak için zor tuttum kendimi. Kabağı hiç sevmezdim. Nefret ederdim. Nermin hemen karşıma oturduğunda babamın yemeğe başladığını gördüm. Yanımdaki küçük kız önündeki yemeği zoraki yerken sırtımı sandalyeye yasladım. Dün kurduğum umutlarım bugün paramparçaydı. Boşuna denilmemiş bu laf; hayat, sen olan yaparken başına gelenlerdir. "Yarın hastaneye gideceğiz." Babamın tok sesiyle başımı kaldırdım. İçimde açmasını önleyemediğim umutla baktım ona. Benim için endişe mi etmişti? Küçük kızın masum duygusuydu işte. "Yaralarımı temizlemişlerdi." "Onun için değil." Kaşlarım çatılırken karşımda duran kadın yemeği bırakarak parmaklarını birbirine geçirdi. "Tatlım biliyorum zor şeyler yaşadın. Biz de düşündük ki başına daha kötü şeyler gelmeden önlemimizi alalım." "Neden bahsediyorsun?" "Test yaptıracağız." Boğazımda oluşan yumru ile nefes alamadım. Az önce elinde çiçeklerle babamı bekleyen küçük kızın acımadan kalbini sökmüştü. "Ne testi?" dedim korka korka. Dudaklarının arasından çıkan kelime ile beynimden vurulmuşa döndüm. "Önce bekaret sonra da gebelik testi." Yanımdaki küçük kızın bakışları bana dönerken, başımı eğdim. Duymak istemedim söylediklerini. Yalandı, dememişti öyle bir şey. "Ne dedin sen?" Ne dediğini çok iyi anlamıştım sadece kalbim anlamamakta ısrar ediyordu. "O şerefsizlerden biri sana dokunduysa-" "Ne olurdu dokunduysa? Namusunu mu temizlerdin?" dedim dişlerimi birbirine bastırarak, zorlukla konuştum. Benim babam bu değildi. Karşımda gördüğüm kişi o, olamazdı. "Saçmalama Leyla!" "Niye yaptırıyorsun o zaman testi?" Yükselen sesimle yanımda oturan küçük kız irkildi. "Yavaş konuş Duygu'yu korkutuyorsun!" Nermin yerinden kalkarak küçük kızına yukarı yollarken gözlerimi kapattım sakinleşmek için. Babam az evvel benden ne istemişti? "Yarın hastaneye gideceğiz dedim, konu kapandı. Keyfimizi kaçırmayı bırak da yemeğini ye!" Keyfimi kaçırma. "Affedersiniz Ahmet Bey, bir daha keyfinizi kaçıracak bir kızınız olmaz." Daha fazla dayanamadım. Sandalyemi geri iterek yerimden kalktığımda babamın öfkeyle yerinden kalktığını gördüm. "Otur şuraya!" "Oturmuyorum bana emir veremezsin!" "Sana otur dedim!" Onu umursamadım, ayakta dikilirken sinirle kalktı ayağı. "Yarın gidip o testi yapacaksın! Kendin dedin bana saldırdılar diye. Piçin çocuğunu karnında mı taşımak istiyorsun? Bir de onunla uğraşamam." "Bana kimse tecavüz etmedi!" "Lafımın üzerine laf etme Leyla!" İnanmadı bana, bir kez daha yıkıldım. Bu kaçıncı darbemdi? "Edersem ne olur? Hep şu kadın dolduruyor seni değil mi? Baksana yıllardır büyüttüğün kızını bile tanımıyorsun!" "Sana ona adıyla hitap etmeni söylemiştim!" "Yeter! Anlıyor musun? Yeter!" Boğazım yırtılana kadar bağırdığımda kendimden geçmiştim artık. "Ben ne acılar çektim biliyor musun baba? Öldüm ben, öldüm! Sen ben orada acı çekerken evlenmişsin burada! Davulda çaldın mı bari arkamdan?" diye sesim kısılana kadar bağırdım. "Terbiyesizliğini de al hemen odana çık! Yoksa elimden bir kaza çıkacak!" dudaklarımda büyük bir gülümseme belirdi. Gözlerinin içine bakarak güldüm. "Biliyor musun annem seni şu halde görse kendinden utanırdı." Gözlerimden bir yaş düştüğünde sol yanağımda şiddetli bir acı hissettim. Başım sağ tarafa düşerken saçlarım gözlerimin önüne düştü. Alt dudağımın sızım sızım sızladığını hissederken donmuş gibiydim. Hissizleştim sanki. Bedenimi doğrultmaya çalıştığımda, gözlerim ayaklarına değdi. Sert soluklar alıyordu, bana vuran eli yan tarafına düşmüştü. Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda gözlerinde gördüğüm küçük pişmanlık kırıntıları gülümsememe yetti. Dilimin ucuna gelen kan tadı ile gülümsememem büyüdü. "Beni sildiğin gibi sildim seni baba. Benim artık bir babam yok!" Gülümsememin yerini donuk bakışlarım aldığında gözlerimi odan çektim ve hızla mutfağın kapısına yürüdüm. "Leyla nereye gidiyorsun? Hemen buraya gel!" "Ahmet, bırak! Geri gelecektir." Nermin'in sesiyle sinirlerim zıplarken ayakkabıları umursamadan kapıyı hışımla açtım. "Elbet geri geleceksin Leyla! O zaman açmayacağım bu kapıyı sana! Paran bitti mi gelip ağlama bana!" Kapıyı arkamdan kırılacak kadar sert çektiğimde gözlerim boş sokağı buldu. Balkona, pencerelere çıkmış bazı komşuları gördüğümde sinirle bağırdım. "Ayı mı oynuyor? Girin içeri!" diye seslendim. Kadınlar beni ayıplarken, topuklarımı sertçe yere basarak evin kapısından uzaklaştım. Dolan gözlerim kendini bırakırken, elimi alt dudağıma koydum. Kan, çeneme doğru akıyordu. Elimin tersiyle silmeye çalıştım. Bir taraftan ağlarken diğer taraftan sızlayan yüzüme dokunmaya çalışıyordum. Gökyüzünde büyük bir şimşek çarptığında irkildim. Başımı kaldırdığımda bulutlarla kaplı karanlık gökyüzünü gördüm. Yüzüme düşen küçük bir damla ile dudaklarım titredi. Yağmur damlalarının toprağa düşme sesi kulaklarımı doldururken sokağın başında durdum. Çıplak ayaklarımla kaldırımın kenarına yürüdüm. Kendimi zorlukla yere bırakırken derin nefesler almaya çalıştım. Bedenim kendini serbestçe bıraktığında dudaklarımdan hıçkırıklar yükseldi. Omuzlarım sarsıldı, yanağım sızladı. Yağmur damlaları üzerime yağarken babamın silmesini istediğim dokunuşların yağmur damlaları ile silinip gitmesini bekledim. Tenimi temizleyecekti, yine eski halime bürünecektim. İki ay önceki halime. Sokağın içini güçlü bir motor sesi doldururken yüzümü kimse görmesin diye dizlerimin üzerine bıraktım. Hıçkırıklarım motor sesine karışırken parmaklarım yanağıma dokunuyordu. Saçlarım damlalarla ıslanırken, yaşama sevincim akıp gitti, toprağa. Kulağıma yağmur sesiyle karışan motor sesinin bir anda kesildiğini duyduğumda titrek bir nefes aldım. O eve gitmek istemiyordum. Ayağımı basmak da istemiyordum. Sadece huzur, huzurlu olayım istiyordum. Burnumu çekerek yüreğimi ferahlatmak için başımı kaldırdığımda baş ucumda sokağı aydınlatan ışık sayesinde önümde duran postalları gördüm. Siyah postalları. Dudaklarım şaşkınlık içerisinde aralık kalırken, gözlerimi biraz yukarı çıkarttım. Havada asılı olan, bana uzatılan parmakları gördüm. "Bende bir şeyini unutmuşsun üvercinka."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE